Yazar: Deniz Göktaş

İllüstrasyon: Cenk Güngör

10 yaşındayım. Büyük bir aile buluşması. Halalar, amcalar, kuzenler ve annem, babam, ben. Sofrada anekdotlar havada uçuşurken benim aklım 22:00’da Kanal D’de yayınlanacak olan Çığlık filminde. Haberini aldığım andan itibaren önüme gelene izlemediğim filmi anlatıyor, ilgilerini kaybettiğim an tanıtımdan aklımda kalanları taklit ediyor ve yeterince zaman geçtikten sonra saklandığım yerden tiz seslerle fırlayarak evin tahammül sınırlarını zorluyordum. Hava karardığında evdekileri filme dair tek bir kelime bile duymak istemez hâle getirmiştim. Ama bir yandan da merak yaratabildiğimi hatırlıyorum. Saatler 22:00’ı gösterince ekranda uyarı olarak birazdan yayınlanacak filmin 16 yaşından küçükler için uygun olmadığını bildiren bir yazı çıktı. Annem kumandaya el koydu ve muhtemelen Doğan Cüceloğlu kitaplarından öğrendiği bir üslupla izlememe izin veremeyeceğini belirtip televizyonu kapattı.

Anlatılana göre korku filmlerinin unutulmaz yönetmeni Wes Craven, Çığlık için teklif geldiğinde filmi yönetmeyi reddetmiş. Korku janrı dışında filmler yapmak istediği bir dönemdeymiş. Fakat tam o dönemler, Craven’ın eski filmlerini çok seven 10 yaşındaki bir oğlan çocuğu adamı “yumuşak” filmler yapmakla ve eskiye göre ödlek olmakla suçlamış. Buna içerleyen kırılgan Wes, yapım şirketini arayıp Çığlık’ı yönetmeyi kabul ettiğini iletmiş. Bu bilgiyle birlikte yaşadığım olay iyice trajik bir boyut kazanıyor. Annem ve devlet el ele, yaşıtım sayesinde çekilen filmi izlememi engellemiş.  Yetişkinlere özelmiş, kötü etkilenirmişim… Sanki evde hep beraber “hayata dönüş operasyonu” haberlerini izlemiyormuşuz, sorduğum her soruya sıfır pedagojik-yüzde yüz politik cevaplar verilmiyormuş gibi.

Bana ve Wes Craven’a uygulanan bu sansürün sebebinin ne olduğu önemli değil. Belki annemin büyük aile içindeki konumunu sağlamlaştırmak için öyle davranması gerekiyordu ya da 10 yaşında hiperaktif bir çocuğun parti basıp insanları bıçakla kovalayan bir hayaleti izlemesi gerçekten zararlıydı. Cevabı asla bilemeyeceğiz. Gel gelelim, bu engellemenin doğal sonucu olarak Ghostface denilen ve “Çığlık maskesi” olarak satılan o surat, bu kısacık ömrümün en etkili imajı oldu. O ağlamaklı ve dehşete kapılmış surat, filmi izleyebilen akranlarımın kabuslarına girdi. Sağlıklı olan da buydu. Güya filmin kötü etkilerinden korunan ben, hayranlık duyup o suratı kahraman belledim. Baktığım her yerde onu aradım. Kulağa komplo teorisi veya aşırı okuma gibi gelebilir ama o yaşlarda hoşlandığım insanların elmacık kemikleri çıkık, bakışları ağlamaklı, çeneleri spektakülerdi.

Hatırlayabildiğim anlar üzerinden dramatik bir kurgu yapacak olursam, Çığlık ile başlayan hayranlık, yasaklı her şeyi içine alarak kontrolsüzce genişledi. İnternet kafelerde önüme düşen kafa kesme videolarını göz kırpmadan dinledim. “Çocuklar Görmesin” posteri veren karikatür dergisi için ailemle kapıştım. Üslupları Doğan Cüceloğlu’ndan Abbas Güçlü’ye kaydı: ‘‘Biraz kısa tutalım.’’

Ben ise alıp gitmiştim, eski uysal Deniz’den eser yoktu. Testere gibi korku filmleri, muzır neşriyat, küfür düşkünlüğü… Walkman’de Eminem kaseti dinleyip elimdeki İngilizce sözlükten ‘f.ck’, ‘pr.stitute’, ‘b.tch’ kelimelerinin anlamını öğrendim. Küfretmek o kadar komik ve oyunsu geliyordu ki herhangi bir öfke hissetmeyi beklemeden “Küfür, küfür içindir” düşüncesiyle otantik kombinasyonlar yapıyordum. Tabii zor bir hayat. Bunu sürdürebilmeniz için süper kahramanlar gibi iki zıt kişiliğiniz olması gerekiyor. Geceleri anarşist küfürbaz, gündüzleri içe kapanık uslu çocuk. Yetişkinlerin yanında keşiş gibi sessizliğe gömülüyordum. Oradan ayrılır ayrılmaz ise Çığlık maskem yüzümü saklıyormuş gibi, vokal terör estiriyordum.

Başkalarının seni engellemeye çalışması gayet anlaşılır, hayatın akışına uygun. Sansür rahatlıktır. Otosansür ise asla sonu gelmeyecek başı sonu belirsiz bir öz savaştır. Belki zorlanma sebebim marjinal bir ailede büyümekten kaynaklanıyordur. Marjinal deyince öyle renkli saçlı ebeveynler, metalci dayılar, kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı kombinler gelmesin aklınıza. Politik işçi-memur ailesi marjinalliği. Herkesin her şeyi doğrudan söylediği, yetişkin muamelesi gördüğüm, televizyonda ve sokakta kısık sesle konuşulan sakıncalı mevzuların her gün meyve tabağı eşliğinde konuşulduğu bir ev düşünün. Böyle olunca da benim yalan söyleme, gerçek fikirlerimi saklama ve hikâye anlatmaya dair hiçbir refleksim gelişmedi. Sanatsal üretimin önündeki en büyük engel sağlıklı iletişimdir. Nerede ne söylenir ne söylenmez hâlâ öğrenebilmiş değilim, arkadaşlarıma danışıyorum.

Otosansürün yaşamsal fonksiyonunu ilk olarak 7 yaşında zor yoldan idrak ettim. Sakinlerinin Zaman gazetesi müptelası gibi 10-15 gazete alıp her sabah dağıttığı bir varoş Ankara mahallesinde arkadaşlarımla bilye oynuyorduk. Konu nereden geldi bilmiyorum ama onlara geleneksel dini inançları ve alışılmış tanrı anlayışını reddettiğimi belirten bir konuşma yaptım. O yaştaki bir çocuğun kelimeleriyle tabii. Aslında neler dediğimi hatırlıyorum ama bu yaşta bile burada yazmaya çekiniyorum. Zaten o günden sonra 20 yıl daha yaşayabilmemi bu çekinceme borçluyum. Açıklamalarım sert tepkiler aldı, “Cine mi tapıyorsun?” gibi retorik sorularla devam eden tartışma kısmi şiddet ve süresiz dışlanma ile sonuçlandı. Her devrin çocuğu kuzenim, “Deniz ben de aynı düşünüyorum ama böyle yaparsan hiç arkadaşımız kalmaz.” diyerek küçük çaplı bir hayat dersi verdi. Şimdi bir bakanlıkta üst bir mevkide çalıştığı için hiç “mahalle” arkadaşı kalmadı. O gün yaşadığım korkudan sonra bütün odağım uyum oldu. Diğer çocuklar evden öğrendikleriyle gelirken ben matematiğe hazırlanır gibi hazırlanıyordum. Din derslerinde gırtlağını en iyi kullanan öğrenci oldum.

Sonuç:

Sonuç. Aradan zaman geçti. Politik sebeplerle küfürle vedalaşıldı. Çığlık filmi onlarca kez izlendi. Ucuz plastikten yapılma Çığlık maskesiyle babaanne korkutuldu. Bir yerden sonra Çığlık’la dalga geçen Korkunç Bir Film serisi daha çok sevildi. Sonra da parodisi bile umursanmaz oldu. Alelade bir surat olarak kaldı geçmişte. Bir yerden sonra 16 + olundu, ergenlikten çıkıldı, aile saldı, yaş arttı, enerji düştü. Belki de bu engeller yaşatıyor. Onları aşma aşamama adrenaliniyle bu kadar içe dönük biri olarak konuşmaktan bu kadar keyif alıyorum.  Ara ara aksilikler olsa da gölgemden hızlı otosansür yapabiliyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information