The French Dispatch’ten Annette’e, Dune’dan House of Gucci’ye, 2022 Oscar Ödülleri’nde adından söz ettirebilecek 45 film!

Acısıyla tatlısıyla, pandemi gölgesinde bir Oscar Ödül Töreni’ni geride bıraktık. 25 Nisan gecesi düzenlenen törenle sahiplerini bulan 93. Akademi Ödülleri, politik mesajların önceki yıllara göre daha az olduğu, Frances McDormand ve Anthony Hopkins’in gecenin sonunda Oscar’a kavuşmalarıyla sürprizlerin art arda geldiği, Nomadland’in tahmin edildiği gibi En İyi Film Oscarı’nın sahibi olduğu anlara sahne oldu ve gayet beklendik bir törenle sinemaseverleri selamladı.

93. Akademi Ödülleri’nin sinema gündeminde önemli bir yer kapladığı süreci geride bırakırken; gözümüzü 2022 Oscar Ödülleri’ne çevirdik ve bu vesileyle Oscar yarışında adından söz ettirebilecek 40 filmi bir araya getirdik.

Cannes, Venedik, Toronto gibi festivallerin programlarında yer alması beklenen filmlerden tutun da oyuncu kadrosuyla büyük beklenti yaratan filmlere kadar birçok yapım bu listede kendisine yer ayırtmayı başardı.

2022 Oscar Ödülleri’nde adından söz ettirebilecek 40 filmi ve filmlerle ilgili detaylı bilgileri aşağıda bulabilirsiniz.

2022 Oscar Ödülleri’nde Adından Söz Ettirebilecek 45 Film

The French Dispatch – Wes Anderson

Pandemi şartlarından ötürü vizyon tarihi sürekli ertelenen, dünya prömiyerini temmuz ayında gerçekleşecek olan Cannes Film Festivali’nde yapacak olan The French Dispatch, gerek Wes Anderson imzası taşıması, gerekse bir araya getirdiği etkileyici oyuncu kadrosuyla merakımıza merak katıyor.

Filmin oyuncu kadrosunda Timothée Chalamet, Benicio Del Toro, Tilda Swinton, Bill Murray, Frances McDormand, Saoirse Ronan, Léa Seydoux, Timothée Chalamet, Adrien Brody, Owen Wilson gibi önemli isimler yer alıyor.

Şimdiden 2022 Oscar Ödül Töreni’ne damga vurması beklenen film, 20. yüzyılda Fransa’nın hayali bir şehrinde yaşayan Amerikalı gazetecilere yazılmış bir aşk mektubu olarak tanımlanıyor ve The French Dispatch isimli bir dergide yıllar boyunca yaşananları mercek altına alıyor.

Soggy Bottom – Paul Thomas Anderson

Paul Thomas Anderson’ın Soggy Bottom ismiyle anılan yeni filmi, tam da ödül sezonunun başladığı dönemde, 25 Aralık’ta izleyiciyle buluşacak.

Paul Thomas Anderson’ın aynı zamanda senaryosunu da kaleme aldığı film, izleyicileri 1970’lerin Los Angeles’ına götürecek ve yönetmenin filmlerinde görmeye aşina olduğumuz San Fernando Vadisi’nde geçecek. Filmin merkezinde aynı zamanda yetenekli bir oyuncu olan bir lise öğrencisi var. Her ne kadar hikâyenin merkezinde bu lise öğrencisi yer alsa da filmde pek çok karakterin önemli roller üstleneceği ve bu karakterlerin iç içe geçen hikâyelerinin anlatılacağı belirtiliyor.

Filmin başrolünde Philip Seymour Hoffman’ın oğlu olan Cooper Hoffman yer alıyor. Oyuncu kadrosunda ona başarılı oyuncu Bradley Cooper, HAIM grubu üyelerinden Alana Haim ve Safdie Kardeşler’den Benny Safdie eşlik ediyor.

Nightmare Alley – Guillermo del Toro

Nightmare Alley

En son The Shape of Water’la Oscar heykelciğini evine götüren Guillermo del Toro, yeni filmi Nightmare Alley ile Oscar yarışına dâhil olabilir. Guillermo del Toro’nun, The Shape of Water’da olduğu gibi bu film için Searchlight Pictures ile yeniden bir araya gelmiş olması, filmi ödül sezonunda avantajlı bir konuma sürüklüyor.

Filmin 3 Aralık 2021’de vizyona girmesi bu durumu desteklerken; oyuncu kadrosunda Bradley Cooper, Rooney Mara, Toni Collette, Willem Dafoe ve usta oyuncu Cate Blanchett’ın yer alması filme karşı olan heyecanımızı körüklüyor.

Film, özenle seçilmiş sözleriyle insanları manipüle etme konusunda özel bir yeteneğe sahip olan genç bir karnaval çalışanının, kendisinden bile daha tehlikeli olan psikiyatrist bir kadınla birlik olmasını konu alıyor. Filmin merkezinde yer alan karnaval çalışanına Bradley Cooper, psikiyatriste ise Cate Blanchett hayat veriyor. Rooney Mara karnaval çalışanı Molly’yi, Willem Dafoe, karnavalın baş çığırtkanı olan Clem’i, Ron Perlman Bruno the Strongman’i, Richard Jenkins ise sosyeteden biri olan iş insanı Ezra Grindle’ı canlandırıyor.

Dune – Denis Villeneuve

Dune

Denis Villeneuve imzalı Dune, bu yıl izleyeceğimiz en heyecan verici filmlerin başında geliyor. Bugüne kadar filmle ilgili yayınlanan görseller, hakkında çıkan haberler, filmin özellikle teknik dallarda Oscar yarışında iddialı olabilme ihtimalini gün yüzüne çıkartıyor.

Filmin Timothée Chalamet, Javier Bardem, Rebecca Ferguson, Stellan Skarsgård, Josh Brolin, Jason Momoa, Oscar Isaac, Dave Bautista, Zendaya ve Charlotte Rampling gibi önemli isimleri bir araya getiriyor olmasının da merakımıza merak kattığını belirtmeden geçmeyelim.

Dune filmi; ailesi çöl gezegeni Arrakis’i kontrol eden Paul Atreides’in hikâyesini anlatıyor. Galaksideki en değerli madene ev sahipliği yapan Arrakis’e diğer soylu ailelerin de talip çıkması, Paul’u hiç beklemediği bir mücadelenin içine sürüklüyor.

Killers of the Flower Moon – Martin Scorsese

Martin Scorsese’nin Killers of the Flower Moon adlı yeni filmin ödül sezonunun iddialı yapımlarından biri. 200 milyon doları aşan bütçesiyle yönetmenin bugüne kadarki en büyük bütçeli filmi olacağı söylenen Killers of the Flower Moon, ilk olarak Paramount çatısı altında hazırlanmış olsa da, yüksek bütçesi nedeniyle stüdyo tarafından dijital platformlara sunulmuş ve sonunda Apple tarafından satın alınmıştı. Scorsese’nin yeni filmi, her ne kadar Apple orijinal yapımı olacak olsa da, Apple TV+‘ta yayınlanmadan önce Paramount tarafından sinemalarda dağıtıma da sokulacak.

James Gray tarafından sinemaya uyarlanan The Lost City of Z’in de yazarı olan David Grann‘in aynı adlı romanından uyarlanan film, 1920-1925 yılları arasında o dönem dünyanın belki de en zengin insanları olarak bilinen Osage yerlilerinin yaşadıkları yerde petrol bulunmasının ardından sistematik bir biçimde katledilmesinin gerçek hikâyesini konu alıyor. Romanda anlatılanlara göre, olayı araştıran birçok araştırmacının öldürülmesi üzerine FBI davayı ele alır. Bu, organizasyonun o zamana kadarki en önemli ve en büyük davası olur. J. Edgar Hoover’ın çözmeye çalıştığı bu gizemin detayları ortaya çıktıkça Amerikan tarihinin en ölümcül komplolarından bir tanesi gün yüzüne çıkmaya başlar.

Leonardo DiCaprio ve Robert De Niro’nun başrollerinde yer aldığı filmde ikiliye Lily Gladstone ve Jesse Plemons eşlik ediyor. Filmde Leonardo DiCaprio, Ernest Burkhart karakterine hayat verirken; Lily Gladstone, Ernest Burkhart’ın eşi Mollie Burkhart olarak karşımıza çıkıyor. Robert De Niro da Ernest’in çiftlik sahibi olan amcasına hayat verecek. Jesse Plemons ise cinayetleri araştıran FBI ajanına hayat veriyor.

The Power of the Dog – Jane Campion

Usta yönetmen Jane Campion, Thomas Savage‘ın aynı adlı romanından uyarlanan The Power of the Dog ile uzun bir aradan sonra beyazperdeye geri dömeye hazırlanıyor.

Benedict Cumberbatch’ın başrolünde yer aldığı filmde Kirsten Dunst ve Jesse Plemons da yer alıyor. Bu üçlüye Thomasin McKenzie, Kodi Smit-McPhee, Frances Conroy, Keith Carradine gibi isimler eşlik ediyor.

Film, Montana’da büyük bir çiftliğin sahibi olan Phil ve George Burbank kardeşleri odak noktasına alıyor. Benedict Cumberbatch, kardeşlerden huysuz ve zalim olan Phil’i canlandırırken; Paul Dano da Phil’in titiz ve kibar kardeşi George’a hayat verecek. Kirsten Dunst ise George’un eşi Rose olarak karşımıza çıkacak. Hikâye; George’un Rose ile gizlice evlendiğini duyan Phil’in, Rose’un oğlu Peter’ı bir piyon olarak kullanarak onu yok etmek için amansız bir savaş başlatmasını mercek altına alacak.

Peki konusu ve oyuncu kadrosuyla merak uyandıran film, yıllar sonra Jane Campion’a yeni bir Oscar ödülünü getirir mi? Bu sorunun cevabını öğrenmek için biraz daha beklememiz gerekiyor.

House of Gucci – Ridley Scott

Akademi’nin dikkatini her daim çeken Ridley Scott, bir süredir dünyaca ünlü moda tasarımcısı Guccio Gucci’nin torunu Maurizio Gucci cinayetini mercek altına alan House of Gucci filmi üzerinde çalışıyor.

Sara Gay Forden‘ın The House of Gucci: A Sensational Story of Murder, Madness, Glamour, and Greed adlı romanından uyarlanan filmin senaryosunu Roberto Bentivegna kaleme alıyor. Filmin oyuncu kadrosu ise oldukça dikkat çekici. Lady Gaga filmde Maurizio Gucci’yi öldürmekle suçlanan ve yıllarca cezaevinde yatan eski eşiPatrizia Reggiani’yi canlandırırken; Adam Driver ise Maruizio Gucci’ye hayat veriyor. Ayrıca Jared Leto, Al Pacino, Jack Huston ve Reeve Carney gibi isimler de filmde rol alıyor.

Gerek gerçek hayatta yaşanmış bir hikâyeyi ele alıyor olması, gerek oyuncu kadrosuyla ve yönetmeniyle House of Gucci’nin, önümüzdeki yıl Oscar yarışında yer alması bekleniyor.

West Side Story – Steven Spielberg

Disney

1961 yılında Jerome Robbins ve Robert Wise ikilisi tarafından sinemaya uyarlanan, unutulmaz şarkıları, başarılı koreografileri ve izleyiciyi içine çeken hikâyesiyle zaman içerisinde klasikler arasında yerini alan West Side Story, usta yönetmen Steven Spielberg tarafından yeniden sinemaya uyarlandı.

1957 yapımı aynı adlı Broadway müzikalinin bir uyarlaması olan film, birbirine düşman iki sokak çetesinden Jets’in üyesi Tony ile Sharks’ın liderinin kız kardeşi Maria arasındaki tutku aşkı konu alıyor. West Side Story yeniden çevriminin başrolünde Ansel Elgort yer alıyor. Filmde Maria karakterine, ilk kez bir filmde rol alan 18 yaşındaki Rachel Zegler hayat veriyor. Romeo ile Juliet’in hikâyesini müzikal türün formlarıyla birleştiren yeniden çevrimin senaryosunu, daha önce Steven Spielberg’le pek çok kez çalışıp Munich ve Lincoln filmleriyle Oscar adaylığı elde eden Tony Kushner kaleme alıyor.

In the Heights – Jon M. Chu

West Side Story gibi Lin-Manuel Miranda’nın Tony ödüllü Broadway müzikalinden sinemaya uyarlanan In the Heights filminin yeni fragmanı da 93. Akademi Ödülleri sırasında izleyici karşısına çıktı.

Lin-Manuel Miranda’nın aynı zamanda oyuncu kadrosunda yer aldığı filmin yönetmenliğini G.I. Joe: Retaliation, Now You See Me 2, Crazy Rich Asians filmlerine imza atan Jon M. Chu üstleniyor. Filmin oyuncu kadrosunda Lin-Manuel Miranda ile beraber Anthony Ramos, Corey Hawkins, Melissa Barrera, Leslie Grace, Jimmy Smits, Olga Merediz, Daphne Rubin-Vega, Stephanie Beatriz ve Dascha Polanco gibi isimler de yer alıyor.

Müzik kategorilerinde iddialı olması beklenen film, izleyiciyi Washington Heights sokaklarına davet ediyor. Film, büyükannesinden kalan mirastan sonra mağazasını kapatıp Dominik Cumhuriyeti’ne taşınmak isteyen ama bu konuda karışık hisler içine olan bir şarap dükkânı sahibi Usnavi’nin hikâyesini anlatıyor.

The Last Duel – Ridley Scott

Ridley Scott’ın bu listede yer alan bir diğer filmi ise Matt Damon, Ben Affleck, Jodie Comer ve Adam Driver’ın bir araya geldiği, Eric Jager‘ın aynı isimli romanından sinemaya uyarlanan The Last Duel.

İzleyiciyi 14. yüzyıl Fransa’sına davet eden film, çok yakın iki arkadaş olan Jean de Carrouges ve Jacques Le Gris arasındaki intikam hikâyesini mercek altına alıyor.

Ridley Scott’ın bu yıl hem House of Gucci hem de The Last Duel ile Oscar sezonunda yer alma ihtimali, yönetmenin kariyerinde önemli bir dönüm noktası olacak gibi gözüküyor. Bu iki filmden hangisinin daha çok ön plana çıkacağını önümüzdeki dönemlerde öğreneceğiz.

The Card Counter – Paul Schrader

2018 yılında yönettiği First Reformed filmiyle ilk Oscar adaylığını kazanan Paul Schrader, hiç vakit kaybetmeden bir sonraki filmi The Card Counter için hazırlıklara başlamış, filmin başrolünde yer alması için başarılı oyuncu Oscar Isaac‘le anlaşmaya varılmıştı.

Paul Schrader’ın ikinci Oscar adaylığını kazanıp kazanmayacağını merak ettiğimiz filmde Oscar Isaac, eski bir asker ve kumarbaz olan William Tell’e hayat veriyor. Başarılı oyuncuya Tiffany Haddish, Tye Sheridan ve Willem Dafoe gibi önemli isimler eşlik ediyor.

The Tragedy of Macbeth – Joel Coen

Coel Kardeşler’den Joel Coen‘in kardeşi Ethan olmadan çektiği ilk film olan The Tragedy of Macbeth, ödül sezonunda ön plana çıkması beklenen filmlerden biri.

William Shakespeare’in daha önce defalarca sahneye ve beyazperdeye uyarlanan unutulmaz eserinin bu yeni versiyonunda başrollerde usta oyuncular Denzel Washington ve Frances McDormand yer alıyor. Oyuncu kadrosunda bu iki usta isme Brendan Gleeson, Harry Melling, Ralph Ineson ve Corey Hawkins eşlik ediyor.

Macbeth, üç cadının bir gün İskoçya kralı olacağına dair kehanette bulunmasının ardından tahtı ele geçirmek için eşiyle birlikte krala karşı komplo kuran bir İskoç lordunun, hırsı tarafından yavaş yavaş tüketilmesini anlatıyor. Filmde Macbeth’i Denzel Washington, Lady Macbeth’i ise Frances McDormand canlandırıyor. Brendan Gleeson ise İskoçya Kralı Duncan’a hayat veriyor.

Don’t Look Up – Adam McKay

Adam McKay’in Netflix yapımı Don’t Look Up filmi son yılların en heyecan verici oyuncu kadrolarından birine sahip. Filmin oyuncu kadrosunda kimler yok ki: Leonardo DiCaprio, Jennifer Lawrence, Rob Morgan, Meryl Streep, Cate Blanchett, Jonah Hill, Himesh Patel, Timothée Chalamet, Ariana Grande, Kid Cudi, Matthew Perry ve Tomer Sisley.

The Big Short’ta ekonomi dünyasına, Vice’ta ise Amerikan siyasetine hicivsel bir dille ışık tutan McKay, bu kez de basın sektörünü benzer tonda bir filmle mercek altına alacak. McKay’in senaryosunu kaleme aldığı film, bir meteorun altı ay içinde Dünya’yı yok edeceğini öğrenen iki uzay bilimcinin hikâyesini anlatıyor. İnsanları yaklaşan yıkıma karşı uyarmak isteyen bu iki uzay bilimci, kötü haberi duyurabilmek için basın turuna çıkıyor.

Film, yıldızlar geçidini barındıran oyuncu kadrosu ve yönetmeniyle, Oscar sezonunda başarı yakalayacağı tahmin edilen yapımlar listesine üst sıralardan giriş yapıyor.

Tick, Tick… Boom! – Lin-Manuel Miranda

Pulitzer ödüllü Hamilton müzikalinin yaratıcısı Lin-Manuel Miranda’nın ilk uzun metraj filmi olan Tick, Tick… Boom!, Netflix’in Oscar yarışında öne çıkarması beklenen yapımlarından biri.

Jonathan Larson’un Rent oyunundan esinlenen filmin senaryosunu Dear Evan Hansen müzikalinin de senaristi olan Steven Levenson kaleme alıyor. Levenson aynı zamanda Julie Larson ile beraber filmin yürütücü yapımcılığını üstleniyor.

Bradley Whitford, Andrew Garfield, Vanessa Hudgens gibi isimlerin rol aldığı film, 1990 yılında geçiyor ve New York’ta yaşayan hevesli müzikal bestecisi Jon’un hikâyesini anlatıyor. Jon, garsonluk yaparken bir yandan da sıradaki muhteşem Amerikan müzikali olmasını ve bu sayede nihayet büyük çıkışını yapmasını sağlamasını umduğu Superbia isimli bir oyun yazmaktadır. Jon, 30. doğum günü yaklaşırken kaygı ve endişe doludur ve hayallerini gerçekleştirip gerçekleştirmeme noktasında önemli bir karar vermek zorundadır.

Luca – Enrico Casarosa

La Luna isimli kısa filmiyle Oscar’a aday olan Enrico Casarosa, Pixar yapımı Luca ile ilk uzun metraj filmine imza atıyor. Filmi senaryosunu Me and Earl and the Dying Girl’ün senaristi Jesse Andrews ve Soul filminin senaristi olarak karşımıza çıkan Mike Jones kaleme alıyor.

Film, İtalyan Riviera’sında yaşayan Luca adlı küçük bir çocuğun hikâyesini anlatıyor. Luca’nın yaz aylarındaki macerasını izleyeceğimiz film, bizi karanlık bir sırla baş başa bırakıyor. O da Luca’nın deniz yüzeyinin altındaki dünyadan gelen bir deniz canavarı olması.

Hem Pixar filmi olması hem de yönetmen Enrico Casarosa’nın daha önceden Oscar’a aday olması, animasyon kategorisinde filmi iddialı bir konuma sürüklüyor.

A Journal for Jordan – Denzel Washington

Sinema dünyasının en saygın oyuncuları arasında yer almasının yanı sıra yönetmen olarak da övgü toplayan işlere imza atan, daha önce Antwone Fisher, The Great Debaters ve Fences filmlerini yöneten Denzel Washington, Pulitzer ödüllü gazeteci Dana Canedy ile Amerikan ordusunda asker olan Charles Monroe King’in ilişkisini konu alan A Journal for Jordan için yeniden kamera arkasına geçiyor.

Mudbound ile Oscar adaylığı kazanan Virgil Williams’ın senaryosunu yazdığı film, adını Charles Monroe King’in oğlu Jordan için kaleme aldığı günlüklerden alıyor. King, Irak’ta askerlik yaptığı sırada, henüz yeni doğan oğlu için hayat hakkında önemli tavsiyeler verdiği bir günlük tutmuştu. King’in hem oğluna hem de Dana’ya sevgisini yansıtan bu günlükler, 2006 yılında Irak’ta öldürülmesinin ardından ayrı bir anlam kazanmıştı.

Denzel Washington ve biyografi filmi kombinasyonunu bir araya getiren A Journal for Jordan, Akademi üyelerinin ilgisini çekebilecek türden bir yapım. Bu perspektiften baktığımızda filmin potansiyel Oscar adayları arasında yer alacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

The Hand of God – Paolo Sorrentino

Yakın dönem İtalyan sinemasının önemli isimlerinden Paolo Sorrentino, önümüzdeki dönemde Netflix çatısı altında hazırlanan The Hand of God filmiyle dikkatleri üzerine çekmeye hazırlanıyor.

Sorrentino’nun aynı zamanda Lorenzo Mieli ile birlikte yapımcılığını üstleneceği filmin çekimleri Napoli’de gerçekleşti. Daha önce ilk filminden tam 20 yıl sonra yeniden Napoli’de bir film çekeceği için heyecanlı olduğunu söyleyen Sorrentino, bunun içten ve kişisel bir film olmasıyla kariyerinde bir ilk olacağını ifade etti.

Sorrentino imzası taşımasıyla merak uyandıran The Hand of God’un konusuyla ilgili detaylar şu an için gizli tutuluyor.

CODA – Sian Heder

Hatırlayacak olursanız Apple, dünya prömiyerini yaptığı 2021 Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan ve festivalde beğeniyle karşılanan, Siân Heder imzalı Coda filminin haklarını 25 milyon dolara satın almıştı.

Bu hamlesiyle Apple, Sundance’den ödül kazanmış bu filmi Oscar yarışına sokmak için eline önemli bir fırsat geçirmişti. Apple’ın bu fırsatı nasıl bir şekilde kullanacağı, filme Oscar adaylığı kazandırması konusunda nasıl bir strateji yürüteceği merak konusu.

Filme adını veren Coda (Children of Deaf Adults), ebeveynleri işitme engelli olup kendisi işitme engelli olmayan çocuklar için kullanılan bir terim. Bunun üzerinden film, işitme engelli bir balıkçı ailesinde doğan Ruby Rossi karakterinin hikâyesini anlatıyor. Filmde Emilia Jones’un canlandırdığı Ruby, evde duyabilen tek kişidir ve ailesinin bütün yükü onun omuzlarındadır. Ailesinin yaptığı balıkçılık işi tehlikeye girdiğinde Ruby, hayalleri ve ailesi arasında bir tercih yapmak zorunda kalır. Ruby ya müzik dünyasında hayallerinin peşinden gidecek ya da ailesine yardım etmek için evde kalacaktır.

Passing – Rebecca Hall

Netflix’in haklarını satın aldığı, daha önce Vicky Cristina Barcelona ve Transendence gibi yapımlarda izlediğimiz Rebecca Hall’un yönetmenliğini üstlendiği Passing, 1929 yılı New York’unda siyahları ve beyazları ayıran çizginin zıt taraflarında yaşamayı tercih eden, beyazlar arasında ‘kabul görmüş’ iki Afro-Amerikalı kadına odaklanıyor.

Dram türündeki film, kadrosunda Tessa Thompson, Ruth Negga, André Holland, Alexander Skasgård ve Bill Camp gibi isimleri buluşturuyor.

Dünya prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yapan film, Netflix’in Oscar yarışına sokmak için kampanya yürüteceği yapımlar arasında yer alabilir. Bağımsız film kontenjanından Oscar’a aday olma ihtimali olan filmin eleştirmenlerden ve izleyicilerden alacağı yorumlar merak konusu.

Respect – Liesl Tommy

Bu yılın en önemli biyografik filmlerinden biri olması kuvvetle muhtemel Repect, efsanevi R&B şarkıcısı Aretha Franklin’in yaşam öyküsünü konu ediyor.

Yönetmenliğini Jessica Jones, Insecure gibi dizilerden tanıdığımız Liesl Tommy’nin üstlendiği filmin senaryo yazarıysa The Americans, Fosse/Verdon gibi dizilere imza atan Tracey Scott Wilson. Filmde Franklin’i Dreamgirls filmiyle Oscar ödülüne layık görülen Jennifer Hudson canlandırıyor. Hudson’a filmde eşlik eden isimler arasında Marlon Wayans, Forest Whitaker ve Leroy McClain yer alıyor.

Jennifer Hudson’ın bu filmdeki performansıyla ikinci Oscar’ını kazanacağı şimdiden sinema kulislerinde konuşulmaya başlandı. 13 Ağustos’ta vizyona girecek olan filmin alacağı yorumlar, Hudson’ın Oscar kaderini belirlemede önemli bir rol oynayacak.

The Eyes of Tammy Faye – Michael Showalter

Jessica Chastain ve Andrew Garfield, aynı isimli belgeselden uyarlanan biyografi türündeki The Eyes of Tammy Faye filmi için bir araya geliyor. Filmin yönetmenliğini ise The Big Sick’in yönetmeni Michael Showalter üstleniyor.

Adından anlaşıldığı üzere film; 1970 ve 80’lı yıllar arasında Hristiyanlığı yaymak için televizyon, radyo gibi kitle iletişim araçlarını kullanan televangelist Jim Bakker ve Tammy Faye Bakker çiftini odak noktasına alıyor. Jessica Chastain, televangelist olmasının yanı sıra kariyerini şarkıcı olarak sürdüren ve LGBT topluluğuna desteğiyle bilinen Tammy Faye Bakker’ı; Andrew Garfield ise yolsuzluk yapan, rakiplerine karşı entrika çeviren ve seks skandalıyla o dönemde gündeme bomba gibi düşen Jim Bakker’ı canlandırıyor.

Searchlight Pictures önderliğinde, 24 Eylül’de vizyona girmesi planlanan film, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapabilir.

No Time to Die – Cary Fukunaga

2006 yapımı Casino Royale’den beri James Bond‘a hayat veren Daniel Craig‘in ikonik karaktere son kez hayat verdiği No Time to Die, pandeminden dolayı bir türlü izleyemediğimiz, vizyon tarihi birkaç kez ertelenen filmlerin başında geliyor. Fleabag ve Killing Eve’in yaratıcısı Phoebe Waller-Bridge‘in senaryosuna katkıda bulunduğu filmi Sin Nombre, Jane Eyre ve True Detective gibi yapımlarla tanınan Cary Fukunaga yönetiyor.

No Time to Die, MI6’teki görevinden ayrılıp Jamaika’da sessiz sakin bir hayat süren James Bond’un huzurlu yaşamının bozulmasıyla gelişen olayları konu alıyor. Eski dostu olan CIA ajanı Felix Leiter (Jeffrey Wright) kapısını çalıp yardım isteyince Bond, kendisini yeni olayların içerisinde buluyor. Kaçırılan bir bilim insanını kurtarmaya çalışan Bond, oldukça tehlikeli yeni bir teknolojiye sahip olan gizemli bir suçluyla karşı karşıya geliyor.

No Time to Die’ın tema şarkısını da seslendiren, müzik dünyasının yükselen isimlerinden Billie Eilish’in bu filmle Oscar alma ihtimâlinin şimdiden gerçeğe dönüştüğünü tahmin etmek zor olmasa gerek. Neredeyse banko olarak nitelendirebileceğimiz bu durum, filmin Oscar’da iddialı olduğu en önemli kategori olarak adından söz ettiriyor.

Blonde – Andrew Dominik

Chopper, The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford ve Killing Them Softly filmleriyle tanınan Andrew Dominik, uzun bir süredir Blonde ismindeki Marilyn Monroe biyografisi üzerinde çalışıyor.

Filmde Marilyn Monroe’yu, Knock Knock, War Dogs ve Blade Runner 2049 filmleriyle sinema dünyasının yükselen isimleri arasında yer alan, geçtiğimiz yıl Knives Out ile Altın Küre’ye aday olan Ana de Armas canlandırıyor. Adrien Brody, Bobby Cannavale, Garret Dillahunt, Scoot McNairy, Julianne Nicholson da filmde Ana de Armas’a eşlik ediyor.

Senaryosunu da Andrew Dominik’in kaleme aldığı film; yetenekli bir genç olan Norma Jeane Mortenson’ın film yıldızı Marilyn Monroe’ya dönüşmesini, hem özel hayatında hem de kariyerinde yaşadığı buhranlardan dolayı geçirdiği sıkıntılı günleri odak noktasına alıyor.

Annette – Leos Carax

Les amants du Pont-Neuf ve Holy Motors gibi filmlerle adından övgüyle söz ettiren Leos Carax‘ın, ilk İngilizce ve müzikal filmi Annette uzun zamandır sinemaseverler tarafından merakla bekleniyor.

Başrollerinde Adam Driver ve Marion Cotillard‘ın yer aldığı film, iki yaşındaki kızlarının oldukça özel bir yeteneğe sahip olduğunu fark eden bir çiftin hikâyesini anlatıyor. Filmde Adam Driver genç bir stand-up komedyenini, Marion Cotillard ise bir opera şarkıcısını canlandırıyor.

Amerikan sanat-rock grubu Sparks‘ın orijinal şarkılarını içeren film, klasik Broadway tarzı müzikallerden çok daha farklı bir anlatım tarzına sahip. Sparks’ın senaryosunu yazdığı filmde oyuncular aynı replik içinde hem konuşuyor hem de şarkı söylüyor. Buradan hareketle alışılmışın dışında bir müzikal filmi izleyecek olmak heyecanımızı ikiye katlıyor. Filmin dünya prömiyerini 2022 Cannes Film Festivali’nde yapacağını sözlerimize ekleyelim.

C’mon C’mon – Mike Mills

Joker filmindeki performansıyla En İyi Erkek Oyuncu Oscarı’nı kazanan Joaquin Phoenix, bu yıl Beginners ve 20th Century Women gibi beğeni kazanan filmlere imza atan Mike Mills‘in yeni filmi C’mon, C’mon ile izleyici karşısına çıkacak.

Filmde Joaquin Phoenix, zeki ama hassas bir çocuk olan ve babası bipolar bozukluktan muzdarip olduğu için zor zamanlardan geçen yeğeniyle zaman geçirmeye başlayan bir belgesel yönetmenini canlandırıyor. İkili birlikte Amerika boyunca uzanan bir yolculuğa çıkarken, aralarında beklenmedik bir bağ oluşuyor.

Joaquin Phoenix ile beraber filmin oyuncu kadrosunda Gaby Hoffman, Woody Norman ve Kenneth Kynt Bryan gibi isimler yer alıyor. Filmin görüntü yönetmenliğini American Honey, Marriage Story ve The Favourite ile Oscar’a aday olan Robbie Ryan üstleniyor.

After Yang – Kogonada

Kariyerine kısa metraj belgesellerle başlayan, dünya prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nde beğeniyle karşılanan 2017 yapımı Columbus ile adından söz ettiren Kogonada‘nın yeni filmi After Yang ile bu yılın merak edilen yapımlarından biri.

Alexander Weinstein’in Saying Goodbye to Yang adlı kısa öyküsünden uyarlanan film; ailelerin kendi çocuklarına yardımcı olmaları için robot çocuklar satın aldığı bir dünyada geçiyor ve artık ailelerinin bir parçası hâline gelen Yang adlı robotu kurtarmak için mücadele veren bir baba ve kızın hikâyesini anlatıyor.

Colin Farrell‘ın başrolünde yer aldığı, A24 yapımı bu filmin oyuncu kadrosunda Haley Lu Richardson, Jodie Turner-Smith, Clifton Collins Jr., Brett Dier gibi isimler yer alıyor.

Triangle of Sadness – Ruben Ostlund

Force Majeure ve The Square gibi filmlerle tanınan Ruben Östlund’un Triangle of Sadness isimli yeni filmi, oyuncu kadrosunda Charlbi Dean Kriek, Woody Harrelson, Harris Dickinson, Zlatko Buric, Iris Berben, Sunnyi Melles, Henrik Dorsin, Dolly De Leo, Vicky Berlin ve Oliver Ford Davies gibi isimleri barındırıyor.

Kara komedi türündeki Triangle of Sadness, çift olarak üne kavuşan iki mankenin zenginlerin dünyasındaki yolculuğunu hicivsel bir dille anlatıyor. Moda ve sosyete dünyasının önde gelen isimlerinin katıldığı bir gemi seyahatine çıkan çift, kaptanın şımarık yolcularına bir ders vermek için fırtınanın ortasında bir etkinlik düzenlemesiyle kendilerini son derece rahatsız edici bir durumun içinde bulur.

Sinemaseverleri toplumsal düzen ve insan doğası üzerine düşünmeye sevk edecek gibi görünen Triangle of Sadness, Force Majeure filmi gibi olumlu yorumlar alırsa Akademi üyelerinin radarına girebilecek yapımlar arasında yer alıyor. Filmin hangi festivalde prömiyerini yapacağı henüz netlik kazanmadı.

Spencer – Pablo Larraín

No, Neruda, Jackie gibi filmlerle sinemaseverlerin gönlünü kazanan, son olarak Ema ile sinemalarımıza konuk olan Şilili yönetmen Pablo Larraín, Jackie’den sonra bir diğer ikonik kadına odaklanan Spencer filmiyle sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Son yıllarda Clouds of Sils Maria, Personal Shopper, Seberg gibi dikkat çekici filmlerde rol alarak kendisine etkileyici bir kariyer çizen Kristen Stewart, filmde Prenses Diana’ya hayat veriyor.

Film, 1990’ların başında, Diana’nın Prens Charles ile olan evliliğin artık yürümediğine karar verdiği hafta sonuna odaklanıyor. Diana, Noel kutlaması için Norfolk’taki sarayda geçirdiği bu kritik hafta sonunun ardından bir gün kendini kraliçe yapabilecek yoldan uzaklaşmaya karar veriyor.

Being the Ricardos – Aaron Sorkin

Son olarak The Trial of the Chicago 7 filmiyle Oscar’a aday olan Aaron Sorkin, geçtiğimiz aylarda bir döneme damgasını vurmuş I Love Lucy dizisinin başrol oyuncuları Lucillle Ball ile Desi Arnaz arasındaki ilişkiye odaklanacak yeni filmi Being the Ricardos‘un hazırlıklarına başlamıştı.

Filmde Lucille Ball ve Desi Arnaz çiftini canlandırmaları için Nicole Kidman ve Javier Bardem‘le anlaşmaya varılmıştı. Film I Love Lucy dizisinin çekildiği dönemde geçecek ve dizinin bir haftalık çekim süresi boyunca yaşanan olayların perde arkasını, Lucillle Ball ile Desi Arnaz arasındaki ilişkinin kırılma noktalarını ele alacak.

Aaron Sorkin’in, bu filmle Oscar’a adaylığı aldığı takdirde yönetmenlik kariyerine yeni bir ivme kazandıracağını söyleyebiliriz. Farklı tarzlarda filmler çekmeye özen gösteren Sorkin’in bu filme neler yapacağı konusu merak unsuru olarak akıllarımızda yer ediniyor.

Disappointment Blvd. – Ari Aster

Yönetmenliğini üstlendiği Hereditary ve Midsommar filmleriyle son yılların en iyi korku filmlerinden ikisine imza atan ve kısa sürede sinemaseverlerin radarına giren Ari Aster, Disappointment Blvd. isimli yeni filmiyle yönetmenlik kariyerine yeni ivme kazandırıyor.

Joaquin Phoenix’in başrolünde yer alacağı, korku türündeki film, “tüm zamanların en başarılı girişimcilerinden birinin uzun yıllara yayılan hikâyesinin samimi bir portresi” olarak tanımlanıyor. Filmin korku türünde olması, adaylık ihtimâlini biraz zorlaştırıyor olsa da oyuncu performansları ödül sezonunda filmin konuşulmasını sağlayabilir.

Petite Maman – Céline Sciamma

Tomboy, Girlhood, Water Lilies gibi filmlerle adından söz ettirdikten sonra Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi – Portrait of a Lady on Fire ile modern bir başyapıta imza atan Céline Sciamma, bu yıl yeni filmi Petite maman ile sinemaseverlerin karşısına çıktı. 71. Berlin Film Festivali’nin sektöre özel düzenlenen ilk ayağında çevrimiçi gösterimde izleyici karşısına çıkan film, jüri tarafından ödüle layık görülmemiş olsa da, pek çok kişi için festivalin en beğenilen filmi oldu.

Oscar’da En İyi Uluslararası Film kategorisinde adaylık kazanma şansı olan film, kısa süre önce büyükannesini kaybeden sekiz yaşındaki Nelly karakterini odak noktasına alıyor. Annesinin çocukluğunun geçtiği evin boşaltması için ebeveynlerine yardım eden Nelly, bu sırada annesinin büyüdüğü evi ve çevresindeki ormanı keşfetmeye başlar. Burası, annesi Marion’un çocukken oynadığı yerleri ve inşa ettiğinden bahsettiği kulübeyi kapsar. Annesinin yaşananların ağırlığını kaldıramayıp bir süreliğine ortadan kaybolması Nelly’nin hayatının dönüm noktasını oluşturur. Annesinin kaybolduğu süreçte Nelly, bir ağaç evi yapan, kendi yaşlarında bir kızla tanışır ve kızın adı da Marion’dur.

David O’Russell’ın Yeni Filmi

Christian Bale, Margot Robbie, John David Washington, Robert De Niro, Mike Myers, Timothy Olyphant, Michael Shannon, Chris Rock, Anya Taylor-Joy, Andrea Riseborough, Matthias Schoenaerts, Alessandro Nivola, Rami Malek, Zoe Saldana….

Bütün bu oyuncuların hepsi, The Fighter, Silver Linings Playbook ve American Hustle ile dört yılda beş Oscar adaylığı kazanan David O. Russell’ın yeni filminde bir araya geliyor.

Gerek David O. Russell imzası taşıması gerek bir araya getirdiği oyuncu kadrosuyla merak uyandıran filmin konusu hakkında bilinenler oldukça kısıtlı. Ancak filmin bir doktor ile avukat (Bale ve Robbie) arasındaki alışılmadık ortaklığı konu alacağı söyleniyor.

Filmin kamera arkası ekibinde ise Gravity, Birdman ve The Revenant filmleriyle Oscar kazanan Emmanuel Lubezki, görüntü yönetmeni olarak yer alırken; Joker için bestelediği etkileyici müziklerle Oscar’a layık görülen İzlandalı müzisyen Hildur Guðnadóttir ise filmin müziklerini besteliyor. Ödül sezonunda, yani yılın son aylarında vizyona gireceği tahmin edilen film, şimdiden potansiyel Oscar adayları arasında görülüyor.

King Richard – Reinaldo Marcus Green

Reinaldo Marcus Green, prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yapan ilk uzun metraj filmi Monsters and Men’in ardından, Will Smith’in başrolünü üstlendiği King Richard’ın yönetmen koltuğuna oturuyor ve kızlarını tenis oyuncuları olarak yetiştirmek için elinden geleni yapan ve sonunda tarihin gördüğü en iyi kadın tenisçilerden ikisini spor dünyasına kazandıran Richard Williams’ın hikâyesini derinlemesine inceliyor.

Will Smith’in Serena ve Venus Williams’ın babası Richard Williams’ı canlandırdığı filmin oyuncu kadrosunda Jon Bernthal, Dylan McDermott, Tony Goldwyn, Andy Bean gibi isimler de yer alıyor. Biyografi filmi olması  King Richard’ı Oscar sezonunda avantajlı bir konuma getiriyor.

Cry Macho – Clint Eastwood

Million Dollar Baby ve Unforgiven filmleriyle Oscar kazanan Clint Eastwood, Akademi’nin sevdiği bir isim. Öyle ki eleştirmenlerden genel anlamda olumsuz yorumlar alan bir Eastwood filmi Oscar adaylığı elde edebiliyor. Kathy Bates’in Oscar adaylığı kazandığı Richard Jewell filmi bu durumun son örneği.

Eastwood, şimdi de başrolünde yer alıp, aynı zamanda yönettiği Cry Macho filmiyle dikkatleri üzerine çekmeye hazırlanıyor. Filmin 22 Ekim’de vizyona girecek olması, Oscar sezonunda etkili olabileceğinin sinyallerini veriyor.

Film, bir çocuğu Mexico City’deki alkolik annesinden kaçırıp, eski patronu olan Texas’taki babasına teslim ederek 50 bin dolar kazanmak isteyen at eğitmeni Mike’ın hikâyesini konu alıyor. Filmde eskiden rodeo olarak yaşamanı sürdüren Mike’ın, çocuğu babasına teslim etme sürecinde yaşadığı olaylara tanık oluyoruz.

Don’t Worry Darling – Olivia Wilde

İzleyiciler ve eleştirmenler tarafından beğeniyle karşılanan Booksmart filmiyle yönetmenlik kariyerine adım atan Olivia Wilde, şimdi de Florence Pugh, Harry Styles, Chris Pine gibi isimlerin oyuncu kadrosunda yer aldığı Don’t Worry Darling ile bir kez daha kamera karşısına geçiyor.

Film, 1950’lerde Kaliforniya çölündeki ütopik bir komünitede yaşayan bir ev hanımı ile eşini odak noktasına alıyor. Florence Pugh, Harry Styles’ın canlandırdığı eşinin rahatsız edici sırlar saklıyor olabileceğinden endişelenen bu ev hanımına hayat veriyor.

Filmin ne zaman izleyici ile buluşacağı hakkında henüz net bir bilgi bulunmuyor. Ancak filmin, bu yılın son çeyreğinde vizyona gireceği tahmin ediliyor.

Summer of Soul – Questlove

Amerikalı hip-hop grubu The Roots grubunun üyelerinden Ahmir “Questlove” Thompson’ın ilk yönetmenlik deneyimi olan Summer of Soul, nam-ı diğer Summer of Soul (Or, When The Revolution Could Not Be Televised), Sundance Film Festivali‘nde Jüri Büyük Ödülü ve Seyirci Ödülü‘ne layık görüldü ve festivalin ABD-Belgesel kategorisinin öne çıkan yapımı oldu. Buradan hareketle film, Oscar’da belgesel kategorisinin iddialı yapımları arasında yer alabilir.

Summer of Soul belgeseli, Afro-Amerikan müziğini ve kültürünü kutlamak, devam eden siyah gurur politikasını desteklemek için 1969 yılının yazında düzenlenen Harlem Kültür Festivali‘ni konu alıyor. Harlem’de Mount Morris Parkı’nda gerçekleşen ve altı hafta süren festival; Stevie Wonder, Nina Simone, Sly, the Family Stone, Gladys Knight ve Pips gibi o yılların ve tüm zamanların önemli müzisyenlerini ağırlamasına ve neredeyse yüz binlerce müzikseverin katılımını sağlamasına rağmen popüler kültür tarihinde hak ettiği yeri bulamadı.

Belgesel neredeyse 50 yıldır arşivlerde toz tutmaya terk edilmiş görüntüleri inceliyor. Festivale katılan ünlü müzisyenlerin performanslarından alınan sahnelerin yanı sıra Stevie Wonder, Nina Simone gibi isimlerin verdiği röportajlardan alınan kesitlere de yer veriyor.

The Harder They Fall – Jeymes Samuel

Idris Elba, Jonathan Majors, Regina King, Zazie Beetz, Lakeith Stanfield, Delroy Lindo, Danielle Deadwyler, Edi Gathegi ve RJ Cyler’ın rol alacağı açıklanan Netflix yapımı The Harder They Fall filmi, bir intikam hikâyesi etrafında şekilleniyor.

Filmde Idris Elba, ailesini öldürdüğü Nat Love tarafından intikam için kovalanan eski bir mâhkum olan Rufus Buck’ı canlandırıyor, Jonathan Majors ise filmde Nat Love karakterine hayat veriyor. Nat Love, Rufus’u takip etmek ve intikam almak için çetesini yeniden bir araya getiriyor.

Jay-Z’nin yapımcılığını üstlendiği filmi, 2013 yapımı They Die By Dawn filmiyle sinema dünyasına adım adan, Jay-Z’nin Legacy klibinin yönetmen koltuğuna oturan, aynı zamanda Bullitts lakabıyla tanınan müzisyen Jeymes Samuel yönetiyor.

Oyuncu kadrosuyla büyük beklenti yaratan film, oyunculuk kategorilerinde adaylık alma şansını yakalayabilir. Netflix tarafından film için nasıl bir tanıtım kampanyasıyla hareket edileceği bu noktada büyük önem taşıyor.

Eternals – Chloé Zhao

Marvel’ın Black Panther için yaptığı Oscar kampanyasını bilmeyen yoktur. O dönemde Amerika’da çokça konuşulan film, Marvel’ın kampanyası sayesinde En İyi Film Oscarı’na aday olmuş ve Oscar gecesini üç ödülle kapatmıştı. Bu sene Black Panther kadar dikkat çekecek bir diğer Marvel süper kahraman filmi ise hiç kuşkusuz Eternals.

Nomadland filmiyle Oscar kazanan Chloé Zhao’nun filmi yönetiyor olması bu noktada büyük bir etken. Bu açıdan film, benzerlerinden ayrılıyor. Marvel, Black Panther için uyguladığı stratejiyi Eternals filmiyle devam ettirebilir.

Ayrıca yönetmeniyle dikkat çeken filmin oyuncu kadrosunda ünlü oyuncu Angelina Jolie‘nin yer alıyor oluşu, filmi merak ettiren önemli unsurların başında geliyor. Günümüzden milyonlarca yıl öncede geçen film, Celestials isimli kozmik varlıkların, insanlar üzerinde deney yapması sonucu ortaya çıkan süper güçlü insanların hikâyesini anlatıyor.

Bergman Island – Mia Hansen-Løve

Goodbye First Love, Eden ve Things to Come gibi filmleriyle dikkatleri çeken Mia Hansen-Løve’ın yönettiği Bergman Island; Amerikalı film yapımcısı olan bir çiftin, bir sonraki filmlerinin senaryosunu yazmak için yaz aylarını Ingmar Bergman’ın esin kaynağı olan adada geçirmeye karar vermesiyle yaşanan olayları konu alıyor.

Film, efsanevi yönetmen Ingmar Bergman’ın dört film çektiği, yaşadığı, öldüğü ve mezarının da bulunduğu İsveç’in Fårö adasında çekildi. Filmde Mia Wasikowska, Tim Roth, Anders Danielsen Lie ve ve Phantom Thread filmindeki performansıyla dikkat çeken Vicky Krieps yer alıyor.

Blue Bayou – Justin Chon

Twilight serisinde rol alan, iki yıl arayla çektiği Man Up ve Gook filmleriyle yönetmenliğe adım atan ve 2019 Sundance Film Festivali’nde beğeniyle karşılanan Ms. Purple filmiyle adını daha da geniş kitlelere duyuran Justin Chon; yeni filmi Blue Bayou için Alicia Vikander, Mark O’Brien, Linh Dan Pham ve Emory Cohen gibi isimleri bir araya getiriyor.

Justin Chon’un gerçek olaylardan esinlenerek yazıp yönettiği film, evlat edinildikten sonra Amerika’da büyüyen Koreli Antonio’nun hikâyesini konu alıyor. Geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalan Antonio, birdenbire sınır dışı edilme tehlikesiyle baş başa kalıyor.

Konu bakımından Minari ile bazı benzerlikler taşıyan film, ABD’deki göçmenlik sorununa ışık tutmasıyla politik açıdan Akademi’nin nabzını yakalayabilir.

A Hero – Asghar Farhadi

Elly Hakkında – Darbareye Elly, Bir Ayrılık – Jodaeiye Nader az Simin ve Forushande gibi filmleri sinema dünyasına kazandıran, yakın dönem İran sinemasının en önemli isimlerinden Asghar Farhadi imzalı A Hero, Farhadi’nin 2016 yapımı Forushande’den sonra İran’a dönüp Farsça çektiği ilk film olma özelliğini taşıyor. Filmde Amir Jadidi, Mohsen Tanabandeh, Fereshteh Sadr-Orafai ve Sarina Farhadi rol alıyor.

Bu yıl Cannes Film Festivali’nde gösterilmesi beklenen film, yönetmenin takipçileri tarafından heyecanla bekleniyor. Konusuyla ilgili detayların gizli tutulduğu filmin, şayet gösterilirse, Cannes’dan alacağı yorumlar merak konusu. Buradan filmin Oscar’a sıçrayıp sıçramayacağını öğrenmemiz ise biraz zaman alacak gibi görünüyor.

Madres Paralelas – Pedro Almodóvar

Son olarak Tilda Swinton’lı kısa filmi The Human Voice’u 77. Venedik Film Festivali’nde sinemaseverlerin beğenisine sunan usta yönetmen, bir sonraki uzun metrajlısı olan Madres paralelas‘ın çekimlerine geçtiğimiz mart ayında başladı.

Filmin başrolünde ise daha önce de pek çok projede yönetmenle çalışan başarılı oyuncu Penélope Cruz yer alıyor. Penélope Cruz’a Aitana Sánchez Gijón ve Milena Smit eşlik ederken; oyuncu kadrosunda Israel Elejalde, Julieta Serrano ve Rossy De Palma da rol alıyor.

Madres paralelas, Madrid’de aynı gün doğum yapan iki kadının paralel şekilde ilerleyen hayatlarını derinlemesine inceliyor. Almodóvar, bunun çocuk yetiştirmenin ilk ya da ikinci yılında olan annelerin feminist dünyası ve bu süreçte yaşanan şeyler ile ilgili bir hikâye olduğunu söylüyor. Penélope Cruz, Aitana Sánchez Gijón ve Milena Smit hikâyenin merkezindeki üç kadına hayat veriyor.

The Matrix 4 – Lana Wachowski

Lana Wachowski‘nin yazıp yönettiği The Matrix serisinin yeni filmi The Matrix 4 için Keanu Reeves ve Carrie-Anne Moss Neo ve Trinity rolleriyle geri dönüyor. Her geçen gün yeni ve önemli detaylar ortaya çıkmasıyla merak uyandıran filmin konusuyla ilgili detaylar sır gibi saklanıyor.

Filmde ayrıca Yahya Abdul-Mateen II, Neil Patrick Harris, Jada Pinkett Smith, Jessica Henwick, Jonathan Groff, Priyanka Chopra, Toby Onwumere, Max Riemelt ve Eréndira Ibarra gibi isimler de yer alıyor.

White Noise – Noah Baumbach

Beğeniyle karşılanan son filmi Marriage Story‘de Netflix ile çalışan Noah Baumbach, yeni bir filmle sinemaya geri dönüyor. Daha önce Frances Ha filminde birlikte çalışan Noah Baumbach, Greta Gerwig, Adam Driver üçlüsünü yeniden bir araya getiren film, Cosmopolis, Mao II, Underworld gibi ödüllü romanların yazarı Don DeLillo‘nun White Noise romanının uyarlaması olacak.

Tuhaf bir evlilik komedisi, bir kampüs hicvi, sanayileşme hakkında bir korku hikâyesi; Don DeLillo’nun White Noise’u sadece “tepedeki üniversite” olarak anılan bir üniversitenin Hitler çalışmaları bölümünde profesör olan Jack Gladney’i (Adam Driver) takip ediyor. Üniversitedeki işi de Babette (Gerwig) ile kurduğu dört çocuklu ailesi de, şehre kimyasal atık yayılmasına neden olan feci bir tren kazası sonrası meydana gelen kirlenmeyle parçalanıyor. DeLillo’nun romanı, tüketim kültürü, medya, akademinin hâli, komplo teorileri ve insan eliyle yaratılmış felaketler gibi temaları içeren, korkuyla karışık bir hiciv olarak tanımlanıyor.

Daha önce -HBO’dan onay alamayan The Corrections dizisini saymazsak- bir uyarlamaya imza atmayan Baumbach’ın ilk bakışta kendi eserlerinden epey uzakta duran bu romanın uyarlamasında nasıl bir iş ortaya koyacağı merak konusu.

Decision to Leave – Park Chan-wook

Güney Kore sinemasının en önemli yönetmenlerinden Park Chan-wook, dört yıl aradan sonra Decision to Leave ile sinema dünyasına iddialı bir geri dönüş yapmaya hazırlanıyor.

Korece olacak dram türündeki filmin başrolünde Lust, Caution ve The Golden Era gibi filmlerle tanınan Wei Tang yer alıyor. Başroldeki diğer bir isim ise Parasite’ın yönetmeni Bong Joon-ho’nun The Host ve Memories of Murder filmlerinde yer alan Park Hae-il olacak.

Film, Park Hye-il’in canlandırdığı dedektif karakteri ile Wei Tang’in karakteri arasındaki ilişkiye odaklanacak. İşine düşkün ve özenli bir dedektif, dağlık bir arazide işlenen muhtemel cinayet vakasını araştırmaktadır. Dedektifin şüphelendiği isimler arasında cinayete kurban gittiği düşünülen adamın eşi de bulunur. Bununla birlikte dedektif, kadına karşı da romantik hisler beslemektedir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information