1998 yılından bu yana sinemada kadın emeğini görünür kılmaya çalışan, Türkiye’deki ilk kadın filmleri festivali olarak her yıl dünya çapında yönetmenleri ve oyuncuları ağırlayan, bu alanda çalışan kadınlar arasında bir iletişim ağı kuran ve filmlerinin görünürlüğünü sağlayan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, bu yıl “Araftan Çıkmak” temasıyla sinemaseverlerle buluşacak. 24. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 27 Mayıs-3 Haziran arasında düzenlenecek çevrimiçi gösterimlerin ardından fiziki mekânlara geçecek. Festival seçkisindeki filmler, 4-11 Haziran arasında Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ve CerModern’deki açık hava sinemasında izleyicilerle buluşacak.

Pandemi şartlarına rağmen etkileyici bir programla sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanan 24. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali için heyecanlı bekleyişimiz sürerken, festival programında ön plana çıkan, kaçırılmaması gereken 10 filmi derledik.

24. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali Programında Öne Çıkan 10 Film

Ah Gözel İstanbul

Zeynep Dadak imzalı Ah Gözel İstanbul, geçtiğimiz yılın dikkat çekici belgesellerinden biriydi. Festival geçtiğimiz yıl hem İstanbul ve Antalya gibi yurt içi festivallerde, hem de DokuFest gibi yurt dışı festivallerde gösterildi ve izleyenler tarafından beğeniyle karşılandı. 39. İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Belgesel Yarışması’nda Mansiyon’a layık görüldü.

Ah Gözel İstanbul, 17. yüzyılda yaşamış Eremya Çelebi Kömürciyan’ın “17. Asırda İstanbul Tarihi” eserinden ilham alan deneysel bir belgesel. Osmanlı tarihçisi Cemal Kafadar danışmanlığında hayat bulan filmde Dadak ve ekibi Eremya Çelebi Kömürciyan’ın 350 yıllık eseri eşliğinde, aynı yollardan geçerek İstanbul’u “temaşa” ediyor. Günümüz İstanbul’unu mesken tutan Ah Gözel İstanbul, Kömürciyan’ın bakmak, görmek ve izlemek konseptleriyle ilişkisini irdeliyor. Kömürciyan, 17. Asırda İstanbul Tarihi kitabında okuyucuyla adeta elinde bir kamera varmış gibi konuşuyor. Ah Gözel İstanbul filminde Kömürciyan’ın bu sinematik bakışı modern İstanbul’a çevrilince, ortaya bu yaşlı şehrin çok katmanlı bir tablosu çıkıyor.

The Assistant

Başrolünde Ozark dizisiyle Emmy kazanan Julia Garner’ın yer aldığı, daha önce Ukraine Is Not a Brothel ve Casting JonBenet gibi ödüllü belgesellere imza atan Kitty Green’in ilk kurmaca filmi olan The Assistant, zamanın ruhuyla paralellik kuran konusuyla dikkat çekti.

Julia Garner filmde mezun olduktan sonra büyük umutlarla girdiği iş yerinde erkek iş arkadaşları ve patronunun küçümseyici tavırlarıyla uğraşmak zorunda olan Rose adlı genç bir kadına hayat veriyor. Rose, zaman içerisinde güvenilir biri olmanın günümüzün kapitalist düzeninde pek bir kıymeti olmadığını yavaş yavaş fark etmeye başlarken, yanında çalıştığı film yapımcısı hakkında keşfettiği gerçekler sonucunda sistemin tahmin ettiğinden bile daha fazla yozlaşmış olduğunu fark ediyor.

Dünya prömiyerini Telluride Film Festivali’nde yapan film, Sundance gibi önemli festivallere de konuk oldu. Aynı zamanda başta IndieWire olmak üzere pek çok prestijli yayın tarafından 2020’nin en iyi filmleri arasında gösterildi.

Bir Nefes Daha

Bir Nefes Daha, ilk filmi Deniz Seviyesi ile Türkiye, ABD ve İtalya’dan ödüller alan Nisan Dağ’ın imzasını taşıyor. Kadın yönetmenlerin seslerini güçlendirmeyi hedefleyen bağımsız yapım şirketi Solis Film yapımı olan Bir Nefes Daha, İstanbul’un çetin mahallesi Karaçınar’da yaşayan genç rapçi Fehmi’nin müzik hayallerine giden yolda, onu iniş çıkışlı bir yola sokan bonzai bağımlılığıyla verdiği savaşı anlatıyor. Fehmi, farklı bir çevreden gelen ve eski bir DJ olan Devin’e aşık olunca, bu iki kayıp ruh hiç beklenmedik şekillerde birbirlerine ilham verirler. Rap parçalarının altyapılarına, Türkiye’nin önde gelen rapçilerinden Da Poet’in imza attığı filmdehikâye anlatımının da bir parçası olan rap sözleri ise Hayki ve Ohash tarafından yazıldı. Filmde, uyuşturucu triplerini anlatmak için kullanılan animasyon sahneleri Hamburglu sanatçılar Sabina Kim ve Nils Andersen tarafından hazırlandı ve tamamlanması bir yıl sürdü.

Yapım aşamasında Eurimages, Hamburg Film Fonu ve İsviçre’den Visions Sud Est fonlarından destek alan Bir Nefes Daha, Berlinale’nin Ortak Yapım Marketi’ne seçilmişti. Antalya Film Forum’dan hem proje geliştirme hem de post prodüksiyon aşamasında ödüller alan film ayrıca, Köprüde Buluşmalar’da Jüri Özel Ödülü’nü kazanmış ve pek çok atölye ve markete seçilmişti. Dünya haklarının satışını ABD’nin köklü şirketlerinden biri olan Magnolia Pictures International’ın üstlendiği Bir Nefes Daha, dünya prömiyerini ise 24. Tallinn Black Nights Film Festivali’nde yaptı.

Hayaletler

Hayaletler

Dünya prömiyerini yaptığı 77. Venedik Film Festivali’nde Venedik Uluslararası Eleştirmenler Haftası‘nın (Venice International Film Critics’ Week) Büyük Ödül’ünü (Grand Prize Venice International Film Critics’ Week) alan, 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden de En İyi Film ve En İyi Yönetmen dâhil beş ödülle dönen, Azra Deniz Okyay imzalı Hayaletler de festival seçkisinde yer alıyor.

Türkiye’nin tamamında saatlerce süren elektrik kesintisinin olduğu tek bir günde geçen ve o gün İstanbul’un Sucular mahallesinde yaşananları dört farklı karakterin birbirine geçen hikâyeleri üzerinden anlatan filmin başrollerini Nalan KuruçimDilayda GüneşBeril Kayar ve Emrah Özdemir’in paylaşıyor.

The Man Who Sold His Skin

Uçan Süpürge

Dünya prömiyerini yaptığı 77. Venedik Film Festivali’nde beğeniyle karşılandıktan sonra ödül sezonunda adından söz ettiren Tunus yapımı The Man Who Sold Skin, En İyi Uluslararası Film kategorisinde Oscar adaylığı kazanmayı başardı. Belçikalı sanatçı Wim Delvoye’nin canlı sanat çalışması Tim’den ilham alan film, Suriye İç Savaşı sırasında nişanlısı ile ayrı düşen Sam’i takip ediyor. Nişanlısı Abeer ailesi tarafından zengin bir adamla evlenip Brüksel’e taşınmaya zorlanınca, Sam gerekli parayı ve belgeleri elde edebilmek için çaresizce uğraş veriyor. Bu çaresizlik içinde, Avrupa’nın en provokatif sanatçılarından birinin sırtına Schengen vizesi dövmesi yapmasına izin veriyor. Bedeni canlı bir sanat eserine dönüştürülüp müzelerde sergilenen Sam, kısa süre sonra sattığı tek şeyin bedeni olmayabileceğini fark ediyor.

Nomadland

36. Bağımsız Ruh Ödülleri

Ödül sezonu boyunca adından söz ettiren ve her seferinde büyük ödülün sahibi olan Nomadland, sonunda En İyi Film Oscarı’nı da kazanmayı başardı. Aynı zamanda En İyi Yönetmen ve En İyi Kadın Oyuncu Oscarları da Nomadland filmiyle Chloé Zhao ve Frances McDormand’e gitti.

Jessica Bruder’ın kurmaca olmayan 2017 tarihli kitabı Nomadland: Surviving America in the Twenty-First Century’den uyarlanan filmde usta oyuncu Frances McDormand, ekonomik krizde her şeyini kaybettikten sonra karavanıyla birlikte Amerika’nın batısına doğru yolculuğa çıkan 60’lı yaşlarındaki Fern karakterini canlandırıyor. Fern’in modern bir göçebe olarak yaşamını sürdürdüğü filmin kadrosunda oyunculuk tecrübesi bulunmayan ve gerçek hayatta da Amerika’da göçmen olarak yaşayan Linda May ile Charlene Swankie yer alırken; bu isimlere Good Night, and Good Luck., Lincoln, The Bourne Ultimatum filmlerinden tanıdığımız David Strathairn eşlik ediyor.

Quo vadis, Aida?

Uçan Süpürge

2006 yapımı Esma’nın Sırrı – Grbavica filmiyle dikkat çeken Bosnalı yönetmen Jasmila Žbanić’in kamerasını bir kez daha Bosna Savaşı’na çevirdiği Nereye Gidiyorsun, Aida? – Quo Vadis, Aida?, hem dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde, hem de sonrasında ziyaret ettiği Toronto Film Festivali’nde adından övgüyle söz ettirmeyi başarırken, En İyi Film Uluslararası Film kategorisinde Oscar adaylığı alarak başarısını taçlandırdı.

Senaryosunu da Žbanić’in kaleme aldığı Quo Vadis, Aida?, izleyicileri 1995 yılının Bosna’sına götürüyor ve bölgede yaşanan vahşeti Birleşmiş Milletler için çevirmenlik yapan Aida’nın gözünden anlatıyor. Aida’nın görev aldığı Srebrenitsa kasabası Sırp ordusunun işgaline uğrayınca, Aida’nın ailesi de Birleşmiş Milletler kampına sığınmaya çalışan binlerce kişi arasına karışıyor. Taraflar arasında devam eden görüşmelerde tercümanlık yapan Aida, tarihin en kanlı katliamlarından birine uzanan sürece ilk elden şahit oluyor.

Petite maman

Dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan 24. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde Türkiye’deki sinemaseverler ile buluşuyor. Film; Tomboy, Girlhood, Water Lilies gibi filmlerle övgü topladıktan sonra Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi – Portrait of a Lady on Fire ile son yılların en iyi filmlerinden birine imza atan Céline Sciamma’nın imzasını taşıyor.

Sciamma, yeni filminde bir kez daha izleyici üzerindeki etkisi uzun süre kaybolmayan bir büyüme hikâyesini ekrana taşıyor. Sciamma’nın yetişkinlerin çocuklarla aynı sularda yüzdüğü, çok katmanlı, sarmala dönüşen, oyunbaz ve biraz da tekinsiz bir zaman ve mekân kurguladığı filmin sinopsisi şöyle:

“Sekiz yaşındaki Nelly kısa süre önce büyük annesini kaybetmiştir ve annesinin çocukluk evindeki odasını boşaltması için ebeveynlerine yardım ediyordur. Bu sırada annesinin büyüdüğü evi ve çevresindeki ağaçlık alanı keşfetmeye başlar. Annesi Marion’un çocukken oynadığı yerler, hep sözünü ettiği ağaç evi bu alandadır. Bir gün annesi aniden gider. O sırada Nelly ağaçtan bir ev yapan, kendi yaşlarında bir kızla tanışır. Kızın adı da Marion’dur.”

Promising Young Woman

Uçan Süpürge

2020’nin en dikkat çekici filmleri arasında yer almasına rağmen pandemi nedeniyle Türkiye’deki sinemaseverlerle buluşamayan filmlerden biri de Promising Young Woman olmuştu. 24. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, çok konuşulan bu filmi beyazperdede izleyici ile buluşturacak. Emerald Fennell’ın yazıp yönettiği film beş dalda Oscar adaylığı alırken, En İyi Özgün Senaryo Oscarı’nın da sahibi olmuştu.

Dram, suç ve gizem temalarını aynı çatı altında buluşturan Promising Young Woman‘da Carey Mulligan, gelecek vaat etmesine rağmen geçmişte yaşadığı travmanın ardından hayatına zorlu bir şekilde devam etmeye çalışan Cassie karakterini canlandırıyor. Cassie’nin yaşadığı bu olayın acısını karşısına çıkan erkeklerden çıkarmaya çalışmasını izleyeceğimiz film, Cassie’nin eski bir arkadaşıyla karşılaşmasıyla farklı bir yapıya evriliyor. Mulligan filmde görülmeye değer bir performansa imza atıyor.

Shirley

Uçan Süpürge

2018’in en beğenilen filmlerinden Madeline’s Madeline’e imza atan Josephine Decker, dünya prömiyerini yaptığı 2020 Sundance Film Film Festivali’nin ABD-Drama kategorisinde Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen yeni filmi Shirley ile büyük ses getirdi. I Love Dick dizisinin yaratıcılarından Sarah Gubbins’in senaryosunu kaleme aldığı film, aslında Susan Scarf Merrell’in aynı isimli romanından sinemaya uyarlandı.

Ünlü yazar Shirley Jackson’ı konu alan film, Shirley Jackson ve onun profesör eşi Stanley Hyman’ın evlerinde yaşamaya başlayan genç bir çiftin yaşadıkları üzerinden hikâyesini şekillendiriyor. Bu genç çiftten etkilenen Shirley Jackson, onları yeni romanının ana kahramanları yapmaya karar veriyor. Filmde Shirley Jackson’ı Elisabeth Moss canlandırıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information