Cengiz

İki çocuklu bir aile babası olan Cengiz, çevresinde olup belediyede çalışan bütün tanıdıklarından işsizliği konusunda yardım istiyor. Haydar Taştan’ın yazıp yönettiği kısa filmde Cengiz’in bu çağrısı daima görmezden geliniyor ve sonuç olarak Cengiz, dengesini korumak konusunda git gide daha da fazla güçlük çekiyor.

İlyas Özçakır’ın canlandırdığı Cengiz’le evinden çıkarken tanıştıktan sonra onu mahalle kahvesinde tavla oynarken, bir yandan da belediyede çalışan yakınlarına iş bulma konusunda ricalarda bulunurken izliyoruz. Mahalle kahvesinde bulunan iki kişiden biri belediyede görevli olduğu için mahalle kahvesi Cengiz’in bu ricası için oldukça uygun bir yer. Daha sonra, evine misafir olan bir başka yakını da Cengiz’e siyasetteki yükselişinden bahsederken elbette oğlunun da ardından yetiştiğini anlatıyor. Bunun gibi anlarda kısa film, ideal bir düzende anlatısını gerçeklikten uzaklaştıracakken günümüz şartları düşünüldüğü zaman oldukça inandırıcı bir tablo çiziyor. Sinematografisiyle hikâyesinin kasvetini destekleyen kısa filmde, izleyici olarak bizler Cengiz’in hanedanlık mantığından sıyrılamamış, tanıdıklara öncelik sağlama mantığıyla ilerleyen sistem içerisinde git gide daha da köşeye sıkışmasına ve en sonunda da kaçınılmaz patlama noktasına erişmesine tanıklık ediyoruz. Bu süre zarfı içerisinde kısa film, ana karakterini yani Cengiz’i kusurları olmasına rağmen bağ kurulması kolay biri olarak verirken aynı zamanda hayatlarımıza yerleşmiş olan sistemin çarpık yönlerine de dikkat çekmeyi ihmal etmiyor.

Gerçekliğe uygun bir anlatıya sahip olan film, ümitlerini git gide daha da fazla yitiren Cengiz’in hikâyesini anlatırken aslında bir yandan da trajik fakat bir o kadar da gerçek bir Türkiye tablosu çiziyor.

65/100

Mozaik

İmge Özbilge’nin yazdığı ve Sine Özbilge ile birlikte yönettiği Mozaik, aslında özellikle bu coğrafyada yaşayan bizler için çok tanıdık bir distopya sunuyor. Müslüman bir müzisyen, Hristiyan bir küçük kız ve Kürt bir öğrenci, Ortadoğu’nun en eski şehirlerinden birinde henüz özgürken huzurlu bir dostlukla birbirlerine bağlanıyor ve saygılı, özgür toplumlarda rastlanabilen kültürel bir mozaiğin özgün parçalarını oluşturuyor. Ancak bir gün bu şehrin üzerini, karanlık bir cehalet bulutu kaplıyor ve bu bulutun kasveti, hiç kimseye yaşama fırsatı bırakmıyor.

Din, dil, ırk, cinsiyet, politik görüş ve diğer tüm konularda sahip olunan farklı görüşlere rağmen çatışmadan, birbirini zorlamadan, kısacası birbirinin kişisel hak ve özgürlük sınırlarını ihlâl etmeden yaşamak herkese soluk alma fırsatı sunar. Yalnızca böyle toplumlarda herkes kendilerine özgü renklerini ifade edebilir ve böyle toplumlarda renklerin en parlak hâllerine rastlanabilir. Mozaik’in öyküsü aslında böyle bir ortamda başlıyor fakat bu toplumun üzerine zamanla korkunç bir kara bulutun ağır gölgesi düşüyor, bu gölge ilk önce insanların ufkunu genişleten sanatı yutuyor ve aralarındaki farklılıklara saygı göstererek dostluk kuran ana karakterler bu ortamda var olamaz hâle geliyor. Animasyon türündeki kısa film, bu anlamda neredeyse her alanda kutuplaşmanın örneklerine oldukça sık rastladığımız günümüze uygun bir anlatı sunuyor. Sulu boya tekniğini kullanan Mozaik, özgürlüklerin filizlenebileceği bir yaşam ortamı sunan toplumun renklerini ne kadar canlı yansıtıyorsa, toplumu çok kısa bir süre içerisinde nefes alması imkânsız bir hâle sokan kasveti ise o kadar karanlık bir şekilde tasvir ediyor.

Diyalogların yerini müzikle dolduran kısa filmin temposu yavaş kalıyor ve karakterlerin aralarındaki dostluğa fazla zaman ayırmayan hikâyenin süresi sarkıyor belki ama çok kıymetli bir noktaya parmak basan kısa film, seyircisine baskıcı zihniyetlerin, barış ortamlarına karşı tercih edilen savaşların tüm kasvetini ve ağırlığını aktarmayı başarıyor.

65/100

Akıntı

Oyuncu kadrosunda Ali Seçkiner, Mustafa Uzunyılmaz, Hüseyin Sevimli ve İpek Türktan gibi isimlere yer veren, Arda Ekşigil’in yazıp yönettiği Akıntı, İstanbul Boğazı’nda tezgah açan Jale’nin etrafından akıp giden İstanbul manzarasını ve şehrin iliklerine işleyen farklı hikâyeleri konu alıyor. Jale, oturduğu köşeden bazen bir teşhirciyle tanışıyor ve ona nasihat veriyor, bazen de cinci hocalar kendisi için tedavi yöntemleri bulmaya çabalıyor.

Siyah beyaz sinematografisiyle dikkat çeken filmin trajikomik tonu en güçlü yanı oluyor. Farklı hikâyelere sahip olan başka dünyalardan insanlara aynı insanın gözünden bakma fırsatı veren ve bunu yaparken adeta bu insanlardan oluşan bir İstanbul sergisi sunan kısa film, bu hikâyeleri birbirlerine bağlarken güçlük çekiyor. Her biri ayrı kısa filmlere ait gibi duran, oyuncuların ilgi çekici performanslarıyla hayat bulan bu kişiler ve onların temsil ettikleri birbirinden bağımsız hikâyeler arasındaki geçişler, genellikle İstanbul manzaralarıyla ya da geniş açılarla yapılıyor fakat bu geçişler hikâyenin gidişatını desteklemiyor. Karakterler arasında sürekli bir ilişki kurulmuyor, hikâyelerin tek ortak noktası olan Jale ise izleyiciye yeterince bağ kurulabilir şekilde, daha fazla vakit ayırılarak yansıtılmaktansa bu insanlardan biri gibi veriliyor. Hâl böyle olunca hikâyede neredeyse en ilgi çekici karakter arka planda yer alan sokak temizliğini sağlayan görevli oluyor.

Trajikomik tonuyla akılda kalan Akıntı, aynı şehirde yaşamlarını sürdüren farklı insanların, farklı hikâyelerin hızlı geçişlerle sahneye konuk oldukları bir sergi olma fikrini hayata tam anlamıyla geçirebilmek için geçişler arasındaki tek ortak nokta olan ana karakterini daha fazla bağ kurulabilir bir şekilde sunmaya ya da bu sergiyi birbirine bağlayacak yeni bir ortak nokta seçmeye ihtiyaç duyuyor.

60/100

Cemile

Yönetmenliğini Belkıs Bayrak’ın üstlendiği kısa filmin hikâyesi, Cemile isimli bir genç kadını merkezine alıyor. Henüz benliğini bulmaya çabaladığı yaşlarda olan Cemile, kick boks ile ilgileniyor. Cemile’yi ise Çin’de düzenlenen 15. Dünya Wushu Şampiyonası’nda kendi kategorisinde ikinci olan milli sporcu Ece Çakır canlandırıyor.

Kısa film, aslında oldukça basit fakat bir o kadar da etkileyici bir hikâyeyi konu alıyor. Filmin en güçlü yönü olan Cemile, arkadaşının ricası üzerine bir an için kendisinden feragat ediyor fakat bunu hiçbir zaman unutmayarak hayatının rotasını değiştiriyor. Bu anlamda özellikle Cemile’nin performansı sebebiyle etkileyici olan hikâye, film tarafından aktarılırken daha güçlü bir sinematografiye duyulan ihtiyacın ve Cemile’yi canlandıran Ece Çakır’a destek olabilecek, daha kuvvetli oyunculuk performanslarının eksikliğinin gölgesi altında kayboluyor. Kısa filmin en önemli noktası olan Cemile’nin izleyici üzerinde uyandırdığı merak ise film boyunca detaylıca işlenmiyor ve film bu sebeple başka yerlere gidebilecek potansiyele sahip olan anlatısını yüzeyselleştiriyor.

Kısa film bittiğinde ise benliğini bulmaya çabalayan genç bir kadın olan Cemile, verdiği karar ve hayattaki tavrıyla etkileyici bir duruş sergiliyor. Bu olayın dışındaki hayatı, yaşadıkları, uğruna savaştığı mücadeleleri gibi onunla ilgili ilgi çekici olan daha başka şeyler ise merak konusu olarak kalıyor. Film başka yerlere gidebilecekken anlatısını tek bir olayla sınırlandırıyor.

55/100

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information