Mamaville

68. Cannes Film Festivali’nin Short Film Corner bölümünde gösterilen ve 2015 yılında birçok önemli festivali ziyaret eden Edifice ile adını duyuran Irmak Karasu, bu kez Mamaville ile izleyici karşısına çıkıyor. Mamaville, Ferah isimli genç bir kadının anneannesinin sahil bölgesinde bulunan yazlık evinde geçirdiği yazı ve bu süre içerisinde cinsel kimliğini, benliğini keşfetme yolculuğunu konu alıyor.

Başrollerinde Ece Yüksel ve Gönül Ürer’e yer veren kısa filmde Yüksel’in canlandırdığı Ferah, genellikle sessiz bir yapıya sahip ve henüz benliğini tam anlamıyla tanımaya çabalayan genç bir kadın. Anneannesi ise hayatının arka planına sığ görüşlü zihniyetler tarafından kadınlara hitap ettikleri savunulan sabah kuşağı programlarının sesini koymuş ve artık olgun denebilecek yaşlara erişmiş bir kadın. Birlikte geçirdikleri yaz dönemine odaklanan kısa film hayatlarının farklı dönemlerindeki bu kadınların arasındaki farkların yarattığı kontrasta yer verirken aynı zamanda aralarındaki hoşgörülü ve anlayışlı ilişkiyi de hissettirmeyi ihmal etmiyor. Hayattan bir kesit sunan bir büyüme hikâyesi olan Mamaville, izleyici üzerinde sıcak bir yaz esintisinden ötede bir etki bırakabilmek için köşelere ihtiyaç duyuyor. Ferah’ın cinsel yönelimine dair kısa bilgiler veriliyor ancak Ferah’ın hayatının bu bölümü izleyici için detaylandırılmıyor. Anneannesi ile olan ilişki ve hayatında etkili olan diğer konular üstün körü bir şekilde sunuluyor.

Bu yüzden, bir gençlik esintisi etkisi yaratan Mamaville, yaşattığı duyguları, karakterlerini ve hikâyesini derinleştirmek için seyircisine Ferah’ı daha yakından tanıma fırsatı sunacak bir mercekten bakmaya ihtiyaç duyuyor.

65/100

Binbir Gece

Okulda düşük notlar alan Seyithan, köyünde bir gece elektriklerin kesilmesiyle Binbir Gece Masalları’nın büyüsüne kapılıyor ve serinin devamını tamamlamak için kapı kapı gezmeye başlıyor.

Yönetmenliğini ve senaristliğini Mahsum Taşkın’ın üstlendiği kısa filmde Türkiye’nin Doğu kesiminde bir Kürt köyünde yaşayan Seyithan’ı ise Bartu Osman Tuğral canlandırıyor. Seyithan, kalabalık ve yoksul bir ailenin mücadelesinin kaotik ortamında büyüyor. İlk başta televizyonla daha çok ilgilenirken elektriklerin kesildiği bir gecede okulda verilen bir kitabın sayfalarını karıştırmasıyla yeni bir maceranın kapılarını aralıyor ve serinin kendisine verilen kitabını bitirdikten sonra tamamlayabilmek için sınıf arkadaşlarının peşine düşüyor. Seyithan’ın hikâyesini tüm ironisi ve eğlencesiyle sunan kısa film, izleyiciyi de onunla birlikte dünyasına sızan ışık süzmesinin peşine düşürüyor ve bittiğinde ise akıllarda seriyi tamamlayanların öldüğünü söyleyen kitapçı ve Seyithan’ın “Galiba okusam da okumasam da öleceğim.” sözleri kalıyor.

Binbir Gece, özellikle yakaladığı ton ve Seyithan ile izleyici arasında kurduğu bağ ile seyircisini etkiliyor. Kısa film, küçük bir çocuğun yaşamının başka bir yöne doğru ilerlemek üzere rotasını değiştirdiği o kıymetli ana odaklanıyor.

75/100 

Lâl

Gökalp Gönen’in yazıp yönettiği, karakter animasyonlarını ise Ferit Yücel’in üstlendiği Lâl, mumyaya benzer bir yaratığın var olduğu anda başlangıcını yapıyor. Gönen’in Avarya‘dan sonraki animasyon türündeki kısa filminde bu yaratık hayatta kalabilmek için türdeşlerini yemek zorunda ve bu açlık ile bu açlığın beraberinde getirdiği diğer kötücül duygular hepsinin sonunun gelmesine sebep oluyor.

Sıradan bir kağıt parçası üzerindeki semboller hem yaşamın hem de kıyametin sırrını açığa veriyor adeta. Bu sembollerin temsil ettiği kelime gün yüzü gördüğünde veya biri tarafından dile getirildiğinde bir yaratığın daha canlanmasını sağlıyor ancak bu canlılar birbirlerini yiyerek beslendikleri için dostluğu ve yaşamı getiren bu kelime aynı zamanda kıyameti de kaçınılmaz kılıyor. Kısır döngü bu yaratıkların kendi içlerindeki boşluğu, açlığı doldurabilmeleri için başkalarını yemelerini, tüketmelerini gerektiriyor. Bu argümanıyla kısa film, içinde yaşadığımız kıskançlıklar, kişisel hırslar ve çıkarlarla örülü, birbirinin üzerine basarak yükselen topluma aslında çok yakın duruyor.

Görsel anlamda kullandığı tekniklerle dikkat çeken Lâl, insanın diğer tüm iyi hisler gibi yine hamurunda var olan kıskançlık, düşmanlık ve hırs gibi duygularının aslında nasıl kişinin kendisini daha sonra da tüm toplumu tükettiğini kısır bir döngünün içine sığdırarak açıkça ortaya koyuyor.

80/100

Seval

Yönetmenliğini Ahmet Keçili’nin üstlendiği kısa film, 1980’li yıllarda babasının işlediği bir suç sebebiyle annesin de hapse girmesiyle hapishanede dünyaya gelen Seval’i odak noktasına alıyor. Hapishane şartlarında dünyaya gelen Seval, yine o şartlar altında yakalandığı bir ateşli hastalık yüzünden havale geçiriyor ve bu olay hayatını değiştiriyor.

Yaşamını babası ile birlikte köylerinde sürdüren Seval, bebeklik döneminde geçirdiği hastalığın yol açtığı kalıcı hasarlar sebebiyle başka insanların sürekli bakımına ihtiyaç duyuyor. Kurgusal olmayan hikâyesiyle kısa film, Seval başta olmak üzere Şimşek ailesinin başına gelenler ve bu olaylardan sonra yaşamlarını nasıl sürdükleri gibi konuları merkezine alıyor. Seval, henüz dünyaya gelmeden şanssızlıkla lanetleniyor ve babası 1980’li yıllarda yaptığı hatanın tüm ailesini etkileyen yıkıcı sonuçlarıyla sonsuza dek baş başa kalıyor.

Kısa film, Şimşek ailesinin hikâyesini yalın ve bağ kurulması kolay bir şekilde aktarıyor. Anlatısını genel olarak serbest tutan kısa film, röportaj ya da sohbet formatından biraz daha ileri gidebilmek için bazı anlarında kontrole ihtiyaç duyuyor.

60/100

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information