40. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma bölümünün ilk haftasında Cemil Şov, Yeniden Leyla ve Af filmleri izleyici ile buluşan yapımlar arasında yer aldı.

Cemil Şov

Barış Sarhan’ın 2015 yılında çektiği, beğeniyle karşılanan aynı isimli kısa filmi, bu defa uzun metraj formunda izleyici karşısına çıkıyor. İstanbul’un dört bir yanını saran dev alışveriş merkezlerinden bir tanesinde güvenlik görevlisi olarak çalışan Cemil’in yaşadığı hayat, hayallerinden çok uzak. Tıpkı kısa filmde olduğu gibi yine tek isteği oyuncu olmak olan Cemil’i Ozan Çelik canlandırıyor. Cemil bu hayalle uyuyor, uyanıyor ve nefes alıyor. Ancak sıkı sıkı tutunduğu bu hayal, onu zamanla yiyip bitiriyor.

Dünya prömiyerini Rotterdam Film Festivali‘nde yapan Cemil Şov, kısa filmin hikâyesini, daha geniş bir zaman dilimine yayıp yan karakterler Zafer ve Burcu’yu da mercek altına alarak ve Cemil’e hayali için Yeşilçam’dan spesifik bir idol vererek anlatıyor. Cemil’in hayalini takıntı hâline getirmesini izlerken Alican Yücesoy’un canlandırdığı Zafer ve Nesrin Cavadzade’nin hayat verdiği Burcu’nun yaşadıklarına da şahitlik ediyoruz. Böylece en güçlü yanlarından biri trajikomik diyaloglarıyla yakaladığı tonu olan hikâye, katmanlarını arttırıyor ancak genel anlamda odağına Cemil’in takıntılı bir şekilde bağlı olduğu hayali ile kendisine idol olarak seçtiği Turgay Göral karakterinin peşinde aklını ve benliğini yitirmesini alıyor. İnsan psikolojisine oldukça enteresan bir bakış sunan bu hikâye, kısa filmde oldukça iyi çalışıyor fakat üç bölüme ayrılarak anlatıldığı uzun metraj formuna dönüştüğünde Cemil’in hayatının merkezine yerleştirdiği Yeşilçam yıldızı Turgay Göral (Fuat Kökek) denklemden ayrıldığı andan itibaren tekrara düşüyor ve yavaşlamaya başlıyor. Bu noktadan itibaren, Cemil’in yaşadığı histeri anlarını genellikle bir evin dört duvarı içerisine sıkışmış hâlde izliyoruz. Soykut Turan’ın kuvvetli sinematografisi bu sahnelere destek olsa da en başından itibaren sonu belli olan hikâyenin derinleşmesi için oldukça önem taşıyan bunalım anlarının alanı daralıyor. Öte yandan Zafer ve Nesrin karakterleri, derinlemesine ele alınmıyor. Bu sebeple daima sadece Cemil’in sürekli izlediği Yeşilçam filminin final sahnesinin tam olarak yansıtılabilmesi amacına hizmet etmek üzere hikâyede var oluyor. Kırmızının tonlarıyla inşa edilmiş sinematografisi ve Ozan Çelik başta olmak üzere oyunculuk performanslarından güç alarak bir türlü gerçekleşemeyen bir hayalin karanlık bunalımını ele alan, yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi, oldukça ilginç olan anlatısını özellikle Cemil’in yaşadığı histeri sürecini tasvir ederken düştüğü tekrarların ardında kaybediyor ve ortaya hikâyenin kısa film formatında daha fazla nefes aldığı düşüncesi çıkıyor.

60/100

Yeniden Leyla

Barış Hancıoğulları’nın dünya prömiyerini 27. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde yapan filmi Yeniden Leyla, izleyiciye bir film içerisinde film hikâyesi sunuyor. Bambaşka bir dünyada yaşayan, başka karakterlerin hikâyesini izleyerek başladığımız film, rotasını aniden farklı bir yöne çeviriyor ve seyircisini ters köşeye yatırıyor.

Doğuştan konuşma engelli Umut (Ahmet Melih Yılmaz) ve Ayfer Dönmez’in canlandırdığı, oğluyla birlikte yaşayan, yalnız bir annenin dramatik ve çarpıcı hikâyesiyle başlayan film, odağını yine Umut ve Leyla ile bu kez başka bir yöne çevirerek kabuk değiştiriyor. Bu anlamda ilgi çekici bir hamle yapan Yeniden Leyla, Umut ve annesinin hikâyesi ile Umut ve Leyla arasında geçen diğer hikâye arasındaki yansımaları, Oedipus Kompleksi‘ne gönderme yapan imgeler ve ilişkiler aracılığıyla Freudyen bir bakış açısına yer vererek anlatırken, ikinci hikâyenin ilk hikâyeden ayrışmasına izin vermeyerek izleyicinin gerçeklik algısıyla oynayan ters köşesini gölgede bırakıyor ve böylece tahmin edilebilir bir yol izliyor. Umut, yaşamını annesiyle birlikte sürdürürken onu hayatlarına giren baba figürüyle paylaşmakta zorlanıyor. İkinci hikâyedeki karakterler farklı bir atmosferde benzer bir döngünün içine düşüyor. Umut, yine Leyla’nın peşine takılıyor ve böylece hikâye, tekerrür ediyor. Hikâyeler arasında yaşanan beklenmedik geçiş sayesinde yapılan etkileyici ters köşesi ve Ahmet Melih Yılmaz ile Ayfer Dönmez’in performanslarıyla öne çıkan film, bu ters köşenin üzerine yeni bir hamle koymayıp iki hikâye arasındaki yansımaları adım adım izlediği için, sıra dışı hamlelerine rağmen, özellikle finaliyle tahmin edilebilir kalıyor.

55/100

Af

Cem Özay’ın dünya prömiyerini 33. Tokyo Film Festivali’nde yapan filmi Af, dağ köyünde yaşayan bir aileye odaklanıyor. Ailenin otoriter babası, iki küçük oğluna sert olmayı, maskülen olmayı, kısacası ataerkil toplum yapısına uygun bir şekilde “erkek” olmayı öğretiyor.

Aile, çocuklarını Kur’an kursuna gönderiyor; kursta başarılı olduklarında ise ödül olarak evdeki tüfekle atış talimleri yapmalarına izin veriyor. Tüm bunlar olurken ailenin kadın üyesi mutfakta yemek hazırlıyor, çocukların bakımını üstleniyor, yani eril anlayışları benimsemiş bu ailedeki “yerini” biliyor. Ta ki, ailenin üzerine bilinçsizce yaptıkları her davranışın yıkıcı sonuçlarının kaçınılmaz gölgesi düşene dek. Ne kadar korkunç ve akıl almaz olursa olsun, özellikle yaşadığımız coğrafya için hiç de yabancı olmayan bir aile trajedisine odaklanan film, yaşanan trajediyle birlikte hatayı bir türlü kendisinde bulmayan ve bunun yerine çocuklarından birine suç yükleyen bir aileyi merkezine alıyor. Yönetmenin senaryosunu Tuğçe Öztabak ile birlikte kaleme aldığı ilk uzun metrajlı filminin oyuncu kadrosunda Timur Acar ve etkileyici bir performans sergileyen Emine Meyrem gibi isimler yer alıyor. Çocuk oyuncuların performanslarıyla ve sinematografisiyle öne çıkan film, tek bir düzlemde ilerleyerek, trajik ve çarpıcı hikâyesini katmanlandıracak sahnelere, farklı bakış açılarına yer vermiyor ve bu sebeple süresini sarkıtıyor. Büyük bir kriz yaşayan ailenin yaşanan trajediden sonra yeniden aile olabilmek için verdiği çaba, çocuğun yaşadığı travma gibi hikâye noktaları, eve çöken kasvetin ardında bırakılarak işleniyor. Yaşanan travmanın darbelerinin bıraktığı izler, yaşattığı hüznün ağır sessizliğinin ötesinde işlenmediği için hikâye melodramatik bir hâl almaktan kaçınıyor belki ama ulaşabileceği katmanlardan da yoksun kalıyor.

45/100

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information