40. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma bölümünün ikinci haftasında Zîn ve Ali’nin Hikâyesi, Beni Sevenler Listesi ve İnsanlar İkiye Ayrılır filmleri izleyici ile buluşan yapımlar arasında yer aldı.

Zîn ve Ali’nin Hikâyesi

Mehmet Ali Konar’ın senaryosunu kaleme aldığı ve yönetmen koltuğunda oturduğu, dünya prömiyerini 40. İstanbul Film Festivali’nde gerçekleştiren Zîn ve Ali’nin Hikâyesi, bir annenin oğlunu kaybetmesi ve bu felaket ile başa çıkma mücadelesini konu alıyor. Henüz küçük bir yaşta olan Ali öldürülüyor ve bu olaydan sonra evlerinin üzerine bir kara bulut çöküyor. Annesi Zîn ise oğluna biçilen sonu kabul etmek istemiyor ve oğlunun artık hiç göremeyeceği düğünün halayını kurmak için inat ediyor.

Yönetmenin Renksiz Rüya’dan sonra ikinci uzun metrajlı filmi olan Zîn ve Ali’nin Hikâyesi, bir Kürt köyünde geçiyor. Zîn’in tüm isteğine ve inadına rağmen köy halkı ölmüş birinin ardından kurulacak düğün halayı fikrine tepkiyle yaklaşıyor ve alınan tepkiler aile içerisinde de anlaşmazlıkların çıkmasına sebep oluyor. 79 dakikalık süresi filmin hikâyesinin akışını yakalamasını sağlıyor fakat ele alınan konu, Maryam Boubani’nin ve Suat Usta’nın canlandırdıkları Zîn anne ile hayatta kalan büyük oğlu İsa arasındaki çatışmalar, Zîn’in sıra dışı isteği ve bu isteğin ardında yatan ağır yas hissiyatı gibi hikâye noktaları katmanlar katılarak işlenmiyor. Çok fazla diyaloğa yer vermeyen film, Zîn’in sıra dışı isteğinin çarpıcı etkisine bel bağlıyor; ancak bu alışılmadık isteği ve bu isteği gerçekleştirme tutkusundan doğan zorlukları, tahribatı detaylandırmadığı, anne ve oğul arasındaki zıtlaşmayı, yaşanan acı olayın matemini derinleştirmediği için önermesinin potansiyelinin altında kalıyor.

50/100

İnsanlar İkiye Ayrılır

Tunç Şahin’in yazıp yönettiği, başrollerinde Burcu Biricik, Pınar Deniz,  Aras Aydın gibi isimlere yer veren İnsanlar İkiye Ayrılır, sistemin açığını yakalayan, etrafından dolanan ve bunu yaparken maddi hırsların, bu hırslar ile işleyen sistemin bir parçası olmanın insanı dönüştürdüğü korkutucu hâli ortaya koyan bir borçlu-alacaklı hikâyesi.

BluTV’nin yedi bölümlük antoloji dizisi 7Yüz’ün dünyasına ait yeni bir hikâye olan film, her hâlinden zorlu bir an olduğu belli olan bir noktada başlangıcını yapıyor ve insanları tıpkı isminde olduğu gibi ikiye ayırıyor. Hayatın mücadelesi içerisinde diğer insanları zorlamayan, zor duruma düşürmeyenleri “av”, bazı sebeplerin peşinde insanların yakasına yapışmaktan geri durmayanları ise “avcı” olarak nitelendiriyor ve ne yazık ki oldukça doğru bir noktaya parmak basıyor. Avcıların günlük hayatın kargaşası içerisinde çektirdikleri zulümü ve yaptıkları haksızlıkları mercek altına alıyor; Duygu, Bahadır, Burcu karakterlerinin yollarını kesiştirerek bir plan kuruyor ve böyle insanlardan nihayet hepimizin yerine intikam alıyor. Her adımda biraz daha açılan hikâyenin en büyük şansı ise herkes için tanıdık bir senaryo olması. Her insanın hayatının bir noktasında bir şekilde başına gelen bir durumu ele alan film, bunu yaparken ana akım sinemaya daha yakın bir dil benimsiyor ve bakış açısını yüzeyselleştirerek merkezindeki büyük planı finalinden biraz daha önce açık ediyor belki ama günün sonunda başarılı oyunculukların eşliğinde bağ kurulması kolay bir anlatıyla bir sisteme karşı durma öyküsü anlatıyor. Seyirci üzerinde gişe odaklı bir film etkisi bırakan, yapımcılığını BluTV’nin üstlendiği film yine de parmak bastığı ilginç nokta, Burcu Biricik başta olmak üzere güçlü oyunculuk performansları, akıcı hızı ve hikâye anlatımı sırasında izlediği yol gibi özellikleriyle öne çıkıyor.

70/100

Beni Sevenler Listesi

Kar‘ın yönetmeni Emre Erdoğdu’nun yeni filmi Beni Sevenler Listesi, ait olmadığı bir gruba sızabilmek adına hayatının yönünü başka tarafa çevirmiş bir adama odaklanıyor. Halil Babür’ün canlandırdığı Yılmaz, sevilebilmek, arkadaşlık duygusunu hissedebilmek ve bir grubun parçası olabilmek adına gitgide daha da fazla risk alıyor, en sonunda ise finali en başından belli bu oyunu kaybediyor.

Yılmaz, Cihangir’in en popüler uyuşturucu satıcısı ve sinema dünyasının, ünlülerin gözdesi. Tabii bu satış yapabildiği zamanlarda geçerli. Satış yapamamaya başladığı an, hiç susmayan telefonunun sesi yerini derin bir sessizliğe bırakıyor, en yakın arkadaşı sandığı herkes yok oluyor. Artık başladığı noktaya da yabancı olan Yılmaz, bu çıkmazdan kurtulabilmek için aldığı risklerin seviyesini artırıyor ve böylece kaçınılmaz son da daha hızlı bir şekilde geliyor. Hayal Köseoğlu, Onur Ünlü, Can Evrenol, Ahmet Rıfat Şunlar, Nazlı Bulum gibi isimleri bir araya getiren filmin yapımcıları arasında Hazar Ergüçlü de yer alıyor. Emre Tanyıldız’ın siyah beyaz renklerin hakimiyeti altındaki sinematografisiyle dikkat çeken film, ivmesini Ayris Alptekin’in kurgusuyla yakalıyor ve müzikleriyle destekliyor. Yılmaz’ın peşine takılıp İstanbul sokaklarını arşınladığımız bu sonu çıkmaza varan yolculuğun hikâyesi, diyaloglar ve filmin sıra dışı stili ile ritmini buluyor. 4:3 formatında çekilen film, bu sayede Yılmaz’ın düştüğü durumun klostrofobik hissiyatını yansıtmayı belirli bir ölçüde başarıyor ancak git gide daha fazla artması gereken baskının stresine çok fazla odaklanılmıyor ve hikâye tıpkı karakterlerin arasındaki ilişkiler gibi ulaşabileceği derinliğin altında kalıyor. Yine de film, kendisine has bir stil yaratan tavrıyla akılda kalıyor.

75/100

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information