Bad Luck Banging or Loony Porn – Babardeală cu bucluc sau porno balamuc

Daha önce “Aferim!” adlı filmiyle festivalde En İyi Yönetmen ödülünü kazanan Radu Jude, bu yıl kara mizah yoluyla toplum, ahlak ve politika gibi konu başlıkları altında önemli eleştiriler yapan bir filmle festivale geri dönüyor. Eşiyle seks yaparken bu anları videoya çeken Emi, başarılı bir öğretmenken çekilen görüntülerin internete düşmesi sonucunda diğer insanların gözünde birdenbire toplumsal ahlak karşısında duran kocaman bir tehdit unsuruna dönüşüyor. Başlangıcını bu görüntülerle yaparak cesur bir hamle yapan film, üç bölüme ayırdığı anlatısı boyunca hem insanların Emi’nin cinsel hayatındaki tercihleri konusunda yaptığı bitmek bilmeyen yorumlarını ve eleştirilerini, hem de yönetmenin kendi ülkesi Romanya’nın iki yüzlü bulduğu politik geçmişindeki çarpıklıkları ortaya seriyor. Jude, hikâyenin ilk bölümünde Emi’nin görüntülerinin yayılması sebebiyle yaşadığı paniği günlük hayatın akışı içerisinde gösteriyor. Bunu yaparken, Emi’yi çevrelediği günlük hayatın içine işlenmiş saygısızlıkları, şiddeti, laf yoluyla yapıldığı için kabul görülen cinsel taciz örneklerini de daha görünür kılıyor. Böylece, her gün neredeyse her alanında şiddet olan koca bir kargaşanın içinde yaşarken, cinsellik kavramını yabancılaştırıp tabu hâline getiriyor olmamızın tuhaflığını vurguluyor. İkinci bölümde ise film, Emi’nin tepetaklak olmanın eşiğine gelen hayatını bir tarafa bırakarak, politik tarihi, toplumsal yapısıyla Romanya’yı ve pek çok farklı toplumsal kavramı, sıraladığı çarpıcı görüntülerin üzerine yapılan yorumlar aracılığıyla hızlıca eleştiriyor. Filmin insanlığın çarpık, riyakâr yönlerine dair bir sürü anı ve söylemi tek bir nefeste veren bu kısmı belki de en yorucu fakat aynı zamanda da en cesur kısmı oluyor. Film Emi’yi özel hayatı konusundaki tercihleri sebebiyle hiç sıkılmadan, saatlerce yargılamak üzere kurulan “ahlak mahkemesi”ne yer verdiği üçüncü kısmında sonu için üç farklı olasılık sunuyor. İçinde bulunduğumuz pandemi döneminin etkilerini sergileyen atmosferi, her zamankinden çok daha gündemde olan, muhafazakâr anlayışlar ve açık görüşlü anlayışların arasındaki hiç bitmeyen çatışmayı merkezine alan hikâyesiyle Bad Luck Banging or Loony Porn, her şeyiyle ön yargı, utanç ve eleştiriden beslenen günümüz kültürüne verilen eleştirel bir tepki.

80/100

Drift Away – Albatros

Xavier Beauvois imzalı Drift Away – Albatros, Fransa’nın Normandy bölgesinde yaşayan Laurent isimli bir jandarma kuvvetleri üyesinin hayatının yaptığı bir hatayla tersine dönmesini anlatıyor. Jérémie Renier’nin canlandırdığı Laurent, partneri ve kızıyla sürdüğü mutlu hayatı evlilikle taçlandırmayı düşünürken birinin hayatının son bulmasına sebep oluyor ve bu büyük hata onu hayatının kontrolünü kaybetmeye itiyor. Oyuncu kadrosunda Beauvois’nın özel ve çalışma hayatındaki partneri Marie-Julie Maille ve kızına da yer veren filmin hayat değiştirecek derecede zorlayıcı hikâyesine rağmen, Jérémie Renier’nin farklı duyguları sınırlı bir alana sığdırmaya çalışan performansı haricinde öne çıkan bir yanı neredeyse yok. Özel hayatı ve çalışma yaşamı arasındaki çizgiyi korumaya çalışırken tanımaya başladığımız Laurent için bu ayrım, git gide daha da bulanıklaşıyor. Kendisini tehlikeye atan gençlere ceza keserken onları sanki kendi çocuklarıymış gibi azarlamasıyla başlayan bu bulanıklaşma, kasabadaki çiftçilerden Jullian’ı kurtarmaya çalışırken onunla kişisel yaşamında kurduğu dostluk bağı sebebiyle paniklediğinde zirveye çıkıyor ve hayatına yıkıcı bir darbe vuruyor. Acısını unutabilmek için kendisini açık denize vuran Laurent’nin bu kırılma noktasının üstesinden gelmeye çalışırkenki sessizliği ve hissizliği tüm filmi etkisi altına alıyor. Bağ kurulması zor, soğuk karakterler sunan film, olayların ateşiyle ritmini yükseltmek, karakterlerini derinleştirmek ya da hikâyesinin söylemek istediklerinin izleyici üzerinde bıraktığı etkisini arttırmak yerine git gide daha da uzaklaşıp donuklaşıyor. Günün sonunda Albatros, hayati önem taşıyan kırılmalar ve çözümler içeren hikâyesini anlatırken mesafesini koruyan tarzı nedeniyle etkileyici olabilmek için fazla yüzeysel kalıyor.

50/100

Natural Light – Természetes fény

Dénes Nagy’nin ilk uzun metrajlı kurmaca filmi olan Natural Light, savaş atmosferinde insanlık hissinden kalan son kırıntıların hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. II. Dünya Savaşı döneminde Nazi Almanyası ile birlik içindeki binlerce Macar askeri, işgal edilen köylerdeki Sovyetler Birliği yandaşlarını ayıklayıp yok etmek üzere aramakla görevlendiriliyor. Bu askerlerden biri olan onbaşı Semetka, içinde bulunduğu acımasız ortama ve her şeye rağmen insaniyete dair içinde kalan son kırıntıyla mücadele veriyor. Elem Klimov’un Come and See filminin stilini anımsatan Natural Light’ta birlik komutanının beklenmedik bir suikasta kurban gitmesi sonucunda Semetka, birliğin başına geçmek zorunda kalıyor. Sametka’nın birliğinden çok daha acımasız yöntemler benimseyen takviye birliğinin de köye gelmesi üzerine hikâye, sessizce verilen bir vicdan savaşına dönüşüyor. Sınırlı diyalog içeren film, oldukça ağır ilerliyor. Yapılan tüm işkenceler, acımasız anlar neredeyse hep gözden ve özellikle Sametka’nın gözünden uzakta gerçekleşiyor. Yaşanan vahşeti, görsel anlamda uzakta tutmayı tercih eden film, çekilen acıların seslerini hikâyesine tüm yakıcılığıyla dâhil ediyor. Hikâyesini çekilen tüm acıların sesleri eşliğinde yakın planlara sıkıştıran filmin gerilimi diyalogların yokluğundan ortaya çıkan sessizlik ve askerler ile işkenceye maruz kalan köylüler arasındaki sürtüşmeler ile git gide daha da yükseliyor. Dâhil olduğu birliğin ve orada bulunma amacının tüm vahşetine rağmen görmezden gelerek kurtardığı hayatlar ile peşine takıldığımız Semetka tüm hikâyeyi sırtlanıyor ve ortaya yine insanlık imtihanı verilen yaralayıcı bir savaş filmi çıkıyor.

70/100

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information