Wheel of Fortune and Fantasy – Guzen to Sozo

Festivalin Jüri Özel Ödülü’nü kazanan Wheel of Fortune and Fantasy, şans, tesadüf ve kader gibi kavramların hayatın akışı üzerindeki etkisini bir araya getirdiği üç farklı kısa hikâyeyle inceliyor. Film; (Or Something Less Assuring), Door Wide Open ve Once Again isimli üç bölümünde, yakın arkadaşının âşık olabilecek kadar hoşlandığı adamın eski sevgilisi olduğunu anlayanların karşılaştığı tesadüfün şanssızlığını, bir profesörü tuzağa düşürmeye çalışırken en sonunda kendini tuzağa düşürenlerin kaderini ve tanımadığı birini yanlışlıkla başkasına benzetip bu karışıklıktan sonra beklenmedik hisler yaşayanların duygularını işliyor. Ryusuke Hamaguchi, ana karakterleri kadın olan bu üç kısa hikâyeyi basit bir anlatımla bir araya getirerek ortaya hafif ama tatmin edici bir film çıkarıyor. Kullanılan her kısa hikâye, hayatın tesadüflerinin, kaderin oyunlarının kendisine özgü bir yönünü ortaya koyuyor. Kısa hikâyelerin fikirleri ilk başta kulağa büyük bir şehirde yaşayan iki yakın arkadaştan birinin yanlışlıkla diğerinin eski sevgilisiyle tanışması veya birini tuzağa düşürmeye çalışırken en sonunda kendi kuyusunu kazan birinin planlarındaki kötü niyetin en çok da kendisine zarar vermesi gibi alışıldık ve yüzeysel gelse de filmin her hikâyede karakterlerini ve karakterler arasındaki ilişkileri git gide daha da derinleştiren anlatısı bu ön yargıyı kırıyor. Diyalogların ağırlığında ilerleyen anlatım hem karakterlere hem de yaşadıkları yüzleşmelere, kıskançlıklarına, zaaflarına ve bazen de hasretini çektikleri duyguları yaşamak için tanımadıkları insanları, özledikleri kişilerin yerine koyma çabalarına sürekli olarak yeni boyutlar kazandırıyor. Wheel of Fortune and Fantasy; yaşama, yapılan seçimlerin sonuçlarına, kadere ve ilişkilere dair düşüncelere dalmaya sürüklediği izleyicisini samimi anlatımıyla etkiliyor.

75/100

Ballad of a White Cow – Ghasideyeh gave sefid

Behtash Sanaeeha ve Maryam Moghaddam’ın yönettiği Ballad of a White Cow, İran’ın yasalarında hâlâ yer verdiği çağ dışı yaptırım olan idam cezasının insanların hayatlarına vurduğu darbenin ağırlığını gözler önüne seriyor. Eşinin idamından sonra işitme engelli kızıyla yalnız başına kalan, Maryam Moghaddam’ın canlandırdığı Mina, İran gibi bir ülkede kadın olmanın yanı sıra, dul bir kadın olmanın da zorluklarını sırtlanıyor ve bütün baskılara, ayrımcılıklara rağmen hayatta kalma mücadelesi vermeye başlıyor. Film, ülkenin yasal sistemindeki çarpıklıkları ve sosyal hayat içerisinde cinsiyet üzerinden yapılan ayrımcılıkları eleştiriyor. Eşinin idamından bir yıl sonra aslında suçu başkasının işlediğini anladıklarını ve yanlış bir karar verdiklerini söyleyen yetkililer karşısında gözyaşlarını tutamayan Mina, hiç durmadan üstü parayla örtülmeye çalışılan bu büyük hatanın hesabını soracak birisini arıyor ancak hem kadın olduğu için hem de çevresindeki herkes ona yaşananlar kolay şeylermiş gibi hazmetmesini söyledikleri için, öyle birini bulamıyor. İnsan hayatı kolayca bitirilemeyecek kadar değerli bir şey olduğu için de telafisi olmayan bu acıyla başa çıkmaya çalışıyor. Bir yandan da, kararı veren hakimlerden bir tanesi, bu telafisi olmayan hatanın, teselli bulması mümkün olmayan vicdan azabıyla mücadele ediyor. Trajedi seviyesi sürekli olarak yükselen film, aynı acıdan etkilenen bu iki karşıt tarafı bir sır çerçevesinde bir araya getiriyor. Bu sır ve iki karakter arasındaki ilişkinin geçirdiği evrim, bazen klişe yollara sapıp yapaylaşıyor ve hikâyenin gidişatını tahmin edilebilir kılıyor. Ancak film buna rağmen, cinsiyetçi toplumlarda kadın olmanın zorluklarını, insan yaşamını tehdit eden yaptırımların çağ dışılığını ve  karakterlerin içlerini kemiren vicdan azabı, suçluluk gibi hisleri, iz bırakan bir şekilde vurguluyor.

65/100

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information