73. Emmy Ödülleri dün gece sahiplerini buldu ve bir avazda biten 2020/21 televizyon sezonu nihayete erdi. Emmy’nin ve aslında var olmadığı iddia edilebilecek televizyon ödül sezonunun düzeni, Oscar’dan bir hayli farklı. Televizyon Akademisi’nin (ATAS) eylül ayında dağıttığı ödüllere öncü diyebileceğimiz bir heykelcik yok. Altın Küre’den Oyuncular Birliği’ne, Critics Choice’tan Televizyon Eleştirmenleri Birliği’ne hepsi Emmy’den bağımsız kuruluşlar ve ATAS’ın tercihleriyle alakalı olarak hiçbir veri sunmuyorlar bizlere. Öyle ki geçmişe döndüğünüzde Hollywood Yabancı Basın Birliği’nin sırf yeni olması sebebiyle galibiyetlere boğduğu yapımların Emmy Ödülleri cephesinden tek bir adaylık bile koparamadığına denk gelebilirsiniz.

Bu yıl özelinde konuşulması gereken pek çok şey var  esasen. Dijital platformların bugüne gelmesinde büyük bir emeği bulunan, House of Cards ve Orange Is the New Black ile yolu açan Netflix, tarihinde ilk kez En İyi Drama Dizisi ve En İyi Mini Dizi kategorilerinde galip geldi. Pandemiden sebep evlere kapandığımız süreçte bizlere eşlik eden Prenses Diana’lı The Crown sezonu ve Anya Taylor-Joy’un yıldızının parlamasına yardımcı olan The Queen’s Gambit, dijitalde devrim yaratan Netflix’e ilkleri yaşattı. Yalnız bu sonuçları da bir devrim olarak yorumlamaktansa, talihin yüzüne bir türlü gülemediği kanalın doğru zamanda doğru yarışta bulunması diye özetlemek daha mantıklı. Emmy’nin hangi yapım nerede gösteriliyor takıntıları kablolu kanallar hepimizi esir alınca sona erdi ne de olsa.

73. Emmy Ödülleri Sahiplerini Buldu: Bembeyaz Bir Liste

Josh O'Connor 73. emmy ödülleri

Geçtiğimiz sene, Kanada yapımı komedi dizisi Schitt’s Creek son sezonuyla aldığı Primetime adaylıklarının hepsini altına çevirince tek dizilik enteresan bir istilaya şahitlik etmiştik. ATAS üyeleri bu yıl ise aynı iltiması The Crown’a göstermeyi tercih etmiş. Büyük Britanya’nın kraliyet ailesini konu alan yapım ana ödül haricinde zaferlerine yönetmen, senaryo ve dört oyunculuk kategorisini ekledi. Yakın tarihte vefat eden Michael Kenneth Williams karşısında şok sayılabilecek bir galibiyet elde etmiş Tobias Menzies ile birlikte Altın Küre, SAG ve Critics Choice’u evine götüren Emma Corrin’in ödülü Olivia Colman’a kaybetmesi de epey şaşırtıcı oldu. Burada yine yazının başında bahsini ettiğim konuya dönüyorum sanıyorum. O da neydi, Emmy’nin evvelinde dağıtılan hiçbir televizyon ödülü ile akrabalığı olmaması.

Gecenin duygusal konuşmaları arasında kovid salgını sırasında babasını kaybeden Olivia Colman’ı saymak mümkün. Fakat esas gündemi mini dizi kanadında senaryo ödülünü göğüsleyen başarılı aktris, yönetmen ve senarist Michaela Coel yarattı. Kendi yaşadıklarından hareketle yazdığı, başyapıt niteliğindeki projesi sayesinde gelen Emmy’i, cinsel tacize uğramış herkese adadı. Coel’in de yer aldığı ve büyük bir rekabete ev sahipliği yapan En İyi Kadın Oyuncu (Mini Dizi/TV Filmi) kategorisinde ise Titanic’i izlediğimiz günden bu yana sevmekten vazgeçmediğimiz Kate Winslet ödüllendirildi. Rol arkadaşlarından Evan Peters’ın Kate Winslet’e Kate Winslet olduğu için teşekkür ettiği gecede, Mare of Easttown ekibinin bir diğer başarılı oyuncusu Julianne Nicholson da kategorisinde kazanan isim oldu.

Tabii ki de her şey bu kadar güllük gülistanlık değil. The Queen’s Gambit yaratıcısının Anya Taylor-Joy’a ne kadar seksi olduğunu söyledikten sonra konuyu ataerkilliği bitirmeye getirdiği tezatı bol teşekkür konuşmasının acı tadı hâlâ ağzımızda. Cedric the Entertainer’ın birkaç ışık yılı önceden kalma gibi hissettiren skeçlerinin ödül törenleri açısından korkunç geçen bir yılın sonunda nihayet dinamik bir şeyler izliyor oluşumuza duyduğumuz hevesi kırması da hakkında konuşulabilecek bir başka konu. Ama asıl meselemiz, RuPaul ve Michaela Coel haricinde, beyaz olmayan tek bir ismin dahi ödülle buluşamamasıydı.

Adaylar açıklandığı günden bu yana 73. Emmy Ödülleri listelerinin çeşitliliği ve temsiliyet adına ne kadar kıymetli olduğu üzerine bir sürü yazı okuduk. Yalnız Emmy gecesine geldiğimizde 27 kategoriden sadece ikisinde, ki bunlardan hiçbiri oyuncu dalı da değil, beyaz olmayan adaylar galip geldi. Burada ATAS’ın izleme alışkanlıklarıyla ilgili bir tartışma açmanın vaktidir diye düşünüyorum artık. Kaldı ki sonuçlarda da The Crown, Hacks, Ted Lasso, The Queen’s Gambit ve Mare of Easttown dışında herhangi bir yöne gidemedi Emmy. Beyaz ağırlıklı kastlarıyla öne çıkan bu yapımların oluşturduğu manzara sadece ırktan değil, yönelim ve kimlik temsilinden de sınıfta kalarak tek renkli yapısıyla eleştirilere maruz kaldı.

Finaline geldiğimizde sektörün gidecek daha çok yolu olduğu konusunda ikna edilmeye ihtiyaç duymasak da Steven Soderbergh’in yönettiği son Oscar töreni ertesi herkesi bir odada görmeye pek açmışız, onu fark ettik. Son sezonunda ödül verilmeyince Stephen Colbert’e eşlik eden Conan O’Brien, Adam Driver’a ne yaptığını ve ne yapması gerektiğini bildikleri hususunda teşekkürlerini ileten John Oliver ekibi, Glenn Close’un Oscar performansına özenip rap yapmaya kalkışan Rita Wilson, kazandığı ödüle içten bir şekilde mutlu olan Hannah Waddingham, ayrıcalıklı ayrıcalıklara kadehini kaldıran Brett Goldstein ve daha nicesiyle bir yılı daha sonlandırdık. Şimdi Jennifer Coolidge’in The White Lotus’la Emmy alacağı, bir sene sonraki töreni beklemeye koyuluyoruz. Succession’ın üçüncü sezonuyla çarpışmaya hazırlanan bütün yapımlara da kolay gelsinleri ileterek bir başka ödül töreninde buluşmak üzere diyelim. Hoşçakalın!

Not: Hamilton artık Altın Küre’nin film kanadında yarışmış, Emmy ödüllü bir televizyon programıdır, bu da unutulmasın.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information