78. Altın Küre Ödülleri, dün gece düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Bu yıl Tina Fey ve Amy Poehler’ın sunduğu tören, iki farklı kıyıda eşzamanlı olarak düzenlendi. Tina Fey New York’ta, Amy Poehler ise Los Angeles’ta sunucu olarak salondaki yerini aldı. Töreni iki farklı kıyıda düzenleme yönündeki bu kararın, adayların salonda olabilmesi için alındığı düşünülüyordu. Ancak öyle olmadığı anlaşıldı. Çünkü salonda adaylar ve sektörden konuklar değil, sağlık çalışanları vardı. Bu da töreni iki kıyıda düzenleme kararının, konuklardan ziyade ödülleri sunacak ünlü isimlerin salonda bulunabilmesi için alındığını gösterdi. Aslında dün geceki tören yapısı itibarıyla eylül ayında düzenlenen Emmy Ödül Töreni’nden çok da farklı değildi. Ancak tüm kusurlarına rağmen daha kolay seyredildiğini söyleyebiliriz. Bunda Tina Fey ve Amy Poehler’ın payı büyük elbette ama törenin hızlı akışı da ortaya daha iyi bir sonuç çıkmasına yardımcı oldu -gerçi eziyete dönüşen Emmy Ödül Töreni’nden daha kötüsünü yapmak epey zordu zaten. Yine de ortaya çıkan sonucun eski törenlerin yerini tutmadığını da not düşeyim. Kaldı ki törendeki sistemin kusursuz işlediği de söylenemez. Daha açıklanan ilk ödülde Daniel Kaluuya’nın sesinin duyulmaması, gecenin en nahoş anlarından birinin ortaya çıkmasına sebep oldu.

78. Altın Küre Ödülleri: HFPA Günah Çıkarıyor

Daniel Kaluuya demişken, ödüllerin bu yılki dağıtılma sırasının cevaplarından hiç hoşlanmadığım sorular doğurduğunu söylemem gerekiyor. Altın Küre Ödülleri’ni dağıtan Hollywood Yabancı Basın Birliği’nin (HFPA) törene kısa bir süre kala kendisini tartışmaların odağında bulması, dün geceki törenin bir tür günah çıkarmaya dönüşmesine neden oldu. Tina Fey ve Amy Poehler, HFPA üyeleri arasındaki temsiliyet sorununa dikkat çekerken, sahneye çıkan HFPA yöneticileri de bu konuda gerekli adımların atılacağını söyledi. Tüm bu yaşananlar ışığında, açıklanan ilk iki ödülün siyah oyuncuların kazandığı ödüller olmasının, bu günah çıkarmayı yumuşatma çabasının parçası olup olmadığını merak etmemek elde değil. Biraz geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki açıklanan ilk ödüller genelde televizyon kategorilerine ayrılıyor, sinema tarafında ise genelde daha yan kategoriler bu ilk blokta açıklanıyor. Hâl böyleyken bu yıl açıklanan ilk ödülün Daniel Kaluuya’nın kazandığı En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu olması, onu John Boyega’nın izlemesi dikkat çekiyor. Üstelik üçüncü ödül de siyah bir müzisyene odaklanan Pixar yapımı Soul. HFPA hem bu yılki adaylarda hem de üyelerinde görülen temsiliyet sorununu örtmek için böyle bir strateji izlemiş olabilir mi? HFPA’in motivasyonlarını epeydir sorgulayan biri olarak bu onlara konduramayacağım bir şey değil aslında.

Ödül töreninde dikkat çeken bir diğer detay da, geçtiğimiz yıla oranla çok daha suskun, daha apolitik bir törenle karşı karşıya olduğumuz gerçeğiydi. Geçtiğimiz yıl, Trump Amerikasının bir yansıması olarak politik mesajlarla dolu pek çok teşekkür konuşmasına şahit olmuştuk. Bu yıl hem Trump’ın Beyaz Saray’dan ayrılması, hem de teşekkür konuşmalarının uzaktan yapılması, bu durumu büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Onun yerine daha çok sektör içindeki fırsat eşitsizliğine vurgu yapan konuşmalar vardı dün gece. Bu konuşmaların belki de en dikkat çekici olanı Cecil B. DeMille Ödülü’ne layık görülen Jane Fonda’dan geldi.

Ödüllerin kendisine gelecek olursak, dün sinema tarafında aslında iki büyük sürpriz yaşandı, bunun dışında kazananlar büyük ölçüde beklendiği şekilde ilerledi. Gecenin iki büyük sürprizi En İyi Kadın Oyuncu ödülünü Andra Day’in, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü ise Jodie Foster’ın kazanması oldu. Yardımcı Kadın Oyuncu kategorisinde belirgin favoriler yoktu. Amanda Seyfried’in kazanacağını düşünenler de vardı, Glenn Close’un da, Olivia Colman’ın da. Jodie Foster sürpriz bir isim olsa da böylesine favorisiz bir kategoride aradan sıyrılması anlaşılabilir. Andra Day içinse aynı şeyi söylemek mümkün değil. Çünkü Foster’ın aksine favorisiz bir kategoride değil, güçlü iki favorinin olduğu bir kategoride aradan sıyrılıp ödülü kazandı. Oysa bu kategoride yarışın Carey Mulligan ile Frances McDormand arasında geçeceği, bir sürpriz olacaksa bunu Viola Davis’in yapacağı düşünülüyordu. Andra Day ise olasılıklar arasında dördüncü sırada bile değildi. Andra Day’in yaptığı bu sürpriz Oscar’a da yansır mı derseniz, pek zannetmiyorum. Yaklaşık 90 basın mensubundan oluşan HFPA, sektörün genelini yansıtmaktan epey uzak olduğu için sadece Andra Day konusunda değil, geneli itibarıyla da Altın Küre Ödülleri’nden Oscar için anlam çıkarmamak gerekiyor. Akademi Ödülleri’ne dair ipuçlarını analiz etmek için PGA gibi, SAG gibi meslek birliği ödüllerinin sahiplerini bulmasını beklememiz gerekiyor.

2020, sinema salonlarının yılın büyük bir bölümünde kapalı kalmasının etkisiyle sinema dünyasına dijital platformların hakim olduğu bir yıl oldu. Mart ayından itibaren çıkan kayda değer yapımların neredeyse tamamı dijital platform filmleriydi ya da ilk gösterimini bu platformlarda yapmak üzere satın alınmıştı. Hâl böyleyken özellikle Netflix’in ödüllerde bir üstünlük kurması beklenirdi aslında. Neticede yıllardır bu yönde bir başarı için önemli adımlar atıyorlar ve bu yıl rekabet hiç olmadığı kadar zayıflamıştı. Ama Altın Küre’ye baktığımızda böyle bir üstünlükten söz etmek mümkün değil. Aksine Netflix’in geri planda kaldığı bir yıl oldu. Ma Rainey’s Black Bottom ve I Care a Lot’ın oyunculuk kategorilerinde aldığı ödüllere bir de The Trial of the Chicago 7’ın senaryo ödülü ve Life Ahead’in orijinal şarkı ödülü eklendi. Altı adaylıkla bu yıl en çok adaylık alan Mank eli boş dönüp, The Trial of the Chicago 7 da ana kategorilerde yarışı Nomadland’e kaybedince, Netflix bu yıl da Altın Küre’de aradığını bulamadı.

Televizyon kategorilerine geldiğimizde ise Netflix için epey farklı bir tablo ortaya çıkıyor. The Crown ve The Queen’s Gambit dizilerinin aldığı ödüller, sinema tarafındaki dört ödülle birleşince Netflix geceden toplam 10 ödül ile ayrıldı. Netflix’in dizi tarafında her geçen yıl biraz daha belirgin hâle gelen üstünlüğü, Altın Küre’ye yansıdı.

Günün sonunda ortaya çıkan genel tabloya baktığımızda belirgin olan bir şey var ki o da her yıl gelen tepkilere göre atılan geçici adımların, göz boyamanın hiçbir zaman gerçek manada bir çözüme ulaştırmadığı gerçeği. HFPA’in temsiliyet konusunda iyiden iyiye ayyuka çıkan sorunlarını kapatması için kendi yapısı ve üyeleri içinde kayda değer değişiklikler yapması, kökleşmiş yapısını korumaya çalıştığı takdirde bu sorunların ortadan kalkmayacağını görmesi gerekiyor. Alınan kararlarda değil, kararların alındığı odalarda temsiliyet güçlenmeli. Aksi takdirde bir tarafı kapatayım derken öteki taraf açık kalıyor. Chloé Zhao’nun Altın Küre Ödülleri’nin 78 yıllık tarihinde En İyi Yönetmen ödülünü kazanan ikinci kadın olduğu gecede, temsiliyet sorunları bu kez farklı yönleriyle gündeme geliyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information