15 Ocak 2015’te, Akademi’nin Beverly Hills’teki merkezinde 87. Akademi Ödülleri adayları açıklandı. Oyunculuk kategorilerinde adaylık alan yirmi ismin yirmisi de beyaz oyunculardan oluşuyordu. Saatler sonra #OscarsSoWhite hashtag‘i sosyal medyada en çok konuşulanlar arasında yer alıyordu. O dönemde üye topluluğunun çoğunluğu orta yaşın üstündeki Amerikalı beyaz erkeklerden oluşan Akademi’nin yıllardır temsiliyet konusunda sınıfta kalıyor olması, artık geniş kitlelerin tepkisini çekmeye başlamıştı. April Reign’in yarattığı #OscarsSoWhite hashtag‘i etrafında şekillenen hareket -ki bu hareket sonraki yıllarda gelecek #TimesUp hareketinin de temellerini atacaktı- Akademi’nin geç de olsa temsiliyet konusundaki sorunlarını görmesini sağladı. Hızlıca hasar kontrol çalışmaları başladı ve değişim sözleri verildi. Hareket planları açıklandı. Ancak bu değişim öyle hızlıca gerçekleşecek türden bir değişim değildi. Neticede neredeyse bir asırlık kökleşmiş bir yapının reformundan söz ediyorduk. Nitekim bir sonraki yıl 88. Akademi Ödülleri için adaylar açıklandığında, yine aynı tablo ortaya çıkmıştı. 20 oyunculuk adayı arasında beyaz olmayan tek bir kişi bile yoktu.

Beş yıl ileri sarıyoruz. Bu kez tarih 15 Mart 2021. Priyanka Chopra Jonas ve Nick Jonas, 93. Akademi Ödülleri adaylarını açıklıyor. Pandemi nedeniyle “normal” kabul ettiğimiz her şeyin değiştiği bir yılın ardından gelen bu adaylıklar, Oscarlar için de “normal”den çok uzak bir tablo ortaya çıkarıyor. Yine beyaz erkekler çoğunlukta, ama bu kez En İyi Yönetmen adayları arasında iki kadın var, tarihte bir ilk. İlk kez Müslüman bir oyuncu adaylık alıyor. En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde ilk kez Asyalı-Amerikalı bir aktör aday. 70 kadından toplam 76 adaylık… Hâl böyleyken şu soru kaçınılmaz oluyor: #OscarsSoWhite’tan altı yıl sonra Akademi gerçek bir değişimin ilk emarelerini gösteriyor olabilir mi?

Bu soruya cevap vermeden önce 93. Akademi Ödülleri adaylarının açıklanmasının öncesindeki sürece değinmemiz gerekiyor. Çünkü bu süreç, aradığımız cevap için de, ortaya çıkan bu tabloyu açıklamak için de kritik olabilir. Geçtiğimiz yılın mart ayında tüm dünyaya yayılan koronavirüs pandemisi nedeniyle dünyanın dört bir yanında sinema salonlarının kapanması ve aylarca da kapalı kalması, 2020’de vizyona giren filmlerin sayısını kayda değer ölçüde azalttı. Hem yaz aylarında vizyona girmesi beklenen blockbuster‘lar, hem de ödül sezonunda iddialı olacağı düşünülen dikkat çekici yapımlar bir bir ertelendi. Öyle ki sonbahar aylarına doğru yaklaşırken -Cannes film festivalinin iptal edildiği, Venedik ve Toronto film festivallerinin akıbetinin belirsiz olduğu bir dönemde- 2021’de Akademi Ödülleri’nin dağıtılıp dağıtılamayacağı bile sorgulanıyordu. Ancak sonraki aylarda kısa bir süreliğine de olsa pandemi şartlarında biraz iyileşme yaşandı ve bu arada Toronto ve Venedik gibi önemli festivaller, daha zayıf programlarla da olsa düzenlendi. Akademi de mevcut şartlara ayak uydurarak yoluna devam etti. İlk olarak, değerlendirmeye alınacak filmlerin vizyona girmesi gereken son tarih ileri çekildi. Sonra ödül töreninin kendisi şubat ayından nisan ayına alındı. Ayrıca Akademi bu yıla özel olarak vizyona girmeden doğrudan dijital platformlarda ya da PVOD platformlarında yayınlanan filmlerin de değerlendirmeye alınacağını açıkladı. Neticede sıra dışı şartlar, sıra dışı kararlar gerektiriyordu. Büyük bölümünde sinemaların kapalı kaldığı 2020, sinema dünyasında dijital platformların hiç olmadığı kadar güçlendiği bir yıl oldu. Yıl boyunca çıkan yeni filmlerin büyük bölümü dijital platformlarda izleyici ile buluştu ve 2020’de üzerine konuştuğumuz filmlerin büyük bölümü dijital platformların yapımları oldu. Bu süreçte ertelenmeyip sınırlı sayıda sinemada, sınırlı izleyici potansiyeliyle vizyona giren ender filmlerse, daha düşük bütçeli bağımsız yapımlar oldu. Dün açıklanan adaylar da tam olarak bu tabloyu yansıtıyor. Dijital platformların hiç olmadığı kadar fazla adaylık aldığı bu senede, onların karşısında büyük bütçeli stüdyo yapımları değil, daha düşük bütçeli bağımsız yapımlar duruyor.

93. Akademi Ödülleri Adaylıkları: Pandemiye Bağlı Bir İstisna mı, Yoksa Kalıcı Bir Değişimin Habercisi mi?

Peki bu durum üstte yönelttiğim soru için neden önemli? Çünkü bütçeler büyüyüp, stüdyo filmleri devreye girince, kadın sinemacıların da, kamera önündeki azınlıkların da sayısı düşüyor. Daha düşük bütçeli bağımsız yapımlar, temsiliyet konusunda büyük bütçeli stüdyo filmlerinin önünde gidiyor. Dolayısıyla, özellikle sinema salonlarında gösterime giren yapımlar söz konusu olduğunda bağımsız yapımların ağırlıkta olduğu bir ödül sezonunda, temsiliyet konusunda da önemli yol kat edilmiş olmasını buna bağlayabiliriz. Bu da pandemi sonrası işler “normal”e döndüğünde, yeni bir hayal kırıklığının bizi beklediği şeklinde yorumlanabilir. Ancak her şeye rağmen -bu her şeyin içine Akademi’nin asırlık tarihinde ilk kez iki kadının En İyi Yönetmen adayı olmasını da katabilirsiniz, ilk kez Asyalı-Amerikalı bir En İyi Erkek Oyuncu adayı olmasını da- bunun gerçek ve kalıcı bir değişimin göstergesi olduğunu düşünmeme neden olan, Akademi’nin temsiliyet konusundaki sorunlarını çözebileceği konusunda umutlanmamı sağlayan bir kaç detaydan söz edebilirim. Bunların ilki, En İyi Yönetmen kategorisinde Körkütük – Druk filmiyle Thomas Vinterberg’in adaylık alması. Haklı her türlü talebi küçümsemek için kimilerince öcü gibi gösterilen politik doğruculukla, tepki oylarıyla açıklanmayacak bir adaylık Vinterberg’inki. Üstelik Vinterberg adaylar arasına sızarken, Hollywood’un pek sevdiği Aaron Sorkin, The Trial of the Chicago 7 gibi zamanın ruhuna uygun bir filmle dışarıda kalıyor. İşte bu iki gelişme, bu yıl gördüğümüz değişimin pandemi sonrasında da sürebileceği konusunda beni umutlandırıyor. Akademi’nin üye kadrosunda değişiklik yapması, adaylar arasında değil, adayları belirleyen üyeler arasında temsiliyeti kuvvetlendirmesi, sonunda etkilerini göstermeye başlamış olabilir. Zira rakamlar da bu değişimi açıklayacak doneler barındırıyor. #OscarSoWhite’ın ortaya çıktığı 2015 yılında Akademi içindeki azınlıkların oranı yüzde 10’ken, bugün yüzde 19. 2015’te kadınlar Akademi’nin yüzde 25’ini oluştururken, bugün yüzde 33’ünü oluşturuyor. Elbette hâlâ fırsat eşitliğinden çok uzağız. Ancak bir değişimin başladığı rakamlarla da görülüyor ve bu değişim atılan yeni adımlarla sürdürülüyor. 2020’nin haziran ayında Akademi’ye davet edilen 819 yeni üyenin yüzde 49’u ABD dışından, 68 farklı ülkedendi. Bu 819 üyenin yüzde 45’i kadınlardan oluşuyordu. Sinema dünyasında yeterince temsil edilmeyen azınlıklardan olanların oranı ise yüzde 36’ydı. Akademi, temsiliyet açısından daha kuvvetli ve daha uluslararası bir üye kadrosu oluşturmak için önemli adımlar atıyor. Bana kalırsa geçtiğimiz yıl Parasite’ın tarihi bir başarıya imza atması da, bu yıl yönetmen adayları arasında Thomas Vinterberg’in olması da bu değişimin bir sonucu. Akademi, o iki santimlik altyazı bariyerini nihayet aşıyor.

Bu yıl adaylıklara baktığımızda ilk dikkat çeken temsiliyet konusunda atılan adımlar olsa da, dijital platformların, özellikle de Netflix’in pandeminin de etkisiyle adaylıkları domine etmesine de değinmemiz gerekiyor. Bu yıl Netflix toplam 35 adaylık aldı -bu 35 adaylığın 10’u, bu yıl en çok adaylık alan film olan Mank’ten geldi. Bu yıl açık ara en çok adaylık alan stüdyo olduğu gibi Oscar tarihinde de bir yılda en çok adaylık alan stüdyolardan biri oldu. Her ne kadar bu konuda rekoru 1941 yılında aldığı 45 adaylıkla United Artists elinde tutmaya devam ediyor olsa da. Adaylık konusunda Netflix’in çok arkasında kalmış olsa da Amazon da bu yıl 12 adaylıkla başarılı bir sonuç elde etti. Zira bu Amazon’un en çok adaylık aldığı yıl oldu. Ancak ortaya çıkan bu tabloya rağmen, geride bıraktığımız tuhaf yıla baktığımızda, ortaya çıkan tablonun özellikle Netflix için küçük de olsa bir hayal kırıklığı barındırdığını düşünüyorum. Evet 35 adaylık aldılar. Ancak sinemaların aylarca kapalı kaldığı, dijital platformların tüm yıl sinema dünyasını domine ettiği bir yılın sonunda bile En İyi Film kategorisindeki sekiz adayın sadece üçü dijital platform yapımı, bunlardan da sadece ikisi Netflix filmi. Üstelik günün sonunda En İyi Film Oscarı’nı kazanan da büyük ihtimalle Nomadland olacak. Netflix sinemaların büyük darbe aldığı bu yılda bile o çok istediği En İyi Film Oscarı’nın sahibi olamayabilir. Bu da 35 adaylığın sevincine bir gölge düşürecektir şüphesiz.

Akademi Ödülleri adaylarındaki değişimin, pandeminin sonucu olarak ortaya çıkan bir istisna mı, yoksa bir kırılma noktasının emaresi mi olduğunu görmek için önümüzdeki yıllarda ortaya nasıl bir tablonun çıkacağını görmemiz gerekiyor. Şimdilik gözümüzü 25 Nisan’a, pandemi şartları altında nasıl gerçekleşeceğini merak ettiğimiz Oscar Ödül Töreni’ne çeviriyoruz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information