93. Akademi Ödülleri dün gece düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Daha önce yapılan açıklamalarda törenin birden fazla lokasyonda gerçekleşeceği belirtilmiş olsa da, aslında neredeyse tamamı Union Station’da geçen bir seremoni izledik. Bu yıl Stacey Sher ve Jesse Collins ile birlikte Oscar Ödül Töreni’nin yapımcılığını üstlenen usta yönetmen Steven Soderbergh, söz verdiği gibi film estetiğinde bir tören çıkardı ortaya. Geniş açılı kameralardan yayını 2.35:1 aspect ratio ile yapma tercihine, Questlove tarafından hazırlanan canlı soundtrack‘ten Regina King’li açılış jeneriğine kadar film estetiğini yansıtan pek çok unsur mevcuttu bu yılki Oscar Ödül Töreni’nde. Ancak bu bir filmse, ciddi sorunları olan bir film olduğunu söylememiz gerekiyor. Özellikle de son perdede. Her yıl en son ödül olarak verilen En İyi Film’i öne çekip en sona En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerinin yerleştirilmesi, finale yaklaştıkça momentum kaybeden bir tören çıkardı ortaya. Orada olmaya pek hevesli olmadığı her hâlinden anlaşılan Joaquin Phoenix’in, orada olmayan Anthony Hopkins’in ödülü kazandığını duyurduğu, olabilecek en sönük finalle bitti çünkü filmimiz. Zoom aracılığıyla bağlanmasına izin verilmeyen, Akademi tarafından Birleşik Krallık’ta kurulan merkezlerden birine gitmeyi ise reddeden Hopkins, teşekkür konuşmasını bu sabah sosyal medyadaki paylaşımıyla yaptı. Bu ödülü beklemediğini söyleyen Hopkins, Chadwick Boseman’ı onurlandırmayı da ihmal etmedi.

Trump sonrası Amerika’da şu ana kadar gerçekleşen tüm ödül törenleri gibi dünkü Oscar Ödül Töreni de politik mesajların, tutkulu konuşmaların önceki yıllara göre az olduğu bir törendi. Yine de, sinemanın onurlandırıldığı bir gecede, aylardır kapalı olan sinema salonlarının içinde olduğu tehlikenin bu kadar az bahsinin geçmesine şaşırdığımı söylemem gerekiyor. Her ödül sezonunda muhteşem konuşmalarıyla bizi kendisine tekrar hayran bırakan Frances McDormand, “Çok çok yakında bir gün, tanıdığınız herkesi bir sinema salonuna götürün ve bugün burada temsil edilen tüm filmleri o karanlık salonda omuz omuza izleyin.” sözleriyle, konuşmasında sinemalara en net şekilde değinen isim oldu.

Töreni geride bırakıp ödüllerin kendisine geçmeden önce, dün gece TRT2 ekranlarında şahit olduğumuz tabloya da değinmem gerekiyor. Oscar Ödül Töreni’ni yayınlayacağı belli olduğu andan itibaren olası sansür uygulamalarını gözümüzde canlandırdığımız TRT, maalesef bizi yanıltmadı ve törende belli başlı şeyleri sansürlemeyi tercih etti. Bunların en belirgin olanı, Ma Rainey’s Black Bottom ile En İyi Saç ve Makyaj kategorisinde Oscar kazanan Mia Neal’ın teşekkür konuşması sırasında kullandığı “trans kadınlar” ifadesinin simultane çeviriye alınmaması oldu.

93. Akademi Ödülleri: Sıra Dışı Bir Sezona Beklendik Bir Son

Frances McDormand ve Anthony Hopkins’in gecenin sonunda Oscar’a kavuşmaları, dün gecenin en büyük sürprizleri oldu. Çünkü son düzlüğe girilirken her iki isim de favori konumunda değildi aslında. Özellikle Oscar’ın en önemli göstergesi kabul edilen Oyuncular Birliği Ödülleri (SAG)’nde Viola Davis ve Chadwick Boseman’ın kazanması, Oscar için de bu iki ismi favori konumuna yükseltmişti. Ancak Oyuncular Birliği’nin aksine Akademi tercihlerini McDormand ve Hopkins’ten yana kullandı.

Hollywood’daki meslek birlikleri büyük ölçüde Amerikalı isimlerden oluşurken, Akademi’nin üye topluluğu içinde Amerika dışından isimlere daha çok yer vermeye başlaması, artık SAG’in Oscar için eskisi kadar net bir gösterge olmayabileceğini gösterdi. Çünkü Oscarlar bu yıl oyunculuk kategorilerinde SAG ile değil, BAFTA ile benzeşti.

Frances McDormand, Fargo ve Three Billboards Outside Ebbing, Missouri’nin ardından Nomadland ile de Oscar kazanarak oyunculuk kategorilerinde üç Oscar kazanan isimler listesine adını yazdırdı, ki bu oldukça kısa bir liste aslında. McDormand dışında bu listede sadece Walter Brennan, Ingrid Bergman, Jack Nicholson, Daniel Day-Lewis ve Meryl Streep bulunuyor. Oyunculuk kategorilerinde dört Oscar kazanan tek isimse Katherine Hepburn.

Ödül sezonu boyunca neredeyse tüm ödül törenlerinde büyük ödülün sahibi olan Nomadland’in tahmin edildiği gibi En İyi Film Oscarı’nın da sahibi olması, bu sıra dışı ödül sezonunun beklendik bir sonla noktalanmasına neden oldu. Pandemi şartları nedeniyle bu yıl eldeki film seçkisi önceki yıllara kıyasla zayıf kalsa da, sonraki yıllarda dönüp baktığımızda Nomadland’in En İyi Film Oscarı kazanan yapımlar arasında yadırganmayacağını düşünüyorum. Pandemi şartları bazı filmler ve isimler için normal şartlar altında sahip olamayacakları adaylıklar ve ödüller için bir fırsat yaratmış olsa da Nomadland’i bundan ayrı tutmak gerekir.

Pandemi şartlarının yarattığı gerçeklikten söz etmişken bu yıl temsiliyet konusunda ortaya çıkan olumlu tabloya da değinmeden geçmeyelim. Adaylık aşamasında pek çok ilkin yaşandığı 93. Akademi Ödülleri, En İyi Yönetmen kategorisinde ikinci kez bir kadının Oscar’a kavuşmasına da sahne oldu. Nomadland ile muhteşem bir iş ortaya koyan Chloé Zhao, Kathryn Bigelow’dan sonra bu ödülü kazanan ikinci kadın oldu. Aynı zamanda bu ödülü kazanan ilk Asyalı kadın olarak da tarihe geçti. 90 küsür yıllık Oscar tarihinde bugüne kadar sadece bir kadının En İyi Yönetmen seçilmiş olması Akademi adına utanç verici olsa da, Zhao’nun ödülüyle en azından bu hataların giderilmesi yolunda ilk adım atılmış oldu. En azından bunun bir ilk adım olduğunu umuyoruz. Öyle olup olmadığını görmek için pandemi sonrasında nasıl bir tablonun ortaya çıkacağını görmemiz gerekiyor.

Öte yandan bu yıl en çok ödül kazanan “stüdyo” Netflix oldu. Yedi Oscar’ın sahibi olan Netflix, böylece kendi rekorunu da geliştirdi. Bunu şirket için büyük bir başarı olarak değerlendirenler de mevcut. Ancak bu görüşe katılmadığımı belirtmem gerekiyor. Sinema salonlarının tüm yıl kapalı kaldığı, dijital platformların sinema dünyasını dömine ettiği bir yılın ardından Netflix’in bir kez daha En İyi Film Oscarı’nı alamaması, bu da yetmezmiş gibi bir de ana kategorilerin hiçbirinde ödül kazanamaması bence şirket adına hayal kırıklığıyla sonuçlanan bir ödül sezonu anlamına geliyor. Çünkü dönüp baktığımızda, sinemaların büyük darbe aldığı bir yılda Netflix’in kazandığı en büyük ödülün En İyi Belgesel olduğunu görüyoruz.

Artık bu ödül sezonunu geride bırakırken, bu yıl ortaya çıkan tablonun sinema dünyası için ne anlama geldiği konusunda daha net bir resme sahip olabilmek adına önümüzdeki sezon için beklemeye başladık bile.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information