93. Akademi Ödülleri, 25 Nisan gecesinde başta Union Station ve Dolby Theatre olmak üzere birkaç farklı mekanda düzenlenen ödül töreniyle sahiplerini buldu. En İyi Film ödülünü sezon boyunca favori olarak gösterilen Nomadland alırken En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde ödülün kazananının beklentilerin aksine Chadwick Boseman değil de Anthony Hopkins olması gece boyunca yaşanan sürprizler arasında yer aldı.

Pandemi koşulları sebebiyle olağan dışı şartlar altında gerçekleşen ödül törenini biz de basın odasından takip ettik. Tören boyunca ödül alan isimler ödüllerini kabul ettikten sonra kendilerine yöneltilen soruları yanıtlamak üzere Zoom üzerinden çevrimiçi olarak oluşturulan bu odaya alındı.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

FilmLoverss (@filmloverss)’in paylaştığı bir gönderi

En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerini kazanarak geceden ayrılan Chloé Zhao’ya Nomadland’in kendisini nasıl etkilediği soruldu. Zhao bu soruya, filmin herkesi değiştirdiğini ve kendisine de çok daha az eşyaya sahip olarak yaşayabileceğini öğrettiğini söyleyerek yanıt verdi. Sevdiği mesleği yapabildiği için çok şanslı olduğunun farkında olduğunu belirten yönetmen sözlerine kazandığı ödülün bir kişinin bile hayallerini gerçekleştirebilme yolunda önünü açmaya yardımcı olursa minnettar olacağını söyleyerek devam etti. Zhao, En İyi Film ödülünü teslim alırken Frances McDormand ile birlikte uluyarak kutlamalarıyla ilgili bir soruya bu kutlamanın Michael Wolf Snyder’ı anmak için olduğunu belirterek cevap verdi. Hem Nomadland’de hem de Zhao’nun bir önceki filmi The Rider’da birlikte çalışan Wolf Snyder geçtiğimiz aylarda hayatını kaybetmişti.

Yönetmen aynı zamanda tören boyunca en mutlu olduğu anın Frances McDormand’ın En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandığı an olduğundan bahsetti. Filmin tüm ruhunu McDormand’ın oluşturduğunu söyleyen yönetmen, kendi başarısının sebebini ise kendisine daima benliğini korumasını ve kimliğinin sanatını oluşturacağını söyleyen bir ailesinin olmasıyla açıkladı.

En İyi Uyarlama Senaryo ödülünü The Father filmi ile kazanan Florian Zeller ve Christopher Hampton da ödüllerini teslim aldıktan hemen sonra basın odasında soruları yanıtlayan isimler arasında yer aldı. The Father’ın demans hastalığını, yaş almayı ve yas tutmayı ele alan hikâyesinin ardındaki ilham sorulduğunda Florian Zeller, hikâyenin ilk başta 10 yıl önce üzerinde çalıştığı bir tiyatro oyunu olduğundan bahsetti. Henüz 15 yaşındayken kendisini yetiştiren, bir anne gibi gördüğü anneannesine demans hastalığı teşhisi konulması sebebiyle hikâyeyi yazmaya başladığında kendi anılarından beslenmesi gerektiğini düşündüğünü söyledi. Bu yüzden insanın kendisini bu denli yetersiz ve güçsüz konumda bulduğu bu sürecin ne kadar acı verici olduğunu bildiğini anlatan Zeller, kendisinin yalnız olmadığını fark ettiğini anlattı. Yönetmen, herkesin bu ikilemi ne yazıkki yaşayabileceği bir anneannesinin ya da babasının olduğunu bildiğini söylerken “Sevdiklerimizle anılarını kaybetmeye başladıklarında ne yapacağımızı bilemeyiz.” dedi. Zeller bu sebeple filmin kendi hikâyesini anlatmakla değil duyguları paylaşmakla ilgili olduğunu söyledi.

Filmin Le Père isimli tiyatro oyunundan uyarlandığından bahseden yönetmene uyarlama sürecinin en zorlu yönünün ne olduğu sorulduğunda ise Zeller, zorlayıcı bir şeyin olmadığını, Christopher Hampton ile uyarlama hakkında konuşmaya başladıklarında yalnızca tiyatro oyununun hissiyatından ziyade hikâyeyi sinemanın ve yalnızca sinemanın yapabilecekleri çerçevesinde şekillendirmeyi istedikleri konusunda hemfikir olduklarını söyledi. Bu yüzden sürecin en başında tiyatro oyununun hikâyeyi içeriden anlatarak izleyiciyi eşsiz bir pozisyona koyup bir labirentten geçiren anlatıyı korumaya karar verdiklerinden ve görsel anlamda bu deneyimi olduğundan daha büyük bir tecrübeye dönüştürmek için yollar aradıklarından bahsetti. Bir tiyatro oyununu filme uyarlamayı düşünürken akla gelen ilk fikirlerin sinematik hissiyatı arttırmak için yeni dış mekan sahneleri yazmak olduğunu söyleyen Zeller, buna rağmen The Father’da ilk önce bunu yapmamaya ve sinematik anlamda kullanabilmek için bir alanın içerisinde kalarak bu mekanı zihinsel bir alana çevirmeye karar verdiklerini anlattı. Christopher Hampton ise Zeller’ın sözlerini böylece hikâyeyi dışarı açmak yerine hikâyenin içini açtıklarını söyleyerek destekledi. Hampton aynı zamanda sözlerine bütün hikâyeye bir adamın zihninden baktıklarını ve böylece elde edebildikleri klostrofobi hissinin izleyici üzerinde yaratmak istedikleri hissiyata yardımcı olduğunu ekledi.

Soruları yanıtlamak üzere basın odasına gelen isimler arasında En İyi Özgün Senaryo ödülünün kazananı Emerald Fennell da vardı. İlk uzun metrajlı filmi Promising Young Woman ile bu ödülün kazananı olan Fennell’e daha önce filmi tarif ederken kullandığı “zehirli patlamış mısır” ifadesinin ne demek olduğunu açıklamasını isteyen, böyle filmler yapmaya devam edip etmeyeceğini öğrenmeye yönelik bir soru soruldu. Fennell, bu soruya ne kadar zorlayıcı olursa olsun insanların, arkadaşları, partnerleriyle birlikte izlemek ve sonrasında üzerine konuşmak isteyeceği filmler yapmak istediğini söyleyerek yanıt verdi. Yönetmen sözlerine bu tanımlamanın filmin dışarıdan parlak, kadınsı görünmesine rağmen aslında zorlayıcı, karanlık ve mide bulandırıcı bir hikâyeyi ele alıyor olmasını anlattığını ve gelecekte de böyle filmler yapmaya devam edeceğini belirterek devam etti.

En İyi Uluslararası Film ödülünün sahibi olan Another Round filminin yönetmeni Thomas Vinterberg’e filmin ardındaki hikâyeyle ilgili bir soru soruldu. Ödül töreninde yaptığı konuşmada kızı Ida’ya bir kez daha teşekkür eden Vinterberg bu soruya filmin ardındaki 2013 yılına kadar uzanan hikâyenin biraz uzun olduğunu söyleyerek yanıt verdi. Yönetmen filmin ilk başta içkiyi kutlamak üzere ortaya çıktığını ancak zamanla bundan daha fazlasına evrildiğini söyledi. Vinterberg sözlerine “Umarım, İsveç’li insanlar için bile ruhun anlamı içkiden daha fazladır ve umarım bu film herkes için sadece var olmaktansa yaşamakla alakalı bir film olmuştur.” diyerek devam etti. Filmin çekimlerine daha yeni başlamışken kızını kaybeden yönetmene aynı zamanda yaşadığı bu trajedinin filmde yer alan oyuncular ve ekiple arasında kurduğu ilişkiye nasıl yansıdığı sorulduğunda Vinterberg filmde yer alan oyuncuların ve film ekibinin arkadaşları olduğunu hatta çoğuyla daha önce de neredeyse 25 yıldır birlikte çalıştığını söyleyerek cevap verdi. Bu filmde ise oldukça yakınlaştıklarını, bu süreçte yaşadığı özel durumdan dolayı normalde olduğundan daha fazla yakınlaştıklarını anlatırken bu yakınlaşmanın birlikte çalışırken daha rahat olmalarını ve böylece güvenli alanlarından çıkmalarını sağladığını söyledi.

Judas and the Black Messiah filmindeki performansıyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında rol arkadaşı LaKeith Stanfield’la birlikte aday olan Daniel Kaluuya geceden kategorinin kazananı olarak ayrıldı. Ödülünü teslim alırken yaptığı konuşmada anne ve babasının cinsel hayatına değinen Kaluuya’ya bu konuyla ilgili bir soru sorulduğunda oyuncu annesinin yaptığı bu şakayı anlayışla karşılayacağını düşündüğünü söyleyerek cevap verdi. Oyuncuya Fred Hampton’ın hikâyesini anlatarak Oscar’a layık görülmesi hakkındaki düşünceleri sorulduğunda, insanların bu hikâyeyi izlemelerinin ve bu hikâyenin daha fazla insana ulaşmasını sağlamanın önemli olduğunu söyledi. Kaluuya, “Bugün bu sahnede duruyor olmamın sebebi Hampton’ın yaptıklarıydı. Mirasının devam edeceğini, insanların bu hikâyeyle ve filmle bağ kuracağını düşünüyorum.” dedi.

Minari filmindeki performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazanan Yuh-Jung Youn, kendisine kariyeri boyunca karşılaştığı zorluklarla ilgili bir soru sorulduğunda uzun bir kariyerinin olduğunu fakat daha önce kendisine Oscar kazandıran büyükanne rolü gibi bir rolü canlandırmadığını söyleyerek yanıt verdi. Oyuncu, mesleğinde yarışmaya, farklı filmleri birbiriyle kıyaslamaya inanmadığını bu yüzden belki de sadece diğer adaylardan daha şanslı olduğunu söyledi. Yuh-Jung Youn, “Belki de bu ödül Amerikalıların Koreli bir oyuncuya misafirperverliklerini gösterme biçimidir.” dedi.

Minari filminin yapımcıları arasında yer alan Brad Pitt ile ilk kez ödül töreni gecesinde tanışan oyuncuya aynı zamanda Pitt ile birlikte bir film yapsa hangi türde olmasını tercih edeceği sorulduğunda Yuh-Jung Youn, “Benim İngilizce bilgim, yaşım düşünüldüğünde böyle bir şeyin hiçbir zaman gerçekleşeceğini düşünmüyorum. İmkansız hayaller kurmak istemem.” dedi. Bu ödülü kazanan ilk Koreli kadın oyuncu olarak adını tarihe yazdıran oyuncuya Parasite’dan sonra Asya kültürünün Kung Fu’dan öte, daha başka yönlere sahip olan bir şekilde anlatılarak filmlere konu olması ve temsiliyet konusundaki düşünceleri sorulduğunda Yuh-Jung Youn, farklı hikâyelerinin anlatılmasının zamanının geldiğini ve birbirimizi anlamaya başlamamızın oldukça iyi bir şey olduğunu söyledi. Oyuncu sözlerine “Birbirimizi kategorize etmeden kucaklamalıyız. İnsanları siyah, beyaz, sarı tenli gibi sınıflandırarak bölmek hoş bir şey değil. Bütün renklerimizi bir araya getirirsek daha güzel bir şey ortaya çıkarabiliriz. Gökkuşağında bile yedi farklı renk var, bu yüzden renklerin farklılığının bir anlamı yok. Cinsiyet farkının da bir anlamı yok. Kadın, erkek, beyaz, siyah, sarı ya da eşcinsel, heteroseksüel gibi ayrımlardan hoşlanmıyorum. Hepimiz eşit bireyleriz, hepimiz aynı şekilde sıcak kalplere sahibiz.” diyerek devam etti.

Oyuncuya aynı zamanda ödülünü kendisine takdim eden Brad Pitt’in nasıl koktuğuyla ilgili bir soru soruldu. Yuh-Jung Youn bu soruya Pitt’i koklamadığını kendisini bir sinema oyuncusu olarak gördüğünü ve gençliğinden beri takip ettiğini söyleyerek yanıt verdi. Bu zamana dek bir film yıldızı olarak gördüğü Pitt’in kendisiyle konuştuğuna inanamadığını söylerken ne diyeceğini bilemediğinden bahsetti.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information