Bu yıl 2 – 9 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali‘ni yerinden takip ederken Festival Yönetmeni Dr. Ahmet Boyacıoğlu ve Festival Sanat Yönetmeni Başak Emre ile bir sohbet gerçekleştirdik.

Söyleşi: Umur Çağın Taş

Umur Çağın Taş: Antalya Altın Portakal Film Festivali, 58. yılını kutluyor. Ama özellikle son on yılda atlattığı badirelerin ardından festival epey değişimler geçirdi. Antalya’nın değişiminden ve geldiği noktadan biraz bahsetmek ister misiniz?

Ahmet Boyacıoğlu: Antalya Altın Portakal Film Festivali ilk başladığı yıldan itibaren ulusal sinemanın merkezi olmuştu. Bir önceki yönetimin ulusal yarışmaları kaldırması büyük bir hataydı. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Muhittin Böcek “Yeşilçam’ın diğer adı Antalya’dır” diyor. Çok doğru bir saptama. Altın Portakal Film Festivali her zaman ulusal sinemanın nabzının attığı etkinlik olmuştur. 2019 yılında ulusal yarışmaların festivale geri dönmesiyle 50 yılı aşkın süredir devam eden gelenek bozulmamış oldu.

Umur Çağın Taş: Biletlerin satışa çıkmasıyla birlikte yedi saatte hepsi tükendi ve ek seanslar açılmak zorunda kaldı. Festival seyircisi de, biz de bu rutinleri çok özlemişiz tabii ki. Peki mevcut kısıtlamalar kapsamında festivalin hazırlığını zorlaştıran etkenler neler oldu?

Başak Emre: Şüphesiz ulusal yarışmalarda ilk gösterim koşulu izleyicilerin merakını da artırıyor. Biletlerin bu kadar hızlı bir şekilde tükenmesinin en büyük nedenlerinden biri yepyeni filmlerin festivalde yer alması. Geçen yıl üç açık hava sinemasında fiziki bir festival gerçekleştirebilmiştik. Bu yıl festival çalışmalarına başlarken Atatürk Kültür Merkezi’ndeki Perge ve Aspendos salonlarını kullanmayı, ayrıca geçen yıl çok sevilen ve benimsenen Yıldızların Altında açık hava sinemasında gösterim yapmaya da devam etmeyi planlamıştık. Aradan geçen zaman içinde pandemide büyük bir değişiklik olmaması nedeniyle üç açık hava sinemasında gösterimleri sürdürmeye karar verdik. Önümüzdeki yıllarda pandeminin sona ermesi ve gösterimlerin kapalı salonlarda yapılmasını umuyoruz.

Umur Çağın Taş: Pek çok set, pandemiden sebep bir ara vermek zorunda kaldı. Bu ortamda seçki oluşturmanın zorlukları nelerdi?

Ahmet Boyacıoğlu: Bu yıl ulusal kısa film yarışmasına 151, belgesel film yarışmasına 49 ve uzun metraj film yarışmasına 44 film başvurdu. Uluslararası yarışma için 800’e yakın film izledik. Pandemiye karşın son yılların en iyi seçkilerinden birini oluşturduğumuzu düşünüyoruz. İzleyicinin festivale yoğun ilgisi de bunu kanıtlıyor.

Umur Çağın Taş: Sanatın farklı kollarından çeşitli isimlere yer veren zengin bir jüri var bu yıl. Bu çeşitliliğin sonuçlara etki edeceğini düşünüyor musunuz?

Ahmet Boyacıoğlu: Ulusal uzun metraj film yarışmasında 14 ödülümüz var. 7 kişilik jürinin farklı sanat dallarından profesyonellerden oluşması şüphesiz ki daha iyi kararların alınmasına neden olacaktır.

Umur Çağın Taş: Genel izleyicinin çok da fikir sahibi olmadığı Film Forum, Antalya’nın ortak yapım marketi ve proje geliştirme platformu aslında. Hem bilmeyenler, hem de film yapma hevesi bulunanlar için bizlere yurt dışında da örneklerine rastladığımız Antalya Film Forum’un nasıl işlediğini ve neyi amaçladığını anlatmak ister misiniz?

Başak Emre: Film Forum’un amacı, proje aşamasındaki filmlerin özellikle yurtdışında tanıtımının sağlanması, ortak yapımcı bulunması ve maddi destek sağlanması olarak özetlenebilir. Son yıllarda ortak yapımlar uluslararası festivallerde daha büyük başarı kazanıyorlar. Ülkemizde film üretiminde yaşanan en büyük sorunlardan biri maddi desteğin çok az olması. Her ortak yapımcı filmin yapım kalitesini yükseltmede önemli bir rol oynuyor. Antalya Film Forum sırasında görücüye çıkan ve ortak yapımcı ya da yabancı dağıtımcı bulan birçok proje var. Daha önceki yıllarda da Forum’dan destek almış pek çok proje uluslararası festivallerde gösterildi. Bu yıldan itibaren Forum’un yönetmenliğini Müge Özen ve Pınar Evrenosoğlu üstlendiler.

Umur Çağın Taş: Gezici Festival’in formu Antalya’dan farklı olsa da geçmiş deneyimlerinizin illa ki size sağladığı avantajlar ve belki dezavantajlar da olmuştur. İki farklı festivalde de görev almış bir ekip olarak bu deneyimler size ne kattı?

Ahmet Boyacıoğlu: “Bir film festivali nasıl düzenlenir” diye bir kitap yok. Yılların deneyimiyle, çoğu zaman da deneme yanılma yoluyla bir festivali nasıl en iyi şekilde düzenleyebileceğinizi öğreniyorsunuz. Ekibimizdeki birçok arkadaşımız en az 10 yıllık festival deneyimine sahip. 2020 yılında 25. yaşını kutlayan Gezici Festival, Tuncel Kurtiz’in deyimiyle “Bir göçebe sinema kumpanyası”, yarışmalı bölümü yok. Antalya çok farklı bir konsepte sahip. Yarışmada yer alan filmler herkesin çok fazla ilgisini çekiyor. Biz de göreve geldiğimiz 2019 yılından bu yana festivale bazı yenilikler getirdik.

Başak Emre: Gezici Festival’in ruhunu Antalya Film Festivali’ne taşımak istedik hep. Gezici Festival’de seyirci ile iletişim çok önemlidir, ekip, konuklar ve seyirci hep bir aradadır. Gezici Festival dolayısıyla oluşturduğumuz çok güzel dostluklarımız var. Yurt dışından ve Türkiye’den sinema dostlarımızın desteğini hissediyoruz. Bu, film seçiminden jüri oluşumuna, konuk profiline kadar her şeyi olumlu yönde etkiliyor. Gezici Festival’de yaptığımız Kars’ta Sinema Konuşalım’ı örnek alarak 2019’dan bu yana yaptığımız Altın Portakal Sinema Okulu festivale bir renk getirdi.

Umur Çağın Taş: Uluslararası festivallerde en çok konuşulan konulardan biri dijitaldeki yapımların televizyon ve sinema arasındaki ince çizgide yürümesi. Bizim ülkemizde de dijital platformlardaki içeriklerin sayısı giderek artıyor. Sizlerin bu konudaki yaklaşımı nedir?

Ahmet Boyacıoğlu:  Pandemi başladığından bu yana insanlar evlerinde film izlemeye yöneldiler. Türkiye’deki birçok televizyon kanalında da iyi ve yeni filmler gösterilmediğinden dijital platformlar daha ön plana çıktı. Bizim ülkemizde insanlar kendi dilinde film izlemeyi çok seviyor. Dijital platformlar da bunun farkında oldukları için yerli mini diziler ya da filmler üretilmeye başladı. Bunu çok olumlu bir gelişme olarak görüyorum. Bir söyleşide ulusal uzun metraj film yarışması jüri başkanımız Emin Alper’e bir dijital platform için çektiği dizi soruldu. O da “Ancak 3-4 yılda bir sinema filmi yapabiliyoruz. Böyle projeler insanın kameradan uzak kalmamasını sağlıyor” diye cevapladı.

Umur Çağın Taş: Berlin Film Festivali, oyunculuk ödüllerinden ikili cinsiyet ayrımını kaldırıp bu konuda çok önemli bir adım attı. Öncelikle bu konu hakkındaki fikirlerinizi duymak isteriz. Ayrıca siz de, Antalya ve Türkiye’deki festivallerin genelinde, buna benzer değişikliklere şahitlik edeceğimize inanıyor musunuz ve böyle radikal değişimlerin gerçekleşmesi için atılması gereken adımlar neler?

Ahmet Boyacıoğlu:  68 yaşındayım, 34 yıldır festivallerde çok farklı alanlarda görev aldım. Dolayısıyla biraz eski kafalıyım. Bence en iyi erkek oyuncu ve en iyi kadın oyuncu kategorileri sürmeli. Ayrıca bir yandan kadınların sinemada görünürlüğü artsın diye çaba gösteriliyor, diğer yandan da kadın erkek ayrımı kaldırılıp en iyi oyuncu ödülünden söz ediliyor. Birçok filmde başrollerin erkekler tarafından paylaşıldığı düşünülürse “En İyi Oyuncu Ödülü” yine haksız bir rekabete yol açacaktır.

Umur Çağın Taş: Son olarak, Antalya’da ağırlayacağınız sinemasever konuklarınıza onları nasıl bir festival ve seçkinin beklediğinden bahsedebilir misiniz?

Ahmet Boyacıoğlu: Yepyeni filmlerden oluşan çok güçlü bir seçkimiz var. Farklı temalarda farklı konulara değinen pek çok film buluşuyor izleyicilerle, Cumartesi gününe kadar da buluşmaya devam edecek. Antalya’da olanlara kaçırmamalarını öneririm.

Başak Emre: Uluslararası yarışma programında dünya festivallerinden 10 özgün yapıt yer alıyor. Bu seçkide, toplumsal cinsiyet eşitliğinin yanı sıra, ülkeler ve anlatım tarzları açısından çeşitliliğe de önem verdik. Yarışmada birer belgesel ve canlandırma filmi de yer alıyor. Ayrıca, filmlerden bazıları bilinçli olarak kurmaca ve belgesel arasındaki sınırları sorguluyor. Bu filmlerin temel özelliği ise, anlatım dillerindeki yaratıcılık. Özel gösterimler bölümündeyse, önemli festivallerde gösterilmiş ve ödül kazanmış dört önemli film var. Ulusal belgesel ve kısa film yarışmalarında ise bu zor koşullar altında film çeken ve kurgulayan yönetmenlerin birbirinden ilginç filmleri seyirciyle buluşacak. Özellikle, COVID-19 salgının getirdiği kısıtlamaların ardından sinemaya yeniden dönecek sinemaseverlerin keyifle izleyecekleri bir program…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information