Ankara Film Festivali’nden En İyi Film Ödülü’yle dönen ilk Kürt süperkahraman filmi Genco’nun yönetmeni Ali Kemal Çınar ile, mizahla çok dozunda harmanlanmış böylesi orijinal bir fikrin ortaya çıkış süreci, Genco’nun festivallerle başlayıp vizyon ile devam eden gösterim macerası ve Ali Kemal Çınar’ın bundan sonraki süreçte izleyiciyle buluşacak olan yeni fikirleri üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. 

Ecem Şen: Elbette !f Keş!f bölümünün sıkı takipçileri seni tanıyor ancak yine de okurlarımız için kendinden biraz bahsedebilir misin?

Ali Kemal Çınar: Ben Diyarbakır doğumluyum. Bütün öğrenim hayatım Diyarbakır’da geçti, üniversite de dahil olmak üzere. Üniversitede Beden Eğitimi ve Spor bölümünü bitirdim. Sinemayla olan iletişimim ve ilişkim lise dönemlerine tekabül ediyor. O dönemlerde film izlemek zaten biraz meraktan ileri geliyordu fakat daha farklı gözle izlemek gibi bir kaygım vardı. Arkadaşlarımla devamlı sinemayı takip ediyordum ve onlarla daha çok oyuncular üzerinden konuşuyorduk. Daha sonra bu işin arka kısmını (mutfağını) merak etmeye başladım, yönetmen gibi şeyler ortaya çıkmaya başladı – oyunculardan ziyade yönetmenin önem arz ettiğinin farkına varmıştım. Sonra üniversitedeyken şuna karar vermiştim; artık bir şekilde ben sinemayı yapmak adına birtakım çabalar gösterecektim ve bunu yapacaktım. O dönemlerde Diyarbakır’da bazı festivaller yapılıyordu belediyenin düzenlemiş olduğu, orada bir kısa film atölyesine dahil oldum. O atölyede bu işin biraz daha ciddi emek ve mesai istediğinin farkına vardım. Buna karşılık sinemaya bu emeği verebileceğimi hissettim. O dönemden sonra kararım kesinleşmişti ve film yapacaktım. Yine o sıralar, Diyarbakır Sanat Merkezi adında bir kurum açıldı. Orada bir sinema kulübü oluşumu vardı ve ben de o kulübe dahil oldum. Orası genel olarak film izlenen ve tartışılan bir yerdi. Bendeki sinema anlayışının derinleşmesini o kulüp sağlamıştı. Bir yerden sonra film izlemek ve tartışmak artık bizi doyurmamaya başlamıştı ve özel atölyeler düzenleyerek İstanbul’dan işin ehli insanları davet edip senaryo ve yönetmenlik üzerine eğitimler aldık. Ve ilk kısa filmimi de zaten o zamanlarda, 2004 senesinde ortaya çıkardım. O tarihten itibaren toplam 10 kadar kısa film çektim ve 2013 tarihinde de ilk orta metraj filmimi çektim. O filmde bugüne kadar edindiğim kısa film tecrübelerimi aktardım ve biraz aile biraz da çevre ilişkilerini ayrıca aktarmaya çalıştım. Ardından Kurte Film ve Veşarti ortaya çıkmış oldu.

Ecem Şen: Peki kısa film daha farklı bir noktada mı senin için yoksa ulaşmak istediğin nokta zaten uzun metrajdı da kısa filmler seni oraya götüren bir yol muydu?

Ali Kemal Çınar: Aslında başlangıç itibariyle ikisinin arasındaki farkı çok anlayamıyordum ama kısa filmler o dönemlerde çok popüler olmuştu ve bizim de imkanlarımız dahilinde yapabileceğimiz şey kısa filmdi. Uzun metraj film yapmak prodüksiyon gerektiren ve bizim için işi zorlaştıran bir durumdu. Arkadaşlarımla birlikte yapabileceğimiz şey ilk etapta kısa filmdi. Kısa film yapmaya çalışıyorduk fakat bir taraftan ne yaptığımızı da bilmiyorduk aslında. Bu süreçte yalnız değildim birkaç arkadaşımla birlikte kısa filmler çekiyordum. Bir zaman sonra “Aslında uzun film de yapabiliriz.” hissi içimizde oluşmaya başladı ve bu fikir üstünden üç yönetmenin birleştiği bir denememiz oldu ve her biri otuz dakikadan oluşan filmler çekmeye başladık ortaklaşa. Bu deneyim içimizdeki hissin dışavurumuydu. Bu denemeden sonra da ben tek başıma 2013 yılındaki filmimi oluşturdum. Benim için çok karmaşık bir dönemdi, hani kısa film yapıyordum ama aklımdaki uzun filme ulaşmak için mi yapıyordum yoksa kısa film benim için bir dil miydi? Bu gibi soruları kendime yönelttiğim çok belirsiz bir dönemdeydim. Açıkçası ne yapıp ettiğimden çok da emin değildim.

Ecem Şen: Şuan geriye dönüp baktığında aslında hangisisin?

Ali Kemal Çınar: Kısa filmlerime en son şöyle tekrar bir göz attım. Bir arkadaşım filmlerim hakkında yazı yazıyordu ben de o vesileyle birkaç tanesine tekrar baktım ve nasıl desem, tuhaf hissettim. Ben bunu nasıl çekmişim dediğim de oldu, vay be güzel şeyler yapmışım dediğim de oldu. Yine karmaşık duygular hissettim. Herhalde ileride uzun filmlerimi izlediğimde de aynı şeyleri hissedeceğim. Çünkü o an ne yaptığınızı çok kestiremiyorsunuz ama aradan biraz zaman geçtikten sonra ya şaşırıyorsunuz ya da “Vay ben ne yapmışım!” falan da diyebiliyorsunuz. Ama bence zaten işin gizemi ve hoşluğu da biraz buradan kaynaklanıyor. Neyi nasıl yaptığımızın tam olarak farkında olsak bu işin heyecanı kalmayacak gibi geliyor bana.

Ecem Şen: Peki Diyarbakır’da olmak bu süreci senin için zorlaştırdı mı? Yaşadığın sorunlar oldu mu?

Ali Kemal Çınar: Tabii, yani aslında merkezden uzak olmak, İstanbul’dan uzak olmak biraz zor oluyor. Çünkü teknik anlamda bilgiye ulaşmak zorlaşıyor. O sebeple kendimizi teknik olarak geliştirmek adına devamlı atölyeler yapıyoruz. Fakat burada olmanın avantajı da yapılan atölyeler sayesinde dayanışma içinde kolektif işler çıkarmaya imkan tanıması. İstanbul’da ise ekonomik unsurlar devreye giriyor ve işin ticari yönü daha çok ön planda oluyor. Bu açıdan merkezden uzak olmanın dezavantajı olduğu gibi avantajları da bulunmakta. Fakat İstanbul’dan uzak olmanın en önemli yanı iletişim unsurlarının iyi çalışamaması. Örneğin ben bu röportajı veriyorsam İstanbul’da olduğum için, eğer Diyarbakır’da olsaydım röportajı yazılı olarak yapmak zorunda kalacaktık, hatta belki de veremeyecektim. Ama genel olarak Diyarbakır’da olmaktan son derece mutluyum. Arkadaşlarımla birlikte orada film yapmaktan memnunum.

Ecem Şen: O ruhu koruyorsun hala?

Ali Kemal Çınar: Evet o ruh devam ediyor ama buraya geldiğim zaman değişir mi değişmez mi tam olarak bilemiyorum. Ama yaptığım işe elbette etkisi olur.

Ecem Şen: Peki Genco, ilk Kürt süper kahraman fikri nasıl ortaya çıktı?

Ali Kemal Çınar: Genco şöyle, ben filmin biraz ironi ve mizahi yönünün olduğunu fark ettim. Ve artık filmlere bakarken bu yönlerini görerek yorumluyorum ve hatta bu açıdan bakarak yazıp çiziyorum. Genco’ya baktığımız zaman da, süper kahraman hikayelerinden hep hoşlanmışımdır ve severek izlemeye devam ediyorum.

genco-filmloverss

Ecem Şen: Onu da soracaktım, mesela toplu olarak film izleyip yorulmadığınız dönemde neler izliyordunuz?

Ali Kemal Çınar: Aslında biz o dönemde arkadaşlarla otururken hep “ağır sanat” diye tabir edilen filmleri izliyorduk. Fakat ben eve gittiğim zaman Spiderman’i izliyordum (gülüşmeler). Bunun bende tadı farklıydı. Ama tabii arkadaşlarla birlikteyken Bergman ve Tarkovski konuşuyorduk. Tabii aksiyon filmleri de izlediğimiz oluyordu. Genel olarak eğlence filmlerine ulaşmakta sıkıntı yaşamadığımız için bir araya geldiğimizde “derinliği olan” sanat filmleri izlemeye ve hakkında tartışmaya önem veriyorduk. Kendi filmlerime baktığım zaman da, bu “ağır” diye niteleyebileceğimiz dingin filmlerden feyz aldığımı görebiliyorum.

Ecem Şen: Genco’yu konuşurken araya girdim, süper kahraman filmleri izliyordun.

Ali Kemal Çınar: Evet bir dönem çok fazla süper kahraman filmi izledim ve günümüzde de hala etkisini sürdürdüğünü gördüm ve bunun üzerine bir şey yapabilir miyim diye bir hissiyat ortaya çıktı bende. Ve bu şekilde de Genco ortaya çıkarak, çok basit bir gücü olan ve ona yetmeyen, bunu sorun eden bir kahramanın hikayesi fikrine dönüştü. Hatta bu fikrin ilk çıkış noktası buzdolabının kapısını açamayan bir kahraman tahayyülüydü ve bunu aslında çekmeme rağmen filmde kullanmadım. Bu zevk aldığım popüler kültür ürününü nasıl keyif aldığım bir şekle büründürebilirim diye düşündüm ve Genco ortaya çıkmış oldu.

“Benim süper kahramanıma baktığınız zaman da her insan gibi güçsüz ya da her insan gibi zaafları olan, yeterliliklerinin sınırları olan bir kahraman görüyoruz.”

genco-filmloverss

Ecem Şen: Peki filmlerinde karakterlerin isimlerinin genel olarak Ali Kemal olması ve bunları senin canlandırıyor olman konusuna gelirsek, bunlar bir noktada senin yansıman oluyor mu?

Ali Kemal Çınar: Kesinlikle oluyor çünkü ilk filmde biraz zorunluluktan dolayı olmuştu aslında benim oynamam, ama genel olarak isim konusunda aslında hiç iyi değilim hikaye oluştururken bir hissiyat yetersizliğim var ve bu sebeple genelde gerçek isimler kullanıyorum karakter oluştururken. Sonra bu devam etti.

Ecem Şen: Bu durum da bir tarz doğuruyor aslında.

Ali Kemal Çınar: Evet, böyle bir duruma evrildi ve Veşarti’de de devam etti Ali Kemal, bir kez daha Ali Kemal karakterinin özelliklerini görelim, o olsun bu filmin merkezinde dedim. Onun çeşitli yönleri ve özelliklerine odaklanalım. Belki üç filmde ortaklaşa bir paydaya ulaşabiliriz karakter üzerinden diye bir fikir ortaya çıktı ilk filmden sonra ve güzel de oldu aslında. Herkesin Ali Kemal karakteri üzerinden merak hissi taşıyor olması olası aslında. Üç film üzerinden bakınca, onun hayatına ya da karakter özelliklerine derinlemesine şahit olmak herkesin ilgisini çekebilecek bir nitelikte.

Ecem Şen: Genco’da Ali Kemal’in gücünün yetersiz olması sadece komedi unsurunu desteklemesi amacıyla kullanılmıyor aslında.

Ali Kemal Çınar: Aslında insanlığın da genel olarak yetersiz olması söz konusu ama filmlerde hep bir dünyayı kurtarma çabalarına ve olağanüstü birtakım unsurların bir araya gelmesine tanık oluyoruz. Fakat reelde baktığımız zaman böyle bir durumun olmadığını görüyoruz. Benim süper kahramanıma baktığınız zaman da her insan gibi güçsüz ya da her insan gibi zaafları olan, yeterliliklerinin sınırları olan bir kahraman görüyoruz. Tamamen komedi unsuru olsun ya da mizahi olsun diye değil, insan üzerine dünya üzerine bir şey söyleyebilmesi için oluşturulmuş bir karakterdi. Ama tabii mizahı ve komediyi bir araç olarak tercih ediyorum ve kullanıyorum. Hem izlerken hem yaparken keyifli oluyor. Ama özünde karakterin daha derin olması için üzerinde durduğum bir unsurdu mizah.

Ecem Şen: Peki genel anlamda elbette senin de dahil olduğun festivallere baktığımızda, özellikle Kürt sineması için ya da Türkiye sinemasında da daha politik bir sanat sineması izliyoruz; hatta deyim yerindeyse farklı bir tür izleyemez olduk. Bu noktada Genco izleyiciye ilaç gibi gelebilecek bir tür filmi. Sen nasıl değerlendiriyorsun festivallerdeki tür sineması eksikliğini?

Ali Kemal Çınar: Bence çeşitlilikten ödün vermemek lazım, aslında her dönem filmlerin takip ettiği bir kanal oluyor. Bir dönem minimalist sanat daha revaçtaydı festivallere baktığımız zaman. O dönem o da bir ihtiyaçtı bence. Bu ihtiyacın üzerine daha farklı ihtiyaçlar da ortaya çıkmaya başlıyor, politik film ihtiyacı da vardı, sektör de dönüşen ve gelişen bir şey. Buna kapılmamak gerek aslında,ben çeşitliliği korumak istiyorum. Ağır filmler tırnak içinde, keyifle izlediğim filmler olmasına karşın bunun bir devamlılık olmasına ben de karşıyım. Artık bir tıkanma durumu olduğu ortada ve bunu biraz delmek lazım. Ben biraz onun sonucunda bu yola evrildim. O tarz filmler yapmak isterken, içinde ironinin olduğu, mizahın olduğu absürt filmler yaparken buldum kendimi. Çünkü ben de artık sıkılmıştım bu ortamdan. Çok sevmeme rağmen kendimi farklı bir şekilde ifade etmek istedim çünkü farklı olana bir ihtiyaç doğmuştu. Bu şekilde tekrar hissine de girmemek gerektiğine karar verdim ve girmediğimi de düşünüyorum. O yüzden ihtiyaç neye tekabül ediyorsa biraz ona değinmek fikrindeyim.

Ecem Şen: Zaten !f”te Keşif Ödülü, sonra Ankara’da En İyi Film Ödülü bu ihtiyacın var olduğunu biraz kanıtlıyordu.

Ali Kemal Çınar: Bence insanların da biraz ihtiyaç duyduğunu görüyorsun artık. Onlar da artık ister istemez yeter diyorlar. Bir filmi izlerken en başta duygularınla onu hissetmeye çalışıyorsun eğer o eser sana hitap etmiyorsa sıkılıyorsun. O yüzden insanların nezdinde bu ihtiyacı karşıladığımı görmek iyi oldu aslında.

Ecem Şen: Festival yolculuğu demişken Genco’nun vizyon süreciyle ilgili de konuşabiliriz çünkü hep söylüyorum !f’te gerçekleştirdiğin söyleşide umutsuz konuşuyordun, süreç nasıl gelişti?

Ali Kemal Çınar: Aslında festivallerden sonra gelişen bir durum oldu. Ankara’da ödül aldıktan sonra vizyon şansı doğmuş oldu. Benim iki filmim de vizyona girmemişti ve bu sebeple umutsuzdum. Ama biraz da dönemle ilgili, küçük bir şans buldum ve bunu kullandım. Bundan sonraki filmlerim için de elim güçlenmiş oldu aslında.

Ecem Şen: Biraz bağımsız sinema, Başka Sinema ve gündemin önemli konularından Beyoğlu Sineması hakkında da konuşabiliriz. Bağımsız sinemacılar için Başka Sinema nasıl bir noktada?

Ali Kemal Çınar: İlk çıktığı zaman aslında cinematheque gibi bir his oluşturmuştu bende. Ki öyle de bir amaç vardı aslında kurulurken. Sonra biraz ticari kaygıların da etkisiyle, alternatif olmaya devam etmekle birlikte, cinematheque’in dışına çıkıp biraz daha ticari kaygı güderek vizyon ve seyirciye hitap edebilecek filmlerin gösterilmesine başladı. Bu kesinlikle kötü bir şey değil ama cinematheque duruşunun devam etmesini isterdim ben. Hegemonik yapıya ve dağıtıcılara da baktığın zaman artık neredeyse tekel olan bir sistem var. Başka Sinema’nın ya da diğer alternatif sinemaların hayatta kalması artık nispeten daha zor. Beyoğlu Sineması ve Emek Sineması buna örnek. Artık insanlar yazın klimalı salonda eğlence filmlerine gitmek istiyor. Bu sebeple büyük bir kayıp yaşanıyor hem sanatsal anlamda hem de bu tip yapıların ayakta kalması için gerekli olan ekonomik güç anlamında.

“Sistem kendi sürecini işletiyor, biz de ona karşı bir tutum benimsiyoruz.”

Ecem Şen: Peki Beyoğlu Sineması’nın kapanacağının açıklanmasının ardından gelişen süreci nasıl yorumluyorsun?

Ali Kemal Çınar: Bence bir desteğe dönüşmüş olması önemli bir şey. Çok geç kalınmış ve kriz anında ortaya çıkmış bir tepki, belki doğal seyrindeyken böyle bir duruma düşmesini beklemeden tepki verilmesi, sinemalara gidilmesi ve destek olunması gerekiyordu ama bu şekliyle de olumlu bir hareket. Artık iyi bir şeyi korumanın daha güç olduğu bir noktadayız ve bu raddede desteğin oluşmuş olması olumlu bir durum. Bu bir kültüre de evriliyor. Sinemalarda film izleme adabının oluşması ve gelişmesi için bir kültüre evrilme potansiyeli de var. Eğer evrilmezse bu zorlamaya dönüşebilir ve bu zorlama da yeni bir tehlike doğurur. Çünkü bu zorlama bir yerden sonra fayda etmeyebilir. Bu desteklerin sonu gelebilir.

Bu aslında kültür ve politikayla alakalı ve bizi aşan şeyler aslında. İnsanları popüler filmlere teşvik eden bir sistem var ve bu bizi aşıyor. Bizim ise kendi mahallemizdeki bir yeri ayakta tutabilecek bir çabamız var. Bu çabayı değersizleştirmek için söylemiyorum, bu çok önemli bir şey. Fakat sistem kendi sürecini işletiyor, biz de ona karşı bir tutum benimsiyoruz. Bu böyle diyalektik biçimde gidiyor, çok da yapacak bir şey yok.

Ecem Şen: Yeni projeler var mı peki?

Ali Kemal Çınar: Var, sonbahar gibi bir bilimkurgu filmi planlıyorum. Bunun hikayesi üzerine düşünme evresindeyim. Arkadaşlarımla da fikir alış verişinde bulunuyoruz.

Ecem Şen: Yine mi Ali Kemal? (gülüşmeler)

Ali Kemal Çınar: Yok aslında bu filmde biraz aynı şeyi işlemekten sakınmak istiyorum. Bütün bir değişimden bahsetmiyorum ama rengini ve atmosferini biraz değiştirmek gibi bir çabam olacak.

Ecem Şen: Tür olarak bilimkurgu mu yoksa yine komedi mi ön plana çıkıyor?

Ali Kemal Çınar: Mizah olacak yine içinde. Tam anlamıyla bilim kurgu filmi oluşturmak bu şartlarda pek mümkün değil.

Ecem Şen: Peki Diyarbakır’da film çekiyorsun, festivallerde adını ciddi anlamda duyurmaya başladın, Genco bu hafta vizyona girdi. Böyle bir çıkış yakalamışken bizim sinemayı seven, sinemaya gönül veren okuyucularımıza ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersin?

Ali Kemal Çınar: Mücadele etmek lazım. Geçmişte yaptığımız tüm ürünler bizim elimizden çıkan şeylerdi. “Çok paran olması lazım, imkanın olması lazım” gibi bayağı engelleyici lafların olduğu bir ortamın içindeyiz. Eğer bir fikir varsa hiçbir dış etkenden olumsuz etkilenmeden bu fikrin üzerine gitmek gerekiyor. Büyük paralar olmadan yapılan güzel filmlerin olduğunu biliyoruz. Benim yaptıklarım da buna örnek teşkil edebilir.

Ecem Şen: Tabii yani yönetmeni sensin, oyuncusu, kurgucusu sensin…

Ali Kemal Çınar: Bütün süreçlerde yer almaktan ayrıca keyif alıyorum ama aslında imkansızlıkla pek alakası da yok. Önüme inanılmaz bütçe konulsa dahi filmin yönetmeni ve yazarı yine ben olmak isterim. Yine fikrim neyse o filme yansır. Maddiyattan bağımsız olarak bunu söylüyorum. Büyük imkanları ve paraları beklemeksizin, eğer elinizde hikaye varsa bu sinema yapmak için gereken tek şey.

Ecem Şen: Bu keyifli söyleşi için teşekkür ederim.

Ali Kemal Çınar: Ben teşekkür ederim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information