21 Mayıs'ta Netflix'te izleyici ile buluşan Army of the Dead, Netflix'in beyazperdedeki blockbuster filmlere kendi alternatiflerini sunma çabasının sonucu olarak ortaya çıkan filmlerin son örneği. Nitekim filmin arkasında Zack Snyder gibi daha önce pek çok blockbuster'a imza atmış bir yönetmen ve 100 milyon dolara yaklaşan kayda değer bir bütçe var. Ne var ki "klasik" blockbuster'ların aksine Netflix'teki alternatiflerinin izleyiciyi sinema salonuna çekme gibi bir kaygısı bulunmuyor. Netflix kullanıcıları, hâlihazırda para ödedikleri bu platforma gelen ve algoritma tarafından öne çıkarılan bu filmleri evlerinin konforunda hızlıca tüketip, hızlıca unuturken; bu filmleri bilet alıp sinemada izledikleri yapımlardan farklı bir değerlendirmeye tabii tutuyorlar. Nitekim Netflix'in bugüne kadar en çok izlenen filmlerine baktığımızda, karşımıza 6 Underground, Extraction, Spenser Confidential gibi hiç de iyi yorumlar almayan yapımlar çıkması da biraz bundan kaynaklanıyor. Netflix filmlerine olan bu yaklaşım, gişe kaygısının Netflix'te bir karşılığı olmaması, filmlerin yaratım sürecini de etkiliyor ister istemez. Army of the Dead'i değerlendirirken de bu yeni tür blockbuster'ları çıkaran Netflix sistemine değinmek gerekiyor; çünkü başta 148 dakikalık süresi olmak üzere Army of the Dead'in kusurlarının pek çoğunda bu sistemin de payı var. Kullanıcılarına satmak üzere -kendi formüllerine uyan- projeler satın aldıktan sonra bu projeleri hayata geçiren sinemacıları kendi hâllerine bırakan bu sistemde, Zack Snyder'ın kusurlarını törpüleyecek mekanizmalar yer almıyor. Sonuçta ortaya çıkan ise Zack Snyder'ın tüm kusurlarını bir araya toplayan bir film oluyor. Warner Bros. çatısı altında çektiği son iki filminde stüdyo yöneticileriyle çatışan, bu yüzden filmlerinde değişiklikler yapmak zorunda kalan Zack Snyder, röportajlarında da ifade ettiği üzere Netflix'te aradığı özgürlüğü bulmuş ve Army of the Dead'i tam da istediği şekilde çekmiş. Neredeyse her sahne başına ayrı bir şarkının düştüğü kalabalık soundtrack'inden açılıştaki klipvari montaja kadar, Zack Snyder filmlerinin tüm alametifarikalarını barındıran bir yapım var karşımızda. Ancak bu yılın başında yayınlanan Zack Snyder's Justice League'de olduğu gibi burada da Zack Snyder'a tam kontrol verilmesi, başta filmin sarkan süresi olmak üzere büyük sorunlar doğuruyor. Filmin asıl aksiyonunu başlatmadan önce hikâyeyi kurmak için kendisine kırk dakika ayıran Snyder, bu sürenin içini dolduramıyor ve daha ilk perdeden süre konusunda müsrif davranmaya başlıyor. Bu yönüyle film seyircinin sabretmesini gerektiriyor ama sabredip sonuna kadar izleyenleri ödüllendirecek bir şey sunamıyor. Army of the Dead: Netflix İşi Zack Snyder Filmi 2004 yapımı Dawn of the Dead ile yakın geçmişin en başarılı zombi filmlerinden birine imza atan Snyder, Army of the Dead'de de ilgi çekici bir fikirle yola çıkıyor aslında. Bir zombi salgının patlak vermesinin ardından yüksek bariyerlerle çevrilerek Amerika'nın geri kalanından izole edilen Las Vegas'ta geçen film, şehir nükleer bir bombayla yerle bir edilmeden önce dev bir soygun gerçekleştirmek için toplanan bir ekibi takip ediyor. Zombi salgını sırasında geçen bir soygun filmi fikir olarak ilgi çekici olsa da bu fikri iyi bir hikâyeye dönüştürme konusunda sınıfta kalıyor Snyder. Zaten Snyder'ın filmografisine baktığımızda, filmlerinin senaryolarını kendi yazmaya başlamasıyla, kariyerinin gerileme dönemine girmesi arasında bir paralellik olduğu açıkça görülüyor. Görsel açıdan etkileyici kareler yakalama konusundaki yeteneği inkâr edilemez olan Snyder, elinde James Gunn imzalı bir senaryo olduğunda ortaya Dawn of the Dead çıkarırken, senaryoyu kendi kurduğu ekiple birlikte yazdığında sonuç hikâyesiyle ucuz aksiyon…

Yazar Puanı

Puan - 35%

35%

Yaratıcılık barındırmayan aksiyonu ve basmakalıp hikâyesiyle 148 dakikalık süresinin hakkını veremeyen Army of the Dead, sonuna kadar sabreden izleyicisinin çabasını ödüllendirmeyen, zombi janrını ise bir adım ileri götüremeyen bir "Netflix filmi". 

Kullanıcı Puanları: 2.75 ( 86 oy)
35


21 Mayıs’ta Netflix’te izleyici ile buluşan Army of the Dead, Netflix’in beyazperdedeki blockbuster filmlere kendi alternatiflerini sunma çabasının sonucu olarak ortaya çıkan filmlerin son örneği. Nitekim filmin arkasında Zack Snyder gibi daha önce pek çok blockbuster‘a imza atmış bir yönetmen ve 100 milyon dolara yaklaşan kayda değer bir bütçe var. Ne var ki “klasik” blockbuster‘ların aksine Netflix’teki alternatiflerinin izleyiciyi sinema salonuna çekme gibi bir kaygısı bulunmuyor. Netflix kullanıcıları, hâlihazırda para ödedikleri bu platforma gelen ve algoritma tarafından öne çıkarılan bu filmleri evlerinin konforunda hızlıca tüketip, hızlıca unuturken; bu filmleri bilet alıp sinemada izledikleri yapımlardan farklı bir değerlendirmeye tabii tutuyorlar. Nitekim Netflix’in bugüne kadar en çok izlenen filmlerine baktığımızda, karşımıza 6 Underground, Extraction, Spenser Confidential gibi hiç de iyi yorumlar almayan yapımlar çıkması da biraz bundan kaynaklanıyor. Netflix filmlerine olan bu yaklaşım, gişe kaygısının Netflix’te bir karşılığı olmaması, filmlerin yaratım sürecini de etkiliyor ister istemez. Army of the Dead’i değerlendirirken de bu yeni tür blockbuster‘ları çıkaran Netflix sistemine değinmek gerekiyor; çünkü başta 148 dakikalık süresi olmak üzere Army of the Dead’in kusurlarının pek çoğunda bu sistemin de payı var. Kullanıcılarına satmak üzere -kendi formüllerine uyan- projeler satın aldıktan sonra bu projeleri hayata geçiren sinemacıları kendi hâllerine bırakan bu sistemde, Zack Snyder’ın kusurlarını törpüleyecek mekanizmalar yer almıyor. Sonuçta ortaya çıkan ise Zack Snyder’ın tüm kusurlarını bir araya toplayan bir film oluyor.

Warner Bros. çatısı altında çektiği son iki filminde stüdyo yöneticileriyle çatışan, bu yüzden filmlerinde değişiklikler yapmak zorunda kalan Zack Snyder, röportajlarında da ifade ettiği üzere Netflix’te aradığı özgürlüğü bulmuş ve Army of the Dead’i tam da istediği şekilde çekmiş. Neredeyse her sahne başına ayrı bir şarkının düştüğü kalabalık soundtrack‘inden açılıştaki klipvari montaja kadar, Zack Snyder filmlerinin tüm alametifarikalarını barındıran bir yapım var karşımızda. Ancak bu yılın başında yayınlanan Zack Snyder’s Justice League’de olduğu gibi burada da Zack Snyder’a tam kontrol verilmesi, başta filmin sarkan süresi olmak üzere büyük sorunlar doğuruyor. Filmin asıl aksiyonunu başlatmadan önce hikâyeyi kurmak için kendisine kırk dakika ayıran Snyder, bu sürenin içini dolduramıyor ve daha ilk perdeden süre konusunda müsrif davranmaya başlıyor. Bu yönüyle film seyircinin sabretmesini gerektiriyor ama sabredip sonuna kadar izleyenleri ödüllendirecek bir şey sunamıyor.

Army of the Dead: Netflix İşi Zack Snyder Filmi

2004 yapımı Dawn of the Dead ile yakın geçmişin en başarılı zombi filmlerinden birine imza atan Snyder, Army of the Dead’de de ilgi çekici bir fikirle yola çıkıyor aslında. Bir zombi salgının patlak vermesinin ardından yüksek bariyerlerle çevrilerek Amerika’nın geri kalanından izole edilen Las Vegas’ta geçen film, şehir nükleer bir bombayla yerle bir edilmeden önce dev bir soygun gerçekleştirmek için toplanan bir ekibi takip ediyor. Zombi salgını sırasında geçen bir soygun filmi fikir olarak ilgi çekici olsa da bu fikri iyi bir hikâyeye dönüştürme konusunda sınıfta kalıyor Snyder. Zaten Snyder’ın filmografisine baktığımızda, filmlerinin senaryolarını kendi yazmaya başlamasıyla, kariyerinin gerileme dönemine girmesi arasında bir paralellik olduğu açıkça görülüyor. Görsel açıdan etkileyici kareler yakalama konusundaki yeteneği inkâr edilemez olan Snyder, elinde James Gunn imzalı bir senaryo olduğunda ortaya Dawn of the Dead çıkarırken, senaryoyu kendi kurduğu ekiple birlikte yazdığında sonuç hikâyesiyle ucuz aksiyon filmlerini aratmayan Army of the Dead oluyor.

Soygunu gerçekleştirmek için bir araya toplanan ekip de ucuz aksiyon filmlerinden fırlamış gibi duran, basmakalıp karakterlerden oluşuyor. Büyük bir trajedi yaşamış, ruhen yaralı eski bir asker ve sadık silah arkadaşları, sempatik ama hafif deli helikopter pilotu, cesur ama çılgın bir suçlu, ürkek bir çilingir ve üç kelimelik tanımlamalara sığdırılabilecek bir avuç karakter daha. Başta başroldeki Dave Bautista olmak üzere oyuncu kadrosunda tercih edilen isimler de bu basmakalıp temsilleri daha da derinleştiriyor. Bu da yetmezmiş gibi Snyder bu insanlar arasında duygusal bir bağ kurmakta da başarısız oluyor ve bu topluluk hiçbir zaman gerçek bir ekibe dönüşmüyor. Geçmişten gelen bağlılıkları bulunan birkaç karakter dışında ekip içinde de bir dayanışmanın olmadığı, her an herkesin gruptan birini geride bırakabileceği bu atmosfer içinde, izleyici olarak bizim de karakterlerin akıbetini umursamamız epey güçleşiyor. Duygusal bir bağ oluşturamamayı da artık Zack Snyder alametifarikaları arasına yazmamızın zamanı geldi sanırım; çünkü aynı şey son iki filmi (Batman v. Superman ve Justice League) için de pekâlâ söylenebilir.

Bir grup basmakalıp karakteri takip ettiğimiz bu etkileyicilikten uzak senaryoyu biraz olsun yukarı taşımak için iş Zack Snyder’ın yönetmenliğine ve en azından aksiyonda bir yaratıcılık sergilemesine kalıyor ama baktığımız zaman böyle bir yaratıcılıktan da söz etmek mümkün değil. Filmin aksiyon sahneleri Snyder’dan bekleneceği üzere derli toplu bir şekilde çekilmiş olsa da içlerinde yaratıcı bir dokunuş barındırmıyorlar. Hem artık klasikleşmiş olan zombi tasvirine uyan yavaş hareket eden versiyonlarıyla, hem de “alfalar” olarak tanımlanan daha hızlı, daha güçlü, daha akıllı versiyonlarıyla filmdeki zombiler de bu yaratıcı dokunuştan mahrumlar. Öte yandan bu alfaların başındaki zeki liderleri ve onun etrafında kurulan hikâye ise bunun gerçekten bir zombi hikâyesi olarak tanımlanıp tanımlanmayacağını bile sorguya açıyor. Zira film bu varlığı “zombi” değil “vampir” olarak tanımlasa, bu tanımlamaya da pekâlâ uyabilir.

Film, Las Vegas’ın etrafına kurulan sığınma kamplarında yaşananlar ve hükûmetin bu kamptakilere “hastalıklı” olarak bakması üzerinden zombi anlatısı etrafına politik bir mesele de yerleştirmeye çalışıyor olsa da, bu çaba da odaktaki hikâyenin zayıflığı altında ezilip kayboluyor.

Bir hafta arayla Netflix’te yayınlanan iki popüler film: 21st Century Fox’ta çekilip Netflix’e satılan The Woman in the Window ve Netflix sisteminden çıkan Army of the Dead. Biri artık vadesini doldurmuş eski usul Hollywood stüdyo sisteminin fazla müdahalesinden, biri de ortada bir kontrol mekanizması olmamasından muzdarip. Bu iki uç noktanın ikisi de sinema için zararlı olsa da, bugüne kadar çıkan Netflix blockbuster‘larının geneline baktığımızda, en azından söz konusu bluckbuster‘lar olduğunda Hollywood stüdyo sisteminin bazı alışkanlıklarını sürdürmenin faydalı olabileceği görülüyor. Neticede kolektif bir çabanın ürünü olan filmlerin yaratım sürecinde yapımcıların ve stüdyo yöneticilerinin de büyük önem taşıdığı gerçeği, Hollywood stüdyo sisteminden çıkmış sayısız başyapıtla destekleniyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information