On dokuzuncu yüzyılın sonu, yirminci yüzyılın başlarından itibaren liberal feminizm, kültürel feminizm, Marksist feminizm gibi farklı feminist kuramlar geliştirilirken 1970’li yıllarda ekofeminizm terimi, literatürde karşımıza çıkar. Françoise d’Eaubonne, Le Feminism ou la Mort; Rosemary Radford Ruether, New Women / New Earth; Susan Griffin, Woman and Nature ve Carolyn Merchant, Death of Nature adlı kitaplarıyla ekofeminist kuramın temelini oluştururken Oya Beklân Çetin, “Ekofeminizm: Kadın – Doğa İlişkisi ve Ataerkillik” başlıklı makalesinde bu kuramda üç farklı yaklaşımın bulunduğunu ileri sürer. Birinci grup, ataerkil düzende kadın ile doğa arasında kurulan yakınlığa farklılık temelinde yaklaşır. İkinci grup, söz konusu ilişkinin tarihsel ve toplumsal olarak kurgulandığını savunur. Üçüncü grup ise ilk iki grup arasındaki ortaklıklara dikkat çekerek bütüncül bir yaklaşım ortaya koyar. Josephine Donovan, Feminist Teori kitabında ataerkinin kadınlarla hayvanlar arasındaki özdeşleştirmelerinin kökeninin Aristoteles’e kadar uzandığını, bugün ise çağdaş ekofeminist hareketin bu özdeşleştirmeyi olumlayarak ataerkil yapıyı irdelediğini belirtir. Erken Neolitik çağ ile erkeğin, üretimi tekeline almasıyla erkeğe avcılık, kadına ise toplayıcılık görevinin verilmesi sonucu normlaştırılan özdeşleştirmelerin temelindeki düşünceyi Val Plumwood, Feminizm ve Doğaya Hükmetmek kitabında olumlanan ve yüceltilen akıl, efendi, kültür, erkek gibi kavramların karşısına olumsuzlanan ve ikincilleştirilen duygu, köle, doğa ve kadın kavramlarını konumlandıran düalist düşünceyle açıklar. Kadının ve doğanın erkek egemen toplumlarda çifte sömürüsünü ele alan ekofeminist kuram, karşıtlıkların iki tarafında yer alan kavramların kendi aralarındaki bağıntıların nasıl inşa edildiğini gerek günlük yaşamda gerek dış dünyaya koşut oluşturulan anlatılarda inceler. Emre Akay’ın 1 Ekim’de vizyona giren filmi Av’ın –derin yapısındaki karşıtlıklar, karakterlerin söylem ve eylemleri incelendiğinde– ekofeminist kuramcıların çalışmalarındaki bulgularla pek çok yerde örtüşen bir anlatıya sahip olduğu görülür. Kadınlar üzerindeki eril tahakkümü işleyen film, Sedat’ın, Ayşe ile Fırat’ın evine zorla girip Fırat’ı öldürmesiyle başlar ve Ayşe’nin o andan itibaren hayatta kalmak ya da ona hayatta kalması karşılığında neredeyse bir lütufmuş gibi sunulacak olan eril tahakküm altında yaşama seçeneğinden kurtulmak için verdiği mücadele anlatı boyunca sürer. Ayşe’nin evden koşarak uzaklaştığı sahneden sonra kamera, bir kent panoraması verir. Filmdeki hikâyenin belirli bir uzamla sınırlı olmayıp dünyanın pek çok yerinde yaşandığını sezdiren bu açıyla beraber özellikle başkarakter için kullanılan adlandırma tekniği de kadınların ataerkiye karşı verdikleri mücadelenin bir örneğinin her an, her yerde görülebileceğini ortaya koyar ve karakterlerin geçmişlerinin, anlatı zamanındaki aksiyonu sağlayan koşulların neler olduğunu ayrıntılandırmak yerine Ayşe’nin maruz kaldığı erkek şiddetine –ki bu şiddetin yalnızca fiziksel olmadığı film boyunca, gerilim türünün de etkisiyle hep hissettirilir– odaklanması, filmin temel meselesini savrulmadan aktarmasında etkili olur. ***Yazının bundan sonraki bölümü henüz izlemeyenler için Av ile ilgili izleme deneyimini etkileyebilecek detaylar (spoiler) içerebilir.*** Sedat, yanına Ahmet, Çetin ve Engin'i alarak Ayşe'nin peşine düşer. Karakterlerin geçmişine ilişkin tek bilgi, Ayşe'yi Sedat'la istemediği bir evliliğe zorlamaları ve bu dayatmada yalnız Sedat ve ailesinin değil, Ayşe'nin babası ve ağabeyi Ahmet'in de etkin rol oynadığıdır. Ataerki, sistemin öznesi olarak konumlandırdığı erkeğe kadın üzerinde egemenlik kurma olanağını sunarken tüm kurumlarıyla erkek özneye arka çıkar. Evlilik de bu kurumlardandır ve özel alan, eril tahakkümün meşrulaştırılıp olağanlaştırıldığı bir uzam olarak kadının hayatını kuşatır. Ayşe'nin anlatının başında Fırat'la yaşadığı, onun bir anlamda "kurtarılmış bölgesi" olan ev, görece bir özgürlük sağlarken artık yeni bir “kurtarılmış bölgeye”…

Yazar Puanı

Puan - 80%

80%

Ayşe’nin mücadelesinin temel mekânı olan orman, anlatıdaki karşıtlıkların kurulması başta olmak üzere pek çok açıdan önemli bir yer tutar. Bu bağlamda öncelikle Ayşe’yle doğa arasındaki ilişkinin saptanması gerekir. Ekofeminist kuramın dikkat çektiği ikilikler çerçevesinde bu ilişkiyi çözümlediğimizde filmin başında Ayşe’nin Sedat’a yakalandığı ve son anda kaçtığı evinin bulunduğu kentin, kültürü ve dolayısıyla ataerkil yasaların geçerli olduğu bir mekânı temsil ettiği görülür. Kamusal alan gibi özel alan da bu yasalara göre biçimlenmiştir. Orman ise kentin karşıtı konumundadır.

Kullanıcı Puanları: 3.17 ( 3 oy)
80

On dokuzuncu yüzyılın sonu, yirminci yüzyılın başlarından itibaren liberal feminizm, kültürel feminizm, Marksist feminizm gibi farklı feminist kuramlar geliştirilirken 1970’li yıllarda ekofeminizm terimi, literatürde karşımıza çıkar. Françoise d’Eaubonne, Le Feminism ou la Mort; Rosemary Radford Ruether, New Women / New Earth; Susan Griffin, Woman and Nature ve Carolyn Merchant, Death of Nature adlı kitaplarıyla ekofeminist kuramın temelini oluştururken Oya Beklân Çetin, “Ekofeminizm: Kadın – Doğa İlişkisi ve Ataerkillik” başlıklı makalesinde bu kuramda üç farklı yaklaşımın bulunduğunu ileri sürer. Birinci grup, ataerkil düzende kadın ile doğa arasında kurulan yakınlığa farklılık temelinde yaklaşır. İkinci grup, söz konusu ilişkinin tarihsel ve toplumsal olarak kurgulandığını savunur. Üçüncü grup ise ilk iki grup arasındaki ortaklıklara dikkat çekerek bütüncül bir yaklaşım ortaya koyar. Josephine Donovan, Feminist Teori kitabında ataerkinin kadınlarla hayvanlar arasındaki özdeşleştirmelerinin kökeninin Aristoteles’e kadar uzandığını, bugün ise çağdaş ekofeminist hareketin bu özdeşleştirmeyi olumlayarak ataerkil yapıyı irdelediğini belirtir. Erken Neolitik çağ ile erkeğin, üretimi tekeline almasıyla erkeğe avcılık, kadına ise toplayıcılık görevinin verilmesi sonucu normlaştırılan özdeşleştirmelerin temelindeki düşünceyi Val Plumwood, Feminizm ve Doğaya Hükmetmek kitabında olumlanan ve yüceltilen akıl, efendi, kültür, erkek gibi kavramların karşısına olumsuzlanan ve ikincilleştirilen duygu, köle, doğa ve kadın kavramlarını konumlandıran düalist düşünceyle açıklar. Kadının ve doğanın erkek egemen toplumlarda çifte sömürüsünü ele alan ekofeminist kuram, karşıtlıkların iki tarafında yer alan kavramların kendi aralarındaki bağıntıların nasıl inşa edildiğini gerek günlük yaşamda gerek dış dünyaya koşut oluşturulan anlatılarda inceler.

Emre Akay’ın 1 Ekim’de vizyona giren filmi Av’ın –derin yapısındaki karşıtlıklar, karakterlerin söylem ve eylemleri incelendiğinde– ekofeminist kuramcıların çalışmalarındaki bulgularla pek çok yerde örtüşen bir anlatıya sahip olduğu görülür. Kadınlar üzerindeki eril tahakkümü işleyen film, Sedat’ın, Ayşe ile Fırat’ın evine zorla girip Fırat’ı öldürmesiyle başlar ve Ayşe’nin o andan itibaren hayatta kalmak ya da ona hayatta kalması karşılığında neredeyse bir lütufmuş gibi sunulacak olan eril tahakküm altında yaşama seçeneğinden kurtulmak için verdiği mücadele anlatı boyunca sürer. Ayşe’nin evden koşarak uzaklaştığı sahneden sonra kamera, bir kent panoraması verir. Filmdeki hikâyenin belirli bir uzamla sınırlı olmayıp dünyanın pek çok yerinde yaşandığını sezdiren bu açıyla beraber özellikle başkarakter için kullanılan adlandırma tekniği de kadınların ataerkiye karşı verdikleri mücadelenin bir örneğinin her an, her yerde görülebileceğini ortaya koyar ve karakterlerin geçmişlerinin, anlatı zamanındaki aksiyonu sağlayan koşulların neler olduğunu ayrıntılandırmak yerine Ayşe’nin maruz kaldığı erkek şiddetine –ki bu şiddetin yalnızca fiziksel olmadığı film boyunca, gerilim türünün de etkisiyle hep hissettirilir– odaklanması, filmin temel meselesini savrulmadan aktarmasında etkili olur.

***Yazının bundan sonraki bölümü henüz izlemeyenler için Av ile ilgili izleme deneyimini etkileyebilecek detaylar (spoiler) içerebilir.***

Sedat, yanına Ahmet, Çetin ve Engin’i alarak Ayşe’nin peşine düşer. Karakterlerin geçmişine ilişkin tek bilgi, Ayşe’yi Sedat’la istemediği bir evliliğe zorlamaları ve bu dayatmada yalnız Sedat ve ailesinin değil, Ayşe’nin babası ve ağabeyi Ahmet’in de etkin rol oynadığıdır. Ataerki, sistemin öznesi olarak konumlandırdığı erkeğe kadın üzerinde egemenlik kurma olanağını sunarken tüm kurumlarıyla erkek özneye arka çıkar. Evlilik de bu kurumlardandır ve özel alan, eril tahakkümün meşrulaştırılıp olağanlaştırıldığı bir uzam olarak kadının hayatını kuşatır. Ayşe’nin anlatının başında Fırat’la yaşadığı, onun bir anlamda “kurtarılmış bölgesi” olan ev, görece bir özgürlük sağlarken artık yeni bir “kurtarılmış bölgeye” gereksinim vardır. Ayşe, bu amaçla yardım istediği kişilerin ona teslimiyetten başka bir şans vermemeleri üzerine mücadelesinde tek başına olduğunu fark eder. Gizlice babasının evine girip bir miktar parayla arabanın anahtarını alıp kaçar. Babasının şikâyeti nedeniyle yolda onu çeviren trafik polisinin nasihatleri de kadını “narin, savunmasız, korunmaya muhtaç” bir varlık olarak betimleyen toplumsal cinsiyet ideolojisini söylem aracılığıyla yeniden üretir. Kate Millett’in “şövalyeci tutum” olarak tanımladığı korumacılık rolü, evlilik öncesinde Ayşe’nin babası ve ağabeyine, evlilik sonrasında ise Ahmet’e Ayşe üzerinde tahakküm kurma yetkisini verir. Ayşe, babasına teslim edilmek üzereyken fırsatını bularak kaçar, kovalamaca sırasındaki kazadan yaralı kurtularak bir ormanın içine doğru ilerler.

Av: Norm Dışı Erkeklik – Kabul Edilemeyecek Yenilgiler

Kentte başlayıp ormanda devam eden mücadele, bir av-avcı ilişkisine dönüşmüştür. Sedat, kendisini ve beraberindeki üç erkeği avcı, Ayşe’yi av olarak konumlandırırken film, erkekliğin inşasıyla fiziksel, psikolojik, cinsel şiddet arasındaki ilişkiyi, hegemonik erkekliğin söylem ve eyleme yansımalarını, normlara uymayan erkeklik biçiminin nasıl yargılandığını ve elbette bu mücadelede doğanın hangi tarafta konumlandırıldığını derinlemesine ele alır, izleyiciye de bütün bu meseleler üzerine düşünmesini sağlayacak bir alan açar. Ayşe’nin peşindeki adamlardan Sedat ve Ahmet, yakın yaşlardayken Çetin ve Engin, daha gençtir. Çetin’in özellikle Sedat’ın sergilediği hegemonik erkekliğe özenmesine ve kendine onu rol model almasına karşı on altı yaşındaki Engin, idealize edilen erkeklik rollerini yerine getiremez ve söz konusu normları içselleştirmedikçe diğerleri tarafından yargılanır. Engin, Sedat’ın ona “Bu senin namusun” diyerek verdiği silahı, yalnızken karşı karşıya geldiği Ayşe’ye kaptırır; ancak diğerlerinin yanına döndüğünde silahı bir yerde düşürdüğünü söyler. Film, bir yan hikâye olarak, Engin üzerinden hegemonik erkekliğin, erkeklere fiziksel ve duygusal açıdan sürekli güçlü olmaları gerektiğini dayatan toplumsal cinsiyet ideolojisinin yalnızca kadınlar üzerinde değil, erkekler üzerinde de bir yük olduğunu ortaya koyar. Engin’in gerçeği Sedat’a söyleyememesine neden olan korkunun temelinde erkeğin kadına “yenilmesinin” norm dışı kabul edilecek olması vardır.

Engin, yalan söyleyerek ataerkil otoritenin yargılamasından kurtulur; fakat bir süre sonra Sedat’la Ahmet, aralarında çıkan tartışmada birbirlerini eril normlar çerçevesinde yargılarken sonunda biri mağlup olur. Tartışmanın çıkış nedeni, Ayşe’ye “sahip” çıkıp çıkamama meselesidir. Yine şövalyeci bir tutumu çağrıştıran “sahip çıkma” ifadesiyle kastedilen, aslında Ayşe üzerinde bir egemenlik kurup kuramamış olmaktır. İki erkek, birbirlerini işte bu eril normlara göre suçlar ve sonunda defalarca “Ben kime sahip çıkamadım?” sorusunu tekrar eden Sedat, Ahmet’i boğarak öldürür. Sedat, hem kendisinin Ayşe üzerinde kurmak istediği hem diğerlerinin ondan beklediği egemenliği elde edememenin öfkesini kendisine bunu hatırlatan Ahmet’ten çıkarır. Anlatıda Sedat’ın şiddet eğilimine koşut inşa ettiği erkekliğin suçla ilişkisi, biri onu “yenilgiye uğratana” kadar devam eder; çünkü yaşamındaki insanlar üzerindeki tahakkümü hep korumak istediği dünyasında onun için üçüncü bir yol yoktur: Ya denetimi her zaman elinde tutacak ya da yok olup gidecektir. Sedat’ın Ayşe ile kurmak istediği, tam bir efendi-köle ilişkisidir. Ayşe’yle mağaradaki karşılaşmalarında “Sen benimsin” diyerek kadını köle olarak kodlayan Sedat, cinsiyetçi ideolojisini söylemleriyle de dışa vurur. Kadını metalaştıran ve kendine bağımlı bir varlık durumuna getirmek isteyen erkek özne, amacına ulaşamadığında cinsel şiddet uygulamaya kalkışır. Ayşe, kendini korumaya çalışırken Sedat’ı öldürür.

Yazının başında belirttiğim gibi karakterlerin geçmişine dair çok fazla ayrıntıya yer vermeyen filmde Ayşe’nin hayatını anlatı zamanındaki noktaya sürükleyen koşullar, kısa ama meseleyi doğrudan anlatabilecek sahnelerle verilir. Ayşe, Engin ve elbette diğerleri gibi, toplumsal cinsiyet rollerini, ideal olanı çocukluğundan itibaren öğrenmek zorunda kalmıştır. Kâbusu andıran bir sahnede babasının ona çocukken “Aferin benim kızıma, erkek doğacakmışsın sen be” dediğini duyarız. Ayşe, bir yandan erkek rollerine uygun bir biçimde yetiştirilip eril normlar üzerinden olumlanırken bir yandan da babasının bu takdirinde bile aslında yine erkek kimliğini yücelttiği dikkati çeker; çünkü erkek, ataerkil ideolojide, ideal olan ve daima yüceltilen cinsiyettir. Kadın ise ya korunmaya muhtaç bir varlık olarak kodlanarak erkeğin otoritesi altına alınır ya da erkeğin rollerini yerine getirerek görece bir saygınlık kazanır; ancak bu saygınlık, asla kadına özgürlük getirmez. Çocukluğunda babasından bu tümceleri işiten Ayşe’nin büyüdüğünde kendisi hakkında erkekler tarafından verilen kararlara uyması ve önce babanın, evlendikten sonra kocasının tahakkümü altında yaşamayı kabul etmesi beklenir. Bu dayatmayı reddedince de mücadele başlar.

Av: Kadınla Doğa İlişkisine Koşut Kurulan Kent/Orman Karşıtlığı

Ayşe’nin mücadelesinin temel mekânı olan orman, anlatıdaki karşıtlıkların kurulması başta olmak üzere pek çok açıdan önemli bir yer tutar. Bu bağlamda öncelikle Ayşe’yle doğa arasındaki ilişkinin saptanması gerekir. Ekofeminist kuramın dikkat çektiği ikilikler çerçevesinde bu ilişkiyi çözümlediğimizde filmin başında Ayşe’nin Sedat’a yakalandığı ve son anda kaçtığı evinin bulunduğu kentin, kültürü ve dolayısıyla ataerkil yasaların geçerli olduğu bir mekânı temsil ettiği görülür. Kamusal alan gibi özel alan da bu yasalara göre biçimlenmiştir. Orman ise kentin karşıtı konumundadır. Orman, genel olarak doğa, Ayşe’nin peşindeki adamlardan kaçarak sığındığı yerdir. Sözgelimi, Ayşe’nin Sedat’la karşı karşıya gelmeden önce saklandığı, kendini korumaya aldığı ve hatta belki de onlara karşı direnecek gücü topladığı yer, kadın ile doğa arasındaki ilişkiyi olumlamakta, hatta bunun bir dayanışmaya bile dönüşebileceğini sezdirmektedir. Ayşe evden kaçtığında yardımını istediği kişiler onu geri çevirirken doğa, ona sığınacağı, saklanacağı bir alan açmıştır. Bununla birlikte kadın ile doğa arasında –eril bakış açısıyla– olumsuz biçimde kurulan ilişki ise Çetin’in söyleminde belirgindir. Sedat’tan sonra liderliği üstlenmeye niyetlenen Çetin, devraldığı “erkeklik mirasına” uyarak hem Ayşe’yi yakalamak hem de Engin’i ideal normlara göre eğitmek için uğraşır. Diğer erkek karakterlerin, özellikle Sedat’ın söyleminde olduğu gibi Çetin’in söyleminde de cinsiyetçilik sıklıkla dikkati çeker. Çetin’in Engin’e bir erkeğin ağlamayacağını, hiçbir şeyden korkmayacağını öğretmeye çalışırken o, bu rolleri yerine getiremedikçe “Ne bağırıyon karı gibi?” ve benzeri tümceleri, buna örnektir. Kadın, Çetin’in söylem ve ideolojisinde hep aşağılanan, ikincilleştirilen bir varlıktır. Onun yine Engin’e sorduğu “Yaban domuzu nasıl avlanır öğretmediler mi sana?” sorusunda ise hayvanın, temelde doğanın da bu söylemde erkek özne tarafından ikincilleştirilen, nesneleştirilen ve av olarak görülen bir araca indirgendiği, bununla beraber kadın ile doğa arasında olumsuz bir benzerlik kurulduğu görülür. Çetin’in Ayşe’yle karşı karşıya geldiği sahne ise anlatının sonrasını, başka bir deyişle, avla avcının konumlarını belirler.

Filmde evden kaçtığı sahneden itibaren Ayşe, hep yara bere içindedir. Kendini korumaya çalışırken aldığı bu yaraları, elbette temel ve yan anlamlarda yorumlamak mümkündür. Yalnızca kaçarken ya da boğuşmalar sırasında oluşan fiziksel yaralar değil, Sedat’ın ona tecavüz etmeye kalkışması, onun ölümünden sonra bile sürekli hem cinsel şiddet tehdidiyle hem ondan görevi devralan Çetin’in amacına ulaşma ihtimalinin neden olduğu psikolojik baskıyla, karakterde oluşan ama fiziksel olanlar kadar görünmeyen ruhsal yıpranmaya bir gönderim olarak çözümlenebilir. Öte yandan son anda, babasının ona “Sana mı düştü onca yıllık düzeni bozmak?” diye seslenmesi ve peşinde yine birilerinin olması, bütün bu yaralara rağmen hayatta kalmak için direnmeye devam etmek zorunda olduğunun da göstergesidir ve bu açıdan, filmin son sahnesi, anlatıyı oldukça güçlü bir finalle tamamlar. Sonunda Ayşe’nin koşarak uzaklaştığı ve içinde kaybolduğu –aslında kendini koruyabildiği– yer, yine ormandır. Yazı boyunca çözümlenen göstergeler, karakterler arası ve karakterlerle mekânlar arası karşıtlık/koşutluk ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda filmin genel olarak çağdaş ekofeminist kuramcıları destekler nitelikte bir anlatıya sahip olduğu yönünde bir sonuca bizi ulaştırır. Bu çerçevede tek handikap, Ayşe’nin, Çetin’in köpeğiyle karşılaştığı sahnedeki eylemidir. Anlatı boyunca –olumlu ya da olumsuz– kadınla doğa arasında kurulan ilişkide yalnızca bu sahnede taraflar yer değiştirir ve karşı karşıya getirilir. Bu sahne olmasa, aslında sinemamızda neredeyse hiç rastlanmayan ekofeminist bir anlatının yapılandırıldığı Av, kadınlar üzerindeki eril tahakkümü farklı görünümleriyle ortaya koyan, sistemin öznelerinin toplumsal cinsiyet kimliklerinin inşasında etkili olan normları tartışmaya açan ve bu bağlamda farklı erkeklikleri de hikâyenin bütünü içine başarılı bir biçimde dâhil eden bir film.

 

Kaynakça

Çetin, O. B. (2005). “Eko-Feminizm: Kadın-Doğa İlişkisi ve Ataerkillik”. Sosyoekonomi, C. 1. S. 1. http://dergipark.ulakbim.gov.tr/sosyoekonomi/article/view/5000080476/5000074518.

Donovan, J. (2014). Feminist Teori. Çev. Aksu Bora, Meltem Ağduk Gevrek, Fevziye Sayılan. İletişim Yayınları: İstanbul.

Millett, K. (1973). Cinsel Politika, çev. Seçkin Selvi, Payel Yayınevi: İstanbul,.

Plumwood, V. (2004). Feminizm ve Doğaya Hükmetmek. Çev. Başak Ertür. Metis Yayınları: İstanbul.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information