Kadınların toplumsal hayattaki yeri ile ilgili filmlere baktığımızda, genelde hep benzer yapıdaki temaların dönüp dolaştığı, cinsiyet özelinde benzer söylemler gerçekleştirilerek alışıldık sonuçlara ulaşan yapımlara rastlıyoruz. Hele ki kadın bedeni üzerinden bir anlatı gerçekleştirilmişse, bu filmlerin büyük bir çoğunluğu, hatalı bir şekilde birkaç erkek karakterin baskın duruşlarına göre şekillenir. Buradaki erkek karakterler bizzat kadın karakterlerin eylemlerini etkileyen bir nitelik bile ustlenir. Sözde feminist bir söylemin izini süren, başrollerinde kadın karakterlerin bolluğuna rastlasak bile anlatı yapılarında egemen erkek bakışına boyun eğen yapımlar var; özellikle ‘’aile’’ gibi konulara temas ediyorsa bu filmler, toplumsal cinsiyet meselesine daha ılımlı yaklaşıyorlar. Bu kurumun sınırları keskin şekilde çekilmiş duruşuna zarar getiren, hatta onu ters yüz eden çok az film var. Aile, sinemada hâlâ oldukça kutsal bir konumda. Alex Thompson’ın yönettigi, SXSW, American Film Festival, Hamburg Queer FF gibi festivallerden ödülle dönen Azize Frances, aile kavramının kutsallığına tersten bakan bir anlatıya sahip. İsminden de anlayacağımız gibi film, Hristiyanlık üzerinden dine ve Meryem’e atıflarda bulunuyor. Ancak aslında ne bir kurum olarak ailenin ne de Hristiyanlık’ın içi boşaltılıyor veya alaya alınıyor. Sadece aile gibi bir kurumun dayatıcı sınırlarının kutsallığını yıkıyor film. Bunu da ilk olarak kadın-erkek, anne-baba gibi kavramların "normal" yapısını alaşağı ederek gerçekleştiriyor; hikâyenin merkezine, lezbiyen çift ve onların Frances adındaki çocuğunu koyan Azize Frances, bir kuir ebeveynlik öyküsü. Lezbiyen ebeveynler, küçük çocukları Frances’e bakmaları için bir dadı arayışına giriyor, bir süredir iş arayan Bridget (Kelly O'Sullivan, aynı zamanda filmin senaristi) tam olarak burada devreye giriyor. Bridget, 35 yaşında bir kadın. Toplumun ondan beklediği şeylerin farkında, bu sorumlulukları çevresindeki insanlar hemen her gün ona yansıtıyor. Garsonluk yapıyor. Net bir amacı veya gerçekleştirmek istediği bir ideali yok, cinsel hayatı son derece özgür. Film, onunla flörtleşmek isteyen bir adamın diyaloğu ile açılıyor. Bu adam, Bridget’in 20’li yaşlarında olmadığını ve ‘’bu yaşta’’ garson olduğunu öğrendiğinde, flörtleşmekten kaçıyor ve bir bahane uydurarak Bridget’in yanından ayrılıyor. Birkaç dakika sonra Bridget aynı yerde kendisinden 8 yaş küçük Jace adında bir garsonla tanışıyor ve onunla bir cinsel hayat kuruyor. İlk birkaç dakikada Bridget hakkında böyle bir tablo çizen filmin aslında komedi türüne ait olduğunu gösteren fazla sinyali bulunmuyor; çünkü ne oluyorsa bundan sonra oluyor. Bu giriş sahnesinden sonra filmin renkleri, sahne ritmi, komedi türünün biçimsel unsurlarını takip ediyor. Bridget, arkadaşının tavsiyesi ile lezbiyen çiftin dadı ilanına başvuruyor ve sonra beklenmedik bir şekilde işi alıyor. Oysa ne çocuklardan hoşlanan bir tavrı, ne de anaç bir karakteri vardır kendisinin. Buna rağmen filmin çizdiği "Meryem" temsiline oturuyor Bridget. Azize Frances: Ters Yüz Edilmiş Bir Meryem Portresi Sorumluluk sahibi, çocukları seven, daha önce çocuk bakmış olan ve bir miktar anaç olması ‘’beklenen’’ dadılığın, Bridget ile ne kadar taban tabana zıt bir meslek olduğunu izlemek, filmin komedi evreninin formülünü veriyor bize. Onun dadılıktaki başarısızlık hikâyeleri, bu filmi kuir ebevenylik komedisine dönüştürüyor. Kuir sinemasının komedi türüne olan yaklaşımının özgün bir örneği Azize Frances. Lezbiyen bir çiftin çocuğu Frances’a bakmakla sorumlu olan Bridget kesinlikle dadılığa uygun değil. Ancak beklenen şekilde olmasa da Frances, Bridget’i, Bridget Frances’ı besliyor; birbirlerinden ilham alıyorlar ve aralarında, bir dadı çocuk ilişkisinden çok, bir arkadaş ilişkisi oluşmaya başlıyor. Bu…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Azize Frances filminde ise bu temsilleri tamamen ters yüz eden bir karakter çalışmasına tanık oluyoruz. Perdede izlediğimiz yine bir Meryem portresi fakat teslimiyetçi cinsellik yerine, kendi kararlarını kendi veren özgür cinsellik, erkeğe ihtiyaç duymayan bir varoluş, hatasız, kusursuz ve ‘’saf’’ olmak yerine gerçekten her haliyle, yanlışıyla doğrusuyla çizilen bir kadın karakter var karşımızda.

Kullanıcı Puanları: 4.43 ( 3 oy)
60

Kadınların toplumsal hayattaki yeri ile ilgili filmlere baktığımızda, genelde hep benzer yapıdaki temaların dönüp dolaştığı, cinsiyet özelinde benzer söylemler gerçekleştirilerek alışıldık sonuçlara ulaşan yapımlara rastlıyoruz. Hele ki kadın bedeni üzerinden bir anlatı gerçekleştirilmişse, bu filmlerin büyük bir çoğunluğu, hatalı bir şekilde birkaç erkek karakterin baskın duruşlarına göre şekillenir. Buradaki erkek karakterler bizzat kadın karakterlerin eylemlerini etkileyen bir nitelik bile ustlenir. Sözde feminist bir söylemin izini süren, başrollerinde kadın karakterlerin bolluğuna rastlasak bile anlatı yapılarında egemen erkek bakışına boyun eğen yapımlar var; özellikle ‘’aile’’ gibi konulara temas ediyorsa bu filmler, toplumsal cinsiyet meselesine daha ılımlı yaklaşıyorlar. Bu kurumun sınırları keskin şekilde çekilmiş duruşuna zarar getiren, hatta onu ters yüz eden çok az film var. Aile, sinemada hâlâ oldukça kutsal bir konumda.

Alex Thompson’ın yönettigi, SXSW, American Film Festival, Hamburg Queer FF gibi festivallerden ödülle dönen Azize Frances, aile kavramının kutsallığına tersten bakan bir anlatıya sahip. İsminden de anlayacağımız gibi film, Hristiyanlık üzerinden dine ve Meryem’e atıflarda bulunuyor. Ancak aslında ne bir kurum olarak ailenin ne de Hristiyanlık’ın içi boşaltılıyor veya alaya alınıyor. Sadece aile gibi bir kurumun dayatıcı sınırlarının kutsallığını yıkıyor film. Bunu da ilk olarak kadın-erkek, anne-baba gibi kavramların “normal” yapısını alaşağı ederek gerçekleştiriyor; hikâyenin merkezine, lezbiyen çift ve onların Frances adındaki çocuğunu koyan Azize Frances, bir kuir ebeveynlik öyküsü. Lezbiyen ebeveynler, küçük çocukları Frances’e bakmaları için bir dadı arayışına giriyor, bir süredir iş arayan Bridget (Kelly O’Sullivan, aynı zamanda filmin senaristi) tam olarak burada devreye giriyor.

Bridget, 35 yaşında bir kadın. Toplumun ondan beklediği şeylerin farkında, bu sorumlulukları çevresindeki insanlar hemen her gün ona yansıtıyor. Garsonluk yapıyor. Net bir amacı veya gerçekleştirmek istediği bir ideali yok, cinsel hayatı son derece özgür. Film, onunla flörtleşmek isteyen bir adamın diyaloğu ile açılıyor. Bu adam, Bridget’in 20’li yaşlarında olmadığını ve ‘’bu yaşta’’ garson olduğunu öğrendiğinde, flörtleşmekten kaçıyor ve bir bahane uydurarak Bridget’in yanından ayrılıyor. Birkaç dakika sonra Bridget aynı yerde kendisinden 8 yaş küçük Jace adında bir garsonla tanışıyor ve onunla bir cinsel hayat kuruyor. İlk birkaç dakikada Bridget hakkında böyle bir tablo çizen filmin aslında komedi türüne ait olduğunu gösteren fazla sinyali bulunmuyor; çünkü ne oluyorsa bundan sonra oluyor. Bu giriş sahnesinden sonra filmin renkleri, sahne ritmi, komedi türünün biçimsel unsurlarını takip ediyor. Bridget, arkadaşının tavsiyesi ile lezbiyen çiftin dadı ilanına başvuruyor ve sonra beklenmedik bir şekilde işi alıyor. Oysa ne çocuklardan hoşlanan bir tavrı, ne de anaç bir karakteri vardır kendisinin. Buna rağmen filmin çizdiği “Meryem” temsiline oturuyor Bridget.

Azize Frances: Ters Yüz Edilmiş Bir Meryem Portresi

Sorumluluk sahibi, çocukları seven, daha önce çocuk bakmış olan ve bir miktar anaç olması ‘’beklenen’’ dadılığın, Bridget ile ne kadar taban tabana zıt bir meslek olduğunu izlemek, filmin komedi evreninin formülünü veriyor bize. Onun dadılıktaki başarısızlık hikâyeleri, bu filmi kuir ebevenylik komedisine dönüştürüyor. Kuir sinemasının komedi türüne olan yaklaşımının özgün bir örneği Azize Frances.

Lezbiyen bir çiftin çocuğu Frances’a bakmakla sorumlu olan Bridget kesinlikle dadılığa uygun değil. Ancak beklenen şekilde olmasa da Frances, Bridget’i, Bridget Frances’ı besliyor; birbirlerinden ilham alıyorlar ve aralarında, bir dadı çocuk ilişkisinden çok, bir arkadaş ilişkisi oluşmaya başlıyor. Bu ilişkinin spontane gelişmesinde film, ne yaş farkına ne de Bridget’in sürekli başkaları tarafından vurgulanan bireysel başarısızlıklarına değiniyor. İkilinin aralarında gelişen doğal ilişki, neyin ‘’Normal’’ olarak kabul edilebileceğini sorgulatmaya başlıyor.

Filmlerde sık sık Meryem temsillerine rastlarız, özellikle sinemanın ilk yıllarında daha çok görülen bir durumdur bu. Direkt Meryem’in kendisi gibi olmasa da karakter özellikleri bakımından onun bir temsili olan, kendi kadın karakterlerlerini (genelde başroldeki) Meryem üzerinden rasyonelleştirerek, olumlama yapan yapımlar vardır. Bunlar genelde cinsellik üzerinden kurulmuş temsillerdir. Fedakârlık; bakirelik olmasa bile ‘’doğru’’ kişiyle yaşanılana kadar cinselliğin yok sayılması, teslimiyet vb. gibi karakter özellikleriyle kendini belli eder. Azize Frances filminde ise bu temsilleri tamamen ters yüz eden bir karakter çalışmasına tanık oluyoruz. Perdede izlediğimiz yine bir Meryem portresi fakat teslimiyetçi cinsellik yerine, kendi kararlarını kendi veren özgür cinsellik, erkeğe ihtiyaç duymayan bir varoluş, hatasız, kusursuz ve ‘’saf’’ olmak yerine gerçekten her haliyle, yanlışıyla doğrusuyla çizilen bir kadın karakter var karşımızda. Bu temsilin bir benzerini Fleabag dizisinde de görmüştük, baş karakterin seçimleri, cinsel hayatı, yine ters yüz edilmiş bir Meryem portresi sunuyordu bize. Filmin bu temsil özelinde odaklandığı tek bir şey var: Şefkat. Azize Frances, aile kavramının çevresini saran, cinsiyet, ekonomi, politika, din gibi kavramlarından kurtararak, onun kutsallığını bozuyor ve geriye bıraktığı tek şey şefkat duygusu oluyor. Bu kavramların varlığıyla ailenin ‘’normalliğini’’ taşlayan film, kürtaj, menstrüasyon, gebelik gibi göstergeleri sık sık gözümüze getirerek bir sıradanlaştırmaya da hizmet ediyor. Kadın bedeni üzerinden üzerine konuşulmaya çekinilen ne varsa ortaya sererek, hep tartıştığı ‘’normalliğe’’ bir karşı cevap olarak sunuyor.

Azize Frances, ebeveynliğe kuir bakışıyla yaklaşan güçlü bir film. Olaylardan ziyade karakterlerin gelişimine odaklanan bir film için oldukça yüzeysel bir karakter çalışması olsa da abartılı duygusallığa yer vermeyen anlatımıyla izlenmeye değer bağımsız yapımlarından biri.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information