Sinemada kadın emeğini görünür kılmaya çalışan, Türkiye’deki ilk kadın filmleri festivali olarak her yıl dünya çapında yönetmenleri ve oyuncuları ağırlayan, bu alanda çalışan kadınlar arasında bir iletişim ağı kuran ve filmlerinin görünürlüğünü sağlayan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, bu yıl “Araftan Çıkmak” temasıyla sinemaseverlerle buluşuyor. 24. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 27 Mayıs-3 Haziran arasında düzenlenecek çevrimiçi gösterimlerin ardından fiziki mekânlara geçecek. Festival seçkisindeki filmler, 4-11 Haziran arasında Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ve CerModern’deki açık hava sinemasında izleyicilerle buluşacak.

Pandemi şartlarına rağmen etkileyici bir programla sinemaseverlerin karşısına çıkan 24. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali ile özlediğimiz festival deneyimini yeniden yaşarken, festival direktörü Azize Tan ile festival üzerine konuştuk.

1998 yılından bu yana düzenleniyor olsa da festivalle bu yıl yeni tanışacak okuyucularımız için Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivalinin hangi amaçlarla ortaya çıktığından ve amaçlarından söz edebilir misiniz?

Azize Tan: Uçan Süpürge 1996 yılında festivalden 1.5 yıl önce kuruldu aslında ve bu 1.5 yıllık sürede hem sanatın iyileştirici gücüne olan inanç hem de sinemanın belki de en ulaşılabilir sanat dalı olması ve verilmek istenen mesajları ulaştırmanın en etkin yolu olarak görülmesi nedeniyle bir film festivali başlatılmasına karar veriliyor.

Türkiye’nin ilk kadın filmleri festivali olarak sinemada kadın emeğini görünür kılmak, kadın sinemacılar arasında bir ağ oluşturmak için çalışılıyor. Hem yurtdışından gelen sinemacılar hem Türkiye’deki sinemacılar bu festivalde bir araya geliyorlar birbiriyle tanışıyorlar, belki yeni projelere yelken açıyorlar. Aynı zamanda Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali dünyadaki diğer kadın film festivalleri ile de bir dayanışma, sürekli bir iletişim içerisinde.

Aslen kadınların yaşadıkları tüm sorunlar ve verdikleri mücadeleler dünyanın hemen her yerinde çok benzer ve bu mücadeleyi ancak dayanışarak büyütebiliriz ve nihayet gerçek anlamıyla toplumda kadının tamamen eşit haklara sahip olacağı bir geleceği ancak bu dayanışmayla inşa edebiliriz. Aslında Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali de bu amaca ulaşmak yolundaki noktalardan bir tanesi.

Geçtiğimiz yıl pandemi nedeniyle festivali ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştirdikten sonra bu yıl çevrimiçi programa açık hava gösterimlerinin de eşlik ettiği karma bir modele geçtiniz. Bu yeni model ve genel olarak pandemi sürecinde festival düzenlemekle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Azize Tan: Pandemi döneminde festival düzenlemek gerçekten oldukça zorlu bir süreç çünkü sürekli olarak gelişmeleri takip etmek zorundasınız. Sizin de bildiğiniz gibi sürekli yeni kararlar açıklanıyor, o yüzden daha önceden verdiğiniz bir tarihi değiştirmek zorunda kalabiliyorsunuz. Bütün programı yapmışken, hazır etmişken ertelemek zorunda kalabiliyorsunuz. Sürekli tetikte olmanız lazım çünkü tabii ki her şeyden önce halk sağlığı önemli, ondan dolayı tedbirlere uymak ama bir taraftan da hakikaten çok uzun zamandır evde olan izleyicilere de bir alternatif sunmak istiyorsunuz. Biz de festival tarihlerimizi bu yıl öncelikli olarak 27 Mayıs – 3 Haziran olarak duyurmuştuk.

Ancak daha sonra pandeminin gidişatı bizim bu kararımızı biraz gözden geçirmemize sebep oldu ve festival tarihlerini bir hafta daha uzatmaya karar verdik. 11 Haziran’a kadar festivali iki parçalı olarak gerçekleştiriyoruz. 27 Mayıs-3 Haziran tarihleri arasında çevrimiçi gösterimleri yapacağız, 4-11 Haziran tarihleri arasında da CerModern açık hava sinemasında ve sadece açık havada değil, Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde de gösterimlerimiz olacak.

Festivali fiziksel ortamda fiziksel mekânlarda gerçekleştirebiliyor olmak bizi çok mutlu etse de, öbür taraftan, tabii ki kısıtlamalar var. Mekân sayısını azaltıyorsunuz. Açık hava sineması güzel bir alternatif, zaten bu sene festival tarihlerini iyice mayıs sonuna almamızın sebebi biraz da hazirana yaklaşıp ısınan havalardan faydalanıp açık havayı kullanabilmekti başından itibaren. Ama öte taraftan açık havada sadece akşamları film gösterebiliyorsunuz, seans sayısı azalıyor. Bu tür problemlerle karşılaşıyorsunuz ama onun dışında festival dediğimiz şey aslen bir şenlik, insanların buluştukları, bir araya geldikleri paylaşımlarda bulundukları bir platform.

Pandemi nedeniyle seyahat kısıtlamaları olduğu için baştan planladığımız konuk sayımızdan daha az konuğumuz olmakla birlikte yine de FIPRESCI jürimiz Ankara’da olacak. Festivalde gösterilecek filmlerden Lübnan Semaları’nın yönetmeni Chloé Mazlo da konuklarımızdan olacak.

Bu yıl festivale fiziki olarak katılıp yeniden beyazperdede film izlemek isteyenleri nasıl bir deneyim bekliyor? Pandemi şartlarında fiziki gösterimler düzenlemek ciddi bir hazırlık sürecini beraberinde getiriyor olsa gerek.

Azize Tan: Sinemalar çok uzun süredir kapalıydı, hiçbirimiz geçen yıl başlayan bu sürecin bu kadar uzun süreceğini tahmin etmemiştik ve artık tedbiri elden bırakmamamız gerektiğini konusunda hepimiz bir şekilde bilinçlendik. Ben bu bilince ulaşmanın da fiziki bir festival düzenlemek açısından bize güven verdiğini düşünüyorum ama tabii ki çok ciddi bir hazırlık dönemi geçirdik. Festivali düzenleyeceğimiz iki mekânda da -gerek Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerekse CerModern’de- toplantılar yaptık, gidip mekânları defalarca ziyaret ettik. Onlar da zaten verilen yönetmelikler doğrultusunda mekânlarını yeniden düzenlemişler. Her iki mekânda da seyirci kapasitesi Covid genelgelerine göre yeniden düzenlenmiş durumda.

Bu arada yerel yönetimle çok sıkı bir ilişkimiz var, mekânların seanslardan önce ve sonra dezenfekte edilmesi, girişlerde ateş kontrolü yapılması, yanında maskesi olmayan için yedek maske bulundurulması, bütün gösterimlerin maskeli olarak izlenmesinin kontrol edilmesi gibi tabii ki aldığımız tedbirler var.

O nedenle de söylediğiniz gibi uzun bir hazırlık dönemi geçirdik ve o uzun düşünme sürecinden geçtikten sonra bu karara vardık.

Bu karma modelin yanı sıra bu yıl festivalde sinemaseverleri ne gibi yenilikler ve farklılıklar bekliyor? Çeşitli etkinlikleriniz ve projeleriniz de olacak sanırım.

Azize Tan: Bu yıl belki Uçan Süpürge bir parça eski günlerine döndü diyebiliriz. Uçan Süpürge her zaman için açılış töreniyle, ödül töreniyle çok konuşulan festivallerden bir tanesi olmuştur. Konserleriyle, etkinlikleriyle de aynı zamanda konuşulan bir festival olmuştur. Biz bu yıl tabii ki bu geleneği devam ettirmek istiyoruz ama zannediyorum bu yılki festivalden en çok konuşabileceğim şey güçlü programı olabilir.

Pandemi koşullarına ve dünya genelinde film üretiminin düşmesine rağmen hakikaten kadın yönetmenlerin çok verimli bir dönem geçirdiğini görüyoruz ve hakikaten çok içimize sinen iyi bir program gerçekleştirdik.

Bu yıl festival seçkisinde “Quo Vadis, Aida?” ve “The Man Who Sold His Skin” gibi dikkat çekici filmler yer alıyor. Seçkide sizi özellikle heyecanlandıran, kaçırılmaması gerektiğini düşündüğünüz filmler neler? Sinemaseverlere yeni keşiflerin kapısını aralayacak alternatif öneriler de olabilir.

Gerek Her Biri Ayrı Renk başlığı altında düzenlediğimiz FIPRESCI tarafından değerlendirilen bölümümüzdeki filmler, gerek Amerikalı kadın yönetmenlere yaptığımız özel bölümümüz gerek belgesellerimiz hakikaten bu yılın çok konuşulan iddialı, ödüllü filmleri arasından seçildi; örneğin Benim Bedenim bu yıl Berlin Film Festivali’nde Panorama bölümünde gösterildi çevrimiçi olarak. Biz de Türkiye prömiyerini yapacağız.  Filmin yönetmeni Samaher Alqadi de çok katılmak istedi ama ne yazık ki İngiltere’de olduğu için Türkiye’ye gelmesi kısıtlamalar nedeniyle imkân dâhilinde olmadı. Mısır’daki devrimler sırasında kadınlara yapılan tacizler ve Mısırlı kadınların bir yandan meydanlarda devrim için mücadele etmelerini bir yandan da o meydanlarda kendilerini nasıl korumaya çalıştıklarını anlatan çok çarpıcı bir belgesel. Bu yılın En İyi Uluslararası Film dalında Oscar adayı olan, Kaouther Ben Hania’nın yönettiği Derisini Satan Adam yine FIPRESCI jürisinin değerlendireceği filmlerden. İspanyol sinemasının önemli kadın yönetmenlerinden Icíar Bollaín’in yönettiği Rosa‘nın Düğünü, tatlı bir komedi olmakla birlikte hakikaten özellikle orta yaştaki bir kadının hayatını pek çok benzeri gibi yaşadığı gerçekliği anlatan etkileyici bir film. Nisan Dağ’ın yönettiği Bir Nefes Daha’yı da ilk kez Türkiye’de Uçan Süpürge kapsamında gösteriyor olacağız, o da bizi çok mutlu ediyor. Nisan’ın Ankaralı bir sinemacı olması da bu gösterimi daha özel kılıyor. Bunun dışında az önce bahsettiğim festivale konuğumuz olarak gelecek Chloé Mazlo’nun filmi Lübnan Semaları da yine FIPRESCI tarafından değerlendirilecek filmlerden. Programda iki tane filmi de saymadan edemeyeceğim: Bir tanesi Bettina Oberli’nin yönettiği Sen Ne Muhteşemsin Wanda, 27 Mayıs akşamından itibaren üç gün boyunca izlenebilecek çevrimiçi olarak. Sen Ne Muhteşemsin Wanda, Polonya’dan İsviçre’ye gelip zengin bir ailenin yanında hem hasta bakıcılık hem de ev işlerini yapan Wanda’nın hikâyesini anlatıyor. Biraz trajikomik bir hikâye diyebiliriz. Sadece hastaya ve eve bakmakla kalmıyor neredeyse bütün ailenin psikolojik problemlerini ve hatta kendi başına açtıkları işleri de tek başına çözüyor Wanda. Bir yandan da özellikle kadınların fakirliğin yükünü çekmesi, çocuklarını bırakarak başka ülkelere çalışmaya gitmek zorunda olmaları gibi ekonomik farklılıklar, sınıf farklılıkları gibi pek çok konuya da değiniyor. Bir diğer sevdiğim film de Małgorzata Szumowska’nın Michał Englert ile birlikte yönettikleri Bir Daha Asla Kar Yağmayacak. Hakikaten o eski festival filmlerini hatırlatan, biraz doğaüstü dokunuşların da olduğu etkileyici bir film.

Bu yıl Sundance Film Festivali’nde iki ödül kazanan Ateşle Yazmak – Writing With Fire. Hindistan’da en alt kasttaki Dalit kadınlarının kurdukları gönüllü muhabir ağının ulaştığı başarıyı, dijitalleşme ile birlikte her biri elinde akıllı telefonlarla nasıl birer muhabire dönüştüklerini ve kendi ülkelerindeki birtakım davaların seyrini değiştirdiklerini, bazı yasalarla ilgili farklı düşünülmesini sağladıklarını görüyoruz. Bir yandan çok umut dolu bir film. Bir başkası bu yıl Visions du Réel Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü kazanan Zordur Gitmek – Faya Dayi. Etiyopya’dan bir film. Jessica Beshir’in memleketine dönüp oradaki insanların hayatlarını ve çıkışsızlıklarını anlattığı bir film.

Programda çeşitliliği de göz ediyoruz. 33 ülkeden filmler gösteriyoruz, Kanada’dan Avustralya’ya, Mısır’dan Amerika’ya kadar.

Bu yıl festivalin teması “Araftan Çıkmak” olarak açıklandı. Bu temanın çıkış noktasından ve anlatmak istediklerinden söz edebilir misiniz?

Azize Tan: Bu yılki temamız Araftan Çıkmak. Geçen sene festivalin teması “Evde Kaldık” idi. Pandemi sürecinde en ağır yükü yine kadınlar taşıdı. Herkesin evde olduğu bu dönemde hem ev işleri, hem artık okula gitmeyen çocukların bakımı, hem de normal iş yaşamını bir arada yürütmeye çalıştılar. Pandemi döneminde eviçi şiddette ciddi artış oldu. Kadınlar bu durumdan en çok etkilenenler oldu yine. Araftan çıkarak hem bu duruma bir son demek istiyoruz, hem de aslında kadın mücadelesine doğrudan bir vurgu yapıyoruz çünkü evet belki bir anlamda kadın mücadelesinin çok daha fazla görünür hâle geldiği bir dönemden geçiyoruz; ama öte taraftan kadınların yıllardır mücadele ederek kazandıkları haklarının o kadar da garanti altında olmadığını gördüğümüz günlerden geçiyoruz. Dünyanın her tarafında bir yasa değişikliği ile bir gecede alınan kararlarla bu haklar birdenbire elimizden alınıyor ve sil baştan tekrar bir mücadeleye başlamak zorunda kalıyorsunuz. O nedenle artık sadece kadınların haklarına dair bir sorun olduğunun kabul edilmesini ve bunun bir kazanım olarak görülmesini değil bu sorunların artık tamamen çözüldüğü ve gerçek anlamıyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı bir dünyayı… hayal etmiyoruz, inanıyoruz böyle bir dünyaya. O nedenle de bu amaç uğruna mücadele eden üç kadın örgütüne tema ödülümüzü vermek istedik, belki ödül verdiğimiz bu platformlar da bizim Araftan Çıkmak temasıyla ne demek istediğimizi daha iyi vurgulayacaktır. Bunlardan bir tanesi Türkiye’den EŞİK, Eşitlik İçin Kadın Platformu. Türkiye’deki neredeyse bütün kadın örgütlerinin bir araya gelerek oluşturdukları bir mücadele alanı. Bir diğeri Arjantin’den Ni Una Menos (Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz), kadın cinayetlerine karşı mücadele için kurulan bu hareket bütün Latin Amerika’ya ve hatta dünyaya yayılarak etkilerini gösterdi ve Polonyalı kadınların kürtaj hakkı mücadelesinden doğan ve kadın grevi pratiği ile kadınların temel haklarını savunan Strajk Kobiet (Kadın Grevi) de bu yılki tema ödülümüzü vereceğimiz üçüncü platform.

Bu arada Araftan Çıkmak temasıyla düzenleyeceğimiz bir panelimiz de olacak 9 Haziran’da. Sonunda festival kapsamında vereceğimiz diğer ödüllerden de bahsetmek isterim. Yukarıda bahsettiğim gibi Uçan Süpürge her zaman kadın emeğini görünür kılmaya çalışan bir vakıf, o nedenle de 4 Haziran akşamı yapacağımız açılış törenimizde bir teşekkür olarak iki değerli sanatçımıza Onur Ödülü verilecek: Zuhal Olcay’a ve Nur Sürer’e. Bunun dışında Bilge Olgaç başarı ödüllerimiz var, bu yıl Demet Evgar’a, Ayta Sözeri’ye, müzisyen Ekin Fil’e ve yapımcı Gülin Üstün’e takdim edilecek. Genç oyuncuları kariyerlerinin başında cesaretlendirmek için verdiğimiz Genç Cadı ödülümüzün sahibi de bu yıl Ahsen Eroğlu.

Festivalleri çevrimiçi düzenlemenin pek çok götürüsü olsa da bir yandan da festivallerin coğrafi sınırlamalarını aşmasına, normalde ulaşamadığı izleyicilere de ulaşmasına vesile oldu. Bu bağlamda, pandemi şartları geçerliliğini yitirdikten sonra da çevrimiçi gösterimleri sürdürmeyi düşünüyor musunuz?

Azize Tan: Bence zaten çevrimiçi gösterimler artık festivalin ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Aslında pandemiden önce de bazı festivaller, tıpkı bir sinema salonu gibi, bu çevrimiçi gösterimleri kullanıyorlardı. Yani diyelim ki Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde bir filme gidiyorsunuz, bir seansa gidiyorsunuz. Bir seans da çevrimiçi olarak bulunuyordu. Venedik Film Festivali, bu tip denemeler yapıyordu, şimdi pandemiden sonra çevrimiçi gösterimler herkes için bu kadar alışkanlık hâline gelmişken ben festivallerin bunu daha yaygın bir şekilde sürdüreceğini düşünüyorum.

Aynı şey sadece Uçan Süpürge için de geçerli değil. O yüzden belki de bu yıl uyguladığımız bu hibrit model bizim için de bir deneme olacak; sonuçlarını, nasıl olacağını göreceğiz çünkü sadece çevrimiçi bir festival bence festival adını almayı tam olarak hak etmiyor. Evet, filmleri görüyoruz, onlara ulaşıyoruz, pek çok coğrafi açıdan ulaşamadığımız yere ulaşmış oluyoruz ama bir festivalin özünde aslında bir birliktelik var, az önce bahsettiğim şenlik ruhu var, bir araya gelmek, buluşmak, fikir teatisinde bulunmak, o zenginlikten bambaşka şeyler çıkartmak, insanlar arasında bir ağ oluşturmak söz konusu. O nedenle ben festivallerin bu bir araya gelme durumundan asla vazgeçemeyeceğini, zaten festivalleri özel kılan şeyin bu olduğunu düşünüyorum.

O nedenledir ki bir film bir hafta sonra vizyona girecek bile olsa bir festival gösterimi her zaman için tıka basa doludur çünkü orada, sizin gibi film zevkine sahip insanlarla bir arada film izleme şansına sahip olacağınızı bilirsiniz. O festival ortamında bulunmanın başka türlü bir keyfi vardır, başka türlü bir zevki vardır. O bakımdan ben çevrimiçi gösterimler devam etse de ve sizin de söylediniz gibi özellikle, coğrafi açıdan çok fazla sayıda insana ulaşabilme avantajı verse de festivallerin fiziksel olarak gerçekleştirilmesinin en asli işlevi olduğunu düşünüyorum.

Son olarak sizin eklemek istedikleriniz var mı?

Azize Tan: Son olarak söylediğim gibi çevrimiçi gösterim 27 Mayıs’ta başlıyor, 16 film göstereceğiz çevrimiçinde. Fiziksel gösterimiz de 4 Haziran’da başlayacak, ucansupurge.org.tr adresinden izleyicilerimiz biletleri nasıl alabileceklerini öğrenebilirler. Çevrimiçi gösterimler Festivalscope platformu üzerinden yapılıyor. Fiziksel gösterim biletleri 1 Haziran’dan itibaren Biletix üzerinden satın alınabilir. Biz bu yıl afişimizi de çok seviyoruz, aşılamayan duvarları, birbirine el vererek, omuz vererek aşan kadınları anlatan, betimleyen bir afişimiz var. O yüzden pandemiye karşın, her türlü zorluğa karşın bir şekilde bu festivali gerçekleştirmeyi başarabildik ve o nedenle de seyircileri de bize el vermeye, omuz vermeye bekliyoruz. Tabii ki gerekli bütün tedbirleri alarak, maskelerini takarak. Biz de bütün mekanları dezenfekte edeceğiz, herkes yanında kolonyasını taşımayı unutmasın ve Ankara’nın akşamları serin, CerModern’de açık havada film izlerken yanlarında bir hırkalarını, bir şallarını getirmeyi unutmasınlar.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information