İlk ayağı online olarak gerçekleştirilen 71. Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı’yı kucaklayan, 2000’li yıllarda yükselişe geçmiş Rumen sinemasının önemli temsilcilerinden Radu Jude oldu. Bad Luck Banging or Loony Porn isimli film, günümüz dünyasına karşı alınmış bir tavır. Öte yandan bunu yalnızca içeriğiyle değil, biçimiyle de yapıyor. Oldukça güçlü yanları olması ve güncelliği hem biçimde hem de içerikte kovalaması ile öne çıkan yapımın, kendini gösterdiği kadar güncel olmadığını söylemek de mümkün. Film, en yüzeysel özeti ile, eşi ile cinsel ilişkiye girerken çektikleri video, kendinden habersizce internete yayılan bir kadın öğretmenin, koronavirüs tarafından ele geçirilmiş Bükreş sokaklarında dolaşarak sonunda da velilerin talep ettiği bir toplantıya katılışını anlatıyor. Ancak film, Varda’nın Cleo’su gibi doğrudan bir anlatımı tercih etmek ve bir kadının birkaç saatine odaklanmak yerine çok daha serbest bir biçimi takip ediyor. Yönetmenin üç bölüme ayırdığı filmin ilk bölümünde, öğretmen okul müdiresini ziyaret ediyor, çeşitli kişilerle konuşuyor ve kendi açısından yaşananları ve olabilecekleri tartışıyor. Fakat, burada yönetmenin tercih ettiği şey, öğretmenin hikâyesinden ziyade Bükreş sokaklarındaki absürtlükler… Yönetmenin rahatsız olduğu; her yerde döviz bürosunun olması, kaldırımlara araçların park edilmesi, yabancı dil kullanımının sokaklarda artması, marka çılgınlığı vesaire gibi şeyler, yönetmenin üstlenmiş olduğu güncel kalma misyonuyla taban tabana zıt ve biraz da “naif” gibi gözüküyor. Karakteri takip eden kameranın birden McDonald’s logosu üzerine yönelmesi ve orada kalması, 2021’de sinema izleyicisi için herhangi bir şey ifade etmiyor.  Bad Luck Banging or Loony Porn: Yalnızca Gelenekselin Dışında Film ilk bölümden sonra anlatısallıktan çıkarak deneysel sayılabilecek bir yöne evriliyor. Bu ikinci bölümde ise, hem Romanya tarihi ve bugünü için, hem de günümüz dünyası için geçerli olabilecek bir imgeler sözlüğüne girişiyor. Godard sinemasının son dönemlerine göz kırpan bir şekilde işleyen bu sözlük, genelde komik ve ironik ögeler taşısa da, filmin ilk bölümündeki yüzeysel eleştiriyi keskinleştirmenin ötesine pek geçemiyor. Filmin üçüncü bölümü ise, biraz gerçeküstücü öğeler taşıyan bir sivil “mahkeme” gibi işliyor. Önce öğretmenin internete düşen videosu herkesçe izleniyor, bunun üzerine toplumun bambaşka kesimlerinden velilerin yorumları, arada telefondan açarak okudukları referansları ile uzun ve kaotik bir tartışma başlıyor. Kadının toplumdaki yeri, evlilik, cinselliğin sınırları, kamusal-özel ayrımı, hatta ulus devlet, tarihyazımı ve anti-Semitizm gibi pek çok şey masaya yatırılıyor. Filmin tartıştığı konular ve çağın gerekliliklerine karşı açık olma, biçimi sorguya çekme gibi niyetleri, belki artık 30 yaşın bile dinozor sayılabildiği kuşakların yaş aralıklarının giderek azaldığı ve gençlerle yaşlıların arasındaki bağın geri dönülemez biçimde kopmaya başladığı bu çağda gerçekçilikten uzak kalıyor. Bu yüzden de, yönetmen “deştiğini” sandığı noktalarda çok çok toprağı eşeliyor. Yine de, Jude’nin atmosfer kurmaktaki başarısı, filmin özellikle de üçüncü bölümünü kaotik bir estetikle, sürükleyici bir kurguyla ve baş döndüren bir ses tasarımı ile sunmasını sağlıyor. Söylenen sözlerin anlamlarını yitirdiği fakat yine de hararetle takip edilebildiği üçüncü kısım zaten filmin de en güçlü yanı. Filmin görece sığ diyebileceğimiz ilk kısmı ile de büyük -ve muhtemelen bilinçli- bir tezat oluşturuyor. Ancak filmin serbest stilde 100 dakikalık yüzüşü, filmi güncel kılmaya ya da bitcoin, GameStop, deepfake, TikTok çağında filmi yeni yapmaya yetmiyor. Niyeti kendini aşan, geleneksel sinema kalıplarının dışında ama “güncel” ve “yeni” bir sinema dili getirmeyi başarmaktan uzak, atmosfer kurmak istediği…

Yazar Puanı

Yazar Puanı - 65%

65%

Niyeti kendini aşan, geleneksel sinema kalıplarının dışında ama “güncel” ve “yeni” bir sinema dili getirmeyi başarmaktan uzak, atmosfer kurmak istediği anlarda yakaladığı başarı ile öne çıkan bir film var karşımızda.

Kullanıcı Puanları: 3.9 ( 1 oy)
65

İlk ayağı online olarak gerçekleştirilen 71. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’yı kucaklayan, 2000’li yıllarda yükselişe geçmiş Rumen sinemasının önemli temsilcilerinden Radu Jude oldu. Bad Luck Banging or Loony Porn isimli film, günümüz dünyasına karşı alınmış bir tavır. Öte yandan bunu yalnızca içeriğiyle değil, biçimiyle de yapıyor. Oldukça güçlü yanları olması ve güncelliği hem biçimde hem de içerikte kovalaması ile öne çıkan yapımın, kendini gösterdiği kadar güncel olmadığını söylemek de mümkün.

Film, en yüzeysel özeti ile, eşi ile cinsel ilişkiye girerken çektikleri video, kendinden habersizce internete yayılan bir kadın öğretmenin, koronavirüs tarafından ele geçirilmiş Bükreş sokaklarında dolaşarak sonunda da velilerin talep ettiği bir toplantıya katılışını anlatıyor. Ancak film, Varda’nın Cleo’su gibi doğrudan bir anlatımı tercih etmek ve bir kadının birkaç saatine odaklanmak yerine çok daha serbest bir biçimi takip ediyor. Yönetmenin üç bölüme ayırdığı filmin ilk bölümünde, öğretmen okul müdiresini ziyaret ediyor, çeşitli kişilerle konuşuyor ve kendi açısından yaşananları ve olabilecekleri tartışıyor. Fakat, burada yönetmenin tercih ettiği şey, öğretmenin hikâyesinden ziyade Bükreş sokaklarındaki absürtlükler… Yönetmenin rahatsız olduğu; her yerde döviz bürosunun olması, kaldırımlara araçların park edilmesi, yabancı dil kullanımının sokaklarda artması, marka çılgınlığı vesaire gibi şeyler, yönetmenin üstlenmiş olduğu güncel kalma misyonuyla taban tabana zıt ve biraz da “naif” gibi gözüküyor. Karakteri takip eden kameranın birden McDonald’s logosu üzerine yönelmesi ve orada kalması, 2021’de sinema izleyicisi için herhangi bir şey ifade etmiyor. 

Bad Luck Banging or Loony Porn: Yalnızca Gelenekselin Dışında

Film ilk bölümden sonra anlatısallıktan çıkarak deneysel sayılabilecek bir yöne evriliyor. Bu ikinci bölümde ise, hem Romanya tarihi ve bugünü için, hem de günümüz dünyası için geçerli olabilecek bir imgeler sözlüğüne girişiyor. Godard sinemasının son dönemlerine göz kırpan bir şekilde işleyen bu sözlük, genelde komik ve ironik ögeler taşısa da, filmin ilk bölümündeki yüzeysel eleştiriyi keskinleştirmenin ötesine pek geçemiyor. Filmin üçüncü bölümü ise, biraz gerçeküstücü öğeler taşıyan bir sivil “mahkeme” gibi işliyor. Önce öğretmenin internete düşen videosu herkesçe izleniyor, bunun üzerine toplumun bambaşka kesimlerinden velilerin yorumları, arada telefondan açarak okudukları referansları ile uzun ve kaotik bir tartışma başlıyor. Kadının toplumdaki yeri, evlilik, cinselliğin sınırları, kamusal-özel ayrımı, hatta ulus devlet, tarihyazımı ve anti-Semitizm gibi pek çok şey masaya yatırılıyor.

Filmin tartıştığı konular ve çağın gerekliliklerine karşı açık olma, biçimi sorguya çekme gibi niyetleri, belki artık 30 yaşın bile dinozor sayılabildiği kuşakların yaş aralıklarının giderek azaldığı ve gençlerle yaşlıların arasındaki bağın geri dönülemez biçimde kopmaya başladığı bu çağda gerçekçilikten uzak kalıyor. Bu yüzden de, yönetmen “deştiğini” sandığı noktalarda çok çok toprağı eşeliyor. Yine de, Jude’nin atmosfer kurmaktaki başarısı, filmin özellikle de üçüncü bölümünü kaotik bir estetikle, sürükleyici bir kurguyla ve baş döndüren bir ses tasarımı ile sunmasını sağlıyor. Söylenen sözlerin anlamlarını yitirdiği fakat yine de hararetle takip edilebildiği üçüncü kısım zaten filmin de en güçlü yanı. Filmin görece sığ diyebileceğimiz ilk kısmı ile de büyük -ve muhtemelen bilinçli- bir tezat oluşturuyor. Ancak filmin serbest stilde 100 dakikalık yüzüşü, filmi güncel kılmaya ya da bitcoin, GameStop, deepfake, TikTok çağında filmi yeni yapmaya yetmiyor. Niyeti kendini aşan, geleneksel sinema kalıplarının dışında ama “güncel” ve “yeni” bir sinema dili getirmeyi başarmaktan uzak, atmosfer kurmak istediği anlarda yakaladığı başarı ile öne çıkan bir film var karşımızda.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information