Dört günlük bayram tatili sırasında beIN CONNECT, BluTV, Netflix ve Amazon Prime Video gibi dijital platformlarda izlenebilecek 10 film önerisi!

Yeniden sinema salonlarında hep birlikte film izlemek için sabırsızlandığımız bu dönemde, film izlemek için bir numaralı seçeneğimiz dijital platformlar hâline gelmiş durumda. Tam kapanma nedeniyle evlerde geçirmek zorunda olduğumuz bu dört günlük bayram tatilini renklendirmek için karşımıza çıkan ilk seçeneklerden biri de bu platformlardaki filmler oluyor hâliyle. Dört günlük bir tatilde dijital platformlardan izlenebilecek 10 filmi derlediğimiz listeyi aşağıda bulabilirsiniz. Listede hem ilk bakışta karşımıza çıkan gündemdeki filmlere ve klasiklere alternatif olabilecek yapımları, hem de Amazon Prime Video, BluTV, beIN CONNECT ve Netflix gibi dijital platformlara yeni eklenen filmlerden öne çıkanları bulabilirsiniz.

Dijital Platformlardan İzlenebilecek 10 Film Önerisi

Cadı Üçlemesi 13+

Platform: BluTV

Ulusal ve uluslararası festivallerde ödüle layık görülen ilk uzun metrajlısı Kaygı ile adından övgüyle söz ettiren Ceylan Özgün Özçelik‘in imzasını taşıyan 13+, korku ve dram türlerini harmanlayan bir kısa film ile başlayıp, fantastik ve kara komedi türlerini harmanlayan bir uzun metrajlı ile bitecek olan Cadı Üçlemesi‘nin ilk parçası. 13+’da on dört yaşında bir kız çocuğunun karabasanına ortak oluyoruz. Cadı Üçlemesi’ni başlatan diyalogsuz, tek plan kısa filmde ana karaktere, ilk kez kamera önüne geçen Derya Pınar Ak hayat veriyor. 2003 doğumlu genç oyuncuya Tuğrul Tülek eşlik ediyor.

Leave No Trace

Platform: Netflix

2018’in en dikkat çekici bağımsız yapımlarından biri olan İz Bırakma – Leave No Trace, kısa süre önce Netflix kataloğuna eklendi. Debra Granik’in yazıp yönettiği film, çıktığı dönemde adından övgüyle söz ettirirken, şu sıralar kariyer basamaklarını hızla tırmanan Thomasin McKenzie’yi de sinema dünyasına tanıtmıştı. Filmde Thomasin McKenzie ve Ben Foster, Oregon’da bir ormanda, gözlerden uzak bir şekilde hayatlarını sürdüren bir baba ve kızı canlandırıyor. Bir hata sonrası kendilerini yıllardır uzak kalmaya çalıştıkları sistemin dişlilerinin içinde bulan baba-kız, buradan kaçıp yeniden kendi hayatlarına dönmek için uğraş veriyor. Leave No Trace, doğa-kültür çatışmasını alışılan üsluplardan farklı olarak daha naif, insan kibrinden daha uzak bir dille anlatıyor. Bu yönüne ek olarak surata rüzgâr estiren sinematografisiyle de kendisine hayran bırakıyor.

Blue Jay

Platform: Netflix

 

Mark Duplass’ın senaryosunu kaleme aldığı, Alex Lehmann’ın yönettiği Blue Jay, “lisedeki sevgilinizle 20 yıl sonra tesadüfen karşılaşsanız ne olur?” sorusu üzerine etkileyici ve biraz da melankolik bir akıl yürütme. Lisede sevgili olan Jim ve Amanda, 20 yıl sonra bir markette tesadüfen karşılaşıyor. İlk başta kısa bir hoşbeşin ardından kendi yollarına giden Jim ve Amanda, otoparkta tekrar karşılaşınca Blue Jay’e bir kahve içmeye gitmeye karar veriyor. Bu karar, ikisinin ortak geçmişlerini birlikte yad edecekleri ve sonrasında yaşadıklarını birbirleriyle paylaşacakları uzunca bir sohbetin kapısını aralıyor. Mark Duplass ve Sarah Paulson’ın etkileyici performanslarından güç alan Blue Jay, yönetiminden hikâyesine, sinematografisinden müziklerine, her yönüyle görülmeye değer bir film.

The Nest

Platform: beIN CONNECT

The Nest

Jude Law ve Carrie Coon gibi iki başarılı oyuncunun başrollerini paylaştığı Yuva – The Nest, 2011 yapımı Martha Marcy May Marlene ile yönetmenlik kariyerine etkileyici bir başlangıç yapan Sean Durkin’in imzasını taşıyor. Durkin’in ikinci uzun metrajlısı olan The Nest, izleyiciyi 80’li yıllara sürüklüyor. Amerikalı bir müteahhidi ve onun ailesini mercek altına alan film, bu ailenin İngiltere’deki bir malikâneye taşındıktan sonra yaşadıklarını ve çarpıklaşan ilişkilerini derinlemesine inceliyor. The Nest, O’Hara ailesinin en büyük sorununu anlatırken bazen tekrara düşse de izleyicisini aile bireylerinin patlama noktalarına ulaşma yolculuğunun peşinde sürüklüyor.

Emma.

Platform: beIN CONNECT

Jane Austen’ın daha önce de beyazperdeye uyarlanan aynı adlı romanından uyarlanan Emma.’nın başrolünde The Witch, Split, The Queen’s Gambit gibi yapımlarla adından övgüyle söz ettiren Anya Taylor-Joy yer alıyor. Romana adını veren Emma Woodhouse’a Taylor-Joy’un hayat verdiği filmin oyuncu kadrosunda son yıllarda kariyer basamaklarını hızla tırmanan iki genç oyuncu daha yer alıyor: Johnny Flynn ve Mia Goth. Filmin yönetmen koltuğunda ise daha önce Beck ve Florence + the Machine gibi müzik gruplarının kliplerini yöneten Autumn de Wilde oturuyor.

Emma, sürekli olarak arkadaşlarına ve sevdiklerine uygun eşler bulmaya çalışan, aşk ile ilgili aşırı romantik görüşleri çoğu zaman olayları olduğu gibi görmesini zorlaştıran genç bir kadının hikâyesini anlatıyor. Emma’nın bu çöpçatanlık girişimleri çoğu zaman gerçekle aşkın filizlenmesiyle değil, eğlenceli talihsizliklerle sonuçlanıyor.

Kicking and Screaming

Platform: Netflix

1995 yapımı Kicking and Screaming, sonraki yıllarda The Squid and the Whale, Frances Ha, Marriage Story gibi filmlerle sinemaseverlerin gönlünü kazanan Noah Baumbach’ın ilk filmi olma özelliğini taşıyor. Baumbach’ı sinema dünyasına tanıtan Kicking and Screaming, üniversiteden mezun oldukları hâlde üniversite hayatını geride bırakamayan bir arkadaş grubunu takip ediyor. Arkadaşlardan hiçbiri hayatlarını değiştirecek önemli kararlar almak istemiyor ama bir yandan da 10 yıldır üniversitede okuyan ve artık profesyonel bir öğrenci olarak hayatına devam eden Chet’e dönüşmek istemiyor. Sonraki yıllarda Frances Ha’da da göreceğimiz büyümeye pek de hevesli olmayan karakterler, Baumbach’ın daha ilk filminde karşımıza çıkıyor.

Ruben Brandt, a gyujto

Platform: Netflix

2018 yılında Locarno ve Saraybosna gibi film festivallerinde gösterilen Koleksiyoncu: Ruben Brandt – Ruben Brandt, a gyujto, Macaristan yapımı bir animasyon. Milorad Krstic’in1995 yılında My Baby Left Me isimli kısa filmiyle Berlin Film Festivali’nde ödül kazanan Milorad Krstić, izleyiciyi psikiyatrist Ruben Brandt’in dünyasına davet ediyor. yazıp yönettiği film, hem etkileyici animasyon stili hem de hikâyesiyle dikkat çekiyor.

Film, şiddetli halüsinasyonlarının verdiği acıyı durdurmak adına Louvre, Tate, Uffizi, Hermitage, MoMA gibi dünyaca ünlü müzeleri soyarak dünyanın en ünlü tablolarının 13’ünü çalan Ruben Brandt’in hikâyesini anlatıyor. Hastalarından oluşan bir ekip kurup soygun işine giren Ruben Brandt, bir süre sonra “koleksiyoncu” lakabıyla dünyanın en çok aranan suçlusu hâline geliyor. Ruben Brandt ve ekibi, gangsterler ve kafa avcılarından kaçmaya çalışırken birbirinden ilginç maceraların içerisine sürükleniyor.

Lovers Rock – Small Axe

Platform: BluTV

Steve McQueen’in geçtiğimiz yıl izleyici ile buluşan ve beğeniyle karşılanan beş filmlik antoloji serisi Small Axe, geçtiğimiz günlerde BluTV kataloğuna eklendi. Londra’nın kalbinde yaşayan Batı Hint toplumunun hikâyesini 30 yıllık zaman zarfına yayarak anlatan bu beş filmin beşi de görülmeye değer işler olsa da, özellikle Lovers Rock izleyici üzerinde yarattığı etkiyle ön plana çıkmayı başardı. Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapan Lovers Rock, 1980’lerin Londra’sında tek bir gecede geçiyor ve izleyicileri müzik eşliğinde kalabalığın içine karışacakları bir ev partisine davet ediyor. Partidekiler arasındaki konuşmalar, müziğin ritmi ve tüm bunların ardından hissedilen sert politik iklim eşliğinde yeni bir aşk hikâyesi filizleniyor.

Sylvie’s Love

Platform: Amazon Prime Video

Amazon Prime Video orijinali olarak izleyici ile buluşan Sylvie’s Love, özellikle başrolündeki Tessa Thompson’ın performansıyla dikkat çekmeyi başardı. Eugene Ash’in yazıp yönettiği film, dünya prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nde ilgiyle karşılandı. İzleyiciyi 1950’lerin Harlem’ine götüren film, babasının plak dükkanında umut vadeden bir saksafoncuyla tanışan Sylvie’yi takip ediyor. Sylvie ve Robert arasında başlayan aşk, yıllar içinde yaşanan toplumsal değişimler, mesafeler ve profesyonel başarılarla sınanıyor.

Tony Takitani

Platform: puhutv

2004 yapımı Tony Takitani, dünya prömiyerini Locarno Film Festivali’nde yaptıktan sonra Sundance, Londra, Hong Kong gibi pek çok önemli festivali ziyaret etmiş, o yıl İstanbul Film Festivali’ne de konuk olmuştu. Haruki Murakami’nin kısa öyküsünden uyarlanan film, Locarno Film Festivali’nde hem FIPRESCI Ödülü’nün, hem de Jüri Özel Ödülü’nün sahibi olmuştu.

Jun Ichikawa’nın yazıp yönettiği film, batılı ismi sebebiyle çocukken arkadaşları tarafından dışlanan ve bu yalnızlığı yetişkin hayatına da yansıyan Tony Takitani’yi takip ediyor. Eiko Konuma adlı genç bir kadınla tanışması, Tony’yi içinde bulunduğu bu derin yalnızlıktan kurtarıp, etrafındaki dünyayla yeniden bağ kurmasına vesile oluyor. Ancak Eiko’nun tasarım elbiseler konusundaki alışveriş çılgınlığı ve hakkında ortaya çıkan sürpriz gerçekler, ikili için trajik sonuçlar doğuruyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information