Gün geçmiyor ki 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde bir nefret suçu daha işlenmesin. Ulusal yarışmadaki ilk filmlerden bir diğeri Bembeyaz için konusunu tamamen ifşa etmeden konuşmak oldukça zor. Ama ben kimsenin huzurunu kaçırmadan, filmin "sürpriz" addettiklerini de saklayarak döneceğim sınırlarının etrafında. Bir yerden başlayacak olursak... Dindar bir aileye mensup Vural (Mert Fırat), babasıyla birlikte işlettiği fotoğrafçı dükkanında günlerini deviren, tek çocuk babası, evli bir erkek. Dini vecibelerini yerine getirdiği tekdüze dünyasında bir şeylerden çok şikayet ediyor olmasa da kendi üzerinde kurmadığı "iyi bir Müslüman olma" baskısını özellikle evladına dayatan biri. Öyle ki eşine karşı soğuk ve tuhaf tavırlarla yaklaşan Vural'ın gizli gizli görüştüğü bir kız arkadaşı da var. Özetle inançlı cenahı taşlamak üzere, tüm klişeleri tek bir masada buluşturarak yazılmış bir iş Bembeyaz. Ancak meselesini burada bırakıp sadece inançlarıyla çelişen eylemlere sahip erkek tahakkümüne düz bir yoldan baltayı vurmaktansa biraz daha ileri gitmeyi, bunu kadın cinayetlerine de değinen ve neticesinde ahlak timsali inanışların iş kendini yargılamaya geldiğinde nasıl da iki taraflı işlediğini gösteren bir yerden yapmayı tercih ediyor. Ama büyük bir sıkıntıyla... Bembeyaz: Problem Eseri Hem kadın cinayetlerini ikincilleştiren bir mizah, hem de cinayet failinin kurtulmasını istemenizi buyuran bir manipülasyon muhteva etmekte Bembeyaz. Film başlı başlına bir problem eseri. İlk bloğunda bize Vural'ı tanıtmak, hayatındaki ikililikleri göstermek istediği kısımda, görsel anlamda da orta hâlli televizyon dizilerini andıran yapım, işlemese bile affedilmez bir günaha imza atmıyor. Yalnız, filmin öncesinde yapılan tanıtımda Mert Fırat'ın böyle ters köşe rollerin karşısına çok fazla çıkmadığını altını çize çize dile getirmesine sebep o kopma anıyla birlikte inanılmaz bir dönüşüm geçiriyor film. Vural'ın kendini bu olaydan kurtarmak için attığı her adımın, söylediği her sözün çetelesini tutuyoruz birlikte. Çevresindeki herkesle iletişimindeki değişiklikler, araya polisin girmesiyle birlikte başlayan bir soruşturma süreci ve bir şekilde "günahsız" olduğuna kendini de inandırmasının ardından bu coğrafyada yaşıyor olmanın getirdiği bir rahatsızlık duygusuyla tanışıyoruz. Çünkü Bembeyaz, her ne kadar Vural'ı savunmadığını ispat etmek için uğraşlar verse de hem kız arkadaşı, hem de eşinin temsil ediliş biçimleri kabul edilecek cinsten değil. Kadın cinayetlerini durdurmak için türlü organizasyonların kurulduğu, ölmek istemediğini hukuksal yollardan beyan etse de dinlenmeyince sosyal medyada yardım çağrısı yapan kadınların haykırdığı, her gün yeni bir isim ezberlemek zorunda bırakıldığımız, bütünüyle politik olan ve hem şiddet kurbanını hem de yakınlarını korumak için gerekli yasaların çıkarılmadığı bir ülkede böyle bir film çekemezsiniz, hayır. Kürtaj hakkı geçtiği için korkan bir kadını ölmesinin ardından "orospu" imasıyla anamaz, tamamen erkek hegemonyasını İslam üzerinden yıkmaya çalışırken mevcuttaki diğer kadın karakterlerinizi de "masör" ve "evde yemek yapan eş" olarak tek boyutlu çizemezsiniz. Bam teli denilebilecek bir meseleyi ele alırken katilinizi seyircinin gözünde daha sempatik kılabilmek için güldürünün gücünü kullanamazsınız. Finalde de film boyunca bir kar yağsa rahatlayacak hava diye mırıldanıp, karı yağdırarak kurtuluşu müjdeleyemezsiniz. İdeolojik ve politik anlamda uzun zamandır bu kadar yanlış bir iş izlediğimi hatırlamıyorum. Ülkenin sözde en yetenekli ve önde gelen oyuncularından Mert Fırat gibi bir ismin bu senaryoyu okuyup kabul etmiş olmasıyla alakalı problemlerin bulunduğunu da not düşmem gerek. Projenin prodüksiyona girmeden evvel herhangi bir noktasında yönetmen/senarist Necip Çağhan Özdemir'in veto edilmemiş olması fazlasıyla üzücü. Özdemir'in…

Yazar Puanı

Puan - 10%

10%

Kadın cinayetlerini durdurmak için türlü organizasyonların kurulduğu, ölmek istemediğini hukuksal yollardan beyan etse de dinlenmeyince sosyal medyada yardım çağrısı yapan kadınların haykırdığı, her gün yeni bir isim ezberlemek zorunda bırakıldığımız, bütünüyle politik olan ve hem şiddet kurbanını hem de yakınlarını korumak için gerekli yasaların çıkarılmadığı bir ülkede böyle bir film çekemezsiniz, hayır.

Kullanıcı Puanları: 0.5 ( 2 oy)
10


Gün geçmiyor ki 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali‘nde bir nefret suçu daha işlenmesin. Ulusal yarışmadaki ilk filmlerden bir diğeri Bembeyaz için konusunu tamamen ifşa etmeden konuşmak oldukça zor. Ama ben kimsenin huzurunu kaçırmadan, filmin “sürpriz” addettiklerini de saklayarak döneceğim sınırlarının etrafında. Bir yerden başlayacak olursak… Dindar bir aileye mensup Vural (Mert Fırat), babasıyla birlikte işlettiği fotoğrafçı dükkanında günlerini deviren, tek çocuk babası, evli bir erkek. Dini vecibelerini yerine getirdiği tekdüze dünyasında bir şeylerden çok şikayet ediyor olmasa da kendi üzerinde kurmadığı “iyi bir Müslüman olma” baskısını özellikle evladına dayatan biri. Öyle ki eşine karşı soğuk ve tuhaf tavırlarla yaklaşan Vural’ın gizli gizli görüştüğü bir kız arkadaşı da var. Özetle inançlı cenahı taşlamak üzere, tüm klişeleri tek bir masada buluşturarak yazılmış bir iş Bembeyaz. Ancak meselesini burada bırakıp sadece inançlarıyla çelişen eylemlere sahip erkek tahakkümüne düz bir yoldan baltayı vurmaktansa biraz daha ileri gitmeyi, bunu kadın cinayetlerine de değinen ve neticesinde ahlak timsali inanışların iş kendini yargılamaya geldiğinde nasıl da iki taraflı işlediğini gösteren bir yerden yapmayı tercih ediyor. Ama büyük bir sıkıntıyla…

Bembeyaz: Problem Eseri

Hem kadın cinayetlerini ikincilleştiren bir mizah, hem de cinayet failinin kurtulmasını istemenizi buyuran bir manipülasyon muhteva etmekte Bembeyaz. Film başlı başlına bir problem eseri. İlk bloğunda bize Vural’ı tanıtmak, hayatındaki ikililikleri göstermek istediği kısımda, görsel anlamda da orta hâlli televizyon dizilerini andıran yapım, işlemese bile affedilmez bir günaha imza atmıyor. Yalnız, filmin öncesinde yapılan tanıtımda Mert Fırat’ın böyle ters köşe rollerin karşısına çok fazla çıkmadığını altını çize çize dile getirmesine sebep o kopma anıyla birlikte inanılmaz bir dönüşüm geçiriyor film. Vural’ın kendini bu olaydan kurtarmak için attığı her adımın, söylediği her sözün çetelesini tutuyoruz birlikte. Çevresindeki herkesle iletişimindeki değişiklikler, araya polisin girmesiyle birlikte başlayan bir soruşturma süreci ve bir şekilde “günahsız” olduğuna kendini de inandırmasının ardından bu coğrafyada yaşıyor olmanın getirdiği bir rahatsızlık duygusuyla tanışıyoruz. Çünkü Bembeyaz, her ne kadar Vural’ı savunmadığını ispat etmek için uğraşlar verse de hem kız arkadaşı, hem de eşinin temsil ediliş biçimleri kabul edilecek cinsten değil.

Kadın cinayetlerini durdurmak için türlü organizasyonların kurulduğu, ölmek istemediğini hukuksal yollardan beyan etse de dinlenmeyince sosyal medyada yardım çağrısı yapan kadınların haykırdığı, her gün yeni bir isim ezberlemek zorunda bırakıldığımız, bütünüyle politik olan ve hem şiddet kurbanını hem de yakınlarını korumak için gerekli yasaların çıkarılmadığı bir ülkede böyle bir film çekemezsiniz, hayır. Kürtaj hakkı geçtiği için korkan bir kadını ölmesinin ardından “orospu” imasıyla anamaz, tamamen erkek hegemonyasını İslam üzerinden yıkmaya çalışırken mevcuttaki diğer kadın karakterlerinizi de “masör” ve “evde yemek yapan eş” olarak tek boyutlu çizemezsiniz. Bam teli denilebilecek bir meseleyi ele alırken katilinizi seyircinin gözünde daha sempatik kılabilmek için güldürünün gücünü kullanamazsınız. Finalde de film boyunca bir kar yağsa rahatlayacak hava diye mırıldanıp, karı yağdırarak kurtuluşu müjdeleyemezsiniz. İdeolojik ve politik anlamda uzun zamandır bu kadar yanlış bir iş izlediğimi hatırlamıyorum.

Ülkenin sözde en yetenekli ve önde gelen oyuncularından Mert Fırat gibi bir ismin bu senaryoyu okuyup kabul etmiş olmasıyla alakalı problemlerin bulunduğunu da not düşmem gerek. Projenin prodüksiyona girmeden evvel herhangi bir noktasında yönetmen/senarist Necip Çağhan Özdemir’in veto edilmemiş olması fazlasıyla üzücü. Özdemir’in Bembeyaz ile sanki bu anlatının kurban tarafına yeteri kadar yer vermişiz de, canilerin perspektifinden bir şey anlatayım demiş olması fikriyle de barışamıyorum. Bir taraftan sinema tam olarak bu işte. Uyandırdığı duygular, bilhassa benim sinema deneyimimin özelinde kendinden nefret ettiren yapımlar farklı bir iz bırakıyor. Ama zamanın bu aralığa düşen kısmında çok fazla acı, çok fazla gözyaşı, çok fazla ihmal var. O yüzden ne anlatmak istemiş olursa olsun, ki kadın cinayetlerini gerçekten de esas meselesi için bir sıçrama tahtası olarak kullanıyor, Bembeyaz ile ilgili tavrım net.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information