Özellikle son on yıldır ardı ardına çektiği başarılı filmlerle 2010’lu yılların en öne çıkan yönetmenlerinden biri olarak anılmaya başlanan Mia Hansen-Løve’ün merakla beklenen yeni filmiyle Filmekimi programı kapsamında buluşabildik. Prömiyerini 74. Cannes Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde gerçekleştirip jüri tarafından ödülsüz uğurlanan Bergman Adası – Bergman Island, Hansen-Løve’ün tamamı Fransa dışında geçen ve Fransızca olmayan ilk filmi. Filmin ana kahramanları da kendi ülkelerinden uzakta bir seyahate çıkmış, ikisi de film yönetmeni olan bir çift olarak karşımıza çıkıyorlar. Vicky Krieps ve Tim Roth’un canlandırdığı çiftimizin seyahetlerinin varış noktasıysa filme adını da veren usta yönetmen Ingmar Bergman ile özdeşleşmiş, İsveç’in küçük adacıklarından biri olan Fårö Adası. Ailesinin kökenlerinin dayandığı İskandinav topraklarından miras kalmış Danca soyadıyla bölgeye dair organik bir bağı da bulunan Hansen-Løve, ayrıca bir sinemacı olarak en büyük ilham ve etki kaynaklarından biri olarak andığı Ingmar Bergman’ın sineması ve kişisel personası üzerinde inşa ettiği modern bir yaratıcı/yaratım süreci oyunu sahneliyor. Bergman Adası neresinden bakılırsa bakılsın, Mia Hansen-Løve’ün kendi hayatından izler taşıması sebebiyle ve sahip olduğu tek çocuğunun babası ünlü yönetmen Olivier Assayas’la süren uzun ilişkilerinin sonlanmasının ardından yazıp çektiği ilk film olarak bunların yansımalarına hem içerikte hem de kullandığı anlatım tarzında rastlanılabilen özel bir film. Filmde çok şık ve ince şekilde başvurduğu birkaç numarayla kurgu ile gerçekliğin arasında görünmez bir bağ yaratması da bu oyunbaz tavrı perçinleyip yönetmenin bizzat kendi kariyerini ve yaratım sürecini düşünme dürtümüzün altını dolduruyor. Öyle ki filmin esas kahramanları Chris ve Tony, her yıl yaz mevsiminde Fårö Adası’nda düzenlenen Bergman Haftası (Bergmanveckan) festivaline katılımcı olarak davet ediliyorlar. Festivalin özel konuğu olarak etkinlikte yer almalarının yanı sıra bir yandan ikisi de bu daveti ayrı ayrı kendi projelerinin yazım sürecine odaklanmayı amaçladıkları bir tatil gibi kullanıyorlar. Ingmar Bergman’ın sinemasına hâkim izleyiciler için ayrıca eğlenceli olabilecek, aynı zamanda filmin işleyişine katkıda bulunan küçük detaylarla dolu film, ünlü yönetmenin personasından köklenip, herhangi bir yaratıcının ilham kaynaklarını, yazar gözünü ve tüm bu süreci oyunun içine dahil ederek dallanıyor. Bergman Adası: Ölü Bir Yaratıcının Gölgesi Altında Festival konukları olarak gittikleri adada bizzat Bergman’ın Bir Evlilikten Manzaralar – Scener ur ett äktenskap’ı çektiği evde konaklayan çiftimizin arasında tanık olduğumuz iletişim, tıpkı Bergman filmlerinde görebileceğimiz cinsten bir itici güçle ilerliyor. Çevrelerinde tanıştıkları insanlara verdikleri tepkilerle ya da o tanışmaların, karşılaşmaların yarattığı yeni sohbet ortamıyla şekilleniyor. Bu noktada özellikle her şeyin Ingmar Bergman üzerine edilen sohbetlerle başladığını da söylemek mümkün. Filmlerinde yaptıklarıyla, özel hayatındaki artık bugün tüm sinemaseverler tarafından bilinip tartışılan gelişmeleriyle birlikte sofradaki ana yemek tabağını dolduruyor usta yönetmen. Ancak özellikle bu sohbetlerden birinde, Chris’in, kendisi için özel hayatındaki tutumuyla filmlerindeki karakter yaratımı arasında gösterdiği farklılığa dikkat çekmesi filmi seyircisi için, bu kısa turistik Bergman turunun bir ucundan tutup çıkartıyor. Tüm yönleriyle bir yaratıcının üretirkenki motivasyonu üzerine kafa yoran bir ana karakter olarak Chris’in peşine takılıyoruz bu andan itibaren. Birlikte olduğu Tony’nin, tanıdığı kişiliğiyle ürettiği filmlerde yarattığı söylem arasındaki farklılığı sorgulamaya başlıyor önce ve bir yazarın kafasının içindeki dünyanın tam olarak neyi yansıttığının ardındaki perdeyi kavramaya çalışarak bir yaratıcı olarak kendi konumunu ve ne yapmaya çalıştığını bulmaya yoğunlaşıyor. Mia Hansen-Løve, daha önce kendi sinemasında görmediğimiz…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

Bergman Adası, günümüz sinemasının en taze ve üretken yönetmenlerinin birinden, üzerinde bugün hâlâ hayaleti dolaşan geçmişin büyük bir ismine karşı aklıselim ve olabildiğince eğlenceli bir çözümleme olarak her anıyla kendini keyifle izleten açık kalpli bir film.

Kullanıcı Puanları: 4 ( 2 oy)
75


Özellikle son on yıldır ardı ardına çektiği başarılı filmlerle 2010’lu yılların en öne çıkan yönetmenlerinden biri olarak anılmaya başlanan Mia Hansen-Løve’ün merakla beklenen yeni filmiyle Filmekimi programı kapsamında buluşabildik. Prömiyerini 74. Cannes Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde gerçekleştirip jüri tarafından ödülsüz uğurlanan Bergman Adası – Bergman Island, Hansen-Løve’ün tamamı Fransa dışında geçen ve Fransızca olmayan ilk filmi. Filmin ana kahramanları da kendi ülkelerinden uzakta bir seyahate çıkmış, ikisi de film yönetmeni olan bir çift olarak karşımıza çıkıyorlar. Vicky Krieps ve Tim Roth’un canlandırdığı çiftimizin seyahetlerinin varış noktasıysa filme adını da veren usta yönetmen Ingmar Bergman ile özdeşleşmiş, İsveç’in küçük adacıklarından biri olan Fårö Adası. Ailesinin kökenlerinin dayandığı İskandinav topraklarından miras kalmış Danca soyadıyla bölgeye dair organik bir bağı da bulunan Hansen-Løve, ayrıca bir sinemacı olarak en büyük ilham ve etki kaynaklarından biri olarak andığı Ingmar Bergman’ın sineması ve kişisel personası üzerinde inşa ettiği modern bir yaratıcı/yaratım süreci oyunu sahneliyor.

Bergman Adası neresinden bakılırsa bakılsın, Mia Hansen-Løve’ün kendi hayatından izler taşıması sebebiyle ve sahip olduğu tek çocuğunun babası ünlü yönetmen Olivier Assayas’la süren uzun ilişkilerinin sonlanmasının ardından yazıp çektiği ilk film olarak bunların yansımalarına hem içerikte hem de kullandığı anlatım tarzında rastlanılabilen özel bir film. Filmde çok şık ve ince şekilde başvurduğu birkaç numarayla kurgu ile gerçekliğin arasında görünmez bir bağ yaratması da bu oyunbaz tavrı perçinleyip yönetmenin bizzat kendi kariyerini ve yaratım sürecini düşünme dürtümüzün altını dolduruyor. Öyle ki filmin esas kahramanları Chris ve Tony, her yıl yaz mevsiminde Fårö Adası’nda düzenlenen Bergman Haftası (Bergmanveckan) festivaline katılımcı olarak davet ediliyorlar. Festivalin özel konuğu olarak etkinlikte yer almalarının yanı sıra bir yandan ikisi de bu daveti ayrı ayrı kendi projelerinin yazım sürecine odaklanmayı amaçladıkları bir tatil gibi kullanıyorlar. Ingmar Bergman’ın sinemasına hâkim izleyiciler için ayrıca eğlenceli olabilecek, aynı zamanda filmin işleyişine katkıda bulunan küçük detaylarla dolu film, ünlü yönetmenin personasından köklenip, herhangi bir yaratıcının ilham kaynaklarını, yazar gözünü ve tüm bu süreci oyunun içine dahil ederek dallanıyor.

Bergman Adası: Ölü Bir Yaratıcının Gölgesi Altında

Festival konukları olarak gittikleri adada bizzat Bergman’ın Bir Evlilikten Manzaralar – Scener ur ett äktenskap’ı çektiği evde konaklayan çiftimizin arasında tanık olduğumuz iletişim, tıpkı Bergman filmlerinde görebileceğimiz cinsten bir itici güçle ilerliyor. Çevrelerinde tanıştıkları insanlara verdikleri tepkilerle ya da o tanışmaların, karşılaşmaların yarattığı yeni sohbet ortamıyla şekilleniyor. Bu noktada özellikle her şeyin Ingmar Bergman üzerine edilen sohbetlerle başladığını da söylemek mümkün. Filmlerinde yaptıklarıyla, özel hayatındaki artık bugün tüm sinemaseverler tarafından bilinip tartışılan gelişmeleriyle birlikte sofradaki ana yemek tabağını dolduruyor usta yönetmen. Ancak özellikle bu sohbetlerden birinde, Chris’in, kendisi için özel hayatındaki tutumuyla filmlerindeki karakter yaratımı arasında gösterdiği farklılığa dikkat çekmesi filmi seyircisi için, bu kısa turistik Bergman turunun bir ucundan tutup çıkartıyor. Tüm yönleriyle bir yaratıcının üretirkenki motivasyonu üzerine kafa yoran bir ana karakter olarak Chris’in peşine takılıyoruz bu andan itibaren. Birlikte olduğu Tony’nin, tanıdığı kişiliğiyle ürettiği filmlerde yarattığı söylem arasındaki farklılığı sorgulamaya başlıyor önce ve bir yazarın kafasının içindeki dünyanın tam olarak neyi yansıttığının ardındaki perdeyi kavramaya çalışarak bir yaratıcı olarak kendi konumunu ve ne yapmaya çalıştığını bulmaya yoğunlaşıyor.

Mia Hansen-Løve, daha önce kendi sinemasında görmediğimiz bir açıklığa yönelerek filmi tüm bu konularla ilmek ilmek dokuyarak katmanlandırıyor. Burada bahsettiğim noktadaki görünür olan katman ise Chris karakterinin üzerine çalıştığı ve bir noktasına kadar yazdığı sıradaki projesini görsel olarak da seyircisine sunmaya başladığında ortaya çıkıyor. Tony’yle gerçekleştirdikleri bir yürüyüşte yazmakta olduğu öyküyü anlatırken Bergman Adası da açılıp seyircisini hiç ürketmeden ayrı bir sahne düzenine geçip, gerçekle kurgu arasında üç bloktan oluşan ve olabildiğince yumuşak bir bağ kuruyor. Neredeyse akıllara Bergman’ın Anna’nın Tutkusu – En Passion’da denediğine benzer bir katmanlamayla bir yazarın –hatta kadın bir yazarın– nazarında üretim dinamiklerini ortaya seriyor. Mia Hansen-Løve, daha önce defalarca dile getirdiği Bergman hayranlığının ardında kafasını kurcalayan, ve özellikle sanatçıların kişilikleriyle ya da özel hayatlarında yaptıklarıyla, ürettikleri işlerin arasındaki ayrımın neresinde durulduğuna dair dönüp bakılan günümüze ait bir kürsüye kendi konumundan yaklaşıyor. Tüm bu kendine has özellikleriyle Bergman Adası için, günümüz sinemasının en taze ve üretken yönetmenlerinin birinden, üzerinde bugün hâlâ hayaleti dolaşan geçmişin büyük bir ismine karşı aklıselim ve olabildiğince eğlenceli bir çözümleme olarak her anıyla kendini keyifle izleten açık kalpli bir film.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information