Hepimize tanıdık gelecek bol ödüllü bir filmi kısaca özetleyerek yazıya giriş yapayım. Fakir bir çocuk, ait olduğu ve asla çıkamayacağına inandığı sınıfından, inancıyla ve yaptığı "iyi" davranışlarla kurtulur, paraları kazanır ve mutluluğu elde eder. Tabii ki bu filmde dans edilir, ve muhakkak fakirliğin "asaleti" vurgulanır. Bildiniz mi? Merkezine Hindistan’ı, oradaki kast sistemini, toplumsal eşitsizliği alan bir filmde görmeye alıştığımız şeyler (Satyajit Ray gibi bir yönetmeni ayrı tutuyorum) bunlardır. Abartılı bir masalcılık, muhakkak görsellikle vurgulanan egzotiklik bu hikâye kalıplarına eşlik eden estetik tercihler.   Ramin Bahrani yönetimindeki Beyaz Kaplan - The White Tiger’ın en iyi tarafı, bu anlatım alışkanlığına, bu yüzeyselliğe hiç bulaşmaması. Balram Halwai (Adarsh Gourav) adlı bir girişimcinin, Hindistan’a gelen Çin Başbakanına hitaben yazdığı bir mektuba göre şekillenen film, baştan sona dış sesli anlatıma sahip. Filmde, kitapta olduğu gibi, Balram’ın ait olduğu alt sınıftan çıkıp, nasıl zengin olduğunun öyküsünü izliyoruz; onun dilinden, onun bakış açısıyla. ***Yazının bundan sonraki bölümü Beyaz Kaplan ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.*** "Tatlıcı" kastına ait olan Balram’dan toplumun beklediği tek şey doğumundan itibaren onun için çizilmiş işi yapmasıdır. Sürücülük eğitimi aldığı birinden duyduğu bu diyalog aslında her şeyi özetler: ‘’Sen tatlıcı kastındansın, en iyisi sen tatlı yapmaya devam et.’’ Bu kast sisteminde, alt sınıftan birinin kuracağı en büyük hayal, hizmetlisi olmak istediği efendisini seçebilme şansıdır. Ama Balram’ın, köyünden, fakir yaşamından kurtulmak istemesiyle anlıyoruz ki aslında o mensup olduğu sınıfın diğer kişilerinde olmayan bir öz bilince sahip. Bu nedenle, bir kariyer basamağı olarak, köyünün zengin aile büyüğünün oğlu olan Ashok’un şoförlüğünü kapmayı kendine hedef edinir, filmin öyküsü de böyle başlar. Bahrani, filmi aslında Balram’ın sözleriyle ikiye bölüyor: ‘’Hindistan iki ülkeden oluşur, aydınlık Hindistan ve karanlık Hindistan.’’ Karanlık Hindistan’ı izlediğimiz filmin ilk kısmında, Balram’ın yaşadığı sınıfsal aşağılanmalara tanık oluyoruz. Bu Hindistan’da pis ve bozuk musluk suları, çalışmayan elektrik direkleri, çarpık kentleşme mevcut. Bu Hindistan’da, alt sınıfta yaşayan her bir birey, bir horoz kümesindeki başı kesilmek üzere olan horozlara benzetiliyor, bir gün sıranın onlara geleceğini biliyorlar, ama kaçmıyorlar, kafeste kalmaya devam ediyorlar. Aydınlık Hindistan’da ise rüşvet ve dolandırıcılık hâkim. Zenginler, politikacılara rüşvet vermek zorundalar, adı Büyük Sosyalist olarak geçenlere bile. Ayrıca bir zenginin adı asla kirlenmez bu Hindistan’da, alt kasttan biri, onların işlediği cinayeti bile üstlenir. Tüm bu düzenden kurtulacak kişi, ancak bir nesilde yalnızca bir kez görülen "Beyaz Kaplan" olacaktır. Beyaz Kaplan: Bir Anti Bollywood Masalı Normal şartlarda, bir edebiyat uyarlaması olan filmi, uyarlandığı eserden bağımsız değerlendirmeyi tercih ederim. Aravind Adiga’nın 2008 yılında Man Booker Ödülü kazandığı aynı adı taşıyan romandan uyarlanan bu filmin anlatısal tercihlerini değerlendirirken, romanın özelliklerinden bahsetmeyi doğru buluyorum. Bunun nedenlerini daha sonra aktaracağım. Hint-İngiliz roman geleneğinden biri olan Beyaz Kaplan, İngiliz kolonyalizmi sonrası Hindistan’daki insanların yaşadığı yabancılaşmaya da odaklanır. Her ne kadar Hindistan’daki İngiliz sömürgesi 1940’lı yılların sonunda bitse de, onların uyguladığı kolonyalizm yöntemlerinin ardından Hintli bireyler kendilerini hem maddi hem de manevi olarak değersiz hissederek bir çeşit kimlik çatışması yaşamışlardı. Bu çatışma, Batılı ülkelerin sömürdüğü tüm Doğu ülkeleri için geçerli aslında. Batılı güçlerin sömürgeci etkilerinin bıraktıkları kültürel tahribat sonucunda, Hintli bireyler Batı’ya, Avrupa’ya özenme fakat asla Batılı olamama hissiyatını yaşadılar. Batı’nın…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Ramin Bahrami, Beyaz Kaplan’da, Hindistan toplumunu ve coğrafyasını egzotik bir sirk gibi göstermemeye, Slumdog Millionaire gibi bir Hollywood şölenini taklit etmemeye çalışıyor. Ancak anlatının "iyilik kazanır" formunu takip etmemesi, filmin tek başına özgün olması için yeterli değil ne yazık ki. İzlediğimiz her halükârda yine bir masal, ama Bollywood olmayan bir formda.

Kullanıcı Puanları: 3.66 ( 10 oy)
60


Hepimize tanıdık gelecek bol ödüllü bir filmi kısaca özetleyerek yazıya giriş yapayım. Fakir bir çocuk, ait olduğu ve asla çıkamayacağına inandığı sınıfından, inancıyla ve yaptığı “iyi” davranışlarla kurtulur, paraları kazanır ve mutluluğu elde eder. Tabii ki bu filmde dans edilir, ve muhakkak fakirliğin “asaleti” vurgulanır. Bildiniz mi?

Merkezine Hindistan’ı, oradaki kast sistemini, toplumsal eşitsizliği alan bir filmde görmeye alıştığımız şeyler (Satyajit Ray gibi bir yönetmeni ayrı tutuyorum) bunlardır. Abartılı bir masalcılık, muhakkak görsellikle vurgulanan egzotiklik bu hikâye kalıplarına eşlik eden estetik tercihler.  

Ramin Bahrani yönetimindeki Beyaz Kaplan – The White Tiger’ın en iyi tarafı, bu anlatım alışkanlığına, bu yüzeyselliğe hiç bulaşmaması. Balram Halwai (Adarsh Gourav) adlı bir girişimcinin, Hindistan’a gelen Çin Başbakanına hitaben yazdığı bir mektuba göre şekillenen film, baştan sona dış sesli anlatıma sahip. Filmde, kitapta olduğu gibi, Balram’ın ait olduğu alt sınıftan çıkıp, nasıl zengin olduğunun öyküsünü izliyoruz; onun dilinden, onun bakış açısıyla.

***Yazının bundan sonraki bölümü Beyaz Kaplan ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

“Tatlıcı” kastına ait olan Balram’dan toplumun beklediği tek şey doğumundan itibaren onun için çizilmiş işi yapmasıdır. Sürücülük eğitimi aldığı birinden duyduğu bu diyalog aslında her şeyi özetler: ‘’Sen tatlıcı kastındansın, en iyisi sen tatlı yapmaya devam et.’’

Bu kast sisteminde, alt sınıftan birinin kuracağı en büyük hayal, hizmetlisi olmak istediği efendisini seçebilme şansıdır. Ama Balram’ın, köyünden, fakir yaşamından kurtulmak istemesiyle anlıyoruz ki aslında o mensup olduğu sınıfın diğer kişilerinde olmayan bir öz bilince sahip. Bu nedenle, bir kariyer basamağı olarak, köyünün zengin aile büyüğünün oğlu olan Ashok’un şoförlüğünü kapmayı kendine hedef edinir, filmin öyküsü de böyle başlar.

Bahrani, filmi aslında Balram’ın sözleriyle ikiye bölüyor: ‘’Hindistan iki ülkeden oluşur, aydınlık Hindistan ve karanlık Hindistan.’’ Karanlık Hindistan’ı izlediğimiz filmin ilk kısmında, Balram’ın yaşadığı sınıfsal aşağılanmalara tanık oluyoruz. Bu Hindistan’da pis ve bozuk musluk suları, çalışmayan elektrik direkleri, çarpık kentleşme mevcut. Bu Hindistan’da, alt sınıfta yaşayan her bir birey, bir horoz kümesindeki başı kesilmek üzere olan horozlara benzetiliyor, bir gün sıranın onlara geleceğini biliyorlar, ama kaçmıyorlar, kafeste kalmaya devam ediyorlar.

Aydınlık Hindistan’da ise rüşvet ve dolandırıcılık hâkim. Zenginler, politikacılara rüşvet vermek zorundalar, adı Büyük Sosyalist olarak geçenlere bile. Ayrıca bir zenginin adı asla kirlenmez bu Hindistan’da, alt kasttan biri, onların işlediği cinayeti bile üstlenir. Tüm bu düzenden kurtulacak kişi, ancak bir nesilde yalnızca bir kez görülen “Beyaz Kaplan” olacaktır.

Beyaz Kaplan: Bir Anti Bollywood Masalı

Normal şartlarda, bir edebiyat uyarlaması olan filmi, uyarlandığı eserden bağımsız değerlendirmeyi tercih ederim. Aravind Adiga’nın 2008 yılında Man Booker Ödülü kazandığı aynı adı taşıyan romandan uyarlanan bu filmin anlatısal tercihlerini değerlendirirken, romanın özelliklerinden bahsetmeyi doğru buluyorum. Bunun nedenlerini daha sonra aktaracağım.

Hint-İngiliz roman geleneğinden biri olan Beyaz Kaplan, İngiliz kolonyalizmi sonrası Hindistan’daki insanların yaşadığı yabancılaşmaya da odaklanır. Her ne kadar Hindistan’daki İngiliz sömürgesi 1940’lı yılların sonunda bitse de, onların uyguladığı kolonyalizm yöntemlerinin ardından Hintli bireyler kendilerini hem maddi hem de manevi olarak değersiz hissederek bir çeşit kimlik çatışması yaşamışlardı. Bu çatışma, Batılı ülkelerin sömürdüğü tüm Doğu ülkeleri için geçerli aslında. Batılı güçlerin sömürgeci etkilerinin bıraktıkları kültürel tahribat sonucunda, Hintli bireyler Batı’ya, Avrupa’ya özenme fakat asla Batılı olamama hissiyatını yaşadılar. Batı’nın “medeniyet” çatısı altında gerçekleştirdiği baskı ideolojisinde kendilerini önce ülkelerinde, ardından dünyada ötekileşmiş hissettiler. Salman Rushdie’nin Geceyarısı Çocukları, Kiran Desai’nin Kaybın Türküsü ve Aravind Adiga’nın Beyaz Kaplan’ı bu kültürel dışlanmayı işleyen romanlardan sadece birkaçı.

Beyaz Kaplan, “Oluşum Romanı” olarak adlandırılan bir türe ait. Bu tarz romanlarda çoğunlukla genç bir karakterin toplumdaki rolünü yaratması ve bu süreçte olgunlaşmasının hikâyesi anlatılır. Khaled Hosseini’nin Uçurtma Avcısı, hatta Rowling’in Harry Potter’ını bile böyle romanlara örnek gösterebiliriz. Dolayısıyla romanın birinci ağızdan yazılması, çok doğrudan bir anlatım tercihi olsa da mantıklı. Ancak filmin bunu birebir taklit etmesi, çok fazla konuşması, çok fazla göstermesi bir sorun. Edebi bir eserde, karakterin olayları ve yazarın toplumsal analizlerinin birinci ağızdan anlatılması, karakterin okuyucuyla bol bol konuşması son derece doğal ve etkili. Fakat bir sinema filminin hem göstermesi hem de seyircinin “anlamasını istediği” şeyleri somut olarak cümlelere dökmesi, bu sanat formunda kesinlikle kabul edilemeyecek bir şey. Filmde sık sık Balram’ın eylemlerini hem izliyor hem de onun ağzından dinliyoruz. Yapmak istediklerini, ne hissettiğini, izlediğimiz sahnede bizim ne hissetmemiz gerektiğini karakterin kendisi seyirciye naklen aktarıyor.

Diğer bir sorun da yine romanla bağlantılı. Bu elbette benim şahsen değerlendirebileceğim bir kriter değil ama roman yayımlandıktan sonra, yazarın kullandığı dil konusunda çeşitli negatif eleştiriler aldığını biliyoruz. Bu eleştirilerde, Oxford ve Columbia gibi elit okullarda eğitim görmüş, İngilizce yazan, Hindistan’da alt sınıfın kullandığı Hint diline fazla hâkim olmayan bir yazarın, eserinde alt sınıfa ait bir karakteri konuşturmasının yeterince gerçekçi olmadığı belirtilmişti. Dediğim gibi, bunu değerlendirecek bilgiye sahip değilim ama filmin de bu tarz bir sorun yaşadığını düşünüyorum, izninizle açıklayayım.

Aslında Beyaz Kaplan, kast sisteminde ezilen bireyleri, toplumsal eşitsizliği veya kimlik aşınmasını anlatmıyor. Yüzeydeki hikâyede elbette bunu anlatıyor ama en temelde odaklandığı şey, uluslararası politikanın bir mikro ölçeği; bir önceki yüzyılda dünyaya egemen olan “beyaz ırkın” yerini, sarı ve kahverengi ırkın (Bunlar filmin ve romanın görüşüdür, şahsıma ait değildir) almak üzere olması. Böyle dememe bakıp, filmin bunu bir alt metinle anlattığını sanmayın, gayet açıkça söylüyor. Balram’ın hikâyenin başından sonuna kadar bize okuduğu mektubun hitabının Çin Başbakanı olması bu yüzden. Dünyanın o beklenmedik “Beyaz Kaplan”ları, bu iki ülkedir artık. Dolayısıyla böyle bir filmin, Batı’ya ve daha çok Hollywood’a ait, klasik anlatıya sahip olması, hikâyesine uygun bir dil arayışına girişmemesi büyük çelişki. Çünkü romanın kendisi de bu kültürel tahribattan doğan ötekileştirmeye odaklanıyor (her ne kadar dil konusunda negatif eleştirilere maruz kalsa da). Filmin bu egemen kültürün baskısı altında ötekileşen insanları, o egemen kültürün diliyle anlatması, bir çelişki. Elbette filmin Netflix projesi olduğunun farkındayım, fakat benzerlerinin aksine, göğsünü gere gere, romantizme bulaşmadan, gerçekçi bir kast sistemi eleştirisi yaptığını gösteren bir filmin Hollywood’un tipik başarı öykülerinin anlatılarını takip etmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Bahrami, Beyaz Kaplan’da, Hindistan toplumunu ve coğrafyasını egzotik bir sirk gibi göstermemeye, Milyoner – Slumdog Millionaire gibi bir Hollywood şölenini taklit etmemeye çalışıyor. Yani filmin hiçbir karesinde estetize edilmiş bir yoksulluk, cehalet görmüyoruz, şatafatlı, danslı bir öykü izlemiyoruz. Ancak anlatının “iyilik kazanır” formunu takip etmemesi, filmin tek başına özgün olması için yeterli değil ne yazık ki. İzlediğimiz her halükârda yine bir masal, ama Bollywood olmayan bir formda.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information