Berkun Oya’nın yazdığı ve sekiz bölümünü de kendi yönettiği Netflix dizisi Bir Başkadır, diğer birçok özelliğiyle birlikte bölümlerinin kapanış jeneriğinde kullanılan görüntülerle de anılacak muhtemelen. Dizisinin ne kadar detaylı bir şekilde tasarlandığının, üzerinde ne denli kafa yorulduğunun birer kanıtı da olan bu jeneriklerin birinde, Fransız sinemasının en önemli yönetmenlerden Maurice Pialat’nın Bosphore isimli kısa filminden kesitler yer alıyor. Yönetmenin 1964 yılında Türkiye’ye gelerek çektiği altı belgeselden biri olan bu film, dönemin İstanbul’una dair önemli görüntüler içermesinin yanında bu şehrin gelenekler ve çağdaş olan arasında kalmış yapısına da vurgu yapıyor; hatta Türkiye’ye dair şöyle bir tanım sunuyor: “Türkiye, geleneklerini terk etmeden geleceğe dair yeni bir anlam ararken karşısında talihsizlikler buldu.” Kapanış jeneriklerinde tekrar tekrar karşımıza çıkan ve dolayısıyla bu arşiv görüntülerinin kullanılmasının tesadüf olmadığının altını çizen isim ise yabancı bestelerin üzerine yazdığı Türkçe sözleri, batı ve doğu müziğinin unsurlarını bir araya getiren tarzıyla seslendiren Ferdi Özbeğen. Söz konusu arşiv görüntülerinin birinde, sanatçı sahneye çıkmadan önce, Derya Baykal tarafından şu şekilde anons ediliyor: “Hem Türkçe sözlü hafif müziğimize bir anahtar hem de yeni yeni geniş bir şekilde uygulanmaya başlayan çok sesli sanat müziğimize ta o yıllarda adım atmış oldu.” Aynı zamanda dizinin adı her ilk anda Ayten Alpman’ın yorumuyla duymaya alışık olduğumuz “Bir Başkadır Benim Memleketim” şarkısını anımsatıyor olsa da Özbeğen’in de 1993 yılında yayınlanmış “Bir Başkadır Ferdi Özbeğen” adını taşıyan derleme bir albümü bulunuyor. Bölüm sonlarında tamamlayıcı etki yapan bu arşiv görüntülerinin arasındaki paralellikler ve bölümler ilerledikçe, dizinin çatısı oluşunca kazandıkları yeni anlamlar Bir Başkadır’ın, Türkiye’nin bu çift kutuplu, gelenek ve modern arasında sıkışmış yapısıyla bir derdi olduğunu görünür kılıyor. Kaldı ki dizi uluslararası alanda; kabaca “bir toplumun ahlak değerleriyle şekillenen ortak eğilimi” anlamına gelen Ethos adıyla anılıyor. Daha çok tiyatro alanındaki çalışmalarıyla ve dizi senaryolarıyla tanınan, 2007 yılında İyi Seneler Londra filmini yazıp yöneten Berkun Oya’nın ikinci kez kamera arkasına geçtiği dizi, bu ikiliği hem metin hem de reji anlamında oldukça iyi kotarılmış bölümlerle ekrana yansıtıyor.

Bir Başkadır: Aramıza Ördüğümüz DuvarlarBir Başkadır

Bir Başkadır, anlatısını özellikle birkaç karakter üzerine yoğunlaştıran bir dizi değil. Aksine, ekran süreleri birbirlerinden farklı olsa da her biri çizilen Türkiye portresine ve anlatılan hikâyeye benzer düzeylerde katkılar sunan karakterleri bir araya getiriyor. Anlatı, Öykü Karayel’in hayat verdiği Meryem’in gündelikçilik yaptığı evde bayılmasıyla açılıyor ve devamında bir yıl önceye atlama yapıyor. Bu kez aynı karakteri ilk anda tam olarak neresi olduğunu anlamlandırmakta zorlandığımız bir bölgede görüyoruz. İstanbul gibi bir metropolün parçası olduğuna inanmanın güç olduğu köyvari yerleşim yerindeki evinden çıkan Meryem, bu koca şehrin keşmekeşi içinde göründüğünde dizinin mekânsal algısı da genişlemeye başlıyor. Genç kadının yolculuğu şehrin “orta” yerindeki bir devlet hastanesinin mütevazi şekilde döşenmiş psikiyatri kliğine varıyor. Burası Peri’nin (Defne Kayalar) kliğini. Devamında tam anlamıyla “Beyaz Türk” etiketine uyacak bir ailenin yurtdışında okumuş kızı olduğunu öğreniyoruz Peri’nin. Yetiştirilme tarzından kaynaklanan şekilde başörtülü, yaşadığı mahallenin en saygın kişisi konumundaki “hoca efendinin” sözünden çıkmayan Meryem’e hasta-doktor ilişkisinin sınırlarını aşacak bir önyargıyla yaklaşıyor. Bunun sorunlu bir yaklaşım olduğunun farkında ve çareyi gayet şık dekore edilmiş, arkadaşına ait bir psikolog ofisinde arıyor. Birbirinin ardısıra gelen bu sahnelerle Bir Başkadır’ın mekânsal kapsamı şehrin farklı gelir gruplarına mensup insanları içine almaya başlıyor. Hikâye; Meryem, Peri, Peri’nin psikolog arkadaşı Gülbin (Tülin Özen), Meryem’in bir gece kulübünde güvenlik görevlisi olarak çalışan abisi Yasin (Fatih Artman), Yasin’in geçmişte yaşadığı travmatik olay sebebiyle psikolojik problemler yaşayan eşi Ruhiye (Funda Eryiğit), Meryem’in evine gündeliğe gittiği Sinan (Alican Yücesoy), Meryem’in yol göstericisi konumundaki hocanın elektronik müzik dinleyen kızı Hayrunnisa (Bige Önal) ve diğer karakterin birbirleriyle bir şekilde temas hâlindeki hayatlarının detaylarının ortaya çıkmasıyla açılıyor. İstanbul’ın çeperlerindeki bir köy evinde başlayan anlatı, ülkenin doğusundan bu şehre göç etmek durumunda kalmış, orta sınıf mensubu bir Kürt ailesinin evine, oradan da Sinan’ın rezidansına, Peri’nin ailesinin boğaza nazır evine doğru genişliyor. Bu farklı mekânların arası, bu çok geniş bir yelpazeye yayılmış karakterler ve onların birbirleriyle girdikleri büyükçe bir ağ gibi örülmüş ilişki zinciriyle kaplanıyor. Berkun Oya önce, bu çok karakterli, çok mekânlı yapıyı kurarken, toplumun birbirinden ayrılmış, farklı etiketlerle arketipleştirilmiş karakterlerin arasındaki görünmez duvarları hissettiriyor. Peri, Meryem ve onun çevresine yukarıdan bakıyor; Meryem, Sinan’ın evinde yaşananları ayıplıyor; Gülbin, ailesiyle iletişim kurmaya çalıştığında resmi ideolojinin çizdiği sınırlara takılıyor. Böylelikle tarihsel olarak geçmişle bağ kurulmasını da sağlayan Pialat’nın belgeseli ve Özbeğen’in müziğiyle yansıtılan arada kalmışlığın, çift kutuplu yapının, içinde yaşadığımız toplumum kolektif bilinçaltına işlediği ve bunların sosyopolitik yapının dizaynında nasıl kullanıldığı, izlediğimiz sert olaylar silsilesinin bazını teşkil eder hâle geliyor.

Bir Başkadır bu farklı düşünce yapılarına, ekonomik şartlara sahip karakterlerine hiçbir noktada yargılayıcı bir tonda yaklaşmıyor, parmak sallamıyor. Onları çizdiği çerçevenin içine, Oya’nın yazarlık hünerlerini sergilediği gelişmeler dâhilinde yerleştiriyor ve bu görünmez duvarların nasıl aşabileceğine -en azından öteki tarafına nasıl bakılabileceğine- dair fikir teatisi yapıyor. Bunun sonucunda yavaş yavaş ortaya çıkan duygusal yükseliş, empatinin, diğerine kulak kabartmanın öneminin altını çiziyor, kazandırılmış önyargıların, altında yaşamaya zorlandığımız şartları nasıl daha çekilmez hâle getirdiğini seyircinin yüzüne insani ve anlayışlı bir noktadan çarpıyor.

Anlatı şekli olarak son derece modern bir yerde duran, güncel dizi formunun imkânlarını oldukça etkili şekilde kullanan bir yapım Bir Başkadır. Ama bir yandan da odaklandığı ülkenin gelenekleşmiş ya da kemikleşmiş lokal unsurlarıyla arasına mesafe koymuyor. Örneğin dizinin adının yazımında kullanılan tipografi ya da açılışlarda duyduğumuz müzikler, bu ülkenin sinematik geçmişini fazlasıyla çağrıştırıyor. Benzer şekilde diyalogların ve olayların arasına yerleştirilmiş, Esra Erol ya da fenomen hâline gelen dizi Çukur’u izlemek gibi detaylar Bir Başkadır’a “buralı” bir ton kazandırıyor, izlediklerimizi daha gerçek ve esaslı kılıyor; hikâyenin ayakları yere daha sağlam basıyor böylelikle. Tabii bu noktada oyunculukların da bu hissiyatın tahsis edilmesinde çok önemli bir noktada durduğunu söylemekte fayda var. Hemen hemen tüm oyuncuların çok başarılı işler çıkardığı dizide, Öykü Karayel ve Fatih Artman kilit konumda olan karakterlerini canlandırırken kusursuza yakın oyunlarıyla Bir Başkadır’ı daha da güçlü kılıyorlar. Fakat dizinin çok karakterli yapısını kurarken kullandığı matematiğin bu gerçekliğe zaman zaman zarar verdiğini de söylemek gerek. Genel olarak bu “temas” durumu iyi kurulmuşken, özellikle Nesrin Cavadzade’nin canlandırdığı dizi oyuncusu Melisa’nin bu ağa dâhil oluşu ve devamında yaşadıkları biraz fazla tasarlanmış görünüyor.

Bir Başkadır, üzerinde yaşadığımız ülkenin kolektif bilinçaltını ve problematik yapısını dert edinen bir dizi. Ama bu konulara eğilirken didaktik olmadığı gibi, bu kavramları anlattığı hikâyenin lokomotifi gibi kullanmak konusunda oldukça başarılı. Bu da tabii Berkun Oya’nın hem senarist hem de yönetmen olarak üst düzey bir iş çıkarmasından ileri geliyor öncelikle. Senaryosunu yazdığı Masum‘la dijital platformlarda yapılabilecekler adına umut veren Oya, Bir Başkadır’la seviyeyi çok daha yukarı çekerek bu alanda Türkiye’de yapılmış en kayda değer çalışmaya imza atıyor. Ufak tefek birtakım olumsuzluklarına rağmen gerek hikâyesi, gerekse bu hikâyeyi anlatma ve yan unsurlarla derinleştirme biçimiyle iyi tasarlanmış, kompleks bir dizi Bir Başkadır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information