Korku filmlerinde bir eve hapsolmuş aileler görürüz. Evin küçük çocuğu evin, otelin ya da şatonun içerisinde dolanan hayaletler gördüğünü söyler. İşler çığırından çıkana kadar da kendini kimseye inandıramaz. Karanlıkta aniden beliren objeler sebebiyle yerimizden sıçrarken, ellerimizle gözlerimizi kapama ihtiyacı hissederiz. Gene de izleriz o filmi. Sonuna kadar. Kaçıp kurtulmak, rahatlamak isterken, son jenerik akana kadar ekranın başından ayrılmayız -şanslıysak beyazperdenin. Listeyi hazırlarken ilk çıkış noktam bu korku filmleriydi ancak üzerine düşündükçe “Ev”i korku unsuru olarak kullanan filmlerle ilgili bir liste yapmaya karar verdim.

Nurdan Gürbilek’in “İkinci Hayat – Kaçmak, Kovulmak, Dönmek Üzerine Denemeler” adlı kitabını okuduğum günden beri “yer duygusu” üzerine saplantılı bir şekilde düşünmeye başladım. Rahatsız edici durumlara karşı duyduğumuz korku hissinin ev ile bağlantısı ne? Ev; dört duvar mı, kent mi, açık araziye yerleştirdiğin bir karavan mı, dönmek istediğin bir yer mi ya da içine hapsolduğun bir deri veya bir zindan mı? Nasıl tanımlarsak tanımlayalım, zaman zaman kaçmak istediğimiz, zaman zaman dönmek istediğimiz o yerin büyüsünü inkâr etmek mümkün değil. “Ev”i ait olmaya uğraştığımız, içinde olmaktan korktuğumuz, kaçtığımız ama bazen de mazi özlemiyle döndüğümüz bir “yer” bir “an” olarak yorumladığımda, listeyi Ich seh, Ich seh’den, The Virgin Suicides’a, The Skin I Live in’den American Honey’e kadar geniş bir yelpazede ele alabildim.

Bir Korku Unsuru Olarak Ev

Yaş alma ile yaşlanma arasındaki ince çizgide beni korkutan şeyin ne olduğunu hâlâ tam kavrayamamış olsam da The Visit’i izlediğimde gülümsemeyle gelen bir tedirginlik hissi beni ele geçirmişti. Yerleşik düzeninde misafirlerini bekleyen The Visit’in aksine, kapımızı çalan yabancılara evimizi açtığımızda başımıza gelebileceklerin ne kadar ağır travmalar bırakacağını, hiç tedirginlik duymadan yüzümüze çarpan Funny Games, güvenli alanımız olduğuna inandığımız evimizin o kadar da güvenli olmadığını hatırlatmıştı bana. Her ne kadar müzik listesine bir parçasını ekleyemesem de 2008 yapımı Hunger’ın Bobby Sands’i, özgürlüğün bir hapishanede bile kendini var edebileceğini göstermişti.

Gürbilek’in de sorduğu gibi; kovulmak muazzam bir yıkıma yol açarken, kaçmak mutluluğun kristalini bulmak için çıkılan bir macera mıdır? Bilmiyorum. Kapıyı çekip çıktığında, arkanda giderek küçülen evin görüntüsünün yarattığı endişeyi, American Honey’nin ışıltılı Star’ının saçlarını gölde savurarak dans ettiği canlılığa evirmek mümkün… gibi.

Bir Korku Unsuru Olarak Ev adını verdiğim bu listeyi baştan sona dinlediğinizde içiniz sıkışacak, biliyorum ama bu bunalma duygusunun yarattığı patlama anı çok parlak olacak.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information