Deniz, hayalleri konusunda hayatının kırılma noktalarının birinde ve her şey yerle bir olmadan önce son defa çırpınıyor. Önüne çıkan her fırsata dört elle sarılmaya hazır olduğu bu dönemde, bazen eski mesleği mimarlığa dönmenin, bazen de kafesini bir pavyona çevirmenin eşiğine geliyor ve oradan oraya savruluyor. Bonkis, izleyicisine mükemmel olmaktan çok uzak bir karakterin sallantıda olan, dağınık yaşantısından trajikomik olaylar ve farklı karakterler sunuyor.

Kahvaltıda avokado yiyen kişilere “bonkis” deniyor ve Deniz bu konuda oldukça ısrarcı. Fakat ne yazık ki, kariyerini bir tarafa koyup belirli bir konsepti hayal ederek açtığı kafesinde işler pek hayal ettiği gibi gitmiyor çünkü, kafe neredeyse hiç ilgi görmüyor. Deniz’in ailesi de artık ona ve bu girişimine maddi anlamda destek sunmaktan bunalınca, onun için zorlu bir süreç başlıyor. Böylece, bizler de kafesini ayakta tutabilmek için önüne gelen her fırsata atlarken, bir yandan da ailesinin çeşitli konulardaki baskılarını kontrol etmeye çalışan karakterin başına gelen trajikomik olayları izliyoruz. Yönetmen koltuğunda Emre Erdoğdu (Kar, Beni Sevenler Listesi)’ya yer veren dizi, aynı zamanda senaryosunu da kaleme alan Deniz Tezuysal’ın ilk oyunculuk tecrübesi.

Bonkis İlk Üç Bölüm İncelemesi

Kadrosunda Vildan Atasever, Lale Mansur, Burak Sevinç gibi isimlere yer veren dizinin ana karakteri 35 yaşında, bekâr ve işsiz kalmak üzere olan Deniz. Kısacası bu ana karakter, geleneksel toplum tarafından oluşturulan başarı kalıbının oldukça dışında. Bu da, karakteri oldukça bağ kurulabilir kılıyor, çünkü hayatının zorlu bir döneminde tanıştığımız Deniz’in hepimiz gibi kusurları var. O da bizler gibi, başarının yıllar boyunca hepimize dayatılan, “ideal” tarifine uymaya çabalıyor ancak, ne yazık ki hayatın gerçekleri buna pek de müsait değil ve tüm bu gerçekler onun da suratına vuruyor. Aslında Bonkis, sunduğu bu kriz döneminde dengeyi tekrar bulma hikâyesinin merkezine bağımsız bir kadın karakter yerleştirerek bu anlamda bugüne dek izlediğimiz yerli dizilere kıyasla farklı bir şey yapıyor. Deniz’in kalıplara sığmaya çalışırken yaşadığı zorluklar, maddi anlamda verdiği mücadele ve geleneksel görüşleri benimsemiş ailesiyle ilişkisinde yaşadığı gerginlikler ile Fleabag gibi yapımları anımsatan dizi böylece, kadın karakterleri, özellikle diziler söz konusu olduğunda, genellikle bir erkek karakterin gölgesinde tanımaya alışkın olan bizler için yeni bir soluk getiriyor. Dizinin yaptığı bir diğer farklı tercih ise, bölümlerinin süresini 15 dakikayla sınırlı tutması. Hikâye genellikle sadece Deniz karakteri üzerinden anlatıldığı ve çoğunlukla kafenin kapanmasını engellemek için aldığı zorlayıcı kararlara odaklandığı için, bu tercih, olayların akışını büyük ölçüde hızlandırıyor. Ancak, dizinin izleme fırsatı bulduğum ilk üç bölümü, tüm bunlara rağmen, hikâyesindeki tahmin edilebilir dönüşleri aşamadığı için, en nihayetinde aynı türün bahsi geçen örneklerine yetişemiyor.

Kafe açma hayali uğruna mimarlık kariyerinden vazgeçmiş Deniz’in kayıp gitmek üzere olan hayallerine sıkıca sarılma hikâyesini izlerken aynı zamanda ailesiyle yaşadığı sürtüşmelere de şahit oluyoruz. Kırmızı çizgisi menüye menemen seçeneğini eklemek olan karakter, Bonkis’i açık tutabilmek için pavyon işletmeciliğine girişmek, çocuklara doğum günü partileri düzenlemek gibi en başta hayal ettiği konseptin çok dışında yer alan kararları almaya razı ve bu mücadele Deniz’i zorlayarak onu farklı şekillere soktuğu için doğal olarak ortaya trajikomik anlar çıkıyor. Fakat, hikâyenin komedisini yaşatan neredeyse her an, tanıdık formüller izlenerek örüldüğü için henüz köşeyi dönmeden gelişini belli ediyor. Dolayısıyla, genel anlamda hikâyenin gidişatı ve komedisini yaşattığı anları çok tahmin edilebilir formlarda karşımıza çıkıyor. Bunun yanında, üçüncü bölüme gelene kadar, hikâye yapısı Deniz’in içinde bulunduğu kontrol dışındaki hâli tanıtmaya ve olayların zorluk seviyesini onun için git gide daha fazla arttırmaya odaklandığı, bu sırada karakterin üzerine acil ve gerçek bir stres yüklemediği için dizi, izleyicisine bir sonraki bölüme hızlıca sürüklenmek için önemli bir sebep vermiyor. Hacizler, patlayan tesisat sistemleri gibi önemli boyuttaki stres anları, hikâyenin trajikomik tonunu desteklemek üzere kullanılmaktansa daima dışında bırakılıyor ve diyaloglar arasında yüzeysel şekilde geçiriliyor. Bir yandan da hikâyenin, genellikle ana karakterinin sahip olduğu kafe konusunda verdiği mücadelesini ön planda tutan tavrı, geride tuttuğu diğer karakterlerini iyice şekillendirmesinde yardımcı olamıyor ve bu sebeple dizinin komedisi en yüksek sahneleri, Deniz ve diğer karakterlere kıyasla konumlandırılması daha kolay şekilde verilen ailesi arasında yaşanan sürtüşme anları oluyor.

Üçüncü bölümünü iyi bir patlama noktasında sonlandıran dizi, hikâyesini güçlendirecek ek katmanlardan, yan hikâyelerden yoksun bırakıyor ve sadece Deniz’in çaresizliğine bel bağlıyor. İlk üç bölümünden edindiğim izlenimlere göre dizi tahmin edilebilir ve durağan gidişatından sıyrılıp hikâyesini farklılaştıracak köşeler kazanabilmek ve türünün diğer örnekleriyle aynı şekilde anılabilmek için, hikâyesine yolunda gitmeyen başka konular gibi çeşitli yan hikâyeler ile farklı katmanlar kazandırmaya ihtiyaç duyuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information