Bu yıl 24.’sü gerçekleşen Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali kapsamında Chloé Mazlo’nun Lübnan İç Savaşı döneminde yaşanan bir aşkı konu alan filmi Lübnan Semaları – Sous le ciel d’Alice da izleyici ile buluştu.

Mazlo’nun aile hikâyesinden esinlenen film, Joseph ve Alice’in yaşadıkları ülke paramparça olma tehlikesiyle karşı karşıyayken yaşadıkları aşkı, bu aşkın ve kurdukları sevgi dolu aile başta olmak üzere ülkede yaşamlarını sürdüren herkesin hayatın acımasız koşullarından nasıl etkilendiğini live-action ve animasyon türlerini buluşturarak anlatıyor.

Ekibimizden Zeynep Pınar Uçar, Chloé Mazlo ile Lübnan Semaları üzerine bir sohbet gerçekleştirdi.

Zeynep Pınar Uçar: Öncelikle filmin hikâyesinden söz ederek başlamak istiyorum. Bize filmin hikâyesinden ve hikâyenin sizin hayatınızdaki yerinden biraz bahsedebilir misiniz?

Chloé Mazlo: Lübnan asıllı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim ve bu filmi yaparken ailemin hikâyesinden etkilendim. Büyükannem İsviçre asıllı birisi fakat daha sonra Lübnan’a gidip evleniyor ve ailem orada doğuyor hâliyle. Ben de ailemin hikâyesini araştırarak ve geçmişe giderek bu filmi çekmeye karar verdim.

Zeynep Pınar Uçar: Peki size bu hikâyeyi şimdi anlatmanız için ne ilham verdi? Sizi bu hikâyeyi belgesel formundan ziyade kurgusal bir şekilde anlatmaya iten şey neydi?

Chloé Mazlo: Daha önceki filmlerimde de hep başımdan geçen olaylara dair hikâyeler anlattım. Bu filmin hazırlıklarına başladığımda ilk olarak belgesel tarzı bir film çekmeyi düşünürken, belgesel türünün benim sinematik dilimden uzak olduğunu fark ettim. Dolayısıyla bu hikâyeyi belgesel türünde değil, farklı bir şekilde anlatmalıydım.

Bunun yanında şöyle bir şey de var: Lübnan İç Savaşı’nın tarihteki yeri aslında çok da net değil. Örneğin şu anda Lübnan’daki okullarda bu savaşa dair bir şeyler öğretilmiyor çocuklara, savaşın tarihi henüz yazılmamış vaziyette. Bu hikâyeye, iç savaşa dair belirsizlik sebebiyle çok karışık bir süreç var ortada. Bütün bunları da göz önünde bulundurunca, bir belgesel yapmaktan ziyade kişisel aile tarihim üzerinden bir şeyler yapmak daha doğru hissettirdi açıkçası.

“Belgesel türünün benim sinematik dilimden uzak olduğunu fark ettim. Dolayısıyla bu hikâyeyi belgesel türünde değil, farklı bir şekilde anlatmalıydım.”

Zeynep Pınar Uçar: Filmin animasyon ve live-action unsurlarını bir araya getirmesi konusundaki kararları nasıl aldınız? Bu anlamda yaşadığınız zorluklar oldu mu, bu süreç genel olarak nasıl işledi?

Chloé Mazlo: Daha önce çektiğim beş kısa filmde de animasyon türünün unsurlarını kullanmıştık ve bu filmleri karışık tekniklerle çekmiştik. Kısa metraj filmlerim sebebiyle bu tekniğe zaten hakim olduğum için benim açımdan filmin içerisinde animasyon türünün unsurlarını kullanmak zor olmadı. Filme para yatıracak olan fon kaynaklarını ikna etme sürecinde bu sebeple birtakım zorluklar yaşandı fakat bu benim için kazanmam gereken bir savaştı.

Filmin içerisinde bu iki tekniği karıştırmam gerekiyordu, özellikle filmin arka planında animasyon türünün unsurlarını kullanmam gerekiyordu. Lübnan bildiğiniz üzere birbirinden farklı toplulukların bir arada yaşadığı bir ülke ve ben filmimde bunu açıkça dile getirmek istemiyordum. Filmin içerisinde karışık teknikler kullanarak anlatmayı seçtim. Seyircinin, bu farklı teknikleri seyretmeyi kabul ettiği takdirde, Lübnan’ın farklı toplulukları bir arada bulunduran yapısını da daha kolay kabul edebileceğini düşündüm. Kullandığımız karışık teknikler bazı sahneleri çekebilmemiz için bize çok büyük bir kolaylık sağladı aslında. Özellikle filmin başında İsviçre’de geçen sahneler filmde animasyon kullanımı olduğu için hem daha etkili oldu, hem de daha rahat çekilebildi.

Zeynep Pınar Uçar: Film sürmekte olan bir savaşın hikâyesinin yanı sıra, bu insanların birbirlerine karşı hissettikleri sevgileriyle kendileri için yarattığı bir cenneti anlatmaya odaklanıyor sanki. Aynı zamanda filmin canlı renklerin ağırlıklı olarak kullanıldığı harika bir sinematografisi var. Filmin sinematografisinin bu anlamda iki insanın kurduğu, yıkılma tehlikesiyle karşılaşan o cenneti anlatırken hikâyeyi desteklediğini söylemek doğru olur mu?

Chloé Mazlo: Sinema, kişisel hikâyeleri anlatarak, onlar aracılığıyla aslında tarihi anlamamıza yardımcı olabilir. Filmin başlangıcının bu kadar renkli, canlı olmasını özellikle istedim çünkü Alice’in Lübnan’a geldikten sonra ne kadar mutlu olduğunu, ne denli güzel bir hayatı olduğunu, Lübnan’ın ne kadar başka bir yer olduğunu hissettiğini göstermek istedim. Dolayısıyla evet, bu bilinçli bir tercihti. Büyükannem bana Lübnan’a ilk gittiğinde bütün o kokuların, renklerin, seslerin onu ne kadar baştan çıkardığını, ne kadar etkilediğini anlatmıştı. Ben de filmde izleyiciye bunu hissettirmeye çalıştım.

Fakat filmin ikinci yarısının ve sonrasındaki iki aşamanın ilk kısım kadar renkli olmasını istemedim. Bunun sebebi filmdeki ana karakterin hayatına dair zamanla hissetmeye başladığı o eksiklik ve özlem duygusu. Bütün bunları seyircinin de hissetmesini, o renklerin nasıl kaybolduğunu görmesini istedim.

Bazen seyircilerin yönelttikleri soruları dinlerken, “Filmin ikinci yarısında daha az fantastik öge var” gibi yorumlar alıyorum. O zaman, kullandığım tekniğin işe yaradığını, ana karakterin duygu değişimini ve filmin başlarındaki atmosfere duyduğu özlemi iyi yansıtabildiğimi anlıyorum. En başta bütün o fantastik ögelerle dolu, capcanlı giriş bambaşka şeyler anlatırken, bir ağacın bir köpekle dans ettiği ya da politikacılarla ilgili olan animasyon bölümleri çok daha farklı şeyler anlatıyor elbette.

Zeynep Pınar Uçar: Müzik ve kurgu faktörleri de film için büyük önem arz ediyor. Sahneler arası geçişler hikâyenin akışına katkıda bulunuyor ve filmde genel olarak klasik müzik kullanılıyor. Aynı zamanda karakterlerden biri de piyano çalıyor. En başta bütün bu elementleri kullanmaya karar vermenizin arkasındaki sebep neydi?

Chloé Mazlo: Filmin müziklerini yapan Bachar Mar-Khalifé’nin müziklerine hayrandım. Film henüz daha yazım aşamasındayken onunla temasa geçtim ve birlikte çalışmaya karar verdik. Dolayısıyla müzik gerçekten de filmin çok önemli bir parçasıydı.

Filmdeki Mona karakteri piyano çalıyor çünkü benim annem de piyano çalıyordu. Savaş ilk başladığı zamanlarda, özellikle barış yanlısı gençler, nasıl tepki vereceklerini bilmiyorlardı. Annemin bana anlattıklarına göre, neredeyse salon hippileri gibilermiş, ne yapacaklarını, savaşa karşı kendilerini nasıl ifade etmeleri gerektiğini bilmiyorlarmış. Tam bu noktada müzik, bir şekilde savaşın onlarda yarattığı duyguları ifade etmenin bir yolu olmuş onlar için.

“Müzik gençler için bir şekilde savaşın onlarda yarattığı duyguları ifade etmenin bir yolu olmuş.”

Zeynep Pınar Uçar: Mona’nın Lübnan hakkındaki şarkısı çok etkileyiciydi.

Biz filmi çekerken bir yandan Lübnan’daki devrim başladı. Zamansal olarak denk düştüler. O yüzden filmdeki şarkıların sözlerinin bazılarını, Lübnan’da yaşanan aktüel olaylara uyacak şekilde değiştirdik.

Zeynep Pınar Uçar: Biraz da filmdeki yeşil elbiseli kadın hakkında konuşmak istiyorum. Kendisini hikâyenin belli başlı yerlerinde görüyoruz fakat kendisiyle tanışma şansına erişemiyoruz bir türlü. Bu kadının hikâyedeki yerinden, neyi temsil ettiğinden bahsedebilir misiniz biraz? Filmde yeşil elbiseli kadın dışında yer alan, örneğin askerler gibi, başka semboller de kullandınız mı?

Chloé Mazlo: Aslında en başta bu kadının turizm ofisinde çalışan bir kadın olduğunu hayal etmiştik. Sonrasında kendisini sedir ağacı olarak canlandırmaya karar verdik çünkü sedir ağacı aynı zamanda Lübnan’ın simgesi.

Alice’in Lübnan’la bağlantılı olarak karşılaştığı ilk insan bu kadın. Bu yüzden, ne zaman Lübnan’la ilgili, Lübnan devletine dair bir şey düşünse o kadın canlanıyor Alice’in hayalinde. İkisinin imajının birbiriyle örtüştüğünü düşünüyor. Ancak askerler için aynı şey söz konusu değil. Askerler bir sembolizm örneği değil çünkü onlar savaşın başındayken gerçekten de bu tarz maskeler takıyorlardı. Bu bir iç savaş olduğu için diğer insanlar tarafından tanınmak istemiyorlardı, o yüzden böyle maskeler takıyorlardı.

Savaşın başından kalan bazı fotoğraflar var ve gerçekten insanın üstünde çarpıcı bir etki yaratıyorlar. Yani, Turizm ofisinde Alice’i Lübnan’a uğurlayan kadınla askerlerin arasında böyle bir fark var.

Zeynep Pınar Uçar: Filmin bir sahnesinde askerlerden birinin Mona’nın piyanosunu çaldığını görüyoruz. Bu, savaşın Mona’nın ailesini ondan aldığına dair bir temsil mi?

Chloé Mazlo: Evet, tam anlamıyla bunu göstermek istemiştim çünkü Mona Fransa’dan döndüğünde Alice çok mutlu oluyor fakat bu sırada askerler neredeyse ailesinin yerini almış, onların yerini doldurmuş durumdalar.

Zeynep Pınar Uçar: Karakterlerin arasında belli bir dinamik mevcut. Joseph ve Alice diğer karakterlere nazaran daha kırılgan ve sessizler. Diğer karakterler, özellikle Fady’nin annesi daha yüksek sesli karakterler. Karakterlerin arasındaki bu dinamiği nasıl inşa ettiniz?

Chloé Mazlo: Alice ve Joseph karakterlerinin özellikle bu şekilde olmasını istedim. Diğerlerine göre çok daha aydınlık olmalı ve farklı bir yerde durmalılardı. Neden birbirlerini bulduklarını, neden birbirlerine âşık olduklarını ve birbirleri için ne kadar uygun olduklarını bu şekilde anlayabilirdik.

Zeynep Pınar Uçar: Bence film, oldukça bir görsel deneyim. Hatta bazen bana 3 boyutlu kitapları bile anımsattığını bile söyleyebilirim. Böylesine görsel bir deneyimi kelimelerle anlatma süreci nasıldı?

Chloé Mazlo: Benim için çok zorlu bir süreçti diyebilirim. Kafamda filmi canlandırabiliyordum, görebiliyordum, fakat bunu kâğıda döktüğümde, özellikle film için fon aradığım dönemde, yazdıklarımı okuyan insanların da benim gördüğüm vizyonu görebilmelerini sağlamak açısından zorluklar çektim.

Dolayısıyla senaryoyu yazarken referans niteliğinde olacak birtakım görseller kullandım ve film insanların kafasında canlanabilsin diye bütün filmin storyboard’unu yaptım.

“Özellikle film için fon aradığım dönemde, yazdıklarımı okuyan insanların da benim gördüğüm vizyonu görebilmelerini sağlamak açısından zorluklar çektim.”

Zeynep Pınar Uçar: Hikâyenin akışını sağlayan şeylerden biri de bence filmin zaman kavramıyla oynayış biçimi. Hikâye hem uzun yıllar sürüyor gibi hem de Joseph’in kısa süreli ayrılıklarından sonra Alice’e yeniden kavuşana kadar geçen birkaç dakikada gerçekleşiyor gibi hissettiriyor. Filmin bu hissiyatını nasıl yarattınız?

Chloé Mazlo: Elipsleri çok severim. Hikâyede Alice geçmişini aslında geçmişini hatırlıyor. Geçmişini hatırladığı için onun anlattığı kısımlarda zamanla ilgili oynamalar oluyor. Anlatılanlardan hangilerinin gerçek zamanda geçtiğini, hangilerinin Alice’in hatıralarında meydana gelen şeyler olduğunu tam olarak anlayamıyoruz ve böylece o anlamda zaman algısıyla biraz oynamış oluyoruz.

Örneğin, filmin başında her şey yolunda giderken zamanın çok hızlı aktığını hissediyoruz çünkü gerçek hayatta da her şey yolundayken zamanın nasıl geçtiğini anlamayız, zaman akar gider. Tam da bu hissiyatı yansıtabilmek için film boyunca zamanla oynadık. Olayların farklı kişilerin bakış açılarıyla anlatılması, farklı dönemlerde anlatılması buna sebebiyet veriyor.

Zeynep Pınar Uçar: Aşkı buluyorlar, en baştan bir cennet inşa ediyorlar, ölümle dans ediyorlar, kısa bir süreliğine ayrı düşüyorlar ve sonrasında birbirlerine geri dönüyorlar. Filmin hayatın zorlu koşulları altında iki insan arasında yaşanan harika bir aşkının hikâyesini anlatma gibi bir gayesi var mı?

Chloé Mazlo: Ben aslında her şeyin dağılıp gittiği, yok olduğu bir ülkede yaşarken hâlâ aşkı düşünmenin mümkün olup olmadığı üzerine düşündüm. “Aşk bu koşullar altında bile devam edebilir mi?” sorusunu kendimce biraz anlamaya ve cevaplamaya çalıştım. Aslında bu çift, benim için biraz da Lübnan’ı temsil ediyor. O mutlu ailenin içinde iletişimsizliğin başladığı andan itibaren Lübnan’da her şeyin nasıl dağılıp gittiğini görmeye başlıyoruz.

“Aslında her şeyin dağılıp gittiği, yok olduğu bir ülkede yaşarken hâlâ aşkı düşünmenin mümkün olup olmadığı üzerine düşündüm. ‘Aşk bu koşullar altında bile devam edebilir mi?’ sorusunu kendimce biraz anlamaya ve cevaplamaya çalıştım.”

Zeynep Pınar Uçar: Lübnan, Alice ve Joseph için bir tapınak niteliği taşıyor fakat İsviçre asıllı olmasına rağmen Lübnan’a karşı bu hissi en yoğun şekilde hisseden kişi Alice. Ülke dağılıp gidiyor olsa da orada kalmak konusunda çok ısrarcı. Kalmasının sebebi, gittiği takdirde aşkına ihanet edecek olması mı, yoksa onu yalnızca mükemmel ev hanımı, anne olmak için programlayan kökenleriyle bağını koparmış olması mı? Bu anlamda Alice’in asi bir feminist olarak tanımlayabilir miyiz?

Chloé Mazlo: Bence Alice’in Lübnan’da kalmak istemesinin sebebi, Lübnan’ın kendisinin yeniden doğduğu yer oluşu. Bu ülke ona ikinci bir hayat veriyor ve ülkeyi terk etmek onun için neredeyse ölüm gibi. Hem Joseph’e âşık oluyor hem de Joseph’in ailesine âşık oluyor çünkü onlar da Alice’in gözünde Lübnan’ın bir sembolü.

Alında Alice arada kalmış bir karakter, filmde de Lübnan’a gelmeye karar verdiğinde geride bıraktığı hayatıyla, İsviçre’yle bütün bağlarını kopardığını görüyoruz. Alice her ne kadar uysal, sakin bir karakter olsa da, geçmişiyle olan bağlarını koparması oldukça sert bir şekilde gerçekleşiyor.

Zeynep Pınar Uçar: Sizin de bahsettiğiniz gibi, Skies of Lebanon’dan önce de birçok kısa film çekmiştiniz. Uzun metrajlı film deneyiminin size ne kattığını düşünüyorsunuz, sizi bir yönetmen olarak nasıl geliştirdi ?

Chloé Mazlo: Skies of Lebanon’dan önce çektiğim kısa metrajlı filmler bana öncelikle senaryo yazmayı ve bir ekiple çalışmayı öğretti. Herhangi bir film okulunda okumadım, ilk çektiğim kısa metrajlı filmi iki kişi yapmıştık, sonrakini dört ve en son çektiğimi on beş kişi ile yaptık. Bu yüzden çektiğim filmlerle birlikte yavaş yavaş yönetmen olmayı öğrendim diyebilirim.

“Çektiğim filmlerle birlikte yavaş yavaş yönetmen olmayı öğrendim.”

Zeynep Pınar Uçar: İzleyicinin bu filmi izledikten sonra ne hissetmesini isterdiniz? Bu ailenin hikâyesine tanıklık ettikten sonra hikâyeden nasıl ayrılmalarını isterdiniz?

Chloé Mazlo: Öncelikle filmi seyrettiklerinde, özellikle filmin en başlarında, Lübnan tarafından hoş bir şekilde karşılandıklarını hissetmelerini istiyorum. Lübnan’a dair farklı bir hissiyata sahip olmalarını, farklı bir imaj görmelerini istiyorum. Bu ailenin sıcaklığını hissetmelerini istiyorum çünkü ben ailemle birlikte Fransa’da büyüdüm ama büyükannemden, amcalarımdan, teyzelerimden uzaktaydım. Dolayısıyla o sıcaklığı yaşayarak büyüyemedim, izleyicilerin o ailenin sıcaklığını da hissetmelerini istiyorum.

Zeynep Pınar Uçar: Özellikle sevdiğiniz, hatta tarzının Skies of Lebanon’u çekerken size ilham verdiğini düşündüğünüz bir yönetmen var mı?

Chloé Mazlo: Eski yönetmenleri çok severim, beni etkileyen çok fazla yönetmen var. Eskilerden Cocteau, Sacha Guitry, Pierre Étaix ve Jacques Tati’yi sayabilirim. Daha yakın dönemlerden ise Chantal Akerman, Roy Andersson, Michel Gondry gibi isimler aklıma şu an, daha da çok var.

Zeynep Pınar Uçar: Peki, Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali nasıl gidiyor? Uzun bir aradan sonra seyirciyle tekrar buluşabilmeniz ve filminizi kadın yönetmenlerin daha güçlü bir duruş sergilemesine odaklanan bir film festivalinde seyirciyle buluşturmuş olmanız hakkında nasıl hissediyorsunuz?

Chloé Mazlo: Film ilk kez Fransa dışında yabancı bir ülkede gösterildi. Benim için özellikle film üzerine sorulan sorular çok ilginçti çünkü burada sorulan sorulanların Fransa’da bir karşılığı yok, ama burada var. O anlamda benim için gerçekten çok ilginç bir deneyim oldu. Örneğin, Fransa’da gitmek ya da kalmak ile ilgili çok daha az soru geliyor ama Türkiye’de bu konu hakkında çok daha fazla soru soruldu.

Fransa’da bu konuya dair sorular daha çok ülkeyi terk edip Paris’te yaşamanın çok pahalı olacağına odaklıydı. Ülkeden gitmek, ülkeyi geride bırakmak ya da kalmayı seçmek ile alakalı sorular çok sık gelmiyordu. O yüzden filmin buradaki insanlar üzerinde uyandırdığı duyguların ne kadar farklı olduğunu görmek benim için çok ilginçti.

Filmin gösteriminden sonra grafik tasarım okuyan genç bir kadın bana gelip filmden ne kadar etkilendiğini anlattı. Bu beni çok mutlu etti ve duygulandırdı çünkü bu filmi çekerken bu karmaşık teknikleri kullanmak konusunda çok ısrarcı davranmak, mücadele etmek zorunda kaldım. Bunu yaparken de aklımdaki şey, aslında bunun yapılabileceğini ve mümkün olduğunu göstermek, genç insanları ve özellikle genç kadınları, bu konuda cesaretlendirmekti. Bu yüzden böyle bir tepki almak beni gerçekten çok duygulandırdı.

Daha sonra da Ayça Damgacı ile beraber bir panelde konuştuk. Arka arkaya ikimizin filmleri gösterildi, Ayça Damgacı’nın Patrida adlı filmini izledik ve çok farklı iki filmin yönetmenleri olarak bir araya gelip çok benzer konular etrafında konuştuk. Birbirinden çok farklı iki film arasında böyle bir bağlantı kurmak ve birçok ortak noktadan bahsedebilmek de benim için çok değerliydi.

“Fransa’da gitmek ya da kalmak ile ilgili çok daha az soru geliyor ama Türkiye’de bu konu hakkında çok daha fazla soru soruldu. Fransa’da bu konuya dair sorular daha çok ülkeyi terk edip Paris’te yaşamanın çok pahalı olacağına odaklıydı. Ülkeden gitmek, ülkeyi geride bırakmak ya da kalmayı seçmek ile alakalı sorular çok sık gelmiyordu.”

Zeynep Pınar Uçar: Şu sıralar yeni bir proje üzerinde çalışıyor musunuz peki?

Chloé Mazlo: Henüz çok başlarındayım fakat evet, yeni bir film üzerinde çalışmaya başladım. Bu seferki filmin çocuklarla alakalı bir macera filmi olacak.

Zeynep Pınar Uçar: Yeni filminizde de animasyon türünün unsurlarını görecek miyiz?

Chloé Mazlo: Evet, yeni filmimde de animasyon kullanacağım. Çocuklarla ilgili bir film olacağı için daha da özgür olacağım çünkü konu çocuklara gelince, fantastik elementler kullanmanın bir sınırı yok. Hatta neredeyse mecburi!

Zeynep Pınar Uçar: Kulağa çok heyecan verici geliyor! Bugün benimle bu röportajı gerçekleştirdiğiniz için çok teşekkür ederim, tanıştığımıza memnun oldum. 

Chloé Mazlo: Ben de çok teşekkür ederim, iyi günler.

Deşifre: Deniz Yavuz

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information