Gazetelerin ve televizyonların internetten derleme komik “haberleri” verdiği, giderek daha fazla insanın dünyanın düz olduğuna ve aşıların içine mikroçiplerin yerleştirildiğine inandığı bir çağda, belgeselin görevi nedir? Belgeselin görevi ne olmuştur ya da? Belgesel bizi gidip göremeyeceğimiz yerlere taşıyan kolonyalist bir göz müdür? Belgesel eğitici ya da öğretici midir? Kökeninde bulunan “belgenin” fetişleştirilmesiyle yalnızca olgulara dayalı bir görsel bütün mü sunar? Belgesel nedir cidden, neden izleriz ve bize ne anlatır? 21. yüzyıl, belgesel dediğimiz bu formun en önemli örneklerine tanıklık ettiğimiz bir dönem kesinlikle. 1985’teki Sherman’s March ve 1994’teki Büyük Düşler - Hoop Dreams filmlerinden bu yana bu form kendini David Attenborough veya Neil deGrasse Tyson’ın icra ettiği -elbette önemsiz olmayan- anlatı üslubundan uzaklaştırmayı başardı. Başardı değil aslında, kendine yeni, daha yaratıcı, sınırları zorlayan bir yol seçti. Kurmaca filmin pek çok türü varken, bir şekilde “gerçekliğe” odaklanan tüm filmleri belgesel diyerek geçiştirmek de epey zor. Ama tabii bu ayrı bir tartışma. Belgesel sinemanın yakın geçmişte izlediğimiz Joshua Oppenheimer’in Öldürme Eylemi - The Act of Killing (2012) ve Sessizliğin Bakışı - The Look of Silence (2014), Patricio Guzmán’ın 2010 yapımı Nostalgia de la luz, Harvard Üniversitesi Sensory Laboratuvarından Lucien Castaing-Taylor ve Véréna Paravel’in yaptığı Leviathan (2012) ve Raoul Peck’in Ben Senin Zencin Değilim - I Am Not Your Negro (2016) gibi başyapıtlarına bir yenisinin daha eklendiğini baştan ilan edelim. Colectiv, 21. yüzyılda yükselişe geçmiş bir başka sinemanın, Romen sinemasının son parlak işi. 2015 yılında Romanya’nın Bükreş şehrinde Colectiv isimli bir gece kulübünde çıkan yangın sonucunda 26 kişi ölmüş ve 200’e yakın kişi yaralanmıştır. Bu yaralıların 38 tanesi de birkaç ay içine hastanelerde hayatlarını kaybeder. Bunun üzerine çıkan protestolar dönemin Sosyal Demokrat hükûmetini istifaya zorlar ve yerine partisiz bir teknokrat hükûmeti bir yıl sonraki seçimlere dek başa gelir. Yanık tedavisi ve hastanelerde kullanılan dezenfektanların etkisizliği üzerine alınan birkaç ihbar üzerine gazeteler araştırmaya başlar. Ancak Romanya yolsuzluk ve yozlaşma içerisinde bir ülkedir. Filmin ana karakterlerinden Cătălin Tolontan’ın dediği gibi “Basın otoriteye boyun eğerse, otorite halka zulüm eder.” Bu yozlaşmanın içinden ülkenin en büyük spor gazetesi olan Gazeta Sporturilor’daki Tolontan ve ekibi araştırmacı gazetecilik örneği göstererek, devlet hastanelerine dezenfektan satışı yapan firmanın usulsüzlüklerini ifşa eder. Bu teknokrat sağlık bakanını da istifaya zorlarken, firmanın sahibi de meçhul bir şekilde hayatını kaybeder. Bu noktada, Sağlık Bakanı olarak genç bir isim Vlad Voiculescu seçilir. Film bu noktadan itibaren Voiculescu’yu da takip etmeye başlar. Bir yandan ihbarlar sonucunda Rumen sağlık sistemindeki yozlaşma bir bir ifşa edilirken, bir yandan da genç bakan bu sorunları çözmeye çalışır. Ancak sistemin çapraşıklığı kolay kolay çözülecek cinsten değildir. Film Sosyal Demorkatların yeniden başa gelişi ve Gazeta Sporturilor’un açık açık aileleriyle tehdit edilişi ile son bulur. Colectiv: Özgür Basın Demokratik Toplum Better Call Saul dizisinin bir yerinde baş karakterlerden Chuck McGill, hukukun insanlığın en büyük keşfi ve ürünü olduğunu dile getirir. Bu filmi izlerken adaletin tecelli etmeye azıcık yaklaşabiliyor olmasının bile beni ne kadar etkilediğini fark ettim. Gerçekten de, adalet modern insanın, temel ihtiyaçlarından biridir. Hayatı yaşamayı sürdürebilmesini sağlar. Hayat kötüdür, acımasızdır, her türlü kurum yozlaşabilir, ve yozlaşacaktır da. Hatalar ve bilinçli kötülükler devam edecektir.…

Yazar Puanı

Yazar Puanı - 90%

90%

Colectiv, görece karamsar sonuna rağmen aslında söylediği sözün iyimserliğine tutunuyor. İnsanın iyi olduğuna inanan bir film bu her şeye rağmen. Her zaman kötülüğün, sömürünün, yolsuzluğun ve acının var olacağını ama demokratik bir ortam tesis edilmedikçe bunun sona ermeyeceğini, bunun için de herkese görev düştüğünü ve ancak herkesin hep beraber bu görevi ifa etmesi ile bir şeylerin başarılabileceğini söylüyor.

Kullanıcı Puanları: 4.23 ( 4 oy)
90

Gazetelerin ve televizyonların internetten derleme komik “haberleri” verdiği, giderek daha fazla insanın dünyanın düz olduğuna ve aşıların içine mikroçiplerin yerleştirildiğine inandığı bir çağda, belgeselin görevi nedir? Belgeselin görevi ne olmuştur ya da? Belgesel bizi gidip göremeyeceğimiz yerlere taşıyan kolonyalist bir göz müdür? Belgesel eğitici ya da öğretici midir? Kökeninde bulunan “belgenin” fetişleştirilmesiyle yalnızca olgulara dayalı bir görsel bütün mü sunar? Belgesel nedir cidden, neden izleriz ve bize ne anlatır?

21. yüzyıl, belgesel dediğimiz bu formun en önemli örneklerine tanıklık ettiğimiz bir dönem kesinlikle. 1985’teki Sherman’s March ve 1994’teki Büyük Düşler – Hoop Dreams filmlerinden bu yana bu form kendini David Attenborough veya Neil deGrasse Tyson’ın icra ettiği -elbette önemsiz olmayan- anlatı üslubundan uzaklaştırmayı başardı. Başardı değil aslında, kendine yeni, daha yaratıcı, sınırları zorlayan bir yol seçti. Kurmaca filmin pek çok türü varken, bir şekilde “gerçekliğe” odaklanan tüm filmleri belgesel diyerek geçiştirmek de epey zor. Ama tabii bu ayrı bir tartışma.

Belgesel sinemanın yakın geçmişte izlediğimiz Joshua Oppenheimer’in Öldürme Eylemi – The Act of Killing (2012) ve Sessizliğin Bakışı – The Look of Silence (2014), Patricio Guzmán’ın 2010 yapımı Nostalgia de la luz, Harvard Üniversitesi Sensory Laboratuvarından Lucien Castaing-Taylor ve Véréna Paravel’in yaptığı Leviathan (2012) ve Raoul Peck’in Ben Senin Zencin Değilim – I Am Not Your Negro (2016) gibi başyapıtlarına bir yenisinin daha eklendiğini baştan ilan edelim. Colectiv, 21. yüzyılda yükselişe geçmiş bir başka sinemanın, Romen sinemasının son parlak işi.

2015 yılında Romanya’nın Bükreş şehrinde Colectiv isimli bir gece kulübünde çıkan yangın sonucunda 26 kişi ölmüş ve 200’e yakın kişi yaralanmıştır. Bu yaralıların 38 tanesi de birkaç ay içine hastanelerde hayatlarını kaybeder. Bunun üzerine çıkan protestolar dönemin Sosyal Demokrat hükûmetini istifaya zorlar ve yerine partisiz bir teknokrat hükûmeti bir yıl sonraki seçimlere dek başa gelir. Yanık tedavisi ve hastanelerde kullanılan dezenfektanların etkisizliği üzerine alınan birkaç ihbar üzerine gazeteler araştırmaya başlar. Ancak Romanya yolsuzluk ve yozlaşma içerisinde bir ülkedir. Filmin ana karakterlerinden Cătălin Tolontan’ın dediği gibi “Basın otoriteye boyun eğerse, otorite halka zulüm eder.” Bu yozlaşmanın içinden ülkenin en büyük spor gazetesi olan Gazeta Sporturilor’daki Tolontan ve ekibi araştırmacı gazetecilik örneği göstererek, devlet hastanelerine dezenfektan satışı yapan firmanın usulsüzlüklerini ifşa eder. Bu teknokrat sağlık bakanını da istifaya zorlarken, firmanın sahibi de meçhul bir şekilde hayatını kaybeder. Bu noktada, Sağlık Bakanı olarak genç bir isim Vlad Voiculescu seçilir. Film bu noktadan itibaren Voiculescu’yu da takip etmeye başlar. Bir yandan ihbarlar sonucunda Rumen sağlık sistemindeki yozlaşma bir bir ifşa edilirken, bir yandan da genç bakan bu sorunları çözmeye çalışır. Ancak sistemin çapraşıklığı kolay kolay çözülecek cinsten değildir. Film Sosyal Demorkatların yeniden başa gelişi ve Gazeta Sporturilor’un açık açık aileleriyle tehdit edilişi ile son bulur.

Colectiv: Özgür Basın Demokratik Toplum

Better Call Saul dizisinin bir yerinde baş karakterlerden Chuck McGill, hukukun insanlığın en büyük keşfi ve ürünü olduğunu dile getirir. Bu filmi izlerken adaletin tecelli etmeye azıcık yaklaşabiliyor olmasının bile beni ne kadar etkilediğini fark ettim. Gerçekten de, adalet modern insanın, temel ihtiyaçlarından biridir. Hayatı yaşamayı sürdürebilmesini sağlar. Hayat kötüdür, acımasızdır, her türlü kurum yozlaşabilir, ve yozlaşacaktır da. Hatalar ve bilinçli kötülükler devam edecektir. Ancak adalete olan güven yaşamı sürdürmeyi kolaylaştıracaktır. Bu filmin de gösterdiği üzere, adalete olan güveni sağlayabilecek tek şey vardır: özgür basın. Romanya gibi bir AB ülkesinde bile çok ciddi sağlık yetersizlikleri, rüşvet, yolsuzluk ve usulsüzlük başını alıp gidebiliyor. Ancak basının otoriteye boyun eğmediği anlarda adaletin tecelli etmesi için ufacık da olsa bir ümit ortaya çıkabiliyor.

Yönetmen Alexander Nanau’nun başarısı, Colectiv faciasının tanıklarını, araştırmacı gazetecileri, sokakta mücadele edenleri ve bürokrasinin çukurlarında hemşireden bakana bambaşka seviyelerde debelenenleri eş olarak gösterebilmekte; sistemin yozlaşmışlığını ve kokuşmuşluğunu, ancak “kolektif” bir eforun ortadan kaldırabileceğini, bir gazeteci bir doktor gibi bir hükûmet veya bir bakanın bile bunu tek başına yapamayabileceğini göstermekte yatıyor. Halkın hükûmeti her daim sıkıştırabileceği özgür bir basının öyle ya da böyle (bu örnekte bir spor gazetesi yoluyla) var olması, doktorlarını ve çalışanlarını dinleyebilen politik bir kültürün öyle ya da böyle (bu örnekte genç ve vizyoner bir Sağlık Bakanı) mevcut olması, koşulları çoğu Batı ülkesinin veya Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin gerisinde olsa bile, her şeyin karamsarlığa battığı bir çağda yaşıyor olsak bile başta Romanyalılara sonra da adalet duygusunu kaybetmeye yüz tutmuş tüm insanlara bir umut aşılayabiliyor.

Colectiv, görece karamsar sonuna rağmen aslında söylediği sözün iyimserliğine tutunuyor. İnsanın iyi olduğuna inanan bir film bu her şeye rağmen. Her zaman kötülüğün, sömürünün, yolsuzluğun ve acının var olacağını ama demokratik bir ortam tesis edilmedikçe bunun sona ermeyeceğini, bunun için de herkese görev düştüğünü ve ancak herkesin hep beraber bu görevi ifa etmesi ile bir şeylerin başarılabileceğini söylüyor. Bu sefer bir kayaya toslanmış olsa da, kayaların da bir ömrü olabileceğini ve en fazla kaç toslamayı kaldırabileceğini sorgulatıyor bize.

Son olarak, bir belgesel olmanın yanı sıra bir gazetecilik filmi olarak da önemli bir yere sahip Nanau’nun Colectiv’i. Spotlight (2015) ve The Wire’ın 5. sezonu gibi gerçekçi gazetecilik hikâyelerine benzer bir yerde konumlanıyor. Ancak filmin en güçlü yanı gazetecilerin eforu olsa da, gerçekten film yekten bir gazetecilik hikâyesi anlatmıyor. En zayıftan en güçlüye kimsenin tek başına bir şeyleri başaramayacağını, herkesin taşın altına elini koyması gerektiğini söylüyor usulca. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information