Tina Turner’ın yaşamını konu alan Tina belgeseli, 27 Mart’ta HBO’da yayınlandı. Belgeselin yönetmenleri Daniel Lindsay ve T.J. Martin, 71. Berlin Film Festivali’nde ekibimizden Zeynep Pınar Uçar’ın da katıldığı bir basın toplantısında belgesele dair soruları yanıtlamıştı.

Bee Gees’i konu alan The Bee Gees: How Can You Mend a Broken Heart, bir golf yıldızı olan Tiger Woods’a odaklanan Tiger ve son olarak Woody Allen’a yöneltilen cinsel istismar suçlamalarını konu alan Allen v. Farrow belgesellerini izleyiciyle buluşturan HBO bu kez dünyaca tanınan ünlü şarkıcı Tina Turner‘a odaklanıyor. 27 Mart’ta yayınlanan belgeselde Turner’ın kariyeri boyunca karşılaştığı iniş ve çıkışlar ekranlara yansıyor. Belgeselin yönetmenliğini ise, birlikte en son 2017 yılında LA 92 isimli belgesele imza atan Daniel Lindsay ve T.J. Martin üstleniyor. İkili aynı zamanda yönettikleri Undefeated isimli belgesel ile 2012 yılında En İyi Belgesel kategorisinde Akademi Ödülü’ne layık görülmüştü.

Daniel Lindsay sözlerine, Tina Turner ile yaptıkları konuşmalar sırasında Turner’ın belgeselde anlatılan olayların ve Ike Turner’la yaşadıkları gibi travmaların geçmişe ait olmalarına rağmen hâlâ zihninde yer ettiğini belirttiğinden bahsederek başladı. Lindsay, bu olaylardan bahsetmenin bugün bile 81 yaşındaki Turner’ın o günleri rüyalarında yeniden yaşamasına sebep olduğunu söyledi. Yönetmen, belgeseli yaparken tüm bunları düşündüklerini ve bu olayların sanatçının yaşamı üzerindeki etkisini öğrenmenin kendilerine yeni bir bakış açısı kazandırdığını anlattı.

Lindsay açıklamalarına, “İnsanlar Tina Turner’ın hikâyesini biliyorlardı fakat kendisinin ağzından, kendi bakış açısından, kişisel ve başarılı profesyonel yaşamını bu olayların gölgesi altında nasıl sürdürdüğünü hiç dinlememişlerdi. Biz de hikâyeyi anlatırken bu bakış açısına göre yol aldık.” ifadelerini kullanarak devam etti.

“İnsanlar Tina Turner’ın hikâyesini biliyorlardı fakat kendisinin ağzından, kendi bakış açısından, kişisel ve başarılı profesyonel yaşamını bu olayların gölgesi altında nasıl sürdürdüğünü hiç dinlememişlerdi. Biz de hikâyeyi anlatırken bu bakış açısına göre yol aldık.”

Lindsay ve Martin’e Tina Turner’ın hem başarılı bir sanatçı olarak kariyerini, hem de kırılgan ve duygusal yapısını aktarmasıyla, bir belgeselden çok aynı zamanda deneyim de olan film ve Turner ile kurdukları empati bağı hakkında bir soru soruldu. 2011 yılında yaptıkları Undefeated isimli spor belgeselinden beri kullandıkları anlatım dilinde yaşanan değişime de değinen bu soruya cevap verirken Martin, yönettikleri belgesellerin yaratım sürecinde hikâyeyi ön planda tuttuklarından bahsederek sözlerine başladı. Yönetmen, insanlar tarafından kimi zaman gazetecilikle karıştırılan belgesel dünyasının müzik alanında ise, genellikle öncelikle büyük başarılara imza atan veya çok yetenekli isimlere odaklanmayı tercih ederken, daha sonra da belgeselin yapım amacını ortaya koyabilmek için bir hikâye bulmaya yönelerek işlediğini anlattı. “Tina Turner’ın hayatına odaklanacak bu belgeseli yapmaya karar vermemizde rol oynayan en önemli sebeplerden biri ise, harika bir sanatçı olmasının yanı sıra aynı zamanda inanılmaz bir hikâyeye sahip olmasıydı.” sözlerini kullanarak açıklamalarına devam eden yönetmen, böylece Tina Turner belgeselinin müzik alanında yapılan diğer belgesellerden nasıl ayrıldığından da bahsetmiş oldu.

“Tina Turner’ın hayatına odaklanacak bu belgeseli yapmaya karar vermemizde rol oynayan en önemli sebeplerden biri ise, harika bir sanatçı olmasının yanı sıra aynı zamanda inanılmaz bir hikâyeye sahip olmasıydı.”

Martin, Tina Turner’ın inanılmaz bulduğu hikâyesinin pek çok türe ait olabilecek, kendini bulma, cinsiyet eşitsizliği, zorlukların üstesinden gelebilme mücadelesi gibi farklı konu başlıklarını içerdiğini anlattı. Martin, “Tina Turner’ın her bölümünün ayrı ayrı filmlere konu olabileceğini düşündüğümüz hayat hikâyesini anlatırken ve Tina Turner efsanesini sunarken onun bakış açısını korumak bizim için çok önemliydi. Böylece filmin bir deneyim gibi hissettirmesini sağlamayı hedefledik.” dedi. Geri dönüp 10 yıl öncesine baktığında ise, genç yönetmenlerin belgesel türünü ve sanatını ileriye taşıdıklarını görmenin kendisini cesaretlendirdiğini söyleyen yönetmen, kurgu, sinematografi alanlarındaki gelişmeleri göz önünde bulundurduğunda Akademi Ödülleri’nin konu uzun metrajlı belgesel filmlerinde hâlâ tek bir kategoride ödül veriyor olmasını tuhaf bulduğunu söyledi.

Yönetmenlere aynı zamanda, Tina Turner’ın sahne aldığı konserlerinin kamera arkasından, verdiği röportajlardan görüntüler sunan ve bununla birlikte şarkılarına da yer veren filmin kurgusal yapısı hakkında da bir soru soruldu. Martin bu soruya, filmin kurgusal dilini yakalayabilmenin en başta oldukça zor olduğundan bahsederek yanıt verdi.

Yönetmen sözlerine, bu süreçte Kurt Loder’ın “I, Tina” isimli otobiyografik kitabı için topladığı kayıtlara ve Carl Arrington’ın People dergisi için yaptığı röportaja sahip olmanın oldukça yardımcı olduğundan bahsederek devam etti. “Filmi bu bilgileri baz alarak inşa edersek, anlatıdaki yolumuzu hiçbir zaman kaybetmeyeceğimizi biliyorduk. Fakat filmin görsel anlamdaki estetiğinin nasıl olacağını tanımlamamız  zamanımızı aldı.” diyen Martin, Tina ve Ike Turner’ın fotoğraflarını çekerek kariyerine başlayan ve 1970’li yıllarda en az üç yılını onlarla birlikte yolda geçiren Bob Gruen ile tanıştıklarını fakat sonuç olarak onunla çalışmanın filmin samimi hissiyatını zedeleyebileceğini düşündüklerini anlattı. Daniel Lindsay ise, Martin’in sözlerine üzerine görsel dili yalın tutmak konusunda kararlılıklarının kurgu diline de yansıdığından bahsederek katıldı.

“Filmin görsel anlamdaki estetiğinin nasıl olacağını tanımlamamız  zamanımızı aldı.”

Tina Turner’ın karakterine dair bir soru sorulduğunda Daniel Lindsay, oldukça sıcak ve özel bir enerjiye sahip biri olarak tanımladığı Turner’ın aynı zamanda oldukça mütevazi bir insan olduğundan da bahsetti. Lindsay sözlerine, Turner’ın oldukça dürüst biri olduğunu ve böylece kendisiyle çalışmanın da oldukça kolay hâle geldiğini anlatarak devam etti. “Dürüstlüğü sayesinde birlikte çalışmak evine girdiğimiz ve röportajları yapmaya başladığımız andan itibaren oldukça kolay hâle geldi. Aynı zamanda yaptığımız filmin sıradan bir MTV belgeselinden ya da daha önce kendisiyle ilgili yapılan bunun gibi işlerden farklı olduğunu anladığında Tina da kendisini daha fazla açmaya başladı.” dedi. Yönetmen Tina Turner’ın kariyerine saygı duyduklarını, fakat Martin’in de kendisinin de Turner’ın çılgın hayranlarından biri olmadıklarını söyledi.

Düzenlenen toplantıda yönetmenlere belgeselin Turner için bir veda niteliğinde olabileceği duygusunu ne zaman fark ettikleri de soruldu. Daniel Lindsay bu soru üzerine Turner ile Zürih’te yaptıkları röportajdan ayrılırken bu hisse kapıldıklarından bahsetti. Lindsay, röportajı yapmaya hazırlanırken Turner’ın ilk olarak filmi yapmak istemediğini söylediğini, bunun üzerine kendisinin Turner’a bu kararının sebebini sorduğunu ve filmde de iş hayatından çıkacağı noktayı bilemediğinden bahseden Turner’ın travmalarının yarattığı stres bozukluğundan bahsettiğini anlattı. Yönetmen sözlerine “Tina hayatı boyunca çalıştı, henüz 18 yaşındayken sahne almaya başladı. Gördüğü ilk müzik grubuna katıldı ve hayatı boyunca onlarla çalıştı. 2009 yılında sahnelere veda ettiğini söylediğinde bu konuda ciddi olduğunu düşünüyorum, Tina böyle bir karardan geri dönecek biri değil ve şu anda hayatından çok memnun.” diyerek devam etti. Martin ise, Lindsay’in sözlerine, Tina Turner’la çalışırken sahne performanslarının yanı sıra, artık kültürel anlamda bir sembol hâline gelen Turner’ın emekli olmasına rağmen kariyerinden bir türlü kopamadığını düşündüğünü ve hayranlarının ilgisini, sevgisini takdir eden müzisyenin artık emekli olmayı kabul ettiğini gördüğünü ekledi. Martin, “Tina artık yalnızca Zürih’teki sarayında rahat bir yaşam sürmek istiyor.” dedi.

“Tina artık yalnızca Zürih’teki sarayında rahat bir yaşam sürmek istiyor.”

Yönetmenlere yöneltilen, ilişkisinde şiddete maruz kalan sanatçının yaşadığı zorlukları #MeToo akımından daha önce de dile getirmesi ve bu akımın Turner’ın bu konudaki tavrı üzerindeki etkisiyle ilgili bir soruya, Lindsay projeye başladıklarında bu konuyu ve Turner’ın bu konudaki durumunu dikkate aldıklarından bahsederek yanıt verdi.

Lindsay, “Film mücadeleci olmanın, kendi gerçeklerini anlatabilme gücünün ne demek olduğunu anlatıyor. Tina da o dönemde yaşadıklarını anlatması ve duruşunu koruyarak öne çıkmasıyla diğer kadınlar tarafından takdir edildi. Bu toplum için de çok önemli bir duruştu. Bizim altını çizmek istediğimiz şey ise, bütün bu yaşananları ortaya çıkarırken, başına gelenleri anlatırken bile bu kötü anıları yeniden ve yeniden yaşamak zorunda kalan Tina üzerinde yarattığı travmaydı. Bu yüzden bu travmayı deneyimleyen insanları mücadele eden kahramanlar olarak göstermek istedik, mücadele ettikleri şiddet karşısında hayatta kalarak her gün çok zor bir tercihte bulunuyorlar. Tina şu anda 81 yaşında ve hâlâ bu travmanın yarattığı duygusal yaraları sarmaya çalışıyor. Elde ettiği tüm başarıya rağmen travmaları hâlâ onunla birlikte yaşamaya devam ediyor.” sözlerini kullandı.

“Film mücadeleci olmanın, kendi gerçeklerini anlatabilme gücünün ne demek olduğunu anlatıyor. Tina da o dönemde yaşadıklarını anlatması ve duruşunu koruyarak öne çıkmasıyla diğer kadınlar tarafından takdir edildi. Bu toplum için de çok önemli bir duruştu.”

Yönetmenlere arşiv görüntülerini kullanırken özellikle Ike Turner’ı içeren görüntülerde herhangi bir problemle karşılaşıp karşılaşmadıkları ve filmin için çok büyük önem taşıyan kurgusu konusunda yaptıkları tercihlerin detayları sorulduğunda ise T.J. Martin, izinleri almak için gerekli olan sıradan süreç haricinde bir problemle karşılaşmadıklarından bahsederek sözlerine başladı. Martin açıklamalarına, Tina filminin altmış ya da yetmiş farklı açılış opsiyonuna sahip olan ilk filmi olduğundan, bu yüzden de hikâyeye nasıl başlayacaklarını belirlemelerinin zaman aldığından bahsederek devam etti.

“Hikâyenin Tina’nın kendi hikayesiyle kurduğu ilişkiyi yansıtıyor olmasından emin olmak zorundaydık.” diyen yönetmen, ellerinde farklı seçeneklerin olduğundan fakat Turner’ın hayat mücadelesinin dengesini korumak istediklerinden bahsetti. Martin, Tina Turner’ın iniş ve çıkışlarla dolu kariyerini anlatan filmin açılış sahnesinin anlatının genel dilinin bir özeti olduğunu söyledi. Martin, “Film, sahne performansı sırasında “Nasıl hissettiğimi sorun” diyen bir kadın sanatçı ile başlıyor ve bu şekilde sıradan bir müzik belgeseli olduğunu düşündürüyor. Ancak bu sahneden sonra şarkının sesi azalıyor, melankolik bir müzik başlıyor ve Tina izleyiciye nasıl hissettiğini, hayatının ne kadar zor olduğunu anlatmaya başlıyor. Bu sahne, hayatının belli bir kısmını insanların gözleri önünde yaşayan hayat dolu bir sanatçının bir yandan da hem yaşamakta hem de kontrol etmekte, geri kazanmakta zorlandığı melankolik yaşamını anlatan filmin bir özeti gibi.” diyerek sözlerine devam etti. Yönetmen bu sebeple filmin anlatısının başladığı andan itibaren sanatçının kişisel hayatında var olan travmalar ve sahnede yaşadığı hayat arasında gidip geldiğini söyledi.

“Film, sahne performansı sırasında “Nasıl hissettiğimi sorun” diyen bir kadın sanatçı ile başlıyor ve bu şekilde sıradan bir müzik belgeseli olduğunu düşündürüyor. Ancak bu sahneden sonra şarkının sesi azalıyor, melankolik bir müzik başlıyor ve Tina izleyiciye nasıl hissettiğini, anlatmaya başlıyor. Bu sahne, filmin bir özeti gibi.”

Yönetmenlere aynı zamanda filmi izledikten sonra Tina’nın nasıl bir tepki verdiği de soruldu. Daniel Lindsay bu soruya, Turner’ın filmi izlediğini ve çok sevdiğini söyleyerek cevap verdi. Lindsay, sanatçının şarkılarıyla büyüyen bir nesil olarak Turner’a zarar verecek bir şey yapmak istemediklerinden bahsederken Turner’ın da filmin olayları doğru bir şekilde ele aldığını söylediğinden bahsetti. Filmi izledikten sonra kendisine yaşadıklarını izlemekten düşündüğü kadar etkilenmediğini söylediğinden bahseden yönetmen, Turner’ın yaşadıklarını artık kabul etmiş olabileceğini düşündüğünü söyledi.

Gerçekleşen basın toplantısı sırasında biz de yönetmenlere, Turner’ın yaşamına ve kariyerine odaklandıkları bu süreçte Tina Turner’ın hayatına ve kariyerine farklı bir gözle bakma şanslarının olup olmadığını ve Turner’ınki gibi geniş kapsamlı bir kariyeri bir film formatına sığdırmanın zorluklarını sorduk. Bu kadar kapsamlı bir kariyeri bir film süresine sığdırmaya çabalarken her şeyin çok zorlayıcı olduğunu söyleyen T.J. Martin bu sorumuza, “Farkına vardığım en önemli şey, Turner’ın geçmişindeki travmalarıyla hâlâ mücadele ediyor olmasıydı. Geçmiş adeta yüzeyin altında, hâlâ köpürmeye devam ediyor ve Tina yaşadıklarını kabullenmekte zorlanıyor, travmaları hâlâ çok canlı. Hâlâ her gün bu travmalardan kurtulma kararını veriyor ve bu sürekli büyümeyi, ruhsal, duygusal anlamda sürekli gelişmeyi gerektiren bir şey. Aynı zamanda benim için bu insanın, sürekli olarak kendini sevmesi ve kendini olan biten her şeyle birlikte kabul etmesi demek. Bu yüzden de filmin anlatısı konusunda bu bakış açısını benimsemeyi tercih ettik.” diyerek cevap verdi.

“Tina Turner’ı yalnızca bir sembol olarak tanıyordum. Filmin sonlarına doğru yer verdiğimiz Kurt Loder ile konuştuğu ses kaydında Turner’ın hayatı boyunca aşkı hiçbir zaman deneyimlemediğini söylediğini duymak benim için çok kalp kırıcıydı.”

Lindsay ise sorumuzu yanıtlarken, “Tina Turner’ı yalnızca bir sembol olarak tanıyordum. Filmin sonlarına doğru yer verdiğimiz Kurt Loder ile konuştuğu ses kaydında Turner’ın hayatı boyunca aşkı hiçbir zaman deneyimlemediğini söylediğini duymak benim için çok kalp kırıcıydı ve bu olay 1985’te Turner kariyerinin zirvesindeyken yaşandı. Bu benim için çok etkileyiciydi ve bu süreç boyunca bir sanatçı olarak kendisine duyduğum saygı da arttı. Büyük bir Beatles hayranı olan bir arkadaşıma filmden Tina Turner’ın Beatles’ın Help şarkısını söylediği bir kesiti gösterdiğimde arkadaşım bu şarkıyı bilmediğini söyledi. Bu bir Beatles şarkısıydı ve büyük bir Beatles hayranı olan arkadaşım kendisini Turner’ın performansına o kadar kaptırmıştı ki bunun farkına bile varamadı.” dedi ve yönetmenler olarak T.J. Martin ve kendisinin de filmi yaptıktan sonra Tina Turner’ın sanatçı kimliğine karşı duydukları hayranlığın arttığını söyledi.

Deşifre: Arzum Tügen

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information