https://open.spotify.com/episode/2R9yaC0S3RBtVcwquE1sz2?si=u_rl6QR0Q5KGXqGB1J75Cg

Dekadraj’ın yeni bölümünde Güvenç Atsüren ve Ekin Can Göksoy, kara film türünün ustalarından Jules Dassin’in filmlerini ve çalkantılı kariyerini konuşuyor.

Sinemaya oyuncu olarak başlayan, Alfred Hitchcock’un asistanlığını yaparak kamera arkasına geçen, Hollywood ve Fransa’da son derece başarılı suç anlatılarına imza atmasıyla bilinen Jules Dassin, Fransız sinemasının kadri kıymeti pek az bilinmiş yönetmenlerinden biri.

Dassin, hapishane metaforu üzerinden toplumsallaştırma durumuna dair eleştirilerini filme aktardığı 1947 yapımı Brute Force ve hemen bir yıl sonrasında izleyici karşısına çıkardığı 1948 yapımı Oscar ödüllü filmi New York Esrarı – The Naked City ile adını geniş kitlelere duyurmayı başarır. The Naked City, Jules Dassin’in çığır açan hikâye anlatımı ve eşsiz New York görüntüleriyle akıllara kazınan bir film. İzleyici 1940’lı yılların New York’una davet eden film, genç bir kadının ölümünü araştıran iki dedektifin cinayeti çözme sürecini mercek altına alıyor. Çekimlerinin büyük kısmı dış mekânda gerçekleştirilen ve gündelik yaşam ayrıntılarıyla dolu olan zamanın ötesinde bir başyapıt olarak görülüyor.

1949 ve 1950 yılında Thieves’ Highway ve Night and the City filmlerini çeken Dassin’in yine bir soygun vakasını ele aldığı ve 1955 yılında Fransa’da çektiği Rififi filminde Tony le Stéphanois adlı hapisten yeni çıkan tövbekâr bir suçlunun, bir takım sebeplerden son bir soyguna girişmesini izleriz. Tony ve dostları, mükemmel bir soygun planı yaparlar ancak insan faktörü mükemmelliği bozacaktır. Rififi, soygun filmleri denilince hemen akla gelmeyebilir belki ama sinefiller tarafından janrının en iyi filmlerinden biri olarak gösterilir. Nikos Kazantzakis’in romanından uyarlanan Celui qui doit mourir ise kamerasını Türk-Yunan ilişkilerinin oldukça gergin olduğu 1920 yılına çeviriyor ve Yunanistan’ın bir köyündeki Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini konu alan tiyatro oyununu hayata geçirmek için uğraşan bir grup insanı yakından takip ediyor.

Jules Dassin’in Topkapı Müzesi’ni bir soygunun hedefine yerleştirdiği Topkapı filmi ise bu müzede bulunan çok değerli bir hançeri çalmak isteyen uluslararası bir suç şebekesini konu alıyor. Dış çekimlerinin tamamı İstanbul’da çekilen yapım, bu şehrin tarihi güzellikleri ve mistik dokusunu heyecan verici bir maceranın merkezi hâline getiriyor. Bu sayede film, İstanbul’a sıradan olmayan, farklı bir açıdan bakmayı başarıyor.

Dekadraj #12: Jules Dassin

Güvenç Atsüren ve Ekin Can Göksoy, hak ettiği değeri göremeyen usta yönetmenlerin sinemasını masaya yatırdığı podcast serisi Dekadraj’ın yeni bölümünde Fransız sinemasının kadri kıymeti pek az bilinmiş yönetmenlerinden Jules Dassin‘i konuşuyor.

Dekadraj’ın yeni bölümünü aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information