58. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması ayağında son güne nihayet geldik ve Ali Tansu Turhan'ın ilk uzun metrajlısı Diyalog günün açılışını yaptı. Perde arkasından bir yerden, film üretiminin tam içinden bir hikâye anlatıyor Turhan. Hare Sürel ile Ushan Çakır'ın kendi özel hayatlarındaki hâllerinin bir varyasyonunu canlandırdıkları, "oyuncu" kimlikleriyle izlediğimiz Diyalog'ta kurgu ile gerçek arasındaki sınırlar sıklıkla ihlal ediliyor. Ayrılmak üzere olan bir çifti konu almaktaki film için çalışmalara başlayan Hare ve Ushan, bu süreçte aynı zamanda kendileri olarak bir bağ kurmayı başardıklarına bizi inandırıp ardından da "acaba izlediğimiz şey film içinde film miydi?" dedirten bir akışla izlerini kaybettiriyorlar. Esas meselesi seyirciyi tuzağa düşürmek olmadığından ikili ilişkilerle alakalı belki gerçek bir sebep ortaya koyamasa da tükenmenin, mutluluğa sürekli ihtiyaç duymamızın ve en yakınımız için bile takmak zorunda kaldığımız maskenin ağırlığı üzerinden hayat adındaki saçmalığın hem sahteliği, hem de tekdüzeliği üzerinde bir etüt yapıyor yönetmen. Kurduğu cümleler aşinalaştıkça da, biçimdeki yenilikçi tavrı ile kapatıyor arayı. Diyalog: Aşina Cümleler, Yenilikçi Biçimler Kuir filmler için özellikle belirtme ihtiyacı duyulduğundan bundan sonra yazılarımda aynısını heteroseksüellere yapacağımı da not düşerek, Diyalog'un böyle bir çifti merkezine aldığını belirteyim öncelikle. Ancak biri kadın, biri erkek ve ilişki bağlamında konuşmayı seven yapımlardan farklı olarak Diyalog, heteronormatif bir yakarışa evrilmiyor. Hare ile Ushan için yazılmış cümleler takas edilse bile aynı şekilde işleyebilecek bir yapıya sahip. Öyle ki filmin başında Funda Eryiğit'in seslendirdiği, kadraja asla girmeyen yönetmenin soruları özelinde de düşünürsek iki oyuncunun verdiği cevaplara cinsiyet atamadan, yalnızca karakterin niteliklerini göz önünde bulundurarak manevralarını yapıyor olması büyük bir artı. Çünkü buradan bir övgüye girmek istemesem de, kadın karakterine hor davranmaya çok müsait bir ortam var elimizde. Onu nevrotik, ne arzuladığından emin olmayan, kavgacı biri olarak resmedebilecekken doğru tarafta kalmayı başarıyor. Bu methiyelik bir muvaffakiyet mi, kadınları canavarlaştırmadan yazabiliyorlar diye alkış tutmalı mıyız gibi sorular da var ama bu sohbeti Diyalog mevzubahisken gerçekleştirmek abes kaçar biraz. Kadıköy sokaklarını plan sekansla arşınladığı anlarda iyice kıymetleniyor Turhan'ın filmi. Karakterlerinden birini iç mekanda takip ederken odağını bulmakta zorlansa da, merkezimizdeki çifti gecenin bir yarısı kameraya alırken bu teknik pürüzden etkilenmeyecek kadar yükseliyor. Antalya'nın soğuğunda İstanbul'a duyduğum özlemi giderirken, elbette Hare ile Ushan'ın sessizliği paylaştıkları uzun yürüyüşlerinde bile tanıdık bir şeyler bulabilmek belli bir etki bıraktı. Tiyatro sahnesine yakışacak atmosferini perdeye yedirirken böyle anların gücünü kullanmaya büyük gayret göstermiş Turhan. İki oyuncunun görünürde çok da farklılıkları olmayan ama taban tabana zıt performanslarının da inanılmaz bir uyumu var. Hare Sürel sanki içeriden beslenen ama gösterişe açık bir çalışma çıkarırken, Ushan Çakır kendine bir hayli uzakmış gibi duran ama daha içine kapanık bir oyun çıkarıyor. Yönetmenle yaptıkları bir anlaşma da olabilir bu tabii. Diyalog, zıt kutuplar yaratmak gibi bir kaygı barındırmasa da "erkek" ve kadın" taraflarını cinsiyetleri değil kişilikleri üzerinden ayırmaya oyunculuk stillerinde de devam ediyor. Filmle ilgili en büyük problemim, biçimde bir takım yeniliklere soyunup tartışmayı açtığı yerde sözünün çabuk tükenmesi sanırım. Gerçi kasıtlı olarak tekerrür üzerine kurulmuş bir filmden bu beklentiye girmemiz yanlış. Fakat birkaç kez provada ve en nihayetinde reelde/çekim sırasında tekrar edilmiş ayrılığın, bununla birlikte sebeplerin, dallanıp budaklandırılmaya ihtiyacı…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Esas meselesi seyirciyi tuzağa düşürmek olmadığından ikili ilişkilerle alakalı belki gerçek bir sebep ortaya koyamasa da tükenmenin, mutluluğa sürekli ihtiyaç duymamızın ve en yakınımız için bile takmak zorunda kaldığımız maskenin ağırlığı üzerinden hayat adındaki saçmalığın hem sahteliği, hem de tekdüzeliği üzerinde bir etüt yapıyor yönetmen. Kurduğu cümleler aşinalaştıkça da, biçimdeki yenilikçi tavrı ile kapatıyor arayı.

Kullanıcı Puanları: 3.61 ( 7 oy)
60


58. Antalya Altın Portakal Film Festivali‘nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması ayağında son güne nihayet geldik ve Ali Tansu Turhan’ın ilk uzun metrajlısı Diyalog günün açılışını yaptı. Perde arkasından bir yerden, film üretiminin tam içinden bir hikâye anlatıyor Turhan. Hare Sürel ile Ushan Çakır’ın kendi özel hayatlarındaki hâllerinin bir varyasyonunu canlandırdıkları, “oyuncu” kimlikleriyle izlediğimiz Diyalog’ta kurgu ile gerçek arasındaki sınırlar sıklıkla ihlal ediliyor. Ayrılmak üzere olan bir çifti konu almaktaki film için çalışmalara başlayan Hare ve Ushan, bu süreçte aynı zamanda kendileri olarak bir bağ kurmayı başardıklarına bizi inandırıp ardından da “acaba izlediğimiz şey film içinde film miydi?” dedirten bir akışla izlerini kaybettiriyorlar. Esas meselesi seyirciyi tuzağa düşürmek olmadığından ikili ilişkilerle alakalı belki gerçek bir sebep ortaya koyamasa da tükenmenin, mutluluğa sürekli ihtiyaç duymamızın ve en yakınımız için bile takmak zorunda kaldığımız maskenin ağırlığı üzerinden hayat adındaki saçmalığın hem sahteliği, hem de tekdüzeliği üzerinde bir etüt yapıyor yönetmen. Kurduğu cümleler aşinalaştıkça da, biçimdeki yenilikçi tavrı ile kapatıyor arayı.

Diyalog: Aşina Cümleler, Yenilikçi Biçimler

Kuir filmler için özellikle belirtme ihtiyacı duyulduğundan bundan sonra yazılarımda aynısını heteroseksüellere yapacağımı da not düşerek, Diyalog’un böyle bir çifti merkezine aldığını belirteyim öncelikle. Ancak biri kadın, biri erkek ve ilişki bağlamında konuşmayı seven yapımlardan farklı olarak Diyalog, heteronormatif bir yakarışa evrilmiyor. Hare ile Ushan için yazılmış cümleler takas edilse bile aynı şekilde işleyebilecek bir yapıya sahip. Öyle ki filmin başında Funda Eryiğit’in seslendirdiği, kadraja asla girmeyen yönetmenin soruları özelinde de düşünürsek iki oyuncunun verdiği cevaplara cinsiyet atamadan, yalnızca karakterin niteliklerini göz önünde bulundurarak manevralarını yapıyor olması büyük bir artı. Çünkü buradan bir övgüye girmek istemesem de, kadın karakterine hor davranmaya çok müsait bir ortam var elimizde. Onu nevrotik, ne arzuladığından emin olmayan, kavgacı biri olarak resmedebilecekken doğru tarafta kalmayı başarıyor. Bu methiyelik bir muvaffakiyet mi, kadınları canavarlaştırmadan yazabiliyorlar diye alkış tutmalı mıyız gibi sorular da var ama bu sohbeti Diyalog mevzubahisken gerçekleştirmek abes kaçar biraz.

Kadıköy sokaklarını plan sekansla arşınladığı anlarda iyice kıymetleniyor Turhan’ın filmi. Karakterlerinden birini iç mekanda takip ederken odağını bulmakta zorlansa da, merkezimizdeki çifti gecenin bir yarısı kameraya alırken bu teknik pürüzden etkilenmeyecek kadar yükseliyor. Antalya’nın soğuğunda İstanbul’a duyduğum özlemi giderirken, elbette Hare ile Ushan’ın sessizliği paylaştıkları uzun yürüyüşlerinde bile tanıdık bir şeyler bulabilmek belli bir etki bıraktı. Tiyatro sahnesine yakışacak atmosferini perdeye yedirirken böyle anların gücünü kullanmaya büyük gayret göstermiş Turhan. İki oyuncunun görünürde çok da farklılıkları olmayan ama taban tabana zıt performanslarının da inanılmaz bir uyumu var. Hare Sürel sanki içeriden beslenen ama gösterişe açık bir çalışma çıkarırken, Ushan Çakır kendine bir hayli uzakmış gibi duran ama daha içine kapanık bir oyun çıkarıyor. Yönetmenle yaptıkları bir anlaşma da olabilir bu tabii. Diyalog, zıt kutuplar yaratmak gibi bir kaygı barındırmasa da “erkek” ve kadın” taraflarını cinsiyetleri değil kişilikleri üzerinden ayırmaya oyunculuk stillerinde de devam ediyor.

Filmle ilgili en büyük problemim, biçimde bir takım yeniliklere soyunup tartışmayı açtığı yerde sözünün çabuk tükenmesi sanırım. Gerçi kasıtlı olarak tekerrür üzerine kurulmuş bir filmden bu beklentiye girmemiz yanlış. Fakat birkaç kez provada ve en nihayetinde reelde/çekim sırasında tekrar edilmiş ayrılığın, bununla birlikte sebeplerin, dallanıp budaklandırılmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Kavganın özüne inilsin gibi bir istek değil bu. Az ve öz konuşarak aralarındaki çarpışmanın nereden beslendiğini gözlemleyebiliyoruz zaten. Oyuncuları asla duymadığımız, bar camının araya girdiği sekans da ferahlık veren bir tercih hatta. Ama birkaç cümlesinin eksik kaldığı fikrinden bir şekilde uzaklaşamıyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information