Yazar: Sevin Okyay

İllüstrasyon: Cenk Güngör

Sporu her zaman sevmiş ve izlemişimdir. Futbol ve basketbol maçlarının sadık bir seyircisiydim. Lisedeyken okul takımında, İstanbul Üniversitesi’nde de basketbol ve voleybol takımlarında oynadım. Televizyondan sonra ise, ekran izleyicisi oldum. Şimdi favorilerim voleybol, atletizm ve tenis. Ama bunlar dışındaki branşlarda da hayran olduğum sporcular var elbet. Beş ayrı olimpiyatta altın madalya alan İngiliz kürekçi ‘Sir’ Steven Redgrave gibi mesela. 2000 Sidney Yaz Olimpiyatları’nda beşinci madalyasını alıp adını tarihe yazdırmıştı.

Onu ne zaman izlemeye başladığımı pek hatırlamıyorum ama başlarda olmalı. Çünkü o beş altın madalyanın üçünü birlikte aldıkları Matthew Pinsent’la bütün olimpiyat yarışlarını izledim sanki. Kendisi “mukavemet” sporu denen sporlarda, beş ayrı olimpiyatta altın madalya almış tek kişi. Bir olimpiyat bitiş çizgisini ilk kez Los Angeles’taki Casitas Gölü’nde geçmişti. Aynı şeyi Seul’ün Han Nehri havzasında, Barcelona yakınlarındaki Banyoles Gölü’nde, Atlanta’daki Lanier Gölü’nde de yaptı.  Atlanta’dan sonra, kürek sporunu bırakacağına yeminler etti. Sonra da Matthew Pinsent, James Cracknell ve Tim Foster’la dört tek dümencisizde, beşinci olimpiyatında beşinci altınını aldı.

Bir kez daha: “Bıraksam mı?” diye düşünmeye başladı. Sidney’den önce, “Altın madalyalı en yaşlı kürekçi, 42 yaşındaydı.” diyordu. “Ben de Sidney’den sonraki olimpiyatta 42 yaşında olacağım. Henüz bırakmadıysam, tabii.” Duygulanmış, “Üstat, lütfen bırakma” diye başlayan bir paragrafcık yazmıştım bir arkadaşın sitesine.

“Bir defa bu spor için yaratılmışsın. Disiplinin bir yana, her şeyden önce ellerin kürek gibi. Sizin sporda en büyük ellere Pat Jennings’in sahip olduğu söylenirdi ama onlar bile seninkilerin yanında bebek eli gibi kalıyor. Otuz sekiz yaşındasın, dört yıldır şeker hastalığıyla da uğraşıyorsun ama, hiç sarsılmış görünmüyorsun.”

Sidney’de elbette dört tek dümencisizin en güvenilir elemanları olarak gene Pinsent’la birlikteydiler. Küreğe oturduğu zaman önünde onu görmek istediğini söylüyordu. Atlanta’da ettiği yemini unutmuş gibiydi. Orada, 1996 Temmuz’unda dördüncü altın madalyasını kazandıktan sonra, “Bir kayığın yakınına gittiğimi görürseniz eğer” demişti, “benden izin, beni rahatlıkla vurabilirsiniz.” Şimdiyse bir spora kendini adamak isterken küreği seçtiğini, çünkü bunun sağlam yapılı, organize bir spor olduğunu söylüyor. “Ayrıca ekip olarak iyi iş yaptık. Okulda birlikte kürek çektiğimiz 12 kişiden 3 tanesi 1988 Olimpiyatları’nda hâlâ kürek çekiyordu.“ Tabii canım, aradan da ne geçmiş ki zaten? Topu topu 12 yıl.

Artık kürekleri duvarda asılı… Henley Nehir ve Kürekçilik Müzesi’nde duruyorlar. Atlanta ve Sidney’de ona (ve Matthew Pinsent’a) altın madalya getiren teknelerle birlikte. Bu sefer sahiden bıraktı. Allah biliyor ya, son âna kadar acaba gözünü karartır da 2004 Atina Olimpiyat Oyunları’na da katılır mı diye, içimde ufak bir umut yeşertmiştim. Katılmadı ama yıllarca onunla yarışan Matthew Pinsent, sağlam bir ekiple dört tek dümencisize katıldı, kıl payıyla altın madalyayı, dünya şampiyonu Kanadalıların küreklerinden aldılar. Daha olimpiyat öncesinden, en heyecanla beklediğim yarışlardan biriydi. “Canlı” olarak izlemek nasip oldu. Tribünlerdeki İngiliz seyircilerin heyecanını görünce, “Steven Redgrave de mutlaka buradadır.” diye düşündüm. “Mutlaka izliyordur.” Çok değil, ertesi akşam Eurosport ekranında onu karşımda gördüm. Ordaymış elbette, BBC elemanı olarak ilk göreviymiş. Pinsent’ı izlememesi mümkün mü? Biz bile, kırmızı yanaklı, artık çok tecrübeli, çok güçlü Pinsent’a, Redgrave’in bize emaneti gözüyle bakıyorduk. Nitekim, Sir Redgrave, yarışın ertesinde altın madalyalı İngiliz ekiple konuşmakla kalmadı, onlara yarışın görüntülerini de izletti. Matthew Pinsent, Sydney şampiyonlarından James Cracknell, Ed Coode ve Steve Williams, Kanada’yı olabilecek en küçük farkla geçmişlerdi: 0.08 saniye. Olimpiyat Güncesi’nde “Onlara yarışlarının bitişini gösterdik, ürktüler.” diyordu. Daha sonra her görüşlerinde de tedirgin olmuşlar. Gene de nefis bir yarıştı.

Amatör Kürek Birliği Başkanı oldu, bu sayede asalet unvanına da kavuştu. Artık tekneye pek ender adım attığını söylese de 25 yıldır yaptığı bu spor iliğine, kemiğine işlemiş. Kürek uğruna yâd ellere gitti, sürekli kamp koşullarına boyun eğdi. Sonuçta, en sevdiği işi yapıyor. Sir Steve Redgrave, şimdi Çin kürekçilerinin performans direktörü. Korona virüsün başında oradaydı, karantina olayını çoğu kişiden uzun süre yaşadı. Anlaşması 2024’e kadar. Çin Olimpiyat Komitesi, Tokyo’da iki altın almayı ümit ediyor. 2024 Paris’te, daha da fazlasını. İki metreye yakın boyu, 110 kiloluk sıkletiyle hocaları yarışsa, bilmiyorum, belki de alırdı. Ama Redgrave neredeyse 60 yaşına girecek. Üstelik en çok istediği şey, varabilecekleri en yüksek noktaya varmaları için gençlere yardımcı olmak. “Nelson Mandela gibi ben de sporun umut verme ve hayat değiştirme gücüne inanıyorum” diyor.

*****

Bu linkte, Matthew Pinsent’in Sidney’de 5’inci altınını alan Steve Redgrave’I tebrik etmek için Tim Foster’ın üzerinden atlama fotoğrafı var.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information