Ödül sezonunda adından söz ettirecek filmlerin yavaş yavaş belli olmasıyla birlikte, En İyi Uluslararası Film Oscarı için yarışacak, Oscar aday adayı filmler de açıklanmaya başladı.

Koronavirüs nedeniyle dünyanın dört bir yanından sinema salonlarının kapanmasına bir de prodüksiyonların durması eklenince, bu yıl izleyici ile buluşması beklenen pek çok film ileri tarihlere ertelendi. Pandemi şartları nedeniyle bu yıl bir ödül sezonu olup olmayacağı şüpheli hâle geldi. Ancak kontrollü normalleşme sürecinde salonların yeniden açılması ve heyecanla beklenen pek çok filmi sinemaseverlerle buluşturan Venedik ve Toronto film festivallerinin gerçekleşmesi, normalden çok daha zayıf olsa da bir ödül sezonundan söz edebileceğimizi gösterdi.

Hem Venedik’te hem de Toronto’da büyük ödülün sahibi olarak bir ilke imza atan Nomadland, beğeniyle karşılanan Netflix filmi The Trial of the Chicago 7 ve Toronto’daki ilk gösterimin ardından övgü toplayan One Night in Miami gibi filmlerin izleyici ile buluşması ve Mank, News of the World, Promising Young Woman gibi iddialı filmlerin gösterim tarihlerinin belirlenmesi ile birlikte, ödül sezonunda adından söz ettirecek filmler iyice belirgin bir hâl almaya başladı.

Pandemi şartlarına rağmen ödül sezonunun start almasıyla birlikte bu yıl En İyi Uluslararası Film Oscarı (eski adıyla Yabancı Dilde En İyi Film) için yarışacak filmler de belli olmaya başladı. En İyi Uluslararası Film Oscarı aday adayını belirleyen ilk ülke Polonya oldu. Polonya bu yıl Oscar yarışında ülkeyi temsil etmesi için Never Gonna Snow Again filmini seçti. Arnavutluk’un ardından Filistin, Romanya, Güney Kore ve İsviçre gibi ülkeler de bu yılki aday adaylarını belirlediler. Bu yıl Oscar yarışında Türkiye’yi temsil edecek film ise 7. Koğuştaki Mucize olarak belirlendi.

93. Akademi Ödülleri için 1 Ekim 2019-30 Aralık 2020 tarihleri arasında ülkelerinde vizyona giren filmler değerlendirmeye alınıyor.

Şu ana kadar açıklanan En İyi Uluslararası Film Oscarı aday adaylarını aşağıda bulabilirsiniz.

En İyi Uluslararası Film Oscarı Aday Adayları

7. Koğuştaki Mucize / Türkiye

Mehmet Ada Öztekin‘in yönettiği 7. Koğuştaki Mucize, gişe başarısıyla dikkat çekmişti. Aras Bulut İynemli’nin başrolünde yer aldığı film, gişede 5.36 milyon seyirciye ulaşarak bugüne kadar en çok seyirciye ulaşan yerli film oldu.

7. Koğuştaki Mucize, yedi yaşındaki kızı ile aynı zekâ yaşına sahip bir babanın adalet arayışını konu ediniyor. Filmin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından paylaşılan sinopsisi şöyle:

“1983 yılında Ege kasabasında küçük bir kız ölür. Ölen küçük kız sıkıyönetim komutanının kızıdır ve onun ölümünün sorumlusu olarak babaannesi ile yaşayan ve 7 yaşında bir kızı olan Memo görülür. Memo, her ne kadar suçsuz olduğunu anlatsa da kimse ona inanmaz. İdam cezasına çarptırılan Memo’nun yakınları adaletin sağlanması için uğraşırken, Memo ve kızı Ova’nın ise tek istediği birbirlerine kavuşabilmektir. Memo, bir mucize gerçekleşip idam cezasından kurtulabilecek midir?”

Never Gonna Snow Again – Śniegu już nigdy nie będzie / Polonya

Never Gonna Snow Again; W imie…, Cialo, Twarz gibi filmlerle Berlin Film Festivali’ne konuk olan ve uluslararası pek çok festivalde ödüle layık görülen, geçtiğimiz yıl ise The Other Lamb ile sinemaseverlerin karşısına çıkan Malgorzata Szumowska‘nın imzasını taşıyor. Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan film, Polonya’da masör olarak çalışan Ukraynalı bir göçmenin, müşterilerinin yaşadığı yüksek güvenlikli sitede bir guru figürü hâline gelmesiyle yaşanan olayları anlatıyor.

And Tomorrow the Entire World – Und morgen die ganze Welt / Almanya

Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan Und morgen die ganze Welt, son yıllarda iyiden iyiye hissedilen aşırı sağın yükselişine ve ona karşı verilen mücadelenin doğasına odaklanıyor. Filmin merkezinde Neo-Nazilere karşı mücadele etmek için Antifa’ya katılan genç bir hukuk öğrencisi yer alıyor. Film, bu genç kadının yaşadıkları üzerinden şiddetle mücadele etmek için ne kadar ileri gidilebileceği sorusunu soruyor.

Und morgen die ganze Welt, bir dönem kendisi de Antifa üyesi olan yönetmen Julia von Heinz’ın hayatından izler taşıyor.

Open Door – Derë e hapur / Arnavutluk

Dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Saraybosna Film Festivali’nde yapan Open Door, bir dağ kasabasında yaşayan eski kafalı babalarını ziyaret etmek için yola çıkan iki kız kardeşe odaklanan bir yol filmi. Evli olmayan kardeşin hamile olması yolculuğu karmaşıklaştırıyor. İki kardeşin babalarını ziyaret etmeden önce hamile kardeşin kocası gibi davranması için eski bir tanıdıklarını ikna etmeleri gerekiyor.

What We Wanted – Was wir wollten / Avusturya

Kurgucu kimliğiyle tanınan Ulrike Kofler’in ilk uzun metrajlısı olan What We Wanted, bu yıl En İyi Uluslararası Film Oscarı için yarışacak Netflix yapımları arasında yer alıyor. Film, çocuk sahip olma konusunda sorun yaşayan genç bir çiftin, tatildeyken dışarıdan bakıldığında mükemmel gibi görünen bir çift ile karşılaşmalarıyla yaşananları anlatıyor. Film, 11 Kasım’da Netflix Türkiye’de yayınlanacak.

Quo Vadis, Aida? / Bosna Hersek

2006 yapımı Esma’nın Sırrı – Grbavica filmiyle dikkat çeken Bosnalı yönetmen Jasmila Žbanić’in kamerasını bir kez daha Bosna Savaşı’na çevirdiği Nereye Gidiyorsun, Aida? – Quo Vadis, Aida?, hem dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde, hem de sonrasında ziyaret ettiği Toronto Film Festivali’nde adından övgüyle söz ettirmeyi başardı. Film, geçtiğimiz ay 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Uluslarararası Yarışma’sında da En İyi Film ödülünün sahibi oldu.

Senaryosunu da Žbanić’in kaleme aldığı Quo Vadis, Aida?, izleyicileri 1995 yılının Bosna’sına götürüyor ve bölgede yaşanan vahşeti Birleşmiş Milletler için çevirmenlik yapan Aida’nın gözünden anlatıyor. Aida’nın görev aldığı Srebrenitsa kasabası Sırp ordusunun işgaline uğrayınca, Aida’nın ailesi de Birleşmiş Milletler kampına sığınmaya çalışan binlerce kişi arasına karışıyor. Taraflar arasında devam eden görüşmelerde tercümanlık yapan Aida, tarihin en kanlı katliamlarından birine uzanan sürece ilk elden şahit oluyor.

Baba – The Father – Bashtata / Bulgaristan

Kara komedi türündeki Bashtata, annesinin cenazesine geç kaldığı için ailesine ve çevresindeki herkese yalan söylemek zorunda kalan Pavel’a odaklanıyor. Söylediği her yalan bir yenisini tetikleyince, Pavel kendisini bir yalanlar ağının içinde buluyor. Dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Karlovy Vary Film Festivali’nde yapan Bashtata, daha sonra Filmekimi kapsamında Türkiye’deki sinemaseverlerle de buluşmuştu.

Lunana: A Yak in the Classroom – Lunana Dzongkha Pawo Choyning Dorji / Butan

Butanlı fotoğrafçı Pawo Choyning Dorji’nin ilk uzun metrajlısı olan Lunana Dzongkha Pawo Choyning Dorji, Himalayalar buzullarında, dünyanın en ücra okullarından birinde çekildi. Film, neredeyse tüm dünyadan kopuk hâldeki bu okula gönderilen bir öğretmene odaklanıyor. Öğretmen zor şartlar nedeniyle bir an önce buradan ayrılmanın hayalini kurarken, öğrencileri onu okulda tutmak için ellerinden geleni yapıyor.

Héliopolis / Cezayir

Adını Guelma’nın eski isminden alan Héliopolis, izleyicileri 1945 yılına, Almanya’nın teslim olmasıyla Avrupa’da II. Dünya Savaşı’nın sona erdiği güne götürüyor. Djaafar Gacem’in yönettiği film, Cezayir’in bağımsızlığı için düzenlenen protesto sırasında Fransız sömürge güçlerinin saldırmasıyla yaşanan katliama odaklanıyor.

Charlatan – Šarlatán / Çekya

Daha önce Polonya ve Almanya’ya bu kategoride Oscar adaylığı kazandıran usta yönetmen Agnieszka Holland, bu yıl Charlatan filmiyle Çekya’yı temsil ediyor. Dünya prömiyerini 70. Berlin Film Festivali’nde yapan film, izleyicileri 20. yüzyılın ilk yarısına götürüyor ve Çek şifacı Jan Mikolášek‘in gerçek hayat öyküsünü anlatıyor. İnsanları tedavi etmek için bitkisel ilaçlar kullanan ve bu konudaki yeteneğinin peşinden gidebilmek için pek çok fedâkarlıkta bulunan Mikolášek, ömrü boyunca savaşlarla ve totaliter rejimlerle mücadele etmek zorunda kalan bir isim olarak dikkat çekiyor. Holland’ın filmi Mikolášek’in bu mücadelesinin yanı sıra karanlık yanıyla verdiği içsel mücadeleye de odaklanıyor.

Emptiness – Vacío / Ekvator

Paul Venegas’ın yönetmen koltuğuna oturduğu Vacío, Ekvator’a yeni gelen iki Çinli göçmenin, kendilerini bipolar bir gangsterin insafına kalmış bir hâlde bulmalarını anlatıyor. Ekvator-Uruguay ortak yapımı olan Vacío, şu ana kadar Oscar adaylığı olmayan Ekvator’un bugüne kadar Akademi’nin değerlendirmesi gönderdiği dokuzuncu film.

The Last Ones – Viimased / Estonya

Suç, komedi ve western türlerini harmanlayan Viimased, çalıştığı vahşi tundraya olan bağlılığı ile bir arkadaşının sevgilisine duyduğu arzu arasında sıkışıp kalan genç bir madenciye odaklanıyor. Filmin yönetmen koltuğunda Veiko Õunpuu oturuyor. Õunpuu, bu küçük kasabada yaşananlar üzerinden gelenekler ile endüstrileşmenin çatışmasını masaya yatırıyor.

Night of the Kings – La Nuit des rois / Fildişi Sahili

Philippe Lacôte’nin imzasını taşıyan La Nuit des rois, bu yıl Oscar aday adayları arasında ön plana çıkan yapımlardan biri. Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yaptıktan sonra Toronto Film Festivali’nde de gösterilen film, Fildişi Sahili’nin en kötü şöhretli hapishanelerinden La Maca’ya gönderilen bir mahkuma odaklanıyor. Hapishanedeki ilk gecesinde genç mahkumdan sabaha kadar diğer mahkumlara hikâyeler anlatması isteniyor.

Gaza mon amour / Filistin

Gaza Mon Amour, Arab ve Tarzan Nasser kardeşlerin imzasını taşıyor. Nasser kardeşler ikinci uzun metrajlılarında yine kameralarını Gazze sokaklarına çeviriyor ve izleyicileri politik hiciv ile romantik komedi türleri arasında gidip gelen bir hikâyeye ortak ediyor. Dünya prömiyerini Venedik’te yaptıktan sonra Toronto Film Festivali’ne de konuk olan Gaza Mon Amour, Asya filmlerine verilen NETPAC Ödülü’nün sahibi oldu.

Gazze’de yaşayan ve hayatını balıkçılık yaparak kazanan altmışlı yaşlarındaki Issa, bir gün ağında antik görünümlü bir Apollo heykelciği bulur. Ne yapacağını bilemediği bu heykeli saklayan Issa, içten içe bu keşfin hayatını değiştireceğine inanmaya başlar. Bu inancın verdiği özgüven, Issa’nın uzun süredir hoşlandığı ama bir türlü açılamadığı Siham’a açılması için ona cesaret verir. Gazze’de karartmalar, bombalamalar ve polis aramaları birbirini takip ederken, politik iklimin günlük hayatta doğurduğu absürtlükler Issa ve Siham’ın evlenme çabalarını da etkiliyor.

La Llorona / Guatemala

Adını Latin Amerika kültüründeki Ağlayan Kadın (La Llorona) mitinden alan film, “bir korku filminin arthouse versiyonu” olarak tanımlanıyor. Geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali’nde göstrilen La Llorona, 1980’lerde Mayaların soykırım emrini veren Guatemalalı diktatör Enrique Monteverde’ye odaklanıyor. İşlediği suçlar nedeniyle yargılanıp tutuklanan Monteverde, yıllar sonra teknik bir detay yüzünden serbest bırakılıyor. Monteverde, halkın tepkisine rağmen bir süre ailesiyle evinde huzur içinde yaşasa da kabul edilemez tavırları tüm hizmetçilerinin istifa etmesine yol açıyor. Onların yerine Alma adlı genç bir kadın hizmetçi olarak işe başlayınca, paranormal olaylar baş göstriyor.

The Man Standing Next – Namsanui bujangdeul / Güney Kore

The Man Standing Next

En İyi Uluslararası Film kategorisinde geçtiğimiz yıla kadar adaylığı olmayan Güney Kore, geçtiğimiz yıl Parasite ile sadece adaylık almakla kalmadı, aynı zamanda ödülün de sahibi oldu. Güney Kore, tarihi bir başarıya imza atan Parasite’ın ardından bu yıl Oscar yarışına The Man Standing Next ile dâhil oluyor.

Politik gerilim türündeki The Man Standing Next’in yönetmen koltuğundaMin-ho Woo oturuyor. Senaryosunu da Min-ho Woo’nun kaleme aldığı film, izleyicileri 1970’li yıllara götürüyor ve askeri yönetimin başındaki Başkan Park Chung-hee’nin suikastıyla sonuçlanan süreci anlatıyor. Filmin başrolünde A Bittersweet Life, I Saw the Devil, JSA: Joint Security Area gibi filmlerde etkileyici performanslara imza atan, aynı zamanda G.I. Joe serisi ve RED 2 gibi Hollywood yapımlarında da rol alan Byung-hun Lee yer alıyor.

Beginning – Dasatskisi / Gürcistan

İptal edilmeden önce Cannes Film Festivali’nin seçkisinde yer alan Beginning, Cannes’ın iptal edilmesinin ardından dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptı ve burada FIPRESCI Ödülü’nün sahibi oldu. Sonrasında San Sebastián ve New York gibi önemli festivalleri ziyaret eden film, Gürcistan’a tarihindeki ikinci Oscar adaylığını kazandırabilir. Dea Kulumbegashvili’nin ilk uzun metrajlısı olan Beginning, San Sebastián’da jüri başkanı Luca Guadagnino’nun beğenisini kazanmış, usta yönetmen filmden övgüyle söz etmişti.

Film, Gürcistan’da sakin bir kasabadaki Yehova’nın Şahitleri komünitesinin radikal bir grubun saldırısına uğramasıyla yaşanan olayları anlatıyor. Hikâyenin merkezinde ise komünitedenin lideriyle evli olan eski aktris yer alıyor.

Extracurricular – Dopunska nastava / Hırvatistan

Ivan-Goran Vitez’in kara komedi türündeki filmi, onunla zaman geçirmenin başka yolu olmadığına ikna olduğu için kızının dokuzuncu yaş gününde okuluna gelip tüm sınıfını rehin alan boşanmış bir babaya odaklanıyor. Yozlaşmış gazetecilerin ve politikacıların bu olaydan prim yapmaya çalışması işleri daha da karmaşıklaştırıyor. Film toplumsal konulara hicivsel bir bakış getiriyor.

Buladó / Hollanda

Karayip Denizi’nin güneyinde yer alan Curaçao Adası’nda geçen film, babası ve dedesiyle birlikte taşrada yaşayan 11 yaşındaki Kenza’ya odaklanıyor. Büyülü gerçeklik sularında yüzen bu filmde, babasının rasyonel dünya görüşüyle dedesinin ruhani bakışı arasında kalan Kenza’nın kendi yolunu çizmesi gerekiyor.

Sun Children – Khōrshīd / İran

Bu yıl En İyi Uluslararası Film Oscarı yarışında İran’ı Majid Majidi’nin son filmi Khōrshīd temsil edecek. Geçtiğimiz ay Venedik Film Festivali’nde gösterilen film, 12 yaşındaki Ali ve üç arkadaşına odaklanıyor. Aile ve arkadaşları hayatta kalmak ve ailelerine destek olmak için birlikte mücadele veriyor. Mucizevi gibi görünen olaylar, Ali’nin yeraltında saklı bir hazine bulmasına yol açıyor.

Sonsuz Siper – The Endless Trench – La trinchera infinita / İspanya

Hikâyesi 33 yıla yayılan ve bölümler hâlinde anlatılan The Endless Trench, 1936 yılında, İspanya İç Savaşı sırasında yeni evlenmiş genç bir adam olan Higinio’nun Franco güçlerinden saklanmak için evinin altına bir çukur açmasıyla başlıyor. Higinio misilleme cinayetlerinden korktuğu için 30 yılı aşkın süre hayatını bu çukurda geçirirken, Rosa yukarıda çocuklarını büyütüyor. Film, Netflix Türkiye’de izlenebiliyor.

Charter / İsveç

Amanda Kernell’in yönettiği Charter, boşanma sürecinde iki ay çocuklarını göremeyen bir kadının, çocuklarıyla ilişkilerini onarma umuduyla iki çocuğunu kaçırıp Kanarya Adaları’na götürmesiyle yaşananları anlatıyor. Film, dünya prömiyerini bu yılın başında Sundance Film Festivali’nde yaptı.

My Little Sister – Schwesterlein / İsviçre

My Little Sister

Bu yıl En İyi Uluslararası Film Oscarı için yarışacak dikkat çekici filmlerden biri de İsviçre’yi temsil eden Schwesterlein. Dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan film, Nina Hoss ve Lars Eidinger’in hayat verdiği iki yetişkin kardeşe odaklanıyor. Nina Hoss, bir türlü yazamayan bir tiyatro yazarına, Lars Eidinger ise kanserle mücadele eden başarılı bir aktöre hayat veriyor. Karşı karşıya geldikleri bu sıkıntılar, iki kardeşin yeniden yakınlaşmasına vesile oluyor.

True Mothers – Asa ga Kuru / Japonya

Naomi Kawase’nin son filmi True Mothers, Cannes 2020 seçkisindeki en dikkat çekici filmler arasında yer alıyordu. Kısa süre önce İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen True Mothers, usta yönetmenin Japonya tarafından Oscar aday adayı olarak seçilen ilk filmi oldu.

Mizuki Tsujimura‘nın 2015 tarihli romanından uyarlanan film, yıllarca çocuk sahibi olmaya çalıştıktan sonra evlat edinme yoluna giden bir çifte odaklanıyor. Altı yıl sonra bu bebeğin biyolojik annesi bir anda çıkıp gelince, çift hiç beklemedikleri bir durumla karşı karşıya kalıyor. Çünkü kadının asıl amacı bebeğine karşı çiftten para koparmaktır.

Funny Boy / Kanada

Funny Boy, 2006 yılında Water filmilye Kanada’ya bu kategoride Oscar adaylığı kazandıran, Hindistan doğumlu yönetmen Deepa Mehta’nın imzasını taşıyor. Film, eşcinselliğe karşı sert bir tutumun olduğu Sri Lanka’da cinsel yönelimiyle ilgili gerçeği kabul etmekte zorlanan bir gence odaklanıyor. Ava DuVernay’in Array Releasing’in Amerika’daki haklarını aldığı film, ülkede Netflix’te yayınlanacak.

Exile – Exil / Kosova

Kosovalı yönetmen Visar Morina‘nın imzasını taşıyan Exil, Almanya’da yaşayan Kosovalı Xhafer’in etnik kimliği nedeniyle iş yerinde mobing‘e maruz kaldığını ve ayrımcılığa uğradığını düşünmeye başlamasıyla yaşananları anlatıyor. Tüm bunlar gerçekten yaşanıyor mu, yoksa sadece kuruntu mu yapıyor? Arkadaşları ırkçı mı yoksa sadece Xhafer’i mi sevmiyorlar? Tüm bu cevapsız sorular Xhafer’i işine, ailesine, ülkedeki aidiyetine mâl olabilecek tehlikeli bir sorgulamaya itiyor.

Dünya prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yapan Exil, Berlin Film Festivali’ne de konuk oldu. Aynı zamanda 26. Saraybosna Film Festivali’nde festivalin büyük ödülü olan Saraybosna’nın Kalbi’nin sahibi oldu.

Land of Ashes – Ceniza Negra  / Kosta Rika

Sofia Quiros Ubeda, ilk uzun metrajlısı olan Ceniza Negra’yı 2017 yapımı kısa filmi Selva’da ele aldığı karakterlerden ve hikâyeden uyarladı. Filmde Smachleen Gutierrez, doğal olan ile doğaüstü olanın iç içe geçtiği bir dünyada kayıpla başa çıkmaya çalışan genç bir kadına hayat veriyor. Film dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nin Eleştirmenlerin Haftası seçkisinde yaptı.

River Tales – Cuentos del río / Lüksemburg

Julie Schroell’in Nikaragua’da çektiği belgesel, San Juan Nehri’nin ve nehrin kıyısında yaşayan insanların tarihini aktarmak için orada yaşayan çocuklarla bir tiyatro oyunu sahneleyen öğretmen Yemn’e odaklanıyor. Çinli bir iş adamının nehir yolunun kontrolünü almaya çalıştığı dönemde sahnelene bu oyun, hem San Juan Nehri’ni hem de ülkeyi bekleyen geleceğe ayna tutuyor.

Roh / Malezya

En İyi Uluslararası Film Oscar için yarışan korku filmi pek görmesek de bu yıl Malezya ödül yarışına bir korku filmiyle dahil oluyor. Emir Ezwan’ın yönettiği Roh, evlerinin yakınındaki ormanda gizemli bir genç kız bulan bir anne ve iki çocuğuna odaklanıyor.

Operation Just Cause – Operación Causa Justa / Panama

Film, adını 1989 yılında Amerika’nın kısa süreliğine Panama’yı işgal ettiği Operation Just Cause hareketinden alıyor. Amerika’nın diktatör olarak gördüğü Manuel Noriega’nın tutuklanması için düzenlenen operasyon sırasında geçen film, bu esnada Panama’da yaşayan farklı insanların deneyimlerine odaklanıyor.

Song Without a Name – Canción sin nombre / Peru

Geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin 14 Günü yan seçkisinde dünya prömiyerini yapan Song Without a Name, yönetmen koltuğunda oturan Melina Leon’un gazeteci olan babası tarafından 1980’lerde ortaya çıkarılan çocuk trafiği vakasına odaklanan siyah-beyaz bir drama. Hikâyenin merkezinde doğum yaptığı klinik de, yeni doğan bebeği de bir gecede ortadan kaybolan bir kadın yer alıyor.

Collective – Colectiv / Romanya

Romanya’nın aday adayı bu yılın en dikkat çekici belgesellerinden biri olan Colectiv. Dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Venedik Film Festivali’nde yapan film sonrasında Toronto ve Sundance gibi önemli festivalleri ziyaret etti.

Filmde yönetmen Alexander Nanau, Romanya’da bir gece kulübünde çıkan yangın sonrası hastanede hayatlarını kaybeden insanların ölümünü araştıran bir grup gazeteciyi takip ediyor. Onlarca kişinin sağlık sistemindeki sorunlar yüzünden yok yere öldüğü bu skandalın peşine düşen gazeteciler, Romanya hükûmetinin üst kademelerine ulaşan bir yolsuzluk ağını açığa çıkarıyor.

Wet Season / Singapur

Dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali’nde yapan Wet Season, 2013 yılında ilk uzun metraj filmi Ilo Ilo ile Cannes’da Altın Kamera Ödülü’nü kazanan Anthony Chen‘in imzasını taşıyor.

Wet Season, Singapur’da öğretmenlik yapan bir kadının, evliliğinde yaşadığı sorunları ve bir öğrencisiyle kurduğu bağı mercek altına alıyor. Yönetmen, ilk filminde olduğu gibi kamerasını yine Singapur’a çeviriyor ve ülkenin sosyolojik yapısı üzerinden bir dram hikâyesi yaratmaya çalışıyor gibi görünüyor.

The Auschwitz Report – Správa / Slovakya

Film, Auschwitz Toplama Kampı’nda yaşananların gün ışığına çıkmasını sağlayan tanıklıkların başında gelen Vrba-Wetzler raporunun arkasındaki hikâyeyi anlatıyor. Auschwitz’ten kaçan iki Slovak mahkumun toplama kampı içinde yaşanan olayları detaylı şekilde anlattığı bu rapor, sonraki yıllarda Nazilerin insanlık dışı suçlarının belgelenmesi için kritik rol oynamıştı.

Stories from the Chestnut Woods – Zgodbe iz kostanjevih gozdov / Slovenya

Gregor Bozic’in adeta bir düşü andıracak şekilde çektiği filmi, II. Dünya Savaşı sonrası Yugoslavya-İtalya sınırındaki ormanda buluşup birbirlerine hikâyelerini anlatan yaşlı bir halıcı ile kestane satan genç bir kadına odaklanıyor. İkili anılarını paylaşırken, gelecekleri üzerine de düşünüyor. Film, dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali’nde yaptı.

A Sun – Yángguāng Pǔzhào / Tayvan

Chung Mong-hong’un yönettiği film, en ufak oğulları ıslah evine gönderilince alt üst olan bir aileye odaklanıyor. Zaman geçtikçe ailenin iki oğlu birbirinden oldukça farklı yönlere savruluyor. Mong-hong, iki buçuk saatlik bu ekip filmde, çarpıcı ve zaman zaman şiddet dolu bir aile dramasına imza atıyor.

Atlantis – Atlantida / Ukrayna

39. İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale’nin sahibi olan Atlantis, En İyi Uluslarararası Film Oscarı için yarışacak yapımlar arasında yer alıyor. George Orwell’in 1984’undan izler taşıyan distopik bir drama olan Atlantis, günümüzden beş yıl sonra, savaşla yıkımın eşiğinde gelmiş Ukrayna’da geçiyor ve travma sonrası davranış bozukluğundan muzdarip (PTSD) olan eski bir askere odaklanıyor. Valentyn Vasyanovych’in filmi geçtiğimiz yıl Venedik Film Festivali’nin Orrizonti bölümünde En İyi Film seçilmişti.

Once Upon a Time in Venezuela – Erase Una Vez en Venezuela / Venezuela

Anabel Rodriguez Rios’un belgeseli, Lake Maracaibo eteklerinde kurulmuş Congo Mirador köyünü mercek altına alıyor. Gözlemci belgesel türündeki Once Upon a Time in Venezuela, bir petrol şirketinin faaliyetleri ve yaşananları görmezden gelen yozlaşmış hükûmetin ihmalkarlığı sonucunda köyün yıllar içinde yıkımın eşiğine gelmesini takip ediyor.

Apples – Mila / Yunanistan

Apples

Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan Apples, Dogtooth ve Before Midnight gibi filmlerde yardımcı yönetmen olarak görev alan Christos Nikou’nun ilk uzun metrajlısı. Kısa süre önce Cate Blanchett’ın yapımcı olarak dâhil olduğu Apples, bu yıl En İyi Film Oscarı için yarışacak en dikkat çekici filmlerden biri.

Film, izleyiciyi ani hafıza kaybına neden olan bir salgının hükûm sürdüğü bir dünyaya davet ediyor. Orta yaşlarındaki Aris, kimsesiz hastalara yardım edip onlara yeni kimlikler veren bir iyileşme programına kaydolur. Aris, yeni anılar yaratmak için kasetlere günlük görevler kaydeder ve yaptığı şeyleri kameraya alır. Normal hayata döndüğünden Aris, programa kaydolan Anna ile tanışır ve işler bu noktadan sonra değişir.

Kaynaklar: Wikipedia, ScreenDaily, The Wrap, AwardsWatch

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information