How happy is the blameless vestal’s lot?
The world forgetting, by the world forgot:
Eternal sunshine of the spotless mind!
Each prayer accepted, and each wish resigned*

Hafıza, Türkçe sözlükte “Yaşantıları, öğrenilen konuları, bunların geçmişle ilişkisini bilinçli olarak saklama gücü” olarak tanımlanır. Sözcüğün kökünde bulunan koruma anlamıyla ilişkili olarak hatırlamanın ne anlama geldiğine dair soruya felsefe tarihinde verilen yanıtları üç temel yaklaşım çerçevesinde açımlayan Barash, “Belleğin Kaynakları” başlıklı makalesinde Platoncu ve Aristotelesçi doktrinlerle beraber kolektif hatırlamadan söz eder. Platon’a göre hafıza, olanı sonsuza dek hatırlar. Aristoteles ise geçmiş imgelerin kullanılmasıyla hatırlamanın gerçekleştiğini öne sürer. Bu yazının konusunun kişisel hafıza olması nedeniyle “Hatırlamak nedir?” sorusuna verilen üçüncü yanıtı bir kenarda tutarak diğer iki doktrin üzerinden ilerlediğimizde hafızayı “duyularımla çekip getirdiğim bin çeşit nesnenin sayısız imgeleriyle dolu hazinenin olduğu yer” olarak betimleyen Augustinus karşımıza çıkar. Augustinus’un hafızanın eylemlerinden söz ederken önemli saptamalarından biri bu eylemlere ilişkin sözcüklerin Latince karşılıkları arasındaki ilişkidir. Augustinus, hafızanın dağınık hâlde bulunan verileri toparlama (colligenda) işlemiyle düşünme (cogito) sözcüğünden yola çıkarak cogitare’nin asıl anlamının zihinde herhangi bir şeyin izini sürmek olmasına dikkat çeker. Bilgilerin bazılarının dağınık, bazılarının düzenli hâlde bulunduğu “hafıza” denen bu geniş odada herhangi bir şeyin izini sürmek de bizi birbirine zıt gibi görünen iki sözcük üzerine muhakeme etmeye yöneltir: hatırlamak ve unutmak! Evet, Augustinus’un etraflıca ele aldığı gibi hatırlama, hafızadaki verilerin farklı sürelerde ortaya çıkmasıyla gerçekleşir ama beni İtiraflar’da bu konu çerçevesinde en çok düşündüren bölümler, unutmak üzerine soruları ve örnekleri oldu. Augustinus, kitabın “Unutma da hatırlanır” başlıklı bölümünde “unutma hafızanın yokluğundan başka nedir ki?” diye sorduktan sonra hafızadan bir şey bulunup çıkarılamadığında yine dönüp dolaşıp hafızaya baktığımızı bize “hatırlatır” ve unuttuğumuzu sandığımız şey bir anda kendini gösterdiğinde şöyle bir soruyla devam eder: “Yoksa tamamen çıkıp gitmemiş midir hafızamızdan, bir parçası kalmış da diğer parçasını aramamızda bize yardımcı mı olacaktır?”

Augustinus, herhangi bir şeyi unuttuğumuzun farkında olma hâlinin bile unutmanın gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda bizde peşi sıra soru işaretlerine neden olacak sorgulamalara girişirken ondan yüzyıllar sonra Michel Gondry, Sil Baştan – Eternal Sunshine of the Spotless Mind adlı filminde hatırlamak ve unutmak üzerine bir anlatı inşa eder. Adını Alexander Pope’un “Eloisa to Abelard” adlı şiirinin zihin kavramını ve unutmak eylemini işleyen bir dörtlüğünde geçen dizeden alan filmde baş karakterlerden Joel, bir hafıza silme işlemine katılarak onu unutan sevgilisi Clementine’a misilleme olarak aynı işlemi yaptırır. Augustinus’un belirttiği gibi hafızada her şey tasnif edilse de kayıtlı duran bilgilerin öne çıkması bir düzeni takip etmez. Benzeri bir sırasızlık ya da başka deyişle karmaşık yapı, anlatıda da görülür. Karakterlerin hafıza sildirme işleminden önce ve sonra yaşadıkları, kronolojik olarak sunulmaz. Açılış sekansında sevgililer gününü yalnız geçirecek olan ve eski sevgilisi Naomi’yi düşünen Joel, bir yandan kendini de sorgularken bindiği trende onu nereden tanıdığını çıkaramayan Clementine ile karşılaşır. Böylece daha ilk sahnelerde hatırlama – unutma meselesi işlenmeye başlar. İki karakterde de birbirlerine ilişkin bilgilerin hafızanın daha kuytu bölmelerinde durduğu sahneden sonra Joel’a telefon numarasını veren Clementine, sevgililer gününün kutlanmasından mutlu olacağını söyler. Filmde sevgililer günü, ilerleyen sahnelerde bir nesne ve elbette olaylarla ilişkilendirilecek ve hatırlama – unutma eksenindeki yerini alacaktır.

Nesneler, İmgeler ve Çağrışımlar

Jenerikle beraber zamanda atlama olur. Clementine’ın işyerine sevgililer günü hediyesini vermek için giden Joel, sevgilisinin yanında başka birini görür ve kendisine yabancıymış gibi davrandığını fark eder. Sonrasında da bir nottan Clementine’ın ilişkilerine ve Joel’a dair her şeyi hafızasından sildirdiğini öğrenir. Bu işlemi yapan şirketin doktoru Mierzwiak, ona Clementine’ın mutsuzluğunu ve hayatına bu şekilde devam etmek istememesini gerekçe gösterdiğini söyler. Kendini Clementine’ın birlikte olduğu en iyi adam olarak gören Joel da hafızasını sildirmeye karar vererek sanki ondan bunun rövanşını almak ister. Misillemeler ve güç savaşlarıyla sonuna gelinmiş bu ilişkide o noktaya nasıl varıldığı, Joel’un hafıza sildirme işleminin başlamasıyla gerçekleşir ve bu işlemin öncesinde Mierzwiak, Joel’dan evindeki Clementine ile ilgili eşyayı toplamasını ister. Eşyalar aracılığıyla Joel’un hafızasındaki Clementine haritası saptanır. Bu harita oluşturulduktan sonra silme işlemi başlayacaktır. Bu sahneyle beraber hafıza – eşya arasındaki ilişki daha güçlü biçimde kurulur. Augustinus’un belirttiği gibi nesnelerin kendileri değil, imgeleri hafızada yer alır ve bu imgeler, çağrışımlarla yüklüdür. Joel’un işlem başlamadan önce evindeki eşyayı toplarken ilk aklına gelen Clementine ile tanıştıkları andır. Ardından kupa, defter ya da başka bir nesne, Clementine’ın kahkahasını duymasına ya da onunla yaşadığı herhangi bir anın gözünün önüne gelmesine neden olur.

Sevgi ve Nefreti Kaydeden İki Eşya: Günlük ve Yağmurluk

Silme işlemi, Joel’un hafızasına Clementine’la ilgili son kaydedilen hatıradan başlayarak geriye doğru gerçekleşecektir. Bu nedenle ilk hatırlanan, son kavgaları olur. Joel’un “Bu seni son görüşüm” diye hatırladığı kavgalarında birbirlerinin canını acıtmak için seçtikleri sözcükler ve belden aşağı vurmalar, ilişkileriyle beraber kendilerini de tükettiklerini gösterir. Bu tartışma, unutulma kaygısıyla birleşerek bir üstünlük sağlama mücadelesine dönüşür ve Joel, tam söyledikleri için Clementine’ın peşinden özür dilemeye gittiği anı hatırladığında onu hafızasından silecek olmanın vereceği güç baskın gelir. Her şey üstlerine yıkılırken “Seni siliyorum ve çok mutluyum. Önce sen beni sildin” sözü, o yıkıntıdan sağ kurtulmayı ve “kazanmayı” tercih eden Joel’un pişmanlık duyan, hatalarını fark etmek üzere olan Joel’a karşı galip geldiğini ortaya koyar. Augustinus’un “Düşüncemize konu olan, duygularımızın çoğalarak, azalarak ya da şekil değiştirerek algıladığı ne varsa orada saklı” dediği hafıza, Joel’a şekil değiştirerek sevgiden nefrete dönüşen duygularını hatırlatır. İlerleyen sahnelerde yine bir adım öncesine giderek bütün köprülerin yıkıldığı, duygunun şekil değiştirdiği aşamaya nasıl geldiklerine dair bir ipucu daha verilir. İkisi de ilişkilerinin monotonlaştıklarını hissederler. Birlikte olmak, artık onları bunaltırken birbirlerinin sevmedikleri özellikleri daha çok gözlerine batar. Joel’un hafızası, anlatı yapısına koşut olarak karmaşıklaşır. İçinde bulunduğu ve hafızasını sildirdiği anlar karışırken Joel, hafızasının içinden Clementine’ın olmadığı yeni bir hayata çıkacak yolun izini sürmeye çalışır. Bu aşamada Clementine, silme işleminde görev yapan teknisyenlerden birine korktuğunu, kendini yok olmuş gibi hissettiğini söylerken Joel’un geçmişte günlüğüne yazdığı birkaç tümce, mutlu yaşamın hafızada olup olmadığını soran Augustinus’a bir yanıt verir gibi onu mutsuz eden son hatıraların altındaki mutlu oldukları yaşantıyı gün yüzüne çıkarır. Augustinus da bu sorusunu “Onun (mutlu yaşamın) ne olduğunu bilmeseydik onu sevemezdik” diye yanıtlar ve Joel da bildiği, deneyimlediği ama o güç savaşları sırasında belki de bile isteye üzerini örtmek istediği anları, duygularını, kısaca iyi olanı ve onu mutlu edeni hatırlamak üzeredir artık. “Çok mutluyum. Şu anda tam olmak istediğim yerdeyim”. Clementine ile birlikte oldukları bir andan bahsederken günlüğüne bunları yazar. Bunu izleyen sahnede ise Joel’un kimliğini çalan teknisyenlerden Patrick, Joel’un aldığı sevgililer günü hediyesini Clementine’a verir. Clementine’ı mutlu eden bu hediyede, yani eşyada kodlanan kişi aslında Joel’dur. Akabinde seviştikten sonra Joel ile Clementine’ın birbirlerine en derinlerini açtıkları, Clementine’ın “Beni asla bırakma” dediği konuşmaları hatırlayan Joel, günlüğüne yazdıklarının da etkisiyle hafıza sildirme işlemini iptal ettirmek ister. Buna koşut biçimde Clementine de geçmişlerini hatırlamaya başlamıştır.

Joel ve Clementine’ın hafızalarının gizli bölmelerindeki kayıtların yine bir eşya ve o günlerdeki duygularını hatırlatan birkaç tümceyle açığa çıkması, bir başka gerçeğin daha farkına varmalarını sağlar. Joel, hafıza sildirme kararını önce verdiği için tekrar Clementine’a öfkelenmek üzereyken onun “Beni tanıyorsun. Aklıma eseni yaparım” demesi ve Joel’un “Seni bunun için seviyorum” diye karşılık vermesi, birbirlerine âşık olma ve öfkelenme nedenlerinin aynı olduğunu gösterir. Sonra başka birkaç tümce ve bir eşya, bu gerçeğin altını bir kez daha çizer. Tanıştıkları günü konuşurlarken Joel, o ilk anki duygularını “Seni uzaktan gördüm. O andan itibaren sana çekildiğimi hatırlıyorum. Sonradan çok seveceğim, en sonunda da nefret edeceğim yağmurluğunu giymiştin” diyerek anlatır. Tam da bu noktada Augustinus’un unutmak hakkında saptamalarını ve filmin temel meselesini göz önünde bulundurarak şöyle bir soru sorulabilir: Nesnelere, o nesneleri özdeşleştirdiğimiz kişilere karşı duyduklarımız böylesine uç noktalarda gelip giderken, bu noktalarda sevgi ve nefret gibi hayli güçlü iki duygu varken unutmak, kişilerle beraber bu duyguları da hafızadan silmek mümkün mü? Bunun yanıtını bulmak için filmin finalini beklemek gerekse de bundan sonra her aşama, aranan yanıtı besleyecek bir gelişmeye sahne olacaktır. Sadece Joel değil, Clementine da işlemin durdurulmasını istediği için ona teknisyenlerden saklanacakları bir yere gitmeyi teklif eder. Bunun üzerine Joel’un çocukluğuna ve o yıllarda yaşadığı eve gittiklerinde silme işlemi durur, Joel haritadan çıkar. Joel’un sildikleri bir hatırada dolaştığını söyleyen teknisyenin gözlemi, işlemlerinin başarısızlığıyla beraber kaydedilmiş verilerin, duyguların hafızadan bu denli kolay silinemeyeceğinin kanıtlarından biri olur. Teknisyenler işlemi devam ettirmek için çabalarken Clementine’a “Keşke seninle çocukken tanışsaydık” diyen Joel, tanışmadıkları zamanlarda bile hafızasında onu var eder adeta.

Saklanmak için girdikleri ev üstlerine yıkılırken Joel, tanıştıkları zaman korktuğu için ilk başta Clementine’dan kaçıp uzaklaştığını itiraf eder. İlişkilerinin başından itibaren konuşamadıkları ama aralarında bir boşluğa, sonrasında da onları ayrılma noktasına getiren problemlere neden olan her şeyi temize çekerler. Geriye düzeltmeleri gereken son birkaç kayıt kalmıştır. Hafıza silme işlemini yapan şirketin çalışanlarından Mary, işlemin korkunç bir şey olduğuna karar verince uygulandığı herkese bu hatayı düzeltmek için bir bilgi yazısı ile ses kayıtlarını gönderir. Joel, kayıtlardan Clementine’ın kendisini neden sildirmek istediğini öğrenir ve ayrılırlar. Eve geldiğinde ise Joel, bu defa kendi ses kayıtlarını dinler ve Clementine’ı neden hafızasından sildirmek istediğini hatırlar. İkisi de aynı yanlışları yaparak birbirlerine en aşağılayıcı, kırıcı ithamları sıraladıklarını görürler. Bunun üzerine tekrar bir araya gelip konuşmaya başladıklarında birbirlerini oldukları gibi, yani aslında en başta sevdikleri hâlleriyle kabul edebilecekleri gibi bir seçenek daha olduğunu “hatırlarlar”. Augustinus, hafızamızda bambaşka bir şeyi ararken hiç ummadığımız bir şeyin “Aradığın biz olmayalım?” diyerek kendini gösterdiğini belirtir. Bu filmde de karakterlerin hafızalarından sildirmek istedikleri kişi, yaşantı ve duygularla beraber silinmek üzere olan ve son anda hatırladıkları o seçenek, aslında hep hafızada iyi bir şekilde kalmasını istedikleridir. Augustinus’un metinlerinde hafızaya ilişkin sorgulamaları filmden çok daha farklı bir yere varsa da onun başlangıç güzergahını takip ederek Joel ile Clementine’ın ilişkisini, eylemlerini ve tepkilerini ele aldığımızda şöyle bir sonuca ulaşmak mümkün: Kendimizle karşılaştığımız, ne zaman, nerde, ne yaptığımızı ve hissettiğimizi hatırladığımız hafızamızdaki bütün bilgilerin çarpışması, yalnız karşımızdakinin değil, kendi gerçeğimizi de görmemizi sağlar. Filmdeki karakterler, henüz bu gerçeğin farkına varamadıkları bir aşamada sildirme işleminin yapılmasını istemişler ama sonunda sildirmek istedikleri her şeyi korumanın peşine düşmüşlerdir. Augustinus, “Mutlu bir yaşamın özlemini duyan insanların önceden ona aşina olmaları gerekir” der. Joel ile Clementine, aşina oldukları mutluluğu hatırlayıp kaybetme tehlikesiyle karşılaştıklarında harekete geçerler. Filmde onlar için yazılan mutlu son da hatırlamaları için geç de olsa verdikleri mücadeleye hafızaları tarafından sunulmuş bir ödül olur.


*Ne mutludur masum rahibenin dostları
Unutulan dünyada dünyanın unuttuğu
Lekesiz zihnin sonsuz gün ışığı
Her isteği bırakılmış ama kabul görmüş her duası

Kaynakça

Augustinus (2010), İtiraflar, çev. Çiğdem Dürüşken, İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Barash, J. A. (2007), “Belleğin Kaynakları”, çev. Şeyda Öztürk, Cogito: Bellek, Öncesiz, Sonrasız, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information