Bu yazıda Eternals'ın hikâyesine dair sürpriz bozanlara (spoilerlara) yer vermeyeceğim. Yine de size tavsiyem filmi izlemediyseniz bu yazıyı okumamanız. Keza hep yaşandığı varsayılan fakat gerçeği çok nadir görülen bir olay Eternals etrafında gerçekten de yaşanmakta: Eğer filme dair olumlu beklentileriniz olursa filmi beğenmeyeceksiniz, fakat filme dair olumsuz beklentileriniz varsa filmi beğenebilirsiniz. Güncel olarak Eternals'ı izleyenlerin tepkilerinde dalga dalga bu vakayı gözlemlemek mümkün. Marvel'ın Guardians of the Galaxy'den sonra ortaya koyduğu az tanınan karakterlerden oluşan ilk yapımı Eternals'ı, iki Akademi ödüllü Chloé Zhao ve ansambl oyuncu kadrosunun yarattığı heyecanla önceden izleyen eleştirmenler filmi beğenmedi. Onların eleştirilerine denk gelip filme gidenler ise filmi beğendi. Derken bir beğenen, bir beğenmeyen insanlar arasında bir raks izlemeye başladık ve bu durum bir süre devam edecek gibi duruyor. Bu yüzden filmin aşil tendonunu tespit etmek çok kolay: İzleyici beklentileri. Salma Hayek, Angelina Jolie gibi gerçekten iddialı isimlerin yanında, neredeyse tamamı büyük yapımlarda yer almış, (Game of Thrones'daki Rob Stark ve Jon Snow kardeşleri canlandıran Richard Madden ve Kit Harington'ın her ikisi de önemli rollerde mesela) güçlü ve oldukça kalabalık bir oyuncu kadrosu, çift Oscar'lı bir yönetmen, Marvel'ın dördüncü fazının temellerini atıyor olmamız ve başka bir sürü faktör bir araya gelince, Eternals'ın ondan beklenenleri başarması en mükemmel versiyonunda bile mümkün olamazdı. Üstelik 2 saat 40 dakikalık uzun bir seyre karşın, filmin prodüksiyonunda vazgeçilen fikirlerin yarattığı boşlukları hissedebiliyoruz. Tüm bunların üzerine çizgiroman evrenlerinde beyaz erkek merkezli ve iyi ile kötü arasındaki kutsal savaşı sürekli vurdulu kırdılı sahneler eşliğinde görmek isteyen muhafazakâr seyircinin çoğulcu temsillere direnci de eklenince, Eternals çok sert eleştiriler almış oluyor. Özetle filmi, herkesi üzebilecek bir şeyleri mutlaka bünyesinde barındıran lezzetli bir çorbaya benzetebiliriz. Bu yüzden ben de kendimi yanlış sebeplerle eleştirilen Eternals'ı savunma isteğim ve filmin gerçek kusurlarının yarattığı hayal kırıklığı arasında bocalarken buldum. Eternals: Marvelmetre'nin Neresinde? Eternals, hayatımıza yeni bir Marvel Sinematik Evreni dinamiği katıyor. Peter Quill'in babası Ego'nun ardından göksel varlıklarla (Celestial) ikinci round'a sonunda geçiyoruz. Göksel varlıkların nasıl ortaya çıktığı ve Marvel Evreni'nin, sonsuzluk taşlarının da ötesinde nasıl işlediği hakkında yeni fikirler ediniyoruz. Kendisi de göksel bir varlık olan Arishem tarafından yaratılan Eternallar, insanlık tarihinin mitolojik öykülerine ilham vermiş, evrimsel sürecinin parçası olmuş ölümsüz varlıklar. Dünyayı, kendileri gibi Arishem tarafından yaratılmış Deviantlar'dan korumak başlıca görevleri. Bunun dışında dünyevi işlere karışmamaları gerekiyor ve anılarında yaşattıkları yuvaları Olympia'ya dönme zamanı gelene dek insanlarla beraber mutlu mesut yaşıyorlar. Azılı düşmanları Deviantlar, maalesef çok vasat kötüler. Ne metaforik anlamda Eternals'ın içinde yer aldığı mitik anlatıdan besleniyorlar, ne de hikâyenin akışına kritik katkılar sunabiliyorlar. Marvel'ın yeni efsanevi kötüler yaratması artık kabak tadı verdiği için, büyük bir şeye kalkışmaktan çekinilmesini anlıyorum fakat Deviantlar'ın hikâyesinde ekstra bir ihmal edilmişlik var. Filmde teker teker odaklanılması gereken o kadar çok karakter var ki, sanki sıra onların inşasına yeterince gelememiş gibi. Bunun dışında, filmi izlerken uzun zamandır deneyimlemediğimiz bir rahatlık söz konusu. Hangi evrende olduğumuzu unutmuyoruz ama kısa bir süreliğine Marvel evreninin geri kalanını gerçekten unutabilirsiniz. Benim kafamda her zaman hayalî bir Marvelmetre var, bir yapımının diğer yapımlarla bağlarını sürekli ölçen bir jeneratör gibi. Genellikle 10 üzerinden 4 ila 9 arası ölçüm…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Eternals, seyircinin kimi beklentilerini karşılamasa da türün en başarılı azınlık temsilleri bütününü içeren keyifli bir film. Yıllarca bilhassa beyaz ve hetero erkeklerin hayran kitlesini oluşturduğu bir türde böyle bir iddiaya sahipken açıklar bırakmak, kimilerinin mevcut hatalara büyüteçle bakmasına neden oluyor.

Kullanıcı Puanları: 3.86 ( 8 oy)
60

Bu yazıda Eternals’ın hikâyesine dair sürpriz bozanlara (spoilerlara) yer vermeyeceğim. Yine de size tavsiyem filmi izlemediyseniz bu yazıyı okumamanız. Keza hep yaşandığı varsayılan fakat gerçeği çok nadir görülen bir olay Eternals etrafında gerçekten de yaşanmakta: Eğer filme dair olumlu beklentileriniz olursa filmi beğenmeyeceksiniz, fakat filme dair olumsuz beklentileriniz varsa filmi beğenebilirsiniz. Güncel olarak Eternals’ı izleyenlerin tepkilerinde dalga dalga bu vakayı gözlemlemek mümkün. Marvel‘ın Guardians of the Galaxy‘den sonra ortaya koyduğu az tanınan karakterlerden oluşan ilk yapımı Eternals’ı, iki Akademi ödüllü Chloé Zhao ve ansambl oyuncu kadrosunun yarattığı heyecanla önceden izleyen eleştirmenler filmi beğenmedi. Onların eleştirilerine denk gelip filme gidenler ise filmi beğendi. Derken bir beğenen, bir beğenmeyen insanlar arasında bir raks izlemeye başladık ve bu durum bir süre devam edecek gibi duruyor.

Bu yüzden filmin aşil tendonunu tespit etmek çok kolay: İzleyici beklentileri. Salma Hayek, Angelina Jolie gibi gerçekten iddialı isimlerin yanında, neredeyse tamamı büyük yapımlarda yer almış, (Game of Thrones‘daki Rob Stark ve Jon Snow kardeşleri canlandıran Richard Madden ve Kit Harington‘ın her ikisi de önemli rollerde mesela) güçlü ve oldukça kalabalık bir oyuncu kadrosu, çift Oscar’lı bir yönetmen, Marvel’ın dördüncü fazının temellerini atıyor olmamız ve başka bir sürü faktör bir araya gelince, Eternals’ın ondan beklenenleri başarması en mükemmel versiyonunda bile mümkün olamazdı. Üstelik 2 saat 40 dakikalık uzun bir seyre karşın, filmin prodüksiyonunda vazgeçilen fikirlerin yarattığı boşlukları hissedebiliyoruz. Tüm bunların üzerine çizgiroman evrenlerinde beyaz erkek merkezli ve iyi ile kötü arasındaki kutsal savaşı sürekli vurdulu kırdılı sahneler eşliğinde görmek isteyen muhafazakâr seyircinin çoğulcu temsillere direnci de eklenince, Eternals çok sert eleştiriler almış oluyor. Özetle filmi, herkesi üzebilecek bir şeyleri mutlaka bünyesinde barındıran lezzetli bir çorbaya benzetebiliriz. Bu yüzden ben de kendimi yanlış sebeplerle eleştirilen Eternals’ı savunma isteğim ve filmin gerçek kusurlarının yarattığı hayal kırıklığı arasında bocalarken buldum.

Eternals: Marvelmetre’nin Neresinde?

Eternals, hayatımıza yeni bir Marvel Sinematik Evreni dinamiği katıyor. Peter Quill’in babası Ego’nun ardından göksel varlıklarla (Celestial) ikinci round’a sonunda geçiyoruz. Göksel varlıkların nasıl ortaya çıktığı ve Marvel Evreni’nin, sonsuzluk taşlarının da ötesinde nasıl işlediği hakkında yeni fikirler ediniyoruz. Kendisi de göksel bir varlık olan Arishem tarafından yaratılan Eternallar, insanlık tarihinin mitolojik öykülerine ilham vermiş, evrimsel sürecinin parçası olmuş ölümsüz varlıklar. Dünyayı, kendileri gibi Arishem tarafından yaratılmış Deviantlar’dan korumak başlıca görevleri. Bunun dışında dünyevi işlere karışmamaları gerekiyor ve anılarında yaşattıkları yuvaları Olympia’ya dönme zamanı gelene dek insanlarla beraber mutlu mesut yaşıyorlar. Azılı düşmanları Deviantlar, maalesef çok vasat kötüler. Ne metaforik anlamda Eternals’ın içinde yer aldığı mitik anlatıdan besleniyorlar, ne de hikâyenin akışına kritik katkılar sunabiliyorlar. Marvel’ın yeni efsanevi kötüler yaratması artık kabak tadı verdiği için, büyük bir şeye kalkışmaktan çekinilmesini anlıyorum fakat Deviantlar’ın hikâyesinde ekstra bir ihmal edilmişlik var. Filmde teker teker odaklanılması gereken o kadar çok karakter var ki, sanki sıra onların inşasına yeterince gelememiş gibi.

Bunun dışında, filmi izlerken uzun zamandır deneyimlemediğimiz bir rahatlık söz konusu. Hangi evrende olduğumuzu unutmuyoruz ama kısa bir süreliğine Marvel evreninin geri kalanını gerçekten unutabilirsiniz. Benim kafamda her zaman hayalî bir Marvelmetre var, bir yapımının diğer yapımlarla bağlarını sürekli ölçen bir jeneratör gibi. Genellikle 10 üzerinden 4 ila 9 arası ölçüm sonuçları elde ederken bu kez sonuçlar kesinlikle 3’ün altında. Yıllardır Marvel Sinematik Evreni yazan biri olarak ek sahnelere kadar Marvelmetre’m neredeyse hiçbir ölçüm almadı. Her şeyin birbiriyle alakası olmasını çok sevsem de, sürekli olarak bunları aramaksızın bir Marvel yapımını izleyebilmek bunca yılın ardından güzel bir mola gibi hissettirdi. Sıfırdan başlama ihtimali, Marvel’ın uzun zamandır izleyiciye çok tanımadığı bir fırsattı ve komplo teoricisi gibi hissederek her taşın altında bir şey aramadan nihayet birkaç saat geçirebilmek benim hoşuma gitti. Marvelmetre’deki en önemli değere bakacak olursak; Eternals kesinlikle Marvel’ın en iyi filmlerinden biri değil. Fakat pek çok kaynakta iddia edildiği kadar kötü bir film de sayılmaz. Açıkçası ilk yarı gayet keyifliydi ve gelen eleştirileri de göz önünde bulundurunca filmin büyük bir toparlayamama sürecine girmesini bekledim. Oysa ki bu yaşanmadı. Daha ziyade çok zor bir sürü şeyi gayet iyi becermiş, ama bir yandan eksiklikleri ve başarısız girişimleri de olan bir filmle karşı karşıyayız.

Peki film o kadar kötü değilken neden bu kadar olumsuz eleştiri alıyor? Bana göre, film son yıllarda azınlık temsili bakımından ana akım yapımlar arasında ortaya konulmuş en başarılı işlerden biri. Kimi izleyiciler buna dair rahatsızlığını açıktan değil de, filmin teknik yetersizliklerinin ardına saklanarak aktarmayı seçiyor. Çünkü filmlere yönelik eleştirilerimizin dayanağı aslında objektif değerler değil, sübjektif kimi standartlar. En özüne inecek olursak: duygularımız. Ve ayrımcılıklar üzerine kurgulu bir dünyada, yeterince azınlığı ana kahramanlar olarak görmek kimilerinin duygularını haddinden fazla incitebiliyor.

Eternals’ın Temsil Gücü ve Politik Doğruculuk

Filmin bu temsiller konusunda mükemmel bir iş çıkarttığını değil de başarılı azınlık temsilleri ve kültürel emperyalizm arasındaki ince çizgide düşmeden, ama yalpalayarak ilerlediğini savunmak daha doğru olacaktır. Bu dengeyi kurabilmenin ne denli büyük bir zorluk olacağı, filmle ilgili Zhao’ya önceki Marvel filmlerinde kimseye verilmemiş bir açık kart verilirken göz ardı edilmiş gibi hissediyorum. Bu özgürlüğü yalnızca atmosfer veya karakter inşalarında değil, DC evrenine doğrudan atıflarda bile hissediyoruz. Bu esnekliğin getirdiği sonuçları var. Marvel evreninin konfor alanını terk etmesinin artılarının yanında, sinematik evrenin istisnasız işleyen formülünü terk etmenin yarattığı olumsuzluklar da var. Bunu filmin müziklerinde bile sezebiliyoruz. Örneğin müzik seçimleri, Marvel’ın diğer filmlerinde olduğu gibi atmosferi bütünleyip güçlendirmiyor, neredeyse rastgele tercihler izlenimi yaratıyor.

Birden fazla senarist olsa da hem senaryonun, hem de yönetmen koltuğunun yükünü sırtlanan Chloé Zhao kaçınılmaz olarak bunlardan birini, yönetmenliği biraz ihmal etmiş durumda. Oyuncuların performansları adeta kendi inisiyatiflerine bırakılmış, kimi uzun bakışmalar pembe dizi hissiyatı yaratıyor ve Eternallar’ın çok fazla sahnede postervari pozlar vermesi seyirciyi filmin anlatısından kopartıyor. Zhao, zamanın mahkemesiyle yıllar sonra göğsünü gere gere hesaplaşabilmek adına çok doğru bazı tercihleri önceliği hâline getirmiş diyebiliriz. Filmin alt metinleri ve temsil iddiasının bir öncelik olduğunu hissedebiliyoruz. Çok kalabalık bir kadro olmasına karşın, herkese gerekli zaman ayrılmış.

Chloé Zhao’nun filmin açıkları konusunda tek başına suçlamak mümkün değil. Keza tüm insanlık tarihini ABD merkezli bir anlatıya meze etme ihtimali, uğraştığı malzemenin bizzat temelinde duran bir sorun. Marvel’ın bir süredir bu meseleyle bocaladığını, anaakımlaştıkça kurduğu temsillerin gücünü hafife almaya başladığını bir süredir seziyorum. Bu sorunu küçümsemek ve Asya kökenli kadın bir yönetmen seçiminin sıkıntıları kolayca ortadan kaldırabileceğine inanmak, Marvel Stüdyoları’nın öngörüsüzlüğünün yepyeni bir eseri. Evet, temsiller çok güçlü ve dönüştürücü fakat Zhao, bunlarla uğraşırken filmle ilgili potansiyel tüm sorunların öncesinde bunları tahmin edip, ortaya çıkmadan çözmek durumunda kalmış. Bu yüzden filmin açıkları olsa da, bir yandan çizgiroman uyarlamalarının sinema ayağında yer alan en iyi azınlık temsiliyle karşı karşıyayız.

Mesela, “eşcinsel öpüşme sahnesi” yüzünden kimi Müslüman ülkelerde filmin vizyona girmeyeceği haberlerine denk gelmişsinizdir. Bu tür tartışmalar yüzünden artık her yapımda “Yoksa burada queerbaiting mi yapılıyor?” diye düşünmek beni rahatsız ediyor. Çünkü heteronormatif toplumdaki nefret söylemleri ve LGBTİ+’ların varoluş mücadelesi arasındaki gerginlik, yapımların reklamını yapmak için bir tür ticari fırsat olarak devreye sokulmaya başlandı. Fakat Eternals’ta pek çok mecranın ima ettiğinin aksine homoerotik bir performans değil, biri siyah, diğeri Arap kökenli ve birlikte aile kurmuş bir çiftin sıradan, samimi bir anına şahit oluyoruz. Yani filmin sansüre maruz kalma gerekçesi LGBTİ+ karakterlere sahip olması değil. Beyaz olmayan, Müslüman olan, partnerine “habibi” diye seslenebilen bir eşcinsel erkeğin de aile kurabileceğinin beyaz ekrana taşınması hâlâ çok güçlü bir mesaj. Bir başka örnek vermem gerekirse: Latin kökenli veya Pakistanlı bir oyuncuya rol vermek, söz konusu isimler Salma Hayek veya Kumail Nanjiani olduğu zaman çok da imkânsız bir görev sayılmaz. Ama aynı kadroya sağır oyuncu Lauren Ridloff’un da eklenmesiyle beraber filmde çoğu karakterin ASL (American Sign Language/Amerikan İşaret Dili) kullanması yine çok güçlü, hatta sağlamcı bir toplum için dönüştürücü niteliklere sahip bir mesaj. Hepsinden zor olan ise elbette tüm bu temsillerin altından öznelere kadroda yer verip, senaryo içinde kimsenin gözüne sokmadan çok dilli, çok çeşitli doğal bir dinamik yaratmak. Zhao bu büyük imtihanı tam puanla geçmiş durumda. Fakat elbette yönetmenin bu konuda ne kadar iyi bir iş çıkarttığı, başkalarının bu temsil zenginliğinden rahatsızlık duymasına engel olamıyor. Hâliyle yüksek sesle “politik doğruculuk!” diye film hakkında olumsuz yorumlar yapanlara da, ayrımcı gözükmek istemediği için buna dair rahatsızlığını farklı argümanlarla gizlemeye çalışanlara da rastlayacağız.

Eternals için temel sıkıntı belki de tamamen yeni karakterlerin evrene tek bir filmle dâhil edilmiş olması. Disney+ yayın hayatına başladığından beri, gerek Marvel, gerek Star Wars evrenine dair kâr amaçlı kararların bir şeyleri batırabilme ihtimalini ara sıra gündeme getiriyorum. Ben bunu her ne kadar Disney+ çıkışlı yapımlardan bekliyor olsam da, ilk gerçek şoku Eternals ile yaşıyoruz. Bu hikâye kar amacı geri plana atılarak, evren için en iyisi düşünülerek tasarlanmış olsa karşımıza bir dizi formatında çıkardı. Böylelikle hem hikâyenin, hem oyuncu kadrosunun hakkı verilebilirdi. Fakat böyle bir seçim Eternals’ı maddi olarak elde edilebilecek maksimum kârdan uzaklaştırırdı. Şahsen Falcon and the Winter Soldier‘ın çok da derinliği olmayan hikâyesini bir film, Eternals’ı bir dizi olarak değiş-tokuş etmeyi seyir kolaylığı açısından tercih ederdim. Çünkü filmde karakterler onlara ayrılan zamana sığamıyor.

Evrenin ilk fazlarıyla ve eski karakterleriyle yeni yeni vedalaşırken ve bu süreç tamamlanmamışken tek filmde yepyeni bir sürü karakterle karşılaşmamız bir tür karakter enflasyonu yaratmış vaziyette. Marvel Sinematik Evreni, seyircinin kurduğu duygusal bağları sürdürülebilir kılmak için sigortalar yaratmak istese de, bir anda çok fazla yeni kahraman hayatımıza giriyor. Aslında 2006 yılında Eternals’ın günümüze uyarlanmasında Neil Gaiman‘ın da parmağı olduğunu bilen biri olarak beni şaşırtmıyor. Çizgiromanlarla çok arası olmayanlar American Gods, Lucifer veya Good Omens gibi yapımlardan Gaiman’ın yaklaşımına dair çıkarımlarda bulunabilir. Gaiman’ın iyi ve kötü arasındaki savaşı anlatan mitik anlatıları günümüze kompleks dinamikler yaratarak aktarma konusunda bir efsane olarak tanınıyor. Bu kompleks dinamikler, Gaiman’ın usta kaleminde genelde alaycı bir dille, detaylara odaklanarak, yavaş yavaş inşa edilerek aktarılır. Eternals’da klasik Marvel şakacılığı haricinde daha ciddi bir ton ve tek filme sığdırması zor karakter inşaları, filmi beklentilerin altında tutmaya devam ediyor.

Kısacası olumsuz yorumların altı boş değil, fakat Eternals kesinlikle kimilerinin tutkuyla savundukları ölçüde kötü, sıkıcı veya başarısız bir film de değil. Eternals yaşadığımız kozmosun işleyişine Marvel’a özgü bir cevap veriyor. Bu filmde ismini duyduğumuz Tiamet’in, yani tınısı bize daha tanıdık hâliyle “kıyamet”in Marvel evreninin gerçek dünyadaki durumu için de ortaya çıkmaya başlayıp başlamadığını artık sorgulayabiliriz. Yani bu evrenin sonsuza kadar genişlemesinin bu gidişatla ne kadar mümkün ve sürdürülebilir olduğu artık bu aşamada sormamız gereken soru. Kişisel olarak bu sorunun cevabının 2022’de vizyona girecek Doctor Strange in the Multiverse of Madness‘ı izlememizin ardından yanıtlanacağını düşünüyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information