Avrupa’da yer alan 37 ülkede film tanıtımı konusunda çalışan enstitüleri bir araya getirerek bir iletişim ağı oluşturan ve Avrupa Birliği’nin Yaratıcı Avrupa Medya Programı’yla desteklenen European Film Promotion (EFP), 2021 yılının European Shooting Stars (Avrupalı Yükselen Yıldızlar) programına seçilen 10 ismi açıkladı. Program kapsamında bu yıl, açıklanan 10 isim uluslararası basına, topluma ve film endüstrisine pandemi koşulları sebebiyle ilk kez çevrimiçi olarak üç günlük bir süre içerisinde tanıtıldı. 71. Berlin Film Festivali‘nden bir hafta önce gerçekleştirilen etkinliklerde yer alan isimlerden biri de, yayınlandıktan sonra oldukça popüler bir hale gelen Netflix yapımı Call My Agent! dizisinde Hérve karakterini canlandıran ve My Best Part isimli filmiyle ilk yönetmenlik deneyimini yaşayan Nicolas Maury’di. Ekibimizden Zeynep Pınar Uçar, katıldığı bu etkinliklerde Nicolas Maury ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdi.

Zeynep Pınar Uçar: Call My Agent hem uluslararası hem de yerel anlamda oldukça popüler hale geldi, hatta dizinin Türkiye’de de yakın zamanda bir uyarlaması yapıldı. Karakterinizin seyircilerden aldığı tepkiler nasıldı ve sizi diziye çeken şey neydi?

Nicolas Maury: Öncelikle karakterimin Türkiye uyarlamasında silindiğini öğrendim. Çünkü homoseksüel bir karakter ve bu yüzden silinmiş. Bu konuyla ilgili biraz üzgünüm. Politik olarak bu kabul edilebilir bir durum değil. Çünkü insanların eşcinsel karakterleri görmesini sağlamanın önemli olduğunu düşünüyorum. Fakat belki Türkiyeli insanlar dizinin Netflix’teki orjinal versiyonunu izleyebilirler.

Zeynep Pınar Uçar: Evet, kesinlikle o versiyonunu izleyeceğiz.

Nicolas Maury: Teşekkür ederim. Benim için çok duygusal bir konu, homofobi problemine karşı durabilmek için tüm dünyada görülmek çok önemli. Brezilyalı bir birey bana Hérve olduğum için teşekkür etmek için Instagram’dan yazıyor, çünkü kendisinin eşcinsel olduğunu bilmeyen ebeveynleri Hérve’i seviyor. Bunun gibi durumlarda böylece, diğer insanların da kendi cinsel yönelimleri konusunda daha açık olabilmeleri sağlanabilir. İşin politik kısmı da bu. Aynı zamanda, Fransızca dilinin diğer insanlar için de mizahi bir yönünün olabileceği fikrini seviyorum ve buna sanatın izin verdiğini düşünüyorum.

Zeynep Pınar Uçar: My Best Part hakkında da biraz konuşmak istiyorum. Senaryonun yazarlarından biri olarak filmin hikâyesinden ve hikâyenin sizin için öneminden biraz bahseder misiniz?

Nicolas Maury: Bu Jérémie Meyer adında genç bir aktörün portresi. Karakter, Paris’te çok kötü koşullar altında yaşıyor, sevgilisiyle de çok mutlu değil. Yaz aylarında, Fransa’nın taşra taraflarında yaşayan annesini ziyaret etmeye karar veriyor. Bu yaz boyunca hem kendisinin hem de annesinin geçmişinin diğer yönlerini görüyor. Aynı zamanda bir canlı ona emanet ediliyor. Bu bir bebek değil belki ama bir yavru köpek ve bu köpek sayesinde genç bir yetişkine dönüşecek. Bu   bakımdan filmin hikâyesi çağdaş bir masal gibi.

Zeynep Pınar Uçar: Film ilk yönetmenlik deneyiminiz ve aynı zamanda da filmin başrolünü üstleniyorsunuz. Filmin hem yönetmeni hem de ana karakteri olarak bu deneyimden biraz bahseder misiniz? Bu deneyimden bir sanatçı olarak neler öğrendiniz?

Nicolas Maury: Hem tutkulu hem de zor bir deneyimdi. Çünkü bir yönetmen olarak, mürettebata yön veren, insanlar adına yaratan ve karar veren bir kaptan gibi olmalıydım. Aynı zamanda yönetmen olarak kendimi çektiğim ilk tecrübemdi. Bir oyuncu olarak gerçekten depresif birini, benlik ormanın derinliklerinde yaşayan birini oynamam gerekiyordu. Bu yüzden yönetmen olarak kayıta başladığımızı söylediğim ve depresif bir karakteri canlandırdığım bu role girdiğim anlar ve yine kestiğimizi söyleyip rolden çıktığım anlar çok şizofrenik anlardı. Bir spor gibiydi, tuhaf bir spor gibiydi fakat aynı zamanda da çok büyülüydü. Çünkü , müthiş bir yıldız olan Nathaile Baye gibi, Jean-Marc Barr gibi diğer oyuncular, bütün ekip çok şaşırtıcıydı ve herkes senaryoyu gerçekten sevdi. Uzun bir yolculuk gibiydi, başka bir ülkeyi ziyaret etmek gibi ve bu yolculuğa yeniden çıkmayı çok isterim.

Zeynep Pınar Uçar: Sizin de bahsettiğiniz gibi film, kariyerinde bazı sıkıntılar yaşadıktan sonra ailesinin yanına taşınmak zorunda kalan genç bir oyuncunun hikâyesini anlatıyor. Bu hikâyeye ve kişisel olarak ana karaktere kadar yakınsınız?

Nicolas Maury: Bu tamamen kurgusal bir karakter, ben değilim. Hikâye otobiyografik değil, ama kişisel olduğunu söyleyebilirim. Türkiye’de de bir hikâyeyi yönetiyor olsam bu kendi hikâyem olmazdı ama benzer bir şey yapardım. Benim için her zaman, anlattığım hikâye benim kendi kişisel hikâyem olmasa bile, kendime has bir hikâyeye dönüştürmek için anlattığım hikayâyi sarmalamak, yakalamak önemli. Bu filmde, kendi evime, kendi hislerime yakın olan bazı sahneler var ama karakter ben değilim. O, ayrı bir karakter, ben ise bir oyuncuyum. Oyuncu kadrosunda yer alan herkes için aynı şey geçerli, karakterlerinden bağımsızlar fakat bazı anlarda da taşıdıkları benzerliklerle birbirlerine bağlılar.

Zeynep Pınar Uçar: Bu röportaj için çok teşekkür ederim, sizinle tanışmak büyük zevkti.

Nicolas Maury: Ben teşekkür ederim.

                      Deşifre: Arzum Tügen

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information