Evde daha çok zaman geçiridiğimiz şu günlerde toplu izleme deneyimini ayrı ayrı mekanlarda da olsa sürdürebilmek amacıyla Evde Sinema: Günlük İzleme Listesi başlığı altında yayınladığımız 10 filmlik listelerde bugün ikinci haftayı geride bırakıyor, sona yaklaşıyoruz.

Bugünkü listemizde Jean Renoir, Pier Paolo Pasolini, John Cassavetes, Krzysztof Kieślowski ve Theo Angelopoulos gibi büyük ustaların filmleri de yer alıyor.

Evde Sinema: Günlük İzleme Listelerinin önceki bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz.

*İzleme listesi için hazırladığımız görseli aşağıdan indirebilir, Instagram ve Twitter’dan bizleri etiketleyerek #birliktegüzel hastag’i ile paylaşabilirsiniz.

Evde Sinema: Günlük İzleme Listesi #14

The Rules of the Game (1939)

Aynı zamanda ressam Pierre-Auguste Renoir’ın da oğlu olan, Fransa sinemasının en önemli yönetmenlerinden Jean Renoir’ın imzasını taşıyan The Rules of the Game, gerek Avrupa sineması gerekse sinemanın bizatihi evrimi içerisinde çok önemli bir yere sahiptir. “Oyunun Kuralı” anlamına gelen ismiyle dahi, her şeyin değişmekte olduğu II. Dünya Savaşı’nı refere eden film, savaş arefesinde bir malikanede yan yana gelen bir grup aristokratın gündelik dertlerini takip ederken, bir yandan da güçlü bir sınıf eleştirisine dönüşür. Film zamanının en pahalı yapımlarından biri ve Fransa sinemasının görülmesi elzem başyapıtlarındandır.

The Gospel According to St. Matthew (1964)

Bugüne dek İsa peygamberin öyküsünü farklı biçimlerde anlatan birçok film sinema tarihindeki yerini almış, ancak belki de hiçbiri onu, The Gospel According to St. Matthew gibi Marksist bir yaklaşımla perdeye yansıtmamıştır. İsa peygamberi, kendi toplumu içerisindeki aykırı bir kişilik, haksızlığa, emperyalist kaygılara karşı duran politik bir figür olarak ele alan filmin altında, İtalya sinemasının devrimci ustalarından, sadece bir yönetmen değil, çok önemli bir yazar ve düşünür olarak da sinemayı değiştiren yaratıcıların başında gelen Pier Paolo Pasolini’nin imzası vardır. Film, dini bir figürün sağ muhafazakâr çizginin dışında da ele alınabileceğine dair ciddi bir tartışmadır başlı başına.

The Cremator (1969)

Çek yazar Ladislav Fuks’un aynı adlı romanından Juraj Herz tarafından sinemaya uyarlanan The Cremator, 1930’lu yılların sonunda, savaş yıllarında geçer ve bir krematoryum işleten, insanların yakılarak yok olmasının dünyevi olan tüm dertleri çözdüğüne inanan Karel adlı bir adamın hikâyesini konu eder. Çekildiği yıl prömiyerinin ardından ivedilikle yasaklanan ve komünist rejimin sona ermesine dek yasaklı kalan film, sessiz dönemin ekspresyonist filmleriyle Çek Yeni Dalga filmlerinin bir kombinasyonu gibidir.

The Killing of a Chinese Bookie (1976)

Amerikan bağımsız sinemasının en özgün yönetmenlerinden ve 70’lerde sinemanın geçirdiği değişimin önemli bayraktarlarından biri olan John Cassavetes’in bu görece daha az bilinen filmi, çekildiği dönemin müthiş bir portresi, izleyiciyi şehrin kesmekeşinin ortasında yapayalnız bırakan enfes bir anlatıdır. Gece hayatının kurdu ve bir striptiz kulübünün işletmecisi olan Cosmo Vittelli, kumar borçları nedeniyle mafyayla başını belaya sokunca işler onun için giderek içinden çıkılmaz hâle gelir… Ben Gazzara’nın Cosmo Vittelli rolünde adeta harikalar yarattığı film, Safdie Kardeşler’in de Uncut Gems’teki ilham kaynaklarından biri.

Blind Chance (1987)

Polonya ve dünya sinemasının dev ismi Krzysztof Kieślowski’nin filmi Blind Chance, Witek adlı sıradan bir adamın öyküsüne odaklanır ve ana karakterin bir treni yakalaması ya da yakalayamaması gibi basit, tesadüfi olayların bir insanın hayatını nasıl değiştireceğine dair nitelikli bir zihin jimnastiğine dönüşür. Yönetmen, dört yıl sonra çekeceği 1991 yapımı Véronique’in İkili Yaşamı – La double vie de Véronique’te de benzer bir temaya odaklanmak suretiyle hayattaki küçük anların ne gibi büyük değişimlere sebep olabildiğine dair güçlü bir anlatı sunar. Film aynı zamanda Polonya halkının filmin çekildiği dönemdeki ruh hâline dair de güçlü gözlemler içerir.

The Suspended Step of the Stork (1991)

Theo Angelopoulos’un bu hazmı da seyri de zor, ismiyle dahi etkileyici olmayı başaran (Bizde Leyleğin Geciken Adımı olarak gösterilmişti) filmi, Yunanistan sınırında mültecilerle ilgili bir haber için çalışan gazeteci Alexandre’nin hikâyesine odaklanır. Türk, Kürt, Arnavut mültecilerin her gün yaşadıklarını kayda alan Alexandre, mülteciler arasında tanıdığını düşündüğü bir yüze denk gelir; yıllar önce kaybolan bir Yunan politikacıdır bu. Alexandre, adamın hikâyesinin peşine düşünce kendisini acı dolu bir olayın ortasında bulur… Angelopoulos’un kendine özgü ağır tempolu anlatımı ve müthiş mizansenleriyle film sınır öykülerine dair müthiş bir tanıklığa dönüşür.

Tristram Shandy: A Cock and Bull Story (2005)

Michael Winterbottom’ın ardı ardına filmler ürettiği bir dönemin ürünü olan Tristram Shandy: A Cock and Bull Story, Laurence Sterne’in “Sinemaya uyarlanamaz” denilen post modern romanından zekice uyarlanan müthiş bir komedi. Hikâyenin hem ana kahramanı hem de anlatıcısı konumundaki aristokrat Tristram Shandy’nin yaşamına odaklanan romanın sinema uyarlamasının çekimleri sırasında geçen bir nevi film içinde film söz konusudur Winterbottom’ın anlatısında. Bu anlatı, romandaki anlamı yüzeye çıkarabilecek bir kurgu oluşturur. Filmde İngiltere’nin iki müthiş komedi oyuncusu Steve Coogan ve Rob Brydon’ın performansı görmelere sezadır. Ayrıca filmin İstanbul Film Festivali’nden Altın Lale kazandığını da belirtelim.

Blancanieves (2012)

2003 yılında çektiği ilk uzun metrajlı filmi Büyük Yönetmen – Torremolinos 73 ile dikkatleri üzerine çeken Pablo Berger, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalına getirdiği eşsiz yorumla dikkat çeken Blancanieves’te hafızasını kaybetmiş biçimde, bir grup cüce tarafından bulunan genç bir kadının hikâyesine odaklanır. Boğa güreşlerinde çalışan cüceler, genç kadının boğa güreşine karşı doğal bir yeteneği olduğunu keşfetmesiyle hikâye yeni bir boyut kazanır… Siyah beyaz görselliği, klasik masala getirdiği yaratıcı bakış açısı ve özgün anlatısıyla film, İspanya’nın prestijli ödüllerinden Gaudi Ödülleri’nde En İyi Katalan Filmi seçilmişti.

Blackfish (2013)

Günümüzde hâlen devam eden su parklarında tutsak tutulan katil balinalardan biri olan Tilikum’un, eğitmenlerini öldürmesi sonrasında gelişen hadiselere odaklanan film, hayvanları eğlence sektörünün bir parçası olarak tutsak tutmanın sonuçlarına odaklanan, psikolojik gerilim dozu yüksek müthiş bir belgesel. Sundance ve Sitges’te büyük ilgi gören bu Gabriela Cowperthwaite filmi, BAFTA Ödülleri’ne de aday olmuştu.

Author: The JT LeRoy Story (2016)

90’lı yıllarda imza attığı kitaplarla kendisine hatırı sayılır bir şöhret edinen JT. LeRoy, çok zor bir çocukluk geçiren ergen bir erkek çocuğunun otobiyografik öykülerine odaklanıyordu çoklukla. Gerçek hikâyeler anlattığı iddiasıyla ortaya çıkan LeRoy’un eserlerinden biri olan The Heart Is Deceitful Above All Things, Asia Argento tarafından filme de çekilmişti. Ancak yıllar sonra LeRoy’un aslında Laura Albert adlı bir başka yazarın yarattığı hayali bir karakter olduğu ortaya çıktı… Jeff Feuerzeig’in filmi işte bu hikâyeye odaklanıyor ve LeRoy üzerindeki sis perdesini ortadan kaldıran bir anlatı koyuyor ortaya.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information