Kötülük, felsefî bir problem olarak üç farklı biçimde ele alınır: Doğal/metafiziksel kötülük, ahlâkî kötülük ve fizikî kötülük. Ahlâkî kötülük, insanın bilinçli eylemi ve iradesiyle gerçekleşir ve bu bağlamda, felsefe tarihinde, etiği ilgilendiren bir problem olarak tartışılır. Kötülük problemine ilişkin çözümlerden özgür irade fikri, insanı iyiyi ya da kötüyü seçme olanağı bulunan bir varlık olarak kabul eder ve yaptıklarından sorumlu tutar. Augustine, kötülüğün insandan kaynaklandığını ve insanın seçme özgürlüğünün bir sonucu olduğunu belirtir. Bir eylemin iyi ya da kötü olmasını belirleyenin irade olduğunu savunan Augustine’e benzer biçimde Hegel de kötülüğün bireysel özgürlüğe koşut olarak geliştiğini öne sürer. Kant’a göre ise kötülük, insanın doğasında bir eğilim, başka bir deyişle olanak olarak vardır. Saf Aklın Sınırları Dahilinde Din adlı kitabında insanın ancak özgür seçimlerinin sonuçlarından sorumlu tutulabileceğini ileri sürer ve insanın iyi ya da kötü eylemlerinin sonuçlarını bu bağlamda değerlendirir. Bencillik, çıkar ve benzeri güdülerin kötülüğün kaynağı olduğunu belirten Kant’ın felsefesinde kötülüğe eğilim doğuştandır; ancak insanda bu eğilime karşı çıkabilme gücü vardır. Bu da iyi maksimler aracılığıyla gerçekleşir. İnsanın iyiyi seçme olanağı varken kötüyü seçmesinin nedenleri, eylemlerinin sonucunda karşı tarafa verdiği zararlar, felsefeyle birlikte birçok disiplinin de konusu olmuştur. Leyla Yılmaz’ın 31. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Film, En İyi Yardımcı Kadın ve Erkek Oyuncu ödülleri ile 27. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde Yılmaz Güney Özel Ödülü, Cüneyt Cebenoyan Siyad En İyi Film Ödülü, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu ve Umut Veren Erkek Oyuncu ödüllerini kazanan Bilmemek filmi, ele aldığı konuyu tam da bu bağlamda irdeleyebileceğimiz bir anlatı kurar. Meselesini başka bir perspektiften anlatması, özellikle başkarakterin tek boyutlu, kartondan bir karakter olmaması, anlatının derin yapısını güçlendirir. Filmin başkarakteri, on yedi yaşındaki Umut, bir yandan üniversite sınavlarına hazırlanırken bir yandan da okulun sutopu takımında oynamaktadır. Annesi Selma doktor, babası Sinan ise mühendistir. Umut’un hayatı, kendine bir gelecek kurmaya çalıştığı bir zamanda hakkında çıkarılan bir dedikoduyla darmadağın olur. Okuldan ve takımdan arkadaşları, Umut’un eşcinsel olduğuna dair bir söylenti çıkarırlar ve bir kötülük dayanışmasıyla bu söylentiyi hızla Umut’un tüm sosyal çevresinde yayarlar.

Kötülüğün Yuvalanıp Gizlendiği Yer: Su Altı

Umut’un özel hayatına dair sorulan sorularla başlar her şey. Neden hiç sevgilisi yoktur? Neden onu o güne kadar kimseyle görmemişlerdir? Derken bir gece geç saatlerde, bu söylentiyi çıkaran ve insanların dikkatlerini Umut’un cinsel yönelimi konusuna çeken Berk’ten su topu takımındaki herkese bir e-mail gider. E-maildeki fotoğrafla birlikte o günden sonra kötülük dallanıp budaklanır. Bunu izleyen sahnede sutopu antrenmanında takımdaki birçok oyuncunun Umut’u suyun dibine çekmeye çalıştıklarını görürüz. Yönetmen, su metaforunu iki anlamlı kullanarak hem Umut’u her anlamda dibe doğru çekmeye çalışanların eylemlerini yansıtır hem de sonraki günlerde sutopu takımının hocası Attila’ya yaşamak zorunda bırakıldığı durumu “Boğuluyorum” diyerek anlatan Umut’un çaresizliğini ve dibe vuruşunu verir. Su altı her ne kadar bazı şeyleri örtbas eder gibi görünse de su, aynı zamanda, Umut’a karşı işlenen suçları ayan beyan ortaya çıkaran ve aslında bütün bunların hiç de görünmez olmadığını ifşa eden bir metafordur. Görmezden gelmek yerine su altında olanları görmeye çalışan ilk kişi de Attila olur. Umut’un hayatında bir şeylerin ters gittiğini fark eden Attila’nın “İyi misin?” sorusuna Umut, “Çok korktum koç” diye cevap verir. Umut’un henüz kendisine ne yapmaya çalıştıklarını, amaçlarının ne olduğunu idrak edemediği bir andır bu ama çaresizlik duygusu had safhadadır. Berk’in başını çektiği grubun soruları ve tacizleri sürerken Umut’un yakın arkadaşı Tunç da, sesini yükseltenin kesinkes haklı olduğunun kabul edildiği bir çağda yaşadığımızdan olsa gerek, bu sorular karşısında ondan daha saldırgan karşılıklar vermesini bekler. Umut, imalarla başlayan saldırılarla medenice baş etmeye çalışır; ancak Berk, bir gün bütün takımı çevresine toplayarak Umut’a “Sen ibne misin?” diye sorar ve Umut’un etrafına toplananlar, onun cinsel yöneliminin ne olup olmadığı üzerine tartışmaya başlarlar. Bu, açıkça bir cinsel tacizdir. “Cinsel taciz” denildiğinde akla sadece fiziksel yolla gerçekleştirilen eylemler gelse de, bugün uluslararası sözleşmelerde ya da örneğin Türkiye’de de birçok üniversitenin uygulama sözünü vererek imzaladığı Cinsel Şiddete ve Cinsel Saldırıya Karşı Politika Belgesi’nde “kişinin cinsel yaşamıyla ilgili sorular sormak veya dedikodu üretmek”, cinsel taciz kapsamında yer almaktadır. Bir dedikoduyla başlayan, sonrasında sistematik biçimde devam eden, sonunda mobbinge dönüşen eylemler, Umut’un “çete” olarak tanımladığı grubun elebaşı olan Berk’in “Paşa paşa bütün sorularıma cevap vereceksin” sözüyle özetlenebilecek ısrarcı tavrıyla katlanarak sürer. Berk’in grubundan Hakan, sordukları sorunun yanıtını almak gibi bir haklarının olduğunu ileri sürerken karşısındaki insanın haklarını hep birlikte yok sayarlar. Çeteleşerek her defasında Umut’un karşısına dikilenler, işledikleri suçun bir bedelinin olmayacağının rahatlığıyla daha ileriye giderler.

Umut, bir süre daha Tunç dâhil birçok kişinin ondan beklediği fevri tepkileri vermez. Onlara öfkeyle bir karşılık vermek yerine tek tepkisi onlardan iğrenme olur ve bunu yüzlerine söyleyerek çeker gider. Bu girdaptan kurtulmanın tek yolunun sutopunu bırakmak olduğuna karar verir ve bu kararını önce Attila’ya, sonra ailesine bildirir. Birkaç gün sonra Attila’nın isteğiyle takıma dönünce Berk, Hakan ve Tarık, Attila’ya giderek Umut’u aralarında istemediklerini söylerler. Attila, beklemedikleri bir tepki verir. Onları silkeleyerek odasından kovar. Umut’a uygulanan mobbingin karşısında durmanın bedelini sonrasında ödemek zorunda kalsa da doğru bir tavır alır. Hakan, Attila’nın odasından çıkar çıkmaz “Bu da mı top lan yoksa?” diyerek Attila’yı da kendi bataklıklarının içine çekmeye çalışacaklarının sinyalini verir; çünkü Attila, onlara hem beklemedikleri bir tepki vermiş hem de ne kadar kirli olduklarını yüzlerine vurmuştur. Oysa Attila’nın bu tavrı, özellikle Berk’in kendi yaptıklarını, yaşattıklarını sorgulaması için iyi bir fırsattır. Sonraki sahnede Tunç, Berk için “Niye taktı sana bu?” diye sorduğunda Umut, “Bilmiyormuş gibi konuşma” der. Başından sonuna kadar Umut’un cinsel yöneliminin ne olduğuyla ilgilenmeyen film, Berk ve diğerlerinin cinsel yönelimiyle de ilgilenmez; fakat o çetenin, özellikle Berk’in neden bir insanın cinsel yönelimiyle ilgili kapı kapı dolaşıp bir söylenti yayarak hayatını allak bullak ettiği üzerine düşünmemizi sağlar. Ailelerin eşcinsel olmaları gerekçesiyle çocuklarını öldürdüğü, yine aynı gerekçeyle insanların toplumun farklı gruplarının türlü şiddetine maruz kaldığı bir kültürde bir insanın eşcinsel olduğu yönünde söylenti çıkarmak ve bunu yaymak, o kişinin en başta yaşam hakkını yok saymak, hatta elinden almak demektir. Dolayısıyla Berk ve diğerlerinin eyleminin meşrulaştırılacak ya da masum sayılacak bir yanı yoktur. Sonunda Tunç da Umut’un yakın arkadaşı olduğu için ona bile şüpheyle baktıklarını söyler ve aralarında çıkan tartışmada Umut, onunla da köprüleri yıkar. Umut’un her şeyden vazgeçtiği anın arifesinde yaşanır bu olay. Umut, öncesinde Attila’nın isteğiyle takıma dönse de uygulanan psikolojik şiddetin dozu giderek arttığı için takımdan kesin olarak ayrıldığını ailesine bildirir. Yaşadıkları, geleceğe dair beklentilerinin de yok olmasına neden olur. Burstan ümidini kesmiştir. Bir gelecek hayali kalmamıştır. Sinan, “Sutopu senin geleceğin” diyerek oğlunun kararına itiraz eder. Umut da birkaç ay öncesine kadar Sinan gibi düşünür; ancak geleceği zannettiği yerde onun geleceğini kasıtlı olarak elinden almışlardır.

Bardağı Taşıran Son Damla

Ailesiyle bu konuşmayı yaptıkları günün gecesinde geç saatte Umut’un telefonuna Berk’ten bir mesaj gelir. Okulda başlayan mobbinge gece gönderilen mesajlarla taciz de eklenmiştir. Film, bu mesajda ne yazdığını da göstermez izleyiciye; çünkü ne yazdığı önemsizdir. Bunun mobbing kapsamındaki tacizlerden biri ve mobbinge uğrayan kişi için bardağı taşıran son damla olduğunu gösterir sadece ve mağdur, ertesi gün ilk defa saldırıya geçer. Berk, hiç beklemediği bir anda, hayatını altüst ettiği kişinin fiziksel şiddetine uğrar. Sistematik olarak psikolojik şiddete maruz kalan taraf, artık saldırıya geçmiş ve o güne kadar ona yaşatılanların patlaması, arka arkaya attığı yumruklarla gerçekleşmiştir. Bu olaydan bir süre sonra takımda Umut’la Attila arasında bir ilişki olduğunu yönünde dedikodu çıkarırlar. Bu çıkardıkları söylentiyi bu defa Umut’un ailesinin de duyacağı biçimde yayarlar. Ceza hukukunda bir yaptırım uygulanmaması nedeniyle aynı eylemin defalarca gerçekleştirilmesi, suçlunun “suç işleme kararlılığı” gösterdiği biçiminde yorumlanır ve filmdeki çete, nasıl olsa bir bedel ödemeyeceklerinin güvencesiyle suç işleme kararlılığı gösterirler. Bu olaydan sonra Umut, ortadan kaybolur. Takımdakiler, Umut’un intihar etmesi durumunda buna kendilerinin sebep olduğu gerçeğinin verdiği korkuyla onun geri dönmesi için videolar kaydederek sosyal medya hesaplarından paylaşırlar. Telaşla ve riyakârlıkla suçlarını maskelemeye çalışırlar ve pişman olduklarını söylerler. Yaptıklarının savunulacak bir yanının olmadığını itiraf ederek başlayan bir konuşma pişman olduklarını gösterebilecekken “Biz şaka yapmıştık” biçimindeki savunmaları, yalnızca suçluluğun neden olduğu korkunun göstergesidir. Nihan Kaya, Gizli Özne adlı kitabının cinsel tacizi ele aldığı “Yazarın Notu” başlıklı bölümünde “Toplu kötülükler, en kolay, en yaygın kötülüklerdir; bireyin kendi payına düşen kötülüğü yadsımasına olanak tanırlar. Kötülük yapılan kişi, sonradan bu insanlardan hangi birine gitse o, kötülüğün suçlusu olarak başkalarını işaret edecek ve kendi yaptıklarının sorumluluğunu almayarak mağduru aynı kötülükle ikinci kez baş başa bırakacaktır.” der. Selma’nın avukat arkadaşı, onu teselli etmek ve sakinleştirmek için Umut’un bulunacağını ve bir aya kalmadan bu olanları hatırlamayacaklarını söyler; ancak maruz kaldıklarının Umut’ta bıraktıkları iz, bu kadar basit, yüzeysel değildir. Umut, bu zorbalığa karşı gittiği yere kadar dirense de son aşamada artık kaybolmayı tercih eder. Umut, sordukları sorunun cevabını gizlemek için kendine bir imaj yaratabilir ya da birilerini, bir şeyi kendine paravan yaparak, saklamak istediği bir şeyler varsa, onu bu yollarla saklamayı seçebilirdi; ancak “Sana bana bu soruyu sorma hakkını vermiyorum” tavrı, sanki suçluymuş gibi “Kendini savunamıyor” biçiminde ve her şeyi kabullendiği yönünde yorumlanır. Sessizliği, mobbing boyunca giderek daha çok içine kapanması ve her şeyi bırakıp gitme düşüncesinin aklının bir köşesinde hep durması, o çetenin zorbalığını daha da artırır ve sonunda failler, hayatlarına hiçbir bedel ödemeden, hasarsız devam ederlerken Umut’un ailesi, Adli Tıp’tan gelen telefonla oğullarının eşkâline benzeyen cesedi teşhis etmek için yola çıkmak zorunda kalırlar. Başından sonuna kadar Umut’un cinsel yönelimine dair gerçeğin ne olduğuyla hiçbir zaman ilgilenmeyen Bilmemek, bulunanın Umut olması durumunda, işlenen birden fazla suçun faillerinin, sorumlularının kimler olduğunu açık bir biçimde ortaya koyar.

Kaynakça

Bakır, K. (2015). “Hannah Arendt’te Kötülük Problemi”. Kaygı Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi.

Cevizci, A. (1999). Felsefe Sözlüğü. Paradigma Yayınları: İstanbul.

Kant, I. (2012). Saf Aklın Sınırları Dâhilinde Din. çev. Suat Başar Çağlan. Literatürk Academia Yayınevi: İstanbul.

Kaya, N. (2019). Gizli Özne. İthaki Yayınları: İstanbul.

Ketenci, T. ve Topuz, M. (2017). “Augustinus, Leibniz ve Kant: Kötülük Üzerine Bir Rapsodi”. Sosyal Bilimler Dergisi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information