Titane’dan The Power of the Dog’a, The French Dispatch’ten Annette’e, bu yıl 8-17 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecek Filmekimi’nde gösterilecek en dikkat çekici 15 film!

2002 yılından beri sonbaharın müjdecisi olan Filmekimi, pandemi koşullarına uygun bir şekilde gerçekleşmek üzere geri dönüyor. Festival bu yıl 8-17 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek.

Heyecanla beklenen ve merak edilen pek çok film, Filmekimi aracılığıyla Türkiye’deki sinemaseverlerle buluşacak. Titane’dan The Power of the Dog’a, The French Dispatch’ten Annette’e, Filmekimi kapsamında izleyiciyle buluşacak en dikkat çekici 15 filmi ve filmlerle ilgili önemli bilgileri derlediğimiz listeyi aşağıda bulabilirsiniz.

Filmekimi Programından İzlenebilecek 15 Film Önerisi

Titane

Filmekimi bu sene açılışını Julia Ducournau’nun 74. Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ile dönen filmi Titane’la yapıyor. Cannes’ın 74 yıllık tarihi boyunca, 1993 yılında Jane Campion’dan sonra Altın Palmiye kazanan ikinci kadın sinemacı olan Ducournau, Raw’dan sonra alışıldık tüm sinema kalıplarını yıkan; şiddet, cinsiyet, aile, beden algılarının tümünü zorlayan, tarifi neredeyse imkânsız bir filmle beyazperdeye döndü.

Titane, on yıldır kayıp olan bir gencin babasıyla yeniden buluşmasına değin geçen olayları bir dizi cinayet eşliğinde anlatıyor; fakat bu olay örgüsü, her sahnesi şaşırtmacayla dolu Titane’ı anlatmak için yetersiz. Ateş-metal, gölge-ışık, sıcak-soğuk gibi zıtlıklardan beslenen Titane, Cronenberg’den Refn’e birçok sinemacıdan izler taşısa da özgünlüğüyle hafızalara kazınıyor.

Filmin başrollerinde Agathe Rousselle, Vincent Lindon, Garance Marillier ve Laïs Salameh yer alıyor.

Kürtaj – L’événement

Bu yıl Venedik Film Festivali’nin büyük ödülü Altın Aslan‘ı kazanan, Audrey Diwan imzalı Kürtaj – L’événement, Fransa’da henüz kürtajın yasal olmadığı 1963 yılında, istenmeyen hamileliğini bitirmeye çalışan bir genç kadının hikâyesini anlatıyor.

İstediği okulu kazanıp yaşadığı küçük şehirden çıkabilmek için sınavlara hazırlanan Anne, beklenmedik bir şekilde hamile kalınca yasal olmadığı için gizlice kürtaj olabilmek için çeşitli yolları dener, bir şekilde yardımına koşacak birini bulmaya çalışır.

Hayatının dönüm noktasındaki Anne’ın yaşadıklarını anlatan ve Fransız yazar Annie Ernaux’nun Türkçeye de çevrilen anılarından sinemaya uyarlanan film, kürtaj yasağının genç bir kadının hayatı üzerindeki olası etkilerine odaklanıyor.

The Power of the Dog

Dünya prömiyerini yaptığı 78. Venedik Film Festivali’nde En İyi Yönetmen’e verilen Gümüş Aslan’ı kazanan Jane Campion, yeni filmi The Power of the Dog’da bir çiftliğe kamerasını çeviriyor ve “toksik erkekliği” acımasızca eleştirdiği olağanüstü bir kara western ile 12 yıllık bir aradan sonra sinemaya dönüyor.

Thomas Savage’ın Montana kırsalında geçen romanından beyazperdeye uyarlanan filmin ana karakteriyse karizmatik duruşuyla korku ve saygı yayan Phil Burbank. Kardeşi, evlendikten sonra eşi ve onun oğluyla birlikte sahibi oldukları çiftliğe dönünce gücün tek sahibi Phil, bu yeni durumun acısını tüm ailesinden çıkarmak için elinden geleni yapıyor.

Başrollerinde Benedict Cumberbatch, Kirsten Dunst, Jesse Plemons, Kodi Smit-McPhee’nin yer aldığı film, Filmekimi’nde izleyicisiyle buluşmak için gün sayıyor.

The Hand of God

Youth ve La grande bellezza gibi sevilen filmlere imza atan, yakın İtalyan sinemasının önemli isimlerinden Paolo Sorrentino‘nun yeni filmi The Hand of God, Filmekimi’ne konuk oluyor. Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan film aynı zaman Jüri Büyük Ödülü’nün de sahibi olmuştu.

Kendi gençlik günlerinden esinlenen Sorrentino, 1980’lerde, karmaşanın kucağındaki Napoli’de bir delikanlının büyüme sancılarını ve acı-tatlı anılarını perdeye yansıtıyor: Kader, müzik, sinema aşkı, kalp acısı ve kayıplar, rengârenk aile fertleri, futbol, filmin adının gönderme yaptığı Napoli’ye o zamanlar yeni transfer olan Maradona ve çok daha fazlası bu filmde yer alıyor.

Hatıra: 2. Bölüm – The Souvenir Part II

Joanna Hogg, talihsiz bir ilk aşkı ustalıkla anlattığı 2019 tarihli The Souvenir‘in devam filmiyle karşımızda. İlk aşkı takip eden yas sürecini keşfe çıkan Hatıra: 2. Bölüm – The Souvenir Part II, ana karakteri, sinema öğrencisi Julie’nin, yaşadığı kaybın ardından yaratım sürecine girişini anlatıyor.

Hogg’un 1980’li yıllarda Londra’daki hayatından izler taşıyan hikâyenin canlı tanıklarından biri de iki filmde de anne rolünü üstlenen Tilda Swinton ve gerçek hayatta da kızı olan Honor Swinton Byrne.

Yönetmenin kendi gençliğine 30 yıl sonra attığı bakış, geçmişin hayaletleriyle yaşayabilmenin yetişkin hayat için kazanılması gereken bir yeti olduğunu naif bir yerden ele alıyor.

Drive My Car

Happy Hour ve Asako I & II filmlerinin yönetmeni Ryūsuke Hamaguchi‘nin son filmi Drive My Car, Haruki Murakami’nin bir hikâyesinden sinemaya uyarlandı. Aynı zamanda 74. Cannes Film Festivali’nden En İyi Senaryo ödülünü de kazandı.

Kaybettiği eşinin yasını tutan başarılı yönetmen Yusuke Kafuku, Çehov’un Vanya Dayı oyununu sahneye koymak üzere Hiroşima’da bir festivale çağırılır. Festival kendisine 20 yaşında bir kadın şoför tahsis eder; Kafuku, hiç beklemediği bir şekilde, gizemli şoförüyle yalnızlık, kayıplar ve yasla bezeli, sırların karşılıklı olarak açıklandığı bir dizi yolculuğa çıkar.

Kahraman – A Hero

Alacaklısını ikna etmeye çalışan bir adam, yolunda gitmeyen bir plan, birdenbire büyüyen bir hayır işi, birbiri üzerine yığılan yalanlar ve çaresizlik…

Asghar Farhadi’nin 2016 yapımı Forushande’den sonra İran’a dönüp Farsça çektiği yeni filmi A Hero, dünya prömiyerini yaptığı 74. Cannes Film Festivali’nde eleştirmenlerden olumlu yorumlar alırken; festivalde Büyük Jüri Ödülü’ne layık görüldü.

Amir Jadidi, Alireza Jahandideh, Ehsan Goodarzi ve Fereshteh Sadrenin başrollerini paylaştığı film, ödeyemediği bir borç yüzünden hapis yatan Rahim karakterini odak noktasına alıyor. İki günlük dışarı izni sırasında Rahim, alacaklısını borcun bir kısmının ödenmesine karşı yaptığı şikayetini geri çekmeye ikna etmeye çalışır ancak işler planlandığı gibi gitmez.

Dünyanın En Kötü İnsanı – Verdens Verste Menneske

Reprise, Oslo, 31. august ve Thelma gibi sevilen filmlere imza atan Joachim Trier’in Oslo Üçlemesi’nin son halkası olan Dünyanın En Kötü İnsanı – The Worst Person in the World, 30 yaşına basan Julie’nin varoluşsal kaygılarını ve hayattaki yönünü arayışını anlatıyor. Birlikte olmak istediği kişi ve yapmak istediği iş konusunda kafası karışık Julie, hayatına giren kişilerin peşinde, tesadüfler sonucu en beklemediği yönlere savruluyor.

Üçlemenin ilk iki filmine göre Ağustos’a göre çok daha coşkulu ve neşeli bir ruha sahip olan film, Trier’in her zaman çekme hayalini kurduğu bir aşk hikâyesi olmasıyla dikkatleri üzerine çekiyor.

Filmdeki performansıyla Renate Reinsve’nin 74. Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandığını sözlerimize ekleyelim.

Fransız Postası – The French Dispatch

Wes Anderson’ın Isle of Dogs filminden beri merakla beklenen son filmi The French Dispatch, gerçek bir yıldızlar geçidi. Filmin oyuncu kadrosunda kimler yok ki: Timothée Chalamet, Benicio Del Toro, Tilda Swinton, Bill Murray, Frances McDormand, Saoirse Ronan, Léa Seydoux, Adrien Brody, Owen Wilson, Jeffrey Wright, Liev Schreiber ve daha nicesi.

Anderson’ın Roman Coppola, Hugo Guinness ve Jason Schwartzman’la birlikte geliştirdiği bir fikirden hayata geçirilen The French Dispatch, yönetmenin tabiriyle “yurtdışındaki bürolarda çalışan muhabirlere yazılmış bir aşk mektubu”. The New Yorker dergisinde yayımlanmış gerçek makalelerden esinlenen üç hikâyenin Wes Anderson tarzında, iç içe anlatıldığı film, Kansas merkezli hayali bir gazetenin Fransa’daki bürosunun son sayısının hazırlıklarını konu alıyor.

Benedetta

Benedetta

En son 2016 yapımı Elle filmini izlediğimiz, Basic Instinct, Showgirls ve Robocop gibi popüler sinemanın farklı alanlarında, tartışma yaratan filmler çeken Paul Verhoeven, Cannes’da Altın Palmiye için yarışan son filmi Benedetta ile Filmekimi’nde.

Filme adını veren rahibe Benedetta, genç yaşına rağmen hızla yükselerek Toskana’da bir manastırın başına geçer. Gösterdiği mucizelerle saygınlığı gitgide artan Benedetta, başka bir rahibeyle ilişki yaşadığı ortaya çıkınca tutuklanır ve ömür boyu cezaya çarptırılır.

17. yüzyılda yaşadığı lezbiyen ilişkiler nedeniyle kilise tarafından yargılanan Benedetta Carlini’nin yaşam öyküsünü anlattığı filmde Paul Verhoeven, skandal dozu yüksek olsa da her zaman olduğu gibi felsefi, siyasi ve dini tartışmalara alan açan, gayet akıcı ve bütünlüklü bir ortaçağ dönem filmine imza atıyor ve izleyicinin merakına merak katıyor.

Çılgın Tanrı – Mad God

Jurassic Park, Starship Troopers, Star Wars, Robocop gibi filmlerle efsaneleşmiş görsel efekt ve stop-motion ustası Phil Tippett’in tutku projesi Çılgın Tanrı – Mad God canavarların ve çatlak bilim adamlarının dünyasında geçen, karanlık ve gerçeküstü bir kâbus.

Tippett’in 1987’de her detayını tasarlayarak başladığı, tüm kukla ve dekorları elleriyle yapıp ilk bölümlerini çektiği projesi, bir grup canlandırma sanatçısı tarafından gün yüzüne çıkartılınca sanatçılar 30 yılın ardından filmi tamamlamak için Tippett’i ikna etti. Böylece yönetmenin tutku projesi 60 kişilik bir ekip tarafından sahiplenilerek kitlesel fonlama desteğiyle son hâline getirildi ve dünya prömiyerini Locarno Film Festivali’nde yaptı.

Gerçek bir animasyon ustasının yeteneği ve hayal gücünün sayısız teknikle buluştuğu, her öğesi el yapımı olan Çılgın Tanrı – Mad God, karanlık olduğu kadar zihin açıcı ve hayranlık uyandırıcı bir deneyim.

Buluşma – Mass

2021 Sundance Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan Mass, oyuncu Fran Kranz’ın kamera arkasına geçerek senaryosunu yazdığı ve yönettiği ilk film olma özelliğini taşıyor. Film oyuncu kadrosunda Reed Birney, Ann Dowd, Jason Isaacs, Martha Plimpton ve Breeda Wool gibi önemli isimleri barındırıyor.

Bu filmde Fran Kranz, 17 kişinin ölümüyle sonuçlanan Florida Parkland Katliamı’ndan yola çıkıyor ve duygusal yoğunluğu çok derin bir dramı beyazperdeye aktarıyor. Keder, yas, öfke gibi kavramları irdeleyen film, 2018’de gerçekleşen katliamın ardından bu felaketin iki zıt tarafında duran iki ailenin buluşarak yüz yüze görüşmelerini anlatıyor. Film özellikle Ann Dowd’ın performansıyla dikkat çekiyor.

6 Numaralı Kompartıman – Hytti nro 6

2021 Cannes Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü’nü kazanan, 2021 Kudüs En İyi Uluslararası Film Festivali’nde de gösterilen Juho Kuosmanen, yeni filmi 6 Numaralı Kompartıman ile bir kez daha Filmekimi’ne konuk oluyor.

Film, Finlandiyalı arkeoloji öğrencisi Laura ile maden işçisi Vadim’in tesadüfen aynı kompartımanı paylaşmak zorunda kaldığı uzunca bir tren yolculuğunu mercek altına alıyor. Tren yavaş yavaş kuzey kutup dairesine doğru yol alırken birbirinden hiç hazzetmeyen bu iki yabancı, aynı kompartımanı paylaşır. Ayrı dünyalardan bu iki kişinin ne sosyal sınıfları ne milliyetleri ya da dilleri ne de tavırları birbirine denktir. İkili ​eninde sonunda zaaflarını, maskelerini, önyargılarını bir kenara bırakıp hayat görüşlerini değiştirecek midir?

Juho Kuosmanen, Rosa Liksom’un romanından esinlendiği filminden şu şekilde bahsediyor: “Yol filmleri genelde özgürlük hakkındadır. Otomobille istediği yere gidebilir insan… Tren yolculuğu ise daha çok yazgı gibidir. Nereye gideceğine karar veremezsin; sana sunulanı alırsın.”

Il buco

78. Venedik Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazanan, Michelangelo Frammartino imzalı Il buco’nun oyuncu kadrosunda Paolo Cossi, Jacopo Elia, Denise Trombin, Nicola Lanza, Antonio Lanza, Leonardo Larocca, Claudia Candusso, Mila Costi, Carlos Jose Crespo gibi isimler yer alıyor.

İzleyiciyi 1961’de İtalya’nın güneyine, Calabria bölgesine davet eden film, bir grup genç mağaracının Bifurto Çukuru’nun dibine ulaşması sonucunda, yer seviyesinin 700 metre altında, Avrupa’nın en derin mağarasını keşfetmesiyle başlıyor. Yakınlardaki köyün sakinleri mağaracıların yaptıklarını fark etmeseler de yalnız bir çoban, grubun bu eşsiz yolculuğuna katılıyor. Bunun üzerinden film, dünyanın derinliklerine inerken bizi de kendi iç dünyamıza doğru götürüyor.

Annette

Leos Carax’ın Adam Driver ve Marion Cotillard’lı yeni filmi Annette, geçtiğimiz temmuz ayında 74. Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerini yaptı ve aldığı yorumlarla izleyenleri ikiye böldü. Filmi göklere çıkartanlar olduğu gibi, yerden yere vuranlar ve kötü olarak niteleyenler de oldu. İzleyiciler tarafından merakla beklenen film, Türkiye’de Filmekimi kapsamında izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Şarkılarını Sparks’ın bestelediği ve oyuncuların aynı replik içinde hem konuşup hem de şarkı söylediği filmde tüm şöhretine rağmen hüsranın kıyısında gezinen stand-up komedyeni Henry, yıldızı yükselen soprano Ann’e ilk görüşte âşık olur. Çiftin bir dahi çocuğa dönüşen Annette adında bir kızları olur ve izleyici renkli dünyaların içerisine sürüklenir.

Renkli, hareketli, çılgın ve sınır tanımayan bir rock opera olarak tanımlayabileceğimz, akıllardan çıkmayacak bu benzersiz müzikalde Leos Carax ve Sparks kardeşler de sürpriz roller üstleniyorlar.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information