TDK sevgi kelimesini insanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu olarak tanımlıyor. Aşk ise aşırı sevgi ve bağlılık duygusu olarak tanımlanıyor. Yani sevgiyi emek ve çaba ile ilişkilendirmek, zaman içerisinde gelişebilen bir duygu olarak tanımlamak insanlara pek romantik gelmese de terimin doğasına uygun. Ortaçgil’in dediği gibi “Aşk bir dengesizlik işi, dengeye dönüşendir sevgi.”*

Atıf Yılmaz’ın Cengiz Aytmatov’un “Kırmızı Eşarp” öyküsünden yola çıkarak çektiği ve Türkiye sinemasının en iyi aşk filmlerinden biri olarak anılan Selvi Boylum Al Yazmalım yüzeyde tam da bu soruyla izleyiciyi etkisi altına alıyor: Sevgi neydi sorusuna bir aşk üçgeninde cevap ararken arka planda toplumun ve kadının dönüşümünü de izliyoruz.

Annesi tarafından köyde eve kapatılmış, görücü usulü evlendirilmek üzere olan Asya, kamyonu bozulmuş, onu tamir etmekte olan İlyas’la tanışır ve birbirlerinden etkilenirler. İlyas, Asya’yı kaçırır, evlenir ve bir çocukları olur. İşyerinde yaşadığı sorunlar sebebiyle İlyas evi terk eder ve başka bir kadınla yaşamaya başlar. Bunu öğrenen Asya yeni doğmuş çocuğunu da alarak evden kaçar. Gidecek bir yeri yoktur, ailesi onu reddetmiştir. Amaçsızca yola çıkmış olan Asya’nın yolu, ailesini depremde kaybetmiş Cemşit ile kesişir. Uzun bir süre sonra da evlenirler. Yıllar sonra Cemşit kaza geçirmiş bir adamı ilk yardım için evine getirir. Kaza yapan İlyas’tır. İlyas, Asya ve çocuğunun evine dönmesini istemektedir ancak Asya kendisine yıllardır kol kanat geren Cemşit’i üzmek istemez. Asya seçim yapmak zorundadır.

Sevgi neydi? Sevgi emekti,
Uçuşan yaprak, Boş bir salıncak.**

Asya’nın “sevgi neydi, sevgi emekti” diyerek izleyiciyi perişan ettiği anda, zihnin bir köşesinde İlyas’ın yine kendisini bırakıp gidebilme potansiyelini, o zaman, çocuğuyla tekrar ortada kaldığında belki bu kez ilk seferki kadar şanslı olamayacağın farkına vardığını görmezden gelmeyelim. Kalbinin kendisini sürüklemeye çabaladığı yerin muğlaklığını bir yana, Asya artık çalışan, üreten bir kadına dönüşmüş durumda. İlyas’ın elini uzatıp gel demesi ruhunda nostaljik bir heyecan yaratsa da kabul ettiği anda ilerlediği tüm yolun başına döneceğinin de farkında.

Yıllarca karısı ve çocuğunu umursamamış, evet sevmiş ama annesinin evine gitmek dışında onlara ulaşmak için pek girişimde de bulunmamış, neresinden bakarsanız bakın bencil ve hovarda olan İlyas’ın Asya’yı gördüğü ilk anda onu ve çocuğunu geri istemesinin sebebi olarak, yaptıklarından pişman olması kadar ailesini başka bir erkeğe bırakmış olmasının, kendisinin sağlayamadığı aile ortamının başka biriyle gerçekleştiğini görmesinin etkisini de hissediyoruz. Oğluna oyuncak kamyon alarak, karısının gözlerine bakıp ona elini uzatarak yıkıp geçtiği her şeyi düzeltebileceğini sanan kör kibrini de görmezden gelmemek gerekiyor. Asya da görmezden gelmiyor zaten. Çocuğunu öne sürerek gözlerini aşağıya indiriyor belki ama fazlasına da çabalamıyor. Bir anlamda romantizmin yaldızı kazındığında gerçekler ortaya çıkıyor. İşte tam bu sebeple Selvi Boylum Al Yazmalım’ı kalp kıran bir aşk filminden çok hayatın getirdikleri karşısında devam etmeye karar vermiş Asya’nın hikâyesi olarak okumak daha sağlıklı olacaktır.

Selvi Boylum Al Yazmalım: İhtimaller ve Kararlar

Sadece filmin sonu değil, Selvi Boylum Al Yazmalım’ın tamamı ihtimaller ve kararlar üzerine kuruludur. İlk görüşte aşktan başlayarak karakterler seçimlerini yapar. Asya, ilk önce ailesini, daha sonra da başka bir kadına giden İlyas’ı terk eder. Korkutucu olsa, kendini yalnız hissetse bile yeni ihtimaller için yola düşer. Cemşit ise mutluluk ihtimaline karşı beklemeye karar verir. İlyas yolda kalmış dolmuşu kamyonu ile çekerek insanların hayatını kurtarır ancak bu kararı yüzünden altından çok sevdiği, arkadaşım dediği kamyonu elinden alınınca içmeye başlar. “Köylü kızı beni anlamaz.” diyerek ilk fırsatta kendisini başka bir kadının kollarına atar. Evini ve çocuğunu terk eder. Diğerlerinin aksine zayıftır, aldığı kararların bedelini sadece kendi ödemez, tüm çevresine de yansıtır.

Asya’nın yüzüne ancak siyah kurumlar sürülerek, güzelliği gizlenerek köyde dışarıya bırakılan bir kadından, üreten ve kendini ifade eden bir kadına dönüşmesi Cemşit sayesinde olur. Ona öğretilmiş eril kalıpların dışına çıkar, kabuğunu kırar. Bu Asya’ya seçim yapma özgürlüğünü kazandırır. Asya, kiminle ve nerede yaşayacağını kendisi seçecektir. Beyaz atlı prenslere, onu kollayacak erkeklere ve o erkeklerin kurduğu eril düzene ihtiyacı yoktur. Burada bir parantez açalım: Filmin vizyona girdiği 1976’dan beri izleyiciler ikiye bölünmüş Asya’nın seçimini tartışır.*** Aşkı her şeyin üstünde görenler Asya’nın İlyas’ı seçmesi gerektiğini savunur; diğer türlü Asya mutsuz bir yaşam sürecektir. Ama kimse İlyas’ı en az Asya kadar seven Dilek’e bu şansı tanımaz. Çünkü onların ilişkileri toplum tarafından kabul edilen bir ilişki değildir. Oysa Dilek’in “Ben de sevdim ama.” diyerek aldığı karar en az Asya’nın tercihi kadar sert ve dramatiktir. Ahlaki kurallara göre onaylanmış ilişkide mutluluk parantezine alınarak korunmaya çabalanan ilişki kutsanırken diğerinin mutluluk şansı bile konuşulmaz. Filmin son sahnesinden ileriye bakalım: Gizlenen, gömülen duygular gün yüzüne çıktıktan sonra Asya ve Cemşit arasındaki ilişki daha sağlam bir zeminde mi devam eder yoksa emekler boşa mı çıkar bilemeyiz; ancak Yılmaz izleyiciye, Asya’nın verdiği kararının arkasında duracak güçlü bir kadın olduğunu gösterir.

Simgeler ve Anlatı

Atıf Yılmaz filmi iş makinesi, kamyonlar ve işçilerden oluşan geniş bir planda baraj inşaatı görüntüleriyle açar. Adı bile olmayan köyün yakınına yapılan inşaat, dönüşen Türkiye’nin bir özetidir. Köy, bilindik görüntüsünden uzaktır. Yılmaz dönüşümün merkezine Asya’yı yerleştirir. Asya, köyün kendini sınırladığı alanları aşmak istemektedir ve bunu da başarır. Çalışmaya başlaması, resmi nikahla evlenmesi, başını açması, evde Cemşit’le türkü söylemesi ile bireysel olarak gelişmesi vurgulanır.

Cengiz Aytmatov, tüm hikâyeyi bir gazetecinin gözünden, iç monologlar da kullanarak anlatır. Yılmaz ise karakterlerin duygu durumlarını anlatırken iç ses kullanılır ve bu tercihi simgeler kullanarak pekiştirir. İlk gördüğümüz simge, “Aldırma Gönül” isimli kırmızı kamyon, İlyas’ın uçarı karakterini ve tercihlerini yansıtır. İlyas’ın İstanbullu lakabı ve 34 plaka da bunu tesciller. Ayrıca kamyon Asya ve İlyas ilişkisini başlattığı gibi, Asya Cemşit ilişkisini de başlatır. “Aldırma Gönül” ismi düğün sonrasında “Al Yazmalım” olarak değişir ancak İlyas’ın düşüşü sonrasında aynı kamyonu başka bir şoförün kullandığını görürüz. Göze çarpan bir diğer simge kırmızı renktir. Kamyon ve yazmadan sonra Cemşit’in çocuk için bahçeye kurduğu salıncak da kırmızı renktir. Yılmaz doğayı da güçlü bir ilişki metaforu olarak kullanır. Başta coşkun akan dereler sonra durulur, renkler solar.

Atıf Yılmaz’ın eseri uyarlarken yaptığı eksiltmeler ve eklemelerde en büyük değişim İlyas’ın uçarılıklarını törpülemesidir. Romanda İlyas yolda kalmış bir kamyonu tehlikeli bir geçitten çekerek kurtarır. Daha sonra baraj inşaatına kısa sürede fazla malzeme taşıması gerektiğinde kamyonlara römork takılmasını önerir. Ancak riskli olduğundan bu fikir kabul edilmez. Sinirlenerek tek başına risk alır ve kamyonu geçitte devirir ve işinden olur. Filmde ise yolda kalmış yolcu dolu bir dolmuşu çektiği için kızağa çekilir. İki eylemin sonucu da aynıdır ancak izleyici nezdinde İlyas’ın algılanış biçimi farklıdır. Bu tercih, Asya’nın filmin finalindeki tercihini daha dramatik hâle getirir.

Günümüzde baktığımızda Yılmaz’ın iç ses ve “Ziyanı yok, gülüşü yeter bize.”, “Yüreğim kaydıysa günah mı?”, “Seninim işte, alıp götürsene beni.” gibi aforizmalarla dolu anlatım biçiminin bir miktar eskidiğini, bu tercihin romantikten çok nostaljik göründüğünü düşünüyorum. İlla tanımlamak gerekirse filmin gücü ve temel meselesini bu tür duygu dolu cümleler değil “Samet ona baba demişti, Cemşit’i babalığa seçmişti.” cümlesi anlatmaktadır.

Filmde karakterlerin birbirlerine duydukları sevgiyi gerçekçi ve ikna edici buluyorum. Asya’yı hem İlyas hem de Cemşit seviyor, farklı şekillerde belki ama Asya da onları seviyor. Ama Asya’nın fedakarlık yapıp mutsuzluğu seçtiğini kesinlikle düşünmüyorum. Çünkü yola devam etmek de önemlidir.


* Bülent Ortaçgil, Sensiz Olmaz

** Selvi Boylum Al Yazmalım, Cengiz Aytmatov, Ketebe Yayınları

*** Filmin çekimleri sırasında Türkan Şoray, Asya’nın İlyas’a dönmesini ister. Onun nazarında mutlu son bu seçenektir. Şoray daha sonra şimdiki finale ikna edilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information