0y6AA0xT8xM


Filmlerdeki zamansal gerçeklik kavramını mercek altına alan video, insanın zamanda yolculuk fantezisini ve yol açtığı trajik sonu varoluşsal perspektiften analiz ediyor.

Şu an içinde yaşadığımız dünyanın fiziksel sınırlarının ötesini merak edip yeni gerçeklikler inşa eden filmlerin her zaman ilgi çekici bir yanı olmuştur. İnsanın bilmekten, öğrenmekten haz alma dürtüsü, hayal gücünün, aklın ve mantığın sınırları içerisinde bilimkurguda farklı olasılıkların mümkün olup olmadığını sorgulatmıştır. Zamansal gerçeklik ile ilgili sorgulamalar neticesinde sinemada pek çok kez zaman yolculuğunu konu alan, zamanın doğrusal akışını bozan filmler ortaya kondu. Tekrar bir günü yaşamak, geçmişe gitmek, gelecekte neler olabileceğini bilmek gibi insanın zihnini yüzyıllardır kurcalayan sorular bilimsel, psikolojik, sosyolojik ve etik açıdan birçok tartışmayı beraberinde getirmiştir.

Bu tartışmaların çıkış noktasında ise zaman ve mekânın fiziksel kurgusunun ayrışması yatıyor. Şöyle ki zamansal olarak çok boyutlu fiziksel bir boyuta sahibiz. Farklı mekânlar, yaşam alanları, altyapı ve üstyapı gibi birçok mekânsal olgu artık insanın hükmettiği ve senaryo anlamında kullandığı bir alandır. Bununla birlikte zamansal gerçeklik kavramına ise bu şekilde söz geçirebilmek mümkün değil. Tek bir yönlü, lineer akışı içerisinde sonsuz bir geçmişten gelip belirsiz geleceğe doğru akan bir olgudur. Bununla birlikte zamanı farklı boyutlara ayırmak yalnızca bilimkurguya mahsus kalmaktadır. Bir anlamda zamanın merhametine mahkûmuz. İşte böyle bir gerçeklik, insanı hem varoluşsal hem de psikolojik benliği ile yüzleşmeye itiyor. Like Stories of Old kanalının hazırladığı video essay, zamanda yolculuk kavramını bu açıdan ele alıyor.

Zamansal Gerçeklik Kavramının Tasviri

Zaman olgusu psikolojide, varoluşsal kaygı kavramının açıklanması için önemlidir. Bireyin bilinmeyen bir geleceğe karşı konmaz bir biçimde yaklaşıyor oluşu kaygıyı ortaya çıkaran bir gerçektir. Bu belirsizlik içerisinde en belirgin olan ise nihai son, yani ölümdür. Bu akış içerisinde kişi hayatın anlamını bulmaya çalışır, ne için yaşadığını ve kimliğini oluşturan parçaları düşünür. Ancak kişinin varoluşunun bir koşulu olarak bu varoluşsal kaygılar asla yok olmaz. Kişi bunları bastırmak yerine varoluşunu gerçekleştirmek için onlarla yüzlemeyi öğrenir.

Sinemada zaman kavramı farklı şekillerde tasvir edilmiştir. The Terminator filminde karşı konmaz gelecek yaklaşan kıyamet sonunda savunmasız kalma hissi şeklinde tasvir edilmiştir. Christopher Nolan‘ın Tenet‘inde gezegenin mahvoluşu üzerine insanların gelecek ve bugün arasındaki ilginç çatışması ortaya konuyor. Temel olarak eylemlerimizin yol açtığı sonuçların yarattığı bir korkuyu yansıtıyor. Bununla birlikte filmler zaman kavramını daha kişisel bir varoluşsal benlik ile de ilişkilendirebiliyor. Yine benzer bir perspektiften Sartre gibi varoluşçular, tercihlerimizin bizi biz yapan unsurlar olduğuna dikkat çeker. Aynı zamanda özgür iradesi ile yapacağı tercihler, kişiyi bu tercihlerin sorumlulukları ile yüzleştirir. Tercihlerimiz sonucunda oluşturduğumuz benliğimizi geriye gidip düzeltemeyiz. Ancak bu ya mümkün olsaydı? Burada açılan etik ve ahlaki sorgulamalar Looper, Mr. Nobody gibi filmlere konu oluyor ve daha bireysel bir düzeyde bunu ele alıyor.

Lineer Zaman Akışını Kırma Arzusu

Tenet

Kişinin mekânsal boyut üzerindeki yetkinliği zamansal boyut üzerinde de sağlamak istemesi bu bakımdan anlaşılabilir bir arzudur. Benzer bir özgürlüğü sağlamak ve karşılığında tartışmaları alevlendirmek yalnızca sinemanın olanak sağlayacağı bir imkândır. Interstellar‘da dünya için önemli bilgilere farklı bir gezegende farklı varlıklarca ulaşılır. Bu geriye dönüldüğünce insanlık için bir başka şansı ortaya koyar. Dünyanın içinde bulunduğu çürümeyle mücadele edebilmek için tarih öncesi zamana yapılan bir yolculuk da Terra Nova dizisinde konu edinilen benzer bir temayı gösteriyor.

Bununla birlikte zaman yolculuğuna erişebilen karakterlerin yer aldığı filmler, zamanın akışının ötesine geçilmesinin nasıl bir yarar sağladığını gösteriyor. Maddi kazanç sağlamak, içinde bulunulan tuhaf durumların yeniden icra edilmesi ya da bilginin sınırlarının genişletilmesi buna örnek verilebilir. Ancak zamanın akışının bir gün içerisine bir loop şeklinde sığdırılması ilerlemenin yalnızca bir tekrara dönüştüğünü gösterebiliyor. Başta bu akış dikkat dağıtıcı ve zorlayıcı bir deneyim olarak karşımıza çıkar ancak sonuç anlamsızlıktır. Ancak bu durumda da bireysel olarak farklı bir özgürlük alanı sunulur. Bir loop gerçekliğin bittiği andan itibaren tekrar başa dönmesi algıları değiştirmektedir. Ölüm anında kişinin başladığı yere dönmesi yani zamanın akışının bozulması, insanın varoluşsal kaygılarının temelindeki ölüm korkusuna olan algıyı yıkar. Bu noktadan itibaren zamansal kavram daha çok hazza, riske ve keşfetmeye açılır. Birey, gerçek dünyasında yapamadığı sınırların ötesine taşar.

Ancak filmlerde umulan özgürlük her zaman tercih edildiği gibi tatmin edici olmaz. Zaman eninde sonunda kendi hükmünü yeniden tasdik eder. Loop döngüsünde, karakter yapabileceği her şeyi yaptığını ve bu döngüdeki sınırlarını kavrar. Aslında özgürlük, bir paradoks gibi kendini karakterin hâlâ bir kapan içerisinde olduğunu açığa vurur. Aynı şekilde zaman yolculukları noktasında da eylemlerin ve sonuçlarının döngüsü ortaya çıkar. Zamansal özgürlük ile ilgili şeylerin fanteziden fazlası olmadığını gösterir. Bu noktada ise şu soru beliriyor: Peki trajik kaçınılmaz sona sahip bu fantezilerin amacı nedir? Like Stories of Old kanalının hazırladığı video essay‘i buradan izleyebilirsiniz.

Kaynak: Like Stories of Old

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information