Her sabah aynı güne uyanan Guy, bankada çalışan, alışıldık bir yaşam süren, pek de dikkat çekmeyen biri. Ta ki, içine hapsolduğu kısır döngü kırılana ve o, daha fazlası için meraklanana dek. Free Guy, varoluş, gerçeklik algısı, yaşam içerisinde amaç bulmak için süregelen arayışın verdiği rahatsızlık gibi önemli konuları incelemeye hevesleniyor ancak bunu, hikâyesini parıltılı bir gişe filminin ambalajına hapsederek yapıyor ve kendisini sınırlandırıyor. Free City, Ryan Reynolds'ın canlandırdığı Guy karakterinin anlatımına göre aslında hepimizin hayallerini süsleyen bir yer. Tek sorun, izlediğimiz şehrin gerçekliğinin Guy'ın anlattıklarından çok daha başka olması. Şiddet içeren, kanun dışı her türlü davranışın adeta kol gezdiği Free City sokaklarında, "güneş gözlüğü takmayanlar" yani Guy ve onun gibiler arka planda yer almaya mahkum kişiler. Var olmaları boşluk doldurmaktan daha fazla bir önem taşımıyor, onlardan düzene ayak uydurmaları ve daha da önemlisi, soru sormamaları ya da varoluş amacı arayışı peşine düşmemeleri haricinde hiçbir şey beklenmiyor. Ancak bir gün Guy, ilk önce tatmadığı bir duygu ile karşılaşarak daha fazlası için meraklanıyor, daha sonra ise yaşadığı dünyanın aslında bir bilgisayar oyunundan ibaret olduğunu fark ediyor ve gerçeklik algısının sarsılmasıyla birlikte dünyası tamamıyla değişiyor. Bir yandan da, oyunun dışındaki "gerçek" dünyada Jodie Comer'ın canlandırdığı Millie, kendisinden çalınan bilgisayar oyununun hakları için mücadele veriyor. Shawn Levy'nin yönettiği Free Guy, gerçeklik algısı, var oluş, hayatta bir anlam ifade edebilme mücadelesi gibi konseptlerle flört ediyor ve bu süreçte özellikle diyalogları ile oldukça eğlenceli bir hikâye sunuyor ancak The Truman Show, Ready Player One gibi yapımları akıllara getiren film, benimsediği gişe odaklı formülün sınırları içerisine sıkışıyor. Free Guy: Daha Fazlasını Ararken Klişelere Düşen Bir Hikâye Oyuncu kadrosunda Ryan Reynolds'ın yanı sıra Jodie Comer, Taika Waititi ve Joe Keery gibi isimleri bulunduran film, aslında oldukça güçlü bir başlangıç yapıyor. Her gün aynı gömleği giyip, aynı şekilde uyanan, aynı kahveyi sipariş edip, aynı işe giden, herhangi bir sürprizle karşılaşma olasılığı olmayan Guy'ın birden bire daha fazlası için duyduğu merak dünyasını kökünden değiştiriyor. Millie ile karşılaştığı andan itibaren yaşamı değişen, gerçeklik algısı sarsılan, varoluşsal kaygılara kapılan Guy, bu anlamda The Truman Show'u andıran bir uyanış ve farkındalık yaşayıp bambaşka bir serüvene atılıyor. Matt Lieberman ve Zak Penn'in kaleminden çıkan senaryo, eğlenceli diyaloglarla örülü anlatısıyla keyifli anlar sunarken aynı zamanda Guy'ı, Ryan Reynolds'ın performansının da yardımıyla, bağ kurulması oldukça kolay bir hâle sokuyor. Guy'ın yaşadığı büyük uyanış, bu uyanışın beraberinde getirdiği toplumsal kimliği, benliği, yaşam amacını, gerçeklik algısını sorgulayan varoluşsal sorulara ve bu fikirler çerçevesinde aynı sularda yüzen geçmiş yapımlara yapılan göndermeler, karakterler arasındaki ilişkiler ile gişe formülünü izleyen filmlerin şöhretini değiştireceğini düşündüren film, Guy'dan ve onun varoluşsal sancılarla tanışmasıyla verdiği mücadelesinden uzaklaştığında bu yoldan da çıkıyor. Başta Ryan Reynolds'ın sıra dışı mizah anlayışını yansıttığı performansı olmak üzere Jodie Comer, Taika Waititi ve Joe Keery'nin oyunculuk performanslarıyla, en önemlisi absürt komedisiyle güçlenen film, aynı zamanda Marvel evreninden yapımlara göndermelerde bulunduğu, kimi zaman karakterlere yer verdiği anlardan da destek alıyor. Free Guy, sanal dünya ve gerçekliği ayırt eden çizginin git gide bulanıklaştığı günümüzde, yaşadığımız hayatın yüzeysel ve sığ yönlerine mizah yoluyla yaptığı göndermelerle türünün gişe odaklı formül izleyen örneklerine yeni bir…

Yazar Puanı

PUAN - 55%

55%

Free Guy, varoluş, gerçeklik algısı, yaşam içerisinde amaç bulmak için süregelen arayışın verdiği rahatsızlık gibi önemli konuları incelemeye hevesleniyor ancak bunu, hikâyesini parıltılı bir gişe filminin ambalajına hapsederek yapıyor ve kendisini sınırlandırıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.77 ( 12 oy)
55


Her sabah aynı güne uyanan Guy, bankada çalışan, alışıldık bir yaşam süren, pek de dikkat çekmeyen biri. Ta ki, içine hapsolduğu kısır döngü kırılana ve o, daha fazlası için meraklanana dek. Free Guy, varoluş, gerçeklik algısı, yaşam içerisinde amaç bulmak için süregelen arayışın verdiği rahatsızlık gibi önemli konuları incelemeye hevesleniyor ancak bunu, hikâyesini parıltılı bir gişe filminin ambalajına hapsederek yapıyor ve kendisini sınırlandırıyor.

Free City, Ryan Reynolds‘ın canlandırdığı Guy karakterinin anlatımına göre aslında hepimizin hayallerini süsleyen bir yer. Tek sorun, izlediğimiz şehrin gerçekliğinin Guy’ın anlattıklarından çok daha başka olması. Şiddet içeren, kanun dışı her türlü davranışın adeta kol gezdiği Free City sokaklarında, “güneş gözlüğü takmayanlar” yani Guy ve onun gibiler arka planda yer almaya mahkum kişiler. Var olmaları boşluk doldurmaktan daha fazla bir önem taşımıyor, onlardan düzene ayak uydurmaları ve daha da önemlisi, soru sormamaları ya da varoluş amacı arayışı peşine düşmemeleri haricinde hiçbir şey beklenmiyor. Ancak bir gün Guy, ilk önce tatmadığı bir duygu ile karşılaşarak daha fazlası için meraklanıyor, daha sonra ise yaşadığı dünyanın aslında bir bilgisayar oyunundan ibaret olduğunu fark ediyor ve gerçeklik algısının sarsılmasıyla birlikte dünyası tamamıyla değişiyor. Bir yandan da, oyunun dışındaki “gerçek” dünyada Jodie Comer’ın canlandırdığı Millie, kendisinden çalınan bilgisayar oyununun hakları için mücadele veriyor. Shawn Levy’nin yönettiği Free Guy, gerçeklik algısı, var oluş, hayatta bir anlam ifade edebilme mücadelesi gibi konseptlerle flört ediyor ve bu süreçte özellikle diyalogları ile oldukça eğlenceli bir hikâye sunuyor ancak The Truman Show, Ready Player One gibi yapımları akıllara getiren film, benimsediği gişe odaklı formülün sınırları içerisine sıkışıyor.

Free Guy: Daha Fazlasını Ararken Klişelere Düşen Bir Hikâye

Oyuncu kadrosunda Ryan Reynolds’ın yanı sıra Jodie Comer, Taika Waititi ve Joe Keery gibi isimleri bulunduran film, aslında oldukça güçlü bir başlangıç yapıyor. Her gün aynı gömleği giyip, aynı şekilde uyanan, aynı kahveyi sipariş edip, aynı işe giden, herhangi bir sürprizle karşılaşma olasılığı olmayan Guy’ın birden bire daha fazlası için duyduğu merak dünyasını kökünden değiştiriyor. Millie ile karşılaştığı andan itibaren yaşamı değişen, gerçeklik algısı sarsılan, varoluşsal kaygılara kapılan Guy, bu anlamda The Truman Show’u andıran bir uyanış ve farkındalık yaşayıp bambaşka bir serüvene atılıyor. Matt Lieberman ve Zak Penn’in kaleminden çıkan senaryo, eğlenceli diyaloglarla örülü anlatısıyla keyifli anlar sunarken aynı zamanda Guy’ı, Ryan Reynolds’ın performansının da yardımıyla, bağ kurulması oldukça kolay bir hâle sokuyor. Guy’ın yaşadığı büyük uyanış, bu uyanışın beraberinde getirdiği toplumsal kimliği, benliği, yaşam amacını, gerçeklik algısını sorgulayan varoluşsal sorulara ve bu fikirler çerçevesinde aynı sularda yüzen geçmiş yapımlara yapılan göndermeler, karakterler arasındaki ilişkiler ile gişe formülünü izleyen filmlerin şöhretini değiştireceğini düşündüren film, Guy’dan ve onun varoluşsal sancılarla tanışmasıyla verdiği mücadelesinden uzaklaştığında bu yoldan da çıkıyor. Başta Ryan Reynolds’ın sıra dışı mizah anlayışını yansıttığı performansı olmak üzere Jodie Comer, Taika Waititi ve Joe Keery’nin oyunculuk performanslarıyla, en önemlisi absürt komedisiyle güçlenen film, aynı zamanda Marvel evreninden yapımlara göndermelerde bulunduğu, kimi zaman karakterlere yer verdiği anlardan da destek alıyor.

Free Guy, sanal dünya ve gerçekliği ayırt eden çizginin git gide bulanıklaştığı günümüzde, yaşadığımız hayatın yüzeysel ve sığ yönlerine mizah yoluyla yaptığı göndermelerle türünün gişe odaklı formül izleyen örneklerine yeni bir soluk kazandırma vaadi sunarak yola çıkıyor. Buna rağmen, kendisini farklı kılacak konseptlerden ve sorulardan ayrıldıktan sonra hikâyesini parlak renklerinin ve herkesi memnun etme telaşının ardında kaybediyor. Film, hikâyesinin kaybettiği ağırlığın yarattığı boşluğu doldurmak ve gidişatının ivmesini yüksek tutabilmek için birden fazla son biçerek olayların gidişatını sürekli olarak dolambaçlı yollara sokuyor ancak bu esnada, gidişatın izlediği rota hiçbir zaman çok da karmaşık bir hâl almadığı için finale ulaşma merakı azalıyor. Hâl böyle olunca film, eğlenceli, yaşadığımız hayattan gelen, çok iyi bildiğimiz sıkıntıları, dönüşümleri ve gündelik zorlukları zekice kurulmuş mizahı yoluyla eğlenceli bir formatın içerisine yerleştirerek ele alabileceğini düşündüren fakat bunun yerine klişelerden kaçamayan bir yapım olarak akıllarda yer ediyor. Free Guy, insan olmanın doğası gereği her birimizin ana karakter olduğunu düşünerek yaşadığı hayatta bir figürandan ibaret olduğunu öğrenen birinin yaşadığı yolculuğu, tek düze bir bilgisayar oyunu düzeni içerisinde özgür irade aracılığıyla benliklerini bulan karakterlerin rutinden sıyrılıp özgün kimliklerine kavuşma süreci, insanların kendilerine eş seçerken gerçek olamayacak beklentilerle yola çıkmasıyla kendilerini önlenemez bir hayal kırıklığı döngüsü içerine hapsetmeleri, ezici ve acımasız düzen içerisinde pembe gözlüklerin ardında yaşayarak elde edilen mutluluk gibi konseptler üzerine düşünüp teoriler üretebilecekken, izleyicisine vadedilen her şeye rağmen günün sonunda bunun gişe odaklı bir film olduğunu hatırlatıyor ve dâhil olduğu türün temellerini değiştirebilecekken mizahı dışında bir yönüyle öne çıkmadan benzerleri arasındaki yerini alıyor.

Sonuç olarak Free Guy, hikâyesini anlatırken hiç elden bırakmadığı absürt mizahıyla mensup olduğu türe yeni bir bakış açısı sunabileceğini düşündürüyor fakat eğlenceli bir film olmaktan öteye gidemiyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information