2020 yılının sona ermesiyle birlikte akıllarda kalan deneyimlerimizin çok büyük çoğunluğu bir ekrana bakmak üzerinden şekillendi. Elbette bu süreçte dijital platformlar atağa geçti ve belki de şimdiye dek hiç olmadığı kadar çok rağbet gördü. “Şimdi Gain Zamanı” sloganıyla yola çıkan Gain Medya da işte tam da böyle bir dönemin ürünü. Elbette yalnızca pandemi dönemine ithaf edemeyiz; uzun süredir var olan bir “yerli dizi yersiz uzun” sloganına neredeyse cevap veren bir çıkışla Gain, Türkiye’de üç saati bulan dizilerin karşısına yine televizyon tarihinin en sevilen oyuncularının da içinde bulunduğu yeni bir diziyle çıkış yaparak farklı bir izleme deneyimi sunma iddiasında.

Ücretsiz olarak telefon ya da tabletinize indirebileceğiniz Gain uygulamasıyla bir anda yalnızca kurmaca dizi içeriklerine değil, gündemden haberlere, belgesellere, kısa filmlere, müzik performanslarına ve daha birçok adını belki de önümüzdeki yıllarda koyabileceğimiz türden içeriğe ulaşabiliyorsunuz. Ama önemli olan bir nokta var: uygulama size ortalama 10-15 dakikalık hareketli görüntü içeren format sunuyor. Yani “şimdi kim 2 saatlik film izleyebilir öyle bir vakit yok” dediğiniz anda imdada koşan, siz yemeğinizi yerken, otobüsünüzü beklerken, aslında iş yapıyorken ama biraz da kafa dağıtmak isterken bir yandan göz atabileceğiniz ama aynı zamanda mümkünse belli bir standardı da yakalamış hafif içerikler sunmayı hedefliyor belli ki. Ama tabii biz deneyimli dijital platform düşkünleri biliyoruz ki, eğer bir ürün bize ücretsiz veriliyorsa oradaki ürün bizizdir ve en nihayetinde on dakikacıkla başlayan bir göz gezdirme içinden çıkamadığımız bir tuzağa dönüşebilir. Yine de Banksy’nin kırmızı balonlu kız çocuğu stencil’ını hatırlatan o muhalif etkili logosuyla Gain, şimdilik o kadar tehlikeli görünmüyor. Hatta dahası, şu anda etkin olan tasarımı nedeniyle kullanımı biraz da zor. Daha önceki dijital platform uygulamalarından alışık olduğumuz ekrana bir kere dokununca ara yüzün belirmesi ve sonrasında istediğimiz seçeneği tıkladığımız o kullanıcı tasarımı yerine, ekrana ilk dokunmayı da bir eylem olarak algılayan ilginç bir tasarımı var. (Kullanınca ne demek istediğimi anlayacaksınız, diziyi iki saniye geri alayım derken bir anda stand up gösterisinde bulabiliyorsunuz kendinizi). Eğer bu tasarıma alışırsak (sanmıyorum, ondan büyük Youtube ve Netflix var) ya da Gain bu tasarımı genel kullanıcı alışkanlarına uyar hale getirirse bence kullanım süresi artacaktır. Küçük gibi görünen oldukça önemli bir detay çünkü bu mesele.

Gain Medya Sizin Şimdiki Zamanınıza Talip

İçerik, içeriklerin süresi, içeriklerin çeşitliliği ve kullanıcı deneyimi tasarımı nedeniyle Gain bir süre başka mecralarla, platformlarla ve deneyimlerle karşılaştırılacak ama tabii ki başarılı olmasının yegâne sebebi başka mecralarda olmayan bir açığı kapatıyor olması olacak. Youtube’da iki – üç saatlik videoların milyonlarca kez izlendiği ya da Netflix’te sekiz bölümlük dizilerin bir gecede tüketildiği bir gerçeklikte meselenin yalnızca kısa süreli içerik olamayacağını kabul edersek, o açığın ne olduğunu da önümüzdeki süreçte hep birlikte göreceğiz. Şimdilik keyifle izlenebilecek ilk içeriği ve aslında Gain’i duyma nedenlerimizden de biri olan 10 Bin Adım dizisine bir bakışla bu çiçeği burnunda platformumuzu incelemeye devam edebiliriz.

10 Bin Adım

Sanırım ülke sınırları içinde sevmeyeni olmayan Devin Özgür Çınar ile yine aynı sınırlar içinde sevmeyeni olmayan bir başka oyuncumuz Engin Günaydın’ın hem hikâye yazım sürecini hem de başrollerini üstlendikleri bu aşağı yukarı onar dakikalık bölümlerden oluşan 10 Bin Adım yeni bir platformu duyurmak için atılmış en akıllıca adım. Dahası bu ikili arasındaki inanılmaz uyumun yalnızca oyunculuklarına değil senaryoya da yansıdığını görebilmek ayrıca son derece zevkli. Dizi, Ezgi ve Memet adında iki eski sevgilinin sağlıklı bir yaşam adına birlikte günde 10 bin adım atmaya karar vermeleriyle Caddebostan taraflarında bir yerlerde açılışını yapıyor. Onların her bin adımının bizim için birer dakikaya denk düştüğü bu günlük yürüyüşleri sırasında konuştukları konulara ve başlarına gelen olaylara tanıklık ediyoruz. Elbette açılış bölümünde ilk başta Ezgi ve Memet karakterlerini tanıyoruz, neden ve nasıl bu yürüyüş fikrine karar verdiklerini öğreniyoruz ve küçük heyecanlı bir skeçle “eski sevgililik” müessesesinin masaya yatırıldığı ilk bölüm bitiyor. Hemen ardından yeni bir gün yeni bir on bin adım ile ikili bu sefer sosyal medyadaki ikiyüzlülük meselesi üzerine gidiyor ve yine aslında dışardan bakıldığında son derece naif ve sıradan görünen bu hikâyecikleri Çınar ve Günaydın aralarındaki uyumla destekleyerek izlemesi cazip hale getiriyorlar. En nihayetinde aslında sadece çok büyük hikâyeleri, aşırı girift senaryo yapılarını değil de, hayatın içinden ufak tefek deneyimleri de iyi yazılır ve yönetilirse, mizansende belli bir ahenk yakalanırsa, oyuncuları keyifle oynarsa gayet de dikkatle izleyebileceğimizi görüyoruz. Hikâye evrenindeki karakterlerle neredeyse eş zamanlı bir deneyimle ilerlediğimiz bu ilk iki bölümde kurulan dünyanın işlemesi için bölümlerin sıklıkla yayınlanması gerektiğini düşünüyor, hatta temenni ediyorum. Elbette yerli dizilerimizin yersiz uzun olduğu prodüksiyon aşamalarının korkunç şartlarına yenik düşmeden.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information