Bu yıl prömiyerini gerçekleştirdiği 71. Berlin Film Festivali'nin yarışma bölümündeki en beğenilen filmlerden biri olan Gökyüzüne Baktığımızda Ne Görüyoruz? – Ras vkhedavt, rodesac cas vukurebt? ülkemizdeki ilk gösterimini, bu hafta başlayacak olan Kino 2021'nin açılış filmi olarak tek bir özel seansla yapacak. Gürcü yönetmen Alexandre Koberidze'nin henüz ikinci uzun metrajı olan Almanya ortak yapımlı film, Berlin'den yalnızca FIPRESCI ödülünü almakla yetinmişti. Ancak sonrasında sürdürdüğü festival yolculuğu esnasında karşılaşmaya devam ettiği olumlu tepkiler filmi yılın sinemaseverler tarafından en beklenilen yapımlarından biri hâline getirmişti. Filmin, gösterildiği her yerde gördüğü ilginin sebebini anlamak zor değil. Sinema tarihinde daha önce görülmemiş bir anlatıya ya da absürtleştiği anlarda dahi ortaya koyduğu yeni denilebilecek oyunlara sahip olmamasına rağmen yakaladığı tonla kendine ait bir doku yaratabiliyor. Günümüz ya da günümüze yakın bir zaman diliminin Gürcistan’ında bir ilk görüşte aşk masalının çevresine konuşlanan film seyircisini arkasına yaslayıp yüksek sesli bir anlatıdan kaçınarak usul usul yarattığı dünyanın içinde dolaşmaya davet ediyor. Günün ilk saatlerini, bir okul bahçesindeki ilk ders öncesi karmaşasının farklı köşelerini yakalayan sabit karelerle resmettiği sakin bir açılış sekansıyla başlıyor film. Kamera, bahçenin sokağa açılan kapısındaki kaldırıma döndüğündeyse hikâyenin ana kahramanlarının ilk karşılaşmasına yalnızca ayaklarını gördüğümüz bir planda şahit oluyoruz. İlk görüşte aşk mizanseninin en klişe geleneğiyle (bilinçli bir şekilde) fazlaca yapay canlandırılmış bir çarpışmayla gerçekleşiyor bu mucizevi karşılaşma. Neredeyse olduğu hâliyle kendiliğinden çiğ bir mizaha sahip bu kısa karşılaşma sahnesinde birbirine dolanan ayakların sahipleri ise Lisa ve Giorgi. Eczacı Lisa ve futbolcu Giorgi günün ilk saatlerindeki bu tatlı sürprizin ardından muhtemelen bir daha rastlaşabileceklerini tahmin etmeden işlerine gidiyorlar. Bu noktadaysa devreye film boyunca bize eşlik eden asıl muhattabımız anlatıcı üst ses giriyor. Normal bir iş günü geçiren Lisa ve Giorgi’nin aynı akşam iş çıkışında sokakta bir kez daha rastlaştıkları anı ondan dinliyoruz. Aynı anda perdede oynayan tepeden çekilmiş Kutaisi manzarasına bakarken genç çiftin aşağıda bir yerde olduğunu bilmemize rağmen bu ikinci karşılaşmalarını da kadraj içerisinde göremiyoruz. Bu tercihlerin hepsinin, filmin oyunbazlıklarını destekleyen ve anlatmak istediği klişe romans masalından uzak hikâyesini besleyen bir işlevselliği var. İlk başta neler döndüğünü anlamasak da filmi izlerken tüm bu oyunların teker teker dişlilerine oturuşuna ve tıkır tıkır işleyişine tanıklık ediyoruz. Gökyüzüne Baktığımızda Ne Görüyoruz?: Peki Ya Perdeye? Gökyüzüne Baktığımızda Ne Görüyoruz? ’un merkezinde yer alan asıl alengirli numarası da tam bu sahnede kendini gösteriyor. Aynı gün içerisinde ikinci kez rastlaşmalarında bir keramet gören ikili bir sonraki karşılaşmalarının bir tesadüf olmaması için ertesi akşama randevulaşıyorlar. Ancak eve dönerken karşıdan karşıya geçmesi gereken Lisa’ya bir dört yol ağzında normalde insanlarla iletişim kurmaları yasak olan dört dost yardımcı oluyor. Macbeth’in cadıları gibi Lisa’nın karşısına çıkan bu dört arkadaş, daha yeni tanışmış olan genç çiftimizin kem bir göz tarafından lanetlendiğini ve bir daha birbirlerini bulamamaları için ertesi sabaha tamamen farklı görünümlerde ve en büyük yeteneklerini kaybetmiş şekilde uyanacaklarını haber veriyorlar. Henüz filmin başında karşılaştığımız bu ilk gerçeküstü sahneyle birlikte izlediğimiz hikâyenin bizi götüreceği her türlü yolu kabul ettiğimize dair görünmeyen bir sözleşme imzalıyoruz adeta. Yönetmen Koberidze de gerçekten bu hikâyeden beklenilebilecek her türlü anlatıdan uzaklara götürüyor izleyicisini. Lisa ve Giorgi, bu hikâyenin ana kahramanları olsalar…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

Söz konusu anlatılan isterse en klişesinden bir ilk görüşte aşk romansı, isterse gerçeküstü öğelerle bezeli bir kasaba öyküsü olsun, Gökyüzüne Baktığımızda Ne Görüyoruz? neyi dinlemeyi tercih ettiğimizle, nasıl anlattığımızla ve nereye baktığımızla ilgilenen oyunbaz bir film.

Kullanıcı Puanları: 2.59 ( 4 oy)
75


Bu yıl prömiyerini gerçekleştirdiği 71. Berlin Film Festivali‘nin yarışma bölümündeki en beğenilen filmlerden biri olan Gökyüzüne Baktığımızda Ne Görüyoruz? – Ras vkhedavt, rodesac cas vukurebt? ülkemizdeki ilk gösterimini, bu hafta başlayacak olan Kino 2021‘nin açılış filmi olarak tek bir özel seansla yapacak. Gürcü yönetmen Alexandre Koberidze‘nin henüz ikinci uzun metrajı olan Almanya ortak yapımlı film, Berlin’den yalnızca FIPRESCI ödülünü almakla yetinmişti. Ancak sonrasında sürdürdüğü festival yolculuğu esnasında karşılaşmaya devam ettiği olumlu tepkiler filmi yılın sinemaseverler tarafından en beklenilen yapımlarından biri hâline getirmişti. Filmin, gösterildiği her yerde gördüğü ilginin sebebini anlamak zor değil. Sinema tarihinde daha önce görülmemiş bir anlatıya ya da absürtleştiği anlarda dahi ortaya koyduğu yeni denilebilecek oyunlara sahip olmamasına rağmen yakaladığı tonla kendine ait bir doku yaratabiliyor. Günümüz ya da günümüze yakın bir zaman diliminin Gürcistan’ında bir ilk görüşte aşk masalının çevresine konuşlanan film seyircisini arkasına yaslayıp yüksek sesli bir anlatıdan kaçınarak usul usul yarattığı dünyanın içinde dolaşmaya davet ediyor.

Günün ilk saatlerini, bir okul bahçesindeki ilk ders öncesi karmaşasının farklı köşelerini yakalayan sabit karelerle resmettiği sakin bir açılış sekansıyla başlıyor film. Kamera, bahçenin sokağa açılan kapısındaki kaldırıma döndüğündeyse hikâyenin ana kahramanlarının ilk karşılaşmasına yalnızca ayaklarını gördüğümüz bir planda şahit oluyoruz. İlk görüşte aşk mizanseninin en klişe geleneğiyle (bilinçli bir şekilde) fazlaca yapay canlandırılmış bir çarpışmayla gerçekleşiyor bu mucizevi karşılaşma. Neredeyse olduğu hâliyle kendiliğinden çiğ bir mizaha sahip bu kısa karşılaşma sahnesinde birbirine dolanan ayakların sahipleri ise Lisa ve Giorgi. Eczacı Lisa ve futbolcu Giorgi günün ilk saatlerindeki bu tatlı sürprizin ardından muhtemelen bir daha rastlaşabileceklerini tahmin etmeden işlerine gidiyorlar. Bu noktadaysa devreye film boyunca bize eşlik eden asıl muhattabımız anlatıcı üst ses giriyor. Normal bir iş günü geçiren Lisa ve Giorgi’nin aynı akşam iş çıkışında sokakta bir kez daha rastlaştıkları anı ondan dinliyoruz. Aynı anda perdede oynayan tepeden çekilmiş Kutaisi manzarasına bakarken genç çiftin aşağıda bir yerde olduğunu bilmemize rağmen bu ikinci karşılaşmalarını da kadraj içerisinde göremiyoruz. Bu tercihlerin hepsinin, filmin oyunbazlıklarını destekleyen ve anlatmak istediği klişe romans masalından uzak hikâyesini besleyen bir işlevselliği var. İlk başta neler döndüğünü anlamasak da filmi izlerken tüm bu oyunların teker teker dişlilerine oturuşuna ve tıkır tıkır işleyişine tanıklık ediyoruz.

Gökyüzüne Baktığımızda Ne Görüyoruz?: Peki Ya Perdeye?

Gökyüzüne Baktığımızda Ne Görüyoruz? ’un merkezinde yer alan asıl alengirli numarası da tam bu sahnede kendini gösteriyor. Aynı gün içerisinde ikinci kez rastlaşmalarında bir keramet gören ikili bir sonraki karşılaşmalarının bir tesadüf olmaması için ertesi akşama randevulaşıyorlar. Ancak eve dönerken karşıdan karşıya geçmesi gereken Lisa’ya bir dört yol ağzında normalde insanlarla iletişim kurmaları yasak olan dört dost yardımcı oluyor. Macbeth’in cadıları gibi Lisa’nın karşısına çıkan bu dört arkadaş, daha yeni tanışmış olan genç çiftimizin kem bir göz tarafından lanetlendiğini ve bir daha birbirlerini bulamamaları için ertesi sabaha tamamen farklı görünümlerde ve en büyük yeteneklerini kaybetmiş şekilde uyanacaklarını haber veriyorlar. Henüz filmin başında karşılaştığımız bu ilk gerçeküstü sahneyle birlikte izlediğimiz hikâyenin bizi götüreceği her türlü yolu kabul ettiğimize dair görünmeyen bir sözleşme imzalıyoruz adeta. Yönetmen Koberidze de gerçekten bu hikâyeden beklenilebilecek her türlü anlatıdan uzaklara götürüyor izleyicisini.

Lisa ve Giorgi, bu hikâyenin ana kahramanları olsalar da filmin başrolü değiller. Öyle ki bir noktadan sonra artık hikâyelerini öğrendiğimiz ve talihsiz kaderlerine üzüldüğümüz Lisa ve Giorgi’yi iyiden iyiye az görmeye başlıyoruz. Filmin kendine seçtiği temposu içinde nasıl olduğunu tam kavrayamadan Kutaisi’nin kendine has mahallelerinin her öğesiyle tanışıp her köşesinde başka bir öykü dinlemeye başlıyoruz. İlk sahnesinden beri José Luis Guerín filmlerindeki estetiği anımsatan görsel tercihler bu noktadan sonra neredeyse peyzaj filmciliğin sularına giriyor gibi olsa da bir şekilde Lisa ve Giorgi’yi sürekli görüyoruz. Filmin içinde yer alan kahramanlardan daha çok konuşarak filmin tonunu belirleme görevini üstlenen anlatıcı üst ses bile yer yer bazısı bağlamından kopuk anekdotlara atlayarak seyirciye kendisini takip etmesine gerek olmadığı mesajını veriyor. Koberidze’nin normalde bir arada görmeye alışık olmadığımız bu tercihleri yalnızca seyirciye alan açmakla kalmıyor, hikâyesinin Leyla ile Mecnun’una bile zaman tanıyıp anlatının odağından uzaklaştırıyor. Finale doğru giden yolda temposunu hiç bozmadan yavaş yavaş toparladığı anlatısını neyin üzerine kurduğunu ve neye hizmet ettiğini açığa vuruyor.

Söz konusu anlatılan isterse en klişesinden bir ilk görüşte aşk romansı, isterse gerçeküstü öğelerle bezeli bir kasaba öyküsü olsun, Gökyüzüne Baktığımızda Ne Görüyoruz? neyi dinlemeyi tercih ettiğimizle, nasıl anlattığımızla ve nereye baktığımızla ilgilenen oyunbaz bir film. Robert Johnson mitini anımsatan dört yol ağzı karşılaşmalarından, yalnızca kamera lensinin ardında bozulan büyülere ve hatta fabl soslu cadı öykülerine dek bir çok şehir efsanesini anlatısının içine yedirmesinin sebebi de burada yatıyor. Daha önce benzerlerini Miguel Gomes ve Apichatpong Weerasethakul gibi günümüz sinemasının en formda yönetmenlerinin filmlerinde gördüğümüz motivasyonla kendine ait bir sinema dili yaratmayı başarıyor Alexandre Koberidze. Finalindeyse sanki alabileceğini tahmin ettiği eleştirilere o anda cevap verircesine anlatıcı üst sesine neyi anlatmayı tercih ettiğimizle ilgili bir nutuk çektirerek seyircisine içini döküyor. Gökyüzüne Baktığımızda Ne Görüyoruz?, detaylı bir matematikten uzak, sinemanın saf hâliyle yalnızca bir araya geldiğimizde kendiliğinden oluşan hikâyelere dair ağır ateşte pişen eğlenceli bir anlatan/dinleyen filmi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information