Sanıyorum her düzenli festival izleyicisinin festival zamanlarında bir güvenli seansı oluyordur. Bununla tam olarak neyi kastediyorum emin değilim ama genellikle her festivalde en az bir filmiyle karşılaşmış ve bereketli kariyerinin neredeyse yarısından fazlasını bu şekilde izlemiş sadık bir Hong Sang-soo seyircisi olarak bendeki tanımı biraz kendisine ait bu özel sinemaya bağlı. Tüm bu yoğun festival koşturmacalarının arasında Hong'un filmleri – o festivalde ne kadar iyi film görebildiğimden ya da ne kadar yorulduğumdan bağımsız – dinlenebildiğim, koltuğumda ısındığım ve huzur bulduğum seanslar olması sebebiyle benim güvenli alanım gibidir. Kuşkusuz ki bu durum ne sürekli tekrarlanan bir rastlantıdan, ne de benim sahip olduğum kişisel bir yumuşak karından kaynaklı... Bugün artık yirmi yılı aşkın kariyerine sıkıştırdığı neredeyse otuz adet filmle kendine has bir evren ve dil inşa eden Hong Sang-soo sineması bu güven veren tanıdıklık hissinin asıl sorumlusu. Bu kez Filmekimi'nde izlediğim son filmi Gözünün Önünde – Dangsin-eolgul-apeseo de yine benim için benzer bir his bırakan ve sineması için o tanıdık evrene yeni bir tuğla daha koyan mütevazı bir örnek. Bu yıl 74. Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapan film, yıllar önce ülkesindeki oyunculuk kariyerini sonlandırıp Amerika Birleşik Devletleri’ne taşınmış Sangok’un Seul’deki kız kardeşine ziyareti etrafında şekilleniyor. Hong’un önceki filmlerinden aşina olduğumuz sakin sekanslar ve uzun lakırdılarla bezeli Gözünün Önünde, neredeyse yönetmenin önceki işleri için bile hafif kaçabilecek gündelikte konular hakkında konuşturuyor karakterlerini. Bir noktada bunun filmin genel gayesine ve tasarımına nasıl uyduğunu fark edebilmemiz bir yana dursun neredeyse olması gerekenden daha eğlenceli bir kanala sapıyor. Normalde büyük konular hakkında büyük laflar etmekten kaçınmak üzerine kurduğu sinemasını düşününce Hong belki de ilk kez önümüzden geçip giden hayatın tam olarak neyle ilgili olduğuna dair düşüncelerini (yine de çekingen bir tavırla) perdeye yansıtıyor. Gözünün Önünde: Sağanak Altı Soju Masaları Filmin açılış sahnesinde bir kanepede uyuklarken gördüğümüz Sangok, kız kardeşinin başkentin merkezindeki yüksek binaların birinde bulunan dairesinde güne gözünü açıyor. Hong’un bir olay başlatmaktan ya da bir geçmiş hikâye vermekten olabildiğince imtina eden dilinin yine iş başında olduğu Gözünün Önünde devam ettikçe, bu bilgilerin dahi bazılarına beklenilenden çok daha geç ulaşabiliyoruz. Sonrasında şehrin farklı köşelerine taşacak alelade gündelik muhabbetleri takip ederken aralarda geçen çok ufak ifadelerle kimin nerede ne yaptığını ve kimin nesi olduğunu öğreniyoruz. Dolayısıyla seyircinin “acaba bu dinlediklerim hikâyenin omurgasından bir parçaya ait bilgiler mi?” sorusuyla takviye alan takip güdüsü, her ne kadar kafasına buyruk sularda gezinmeye kalkışsa da filmin bir an olsun düşmemesini sağlıyor. Bu süreç boyunca şahit olduğumuz muhabbetlerde dinlediğimiz konulardan, Amerika’da birikim ya da yatırım yapmaya müsait bir düzenin olmaması ya da Sangok’un daha önce hiç yüksek bir binada yaşamadığı gibi hayatın içinden ama kurguya katkısı sorgulanabilecek bilgilere vâkıf oluyoruz. Bu gündelik konuşmalar az önce bahsettiğim motivasyonun etkisiyle fark etmeden izleyeni daha çok kendine çekiyor ve onu daha yakından dinlemeye zorluyor. Sonrasında ise sürekli aynı filmi çekmekle itham edilmesiyle ünlü Hong Sang-soo’nun herhangi bir filmini izlemiş seyirciler için hiç de yabancı olmayan bir karakter sahneye dahil oluyor: orta yaşlı erkek bir film yönetmeni. Sangok’un 1990’lı yıllarda sürdürdüğü kariyeri vesilesiyle kendisine hayranlık besleyen yönetmen Jaewon mümkün olması hâlinde Seul’de geçirdiği süre içerisinde tecrübeli…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

Normalde büyük konular hakkında büyük laflar etmekten kaçınmak üzerine kurduğu sinemasını düşününce Hong belki de ilk kez önümüzden geçip giden hayatın tam olarak neyle ilgili olduğuna dair düşüncelerini (yine de çekingen bir tavırla) perdeye yansıtıyor Gözünün Önünde'de.

Kullanıcı Puanları: 3.55 ( 1 oy)
75


Sanıyorum her düzenli festival izleyicisinin festival zamanlarında bir güvenli seansı oluyordur. Bununla tam olarak neyi kastediyorum emin değilim ama genellikle her festivalde en az bir filmiyle karşılaşmış ve bereketli kariyerinin neredeyse yarısından fazlasını bu şekilde izlemiş sadık bir Hong Sang-soo seyircisi olarak bendeki tanımı biraz kendisine ait bu özel sinemaya bağlı. Tüm bu yoğun festival koşturmacalarının arasında Hong’un filmleri – o festivalde ne kadar iyi film görebildiğimden ya da ne kadar yorulduğumdan bağımsız – dinlenebildiğim, koltuğumda ısındığım ve huzur bulduğum seanslar olması sebebiyle benim güvenli alanım gibidir. Kuşkusuz ki bu durum ne sürekli tekrarlanan bir rastlantıdan, ne de benim sahip olduğum kişisel bir yumuşak karından kaynaklı… Bugün artık yirmi yılı aşkın kariyerine sıkıştırdığı neredeyse otuz adet filmle kendine has bir evren ve dil inşa eden Hong Sang-soo sineması bu güven veren tanıdıklık hissinin asıl sorumlusu.

Bu kez Filmekimi‘nde izlediğim son filmi Gözünün Önünde – Dangsin-eolgul-apeseo de yine benim için benzer bir his bırakan ve sineması için o tanıdık evrene yeni bir tuğla daha koyan mütevazı bir örnek. Bu yıl 74. Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapan film, yıllar önce ülkesindeki oyunculuk kariyerini sonlandırıp Amerika Birleşik Devletleri’ne taşınmış Sangok’un Seul’deki kız kardeşine ziyareti etrafında şekilleniyor. Hong’un önceki filmlerinden aşina olduğumuz sakin sekanslar ve uzun lakırdılarla bezeli Gözünün Önünde, neredeyse yönetmenin önceki işleri için bile hafif kaçabilecek gündelikte konular hakkında konuşturuyor karakterlerini. Bir noktada bunun filmin genel gayesine ve tasarımına nasıl uyduğunu fark edebilmemiz bir yana dursun neredeyse olması gerekenden daha eğlenceli bir kanala sapıyor. Normalde büyük konular hakkında büyük laflar etmekten kaçınmak üzerine kurduğu sinemasını düşününce Hong belki de ilk kez önümüzden geçip giden hayatın tam olarak neyle ilgili olduğuna dair düşüncelerini (yine de çekingen bir tavırla) perdeye yansıtıyor.

Gözünün Önünde: Sağanak Altı Soju Masaları

Filmin açılış sahnesinde bir kanepede uyuklarken gördüğümüz Sangok, kız kardeşinin başkentin merkezindeki yüksek binaların birinde bulunan dairesinde güne gözünü açıyor. Hong’un bir olay başlatmaktan ya da bir geçmiş hikâye vermekten olabildiğince imtina eden dilinin yine iş başında olduğu Gözünün Önünde devam ettikçe, bu bilgilerin dahi bazılarına beklenilenden çok daha geç ulaşabiliyoruz. Sonrasında şehrin farklı köşelerine taşacak alelade gündelik muhabbetleri takip ederken aralarda geçen çok ufak ifadelerle kimin nerede ne yaptığını ve kimin nesi olduğunu öğreniyoruz. Dolayısıyla seyircinin “acaba bu dinlediklerim hikâyenin omurgasından bir parçaya ait bilgiler mi?” sorusuyla takviye alan takip güdüsü, her ne kadar kafasına buyruk sularda gezinmeye kalkışsa da filmin bir an olsun düşmemesini sağlıyor. Bu süreç boyunca şahit olduğumuz muhabbetlerde dinlediğimiz konulardan, Amerika’da birikim ya da yatırım yapmaya müsait bir düzenin olmaması ya da Sangok’un daha önce hiç yüksek bir binada yaşamadığı gibi hayatın içinden ama kurguya katkısı sorgulanabilecek bilgilere vâkıf oluyoruz. Bu gündelik konuşmalar az önce bahsettiğim motivasyonun etkisiyle fark etmeden izleyeni daha çok kendine çekiyor ve onu daha yakından dinlemeye zorluyor.

Sonrasında ise sürekli aynı filmi çekmekle itham edilmesiyle ünlü Hong Sang-soo’nun herhangi bir filmini izlemiş seyirciler için hiç de yabancı olmayan bir karakter sahneye dahil oluyor: orta yaşlı erkek bir film yönetmeni. Sangok’un 1990’lı yıllarda sürdürdüğü kariyeri vesilesiyle kendisine hayranlık besleyen yönetmen Jaewon mümkün olması hâlinde Seul’de geçirdiği süre içerisinde tecrübeli oyuncuyla birlikte çalışmak istiyor. Yine sojunun su gibi aktığı bir Kore barı sofrasında gerçekleşen bu sohbet süresinde ise Sangok’un film boyunca kendisine sakladığını hissettiğimiz sırrına nail oluyoruz. Bu noktada söz konusu barın isminin, yönetmenin 2011 yapımı Onun Geldiği Gün – Book-chon-bang-hyang filminde kullanılan Soseol (roman) adlı barla aynı olması filmi Hong evrenine bağlayan ilgi çekici ve eğlenceli bir detay olduğunu söylemek gerekebilir. Bunun dışında yine unutulmaz bir soju sekansı ve çıkışındaki sağanak yağmur altında ıslanan sokaklar, bahsini geçirdiğim çözülmeyle birlikte Sengok karakterini son raddede daha iyi tanıdığımız anlara ev sahipliği yapıp yine tevazu sahibi bir üsluba sahip vurucu finaline götürüyor. Büyük bir farkındalıkla gözünün önündeki her şeyden zevk almayı bilen canlılıktaki kahramanın filmin başından beri tanıklık ettiğimiz lakırdılarının hepsi bir zemine oturuyor hikâyenin içine girdiğimiz aynı pencereden bizi dışarıya uğurluyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information