Haftanın Kısa Filmi köşemizde bu hafta, zayıflama kampındaki genç bir kadının kendi bedeniyle barışma sürecini başarıyla aktaran Bye Bye Body var.

Avusturyalı usta yönetmen Ulrich Seidl, Cennet – Paradies üçlemesinin son ayağı Umut – Hohnung’da, yaz tatilini bir zayıflama kampında geçiren Melanie’nin hikâyesini anlatıyordu. Yönetmenin yer yer alaycı yer yer de tedirgin edici üslubunu devam ettirdiği bu film, odaklandığı karakterin ve çevresinde olan bitenin sert gerçekliğinin etkisiyle rahatsız edici bir tona evriliyordu. Kaliforniyalı yönetmen Charlotte Benbeniste’nin imzasını taşıyan kısa film Bye Bye Body’nin odağında da bir zayıflama kampı ve bu kampa güzellik standartlarının dayatmalarına uyum sağlamaya çalışan genç bir kadın var. Fakat Benbeniste filmin çatısı daha kişisel bir yerden kuruyor ve ana karakterinin yaşadığı deneyimlerin etkisiyle özgürleşmesinin öyküsünü dingin ama etkileyici bir üslupla aktarıyor.

Bye Bye Body: Dayatmaların Ötesine İlk Adım

Charlotte Benbeniste’nin kendi deneyimlerinden hareketle çektiği Bye Bye Body, aslında bir büyüme hikâyesi olarak değerlendirilebilir. Filmin henüz başında akranlarının sosyalleştiği, bir şekilde kendilerini var edebildikleri kampta ana karakter Nina’yla çevresine yabancılaşmış, yalnız ve zayıflama hedefini tutturamaması sebebiyle ciddi bir baskı altındayken tanışıyoruz. Arkadaşları havuza girip iyi vakit geçirirken o bir köşede sessiz sessiz oturuyor, kilo verme hedefine ulaşabilmek için programın dışına çıkarak ekstra egzersizler yapıyor. Anlatıdaki kırılma ve Nina’nın kendiyle barışmasıyla sonuçlanacak süreç ise onun adetâ Faust gibi şeytanla anlaşma yapmasıyla gerçekleşiyor. İlk anda olumsuz bir sonuç doğuracak gibi görünen bir adım, Nina’nın bir nevi yeniden doğuşuna doğru bir kanal açıyor.

Yönetmenin daha canlı ve dokunulabilir bir hissiyat yaratmak amacıyla 35mm’ye çektiği Bye Bye Body, birçok noktada yaşadığı ortama uyum sağlamakta zorlanan gençlerin psikolojisine alan açan Amerikan bağımsızlarını hatırlatıyor. Nina’ya hayat veren Kat Christiansen oyunculuğu, Ben Mullen’ın görüntü yönetimi ve Adam Gunther imzalı müzikler de bu duyguya ciddi bir katkı yapıyor. Fakat film asıl zirvesini odaklandığı karakterin kendisine dayatılan tüm unsurlardan sıyrılışını müjdeleyen, şiirsel finali ile yapıyor. Kısa bir süre önce tanıştığımız Nina’nın bu sahneyle birlikte girdiği yol, tüm film boyunca hissedilen karamsarlığın bir anda dağılmasıyla seyircinin duygu durumunu da aydınlatıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information