Haftanın Kısa Filmi köşemizde bu hafta, ıslah evinde tanışan iki genç kız üzerinden Romeo & Juliet hikâyesine kuir bir yorum getiren Yulia & Juliet var.

Bugüne kadar gerek perdede gerek ekranda pek çok varyasyonunu izlediğimiz Romeo & Juliet hikâyesi, merkezine yerleştirdiği genç aşıkları türlü türlü zorluklarla sınar, sonunda da trajik bir sonda buluşturur. Romeo ve Juliet’in karşısına çıkan klan savaşlarının, kan davalarının bugün gerçek dünyada karşılıkları yok belki ama onların gerçek dünyadaki ikamesi olarak karşımıza çıkan toplumsal dayatmalar, dar kalıplar genç âşıkları yalnız bırakmış değil. Hollandalı yönetmen Zara Dwinger, 2018 tarihli kısası Yulia & Juliet’te bu eskimiş hikâyeye modern bir yorum getiriyor. Genç aşıkları bekleyen zorlukları günümüzdeki ikameleri ile değiştirirken, Romeo’nun yerine de Yulia’yı yerleştirerek Shakespeare’in eserine kuir bir bakış katıyor.

Yulia & Juliet: Sevginin Bağladıkları

Güçlü görsel dili ve başrol oyuncularının etkileyici performanslarıyla anlatısını kuvvetlendiren film, genç kızların kaldığı bir ıslah evinde açılıyor, fakat Yulia ve Juliet’in ilk anlardaki sevgi dolu bakışları arasında bunun bir ıslah evi olduğunu anlamamız zaman alıyor. Juliet’in serbest bırakılmasının iki genç üzerinde yarattığı etki de, tanışmalarına vesile olan bu ıslah evinin ikili için esaretten ziyade bir arada olmayla bağdaştırdıkları bir yere dönüştüğünü gösteriyor. Çünkü Juliet’in tahliyesi, çiftin ayrılması anlamına geliyor. İkisi bu ayrılıkla kendilerince başa çıkmaya çalışırken, esinlendiği Shakespeare klasiğinde olduğu gibi Yuliet & Juliet’in genç âşıklarının yeniden buluşması da trajediyle iç içe gerçekleşiyor.

2019 yılında Berlin Film Festivali’nin Generation 14Plus seçkisinde gösterilen, aynı yıl pek çok festivali ziyaret eden Yulia & Juliet, Zara Dwinger’ın kısa sürede kendine ait bir dil yaratmayı başaran yönetimi ve etkileyici sinematografisiyle izleyici üzerinde derin bir etki bırakıyor. Filmde tercih edilen 4:5 çerçeve oranı yakın çekimlerle birleşince ortaya çıkan klostrofobik kareler, hem karakterlerin birbirlerine duydukları yakınlığı, hem de içinde bulundukları dünyanın üzerlerinde kurduğu baskıyı ekrana yansıtıyor.

Zara Dwinger, o yaşlarda uçlarda hissedilen duyguları ve derinden hissedilen bir aşkın yıkıcılığını izleyiciye hissettirmeyi başarıyor. Yönetmen, her ne kadar çoğumuzun yaşamadığı ekstrem bir durumu ele alıyor olsa da filmin izleyiciye gençken yaşadıkları yoğun duyguları hatırlatmasını umduğunu söylüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information