İhanetin söz konusu olduğu neredeyse her anlatıya ilham vermiş Hamlet’in sahneye, perdeye ve televizyona kaç defa adapte edildiğini sayabilmek güç. Shakespeare’in metnine dokunmadan alıp uyarlayanlardan, bu müthiş trajediye yeni bir soluk kazandıranlara kadar liste öyle uzun ki… İşte Sivas ile hayatlarımıza girdiği günden bu yana, tek bir belgesel haricinde ortalıklarda görünmemiş Kaan Müjdeci‘nin, Gain için yaptığı 7 bölümlük mini dizi Hamlet de satır satır ezberlediğimiz eseri alıp bugünün Türkiyesi’ne taşıyor.

William Shakespeare’in zannediyorum ki Romeo ve Juliet ile birlikte en ünlü eseri, babası öldükten sonra annesiyle evlenip tahta geçen amcasına karşı intikam ateşiyle yanıp tutuşmaktaki bir prensin öyküsünü anlatır. Oğlunu uyarmak isteyen kral, hayalet olarak sarayda belirdikten sonra kendisini öldürenin kardeşi olduğunu ifşa edip Prens Hamlet’ten kanını yerde bırakmamasını ister. Müjdeci’nin Hamlet versiyonu da, Adalar’daki at ve fayton krizini Danimarka veliahtlarının saray koşturmacasının yerine koyup, ülkede “yeni” olarak addedilmiş her türlü yolsuzluğu mikro seviyede gözlemleyebildiğimiz bir manzara yaratma gayretine girişiyor.

Hamlet: Meselesiz Prens(es)

İlk ve tek uzun metrajlısı Sivas’ta da hayvan istismarının bir ucundan tutan Kaan Müjdeci, yine aynı alanda ama net bir mesajı da bulunmayan projesiyle, Adalar’daki mafyalaşan faytonculara çevirmiş bu sefer kamerasını. Tıpkı orijinal metinde olduğu gibi babasını şüpheli bir şekilde kaybetmesinin ardından bir türlü toparlayamayan ana karakterimiz, Müjdeci’nin dizisinin özelinde Elit İşçan‘ın canlandırdığı Hazar, uzaktan paranoyayı andıran bir ruh hâlinin içine düşüyor. Yapayalnız kalmış annesi, amcasıyla ilişki kurduktan sonra da hem en sevdiklerine, hem de kendine daha büyük acılar çektirmeye başlıyor. Kalanı ise esleri, uyarlandığı metnin dişe gelen satırlarını kullanma hevesi ve reji tercihleriyle bu coğrafyada alıştığımız dizi estetiğinden bir hayli uzak, yedi saatlik uzun bir macera. Yalnız bu sürede seyircisinin en ön sırada sabırla oturmasını sağlayacak miktarda cümle kurabildiğine dair derin kaygılarım mevcut.

Türkiye usulü Hamlet, kendine seçtiği oyun alanındaki sorunlarla ilgilenmeye ne kadar meraklı pek belli değil ne yazık ki. Bir başlangıç noktası olarak kullandığı krizi, ülkenin acıyı, travmayı ve ölümü romantize etmesi üzerinden Müge Anlı ile türevlerinin domine ettiği gündüz kuşağına taşıyarak, “yeni” addedilmiş “bugün”ün röntgenini çekmeye yöneliyor çok hızlı bir biçimde. Metin Erksan‘ın 1976 tarihli filmi İntikam Meleği/Kadın Hamlet haricinde bir örneğini görmediğimiz için kağıt üzerinde bu toprakları mesken etmiş bir Shakespeare uyarlaması ilgi çekici dursa da sonuç olarak eril dilin hâkimiyetinde, bağımsız sinemamızın da çoğu zaman içine düştüğü çukurdan tanıdık öğeler barındıran bir kargaşa var karşımızda bana kalırsa. Tempo problemleri, öykünün mevcut süreyi doldurmakta güçlük çekmesi ve kör kör parmağım gözüne medya eleştirisi haricinde de bu konsepti iyi geliştirememiş olmakla alakalı asla hedeflediği noktaya ulaşamayan, lafı sürekli ağzında dolandıran bir rotasızlık hâkim. Aslında rotasız demek de yanlış belki de. Hamlet başından sonuna kurgulanıp, daha sıkı bir vaziyette anlatılmak, yönetmenin kendine özgürlük alanı bulmuşken istediğini yapmaya yeltendiği bir eskiz olmaktan öteye gitme ihtiyacı duyuyor.

Oyunculuk performansları namına da, baktığım yerden, bu projeyle ilişkilendiremediğim tercihlere rastladığımı, fakat bunu kasta değil de çalışmak mecburiyetinde kullandıkları diyaloglara bağladığımı da eklemeliyim. Sorunum, Shakespeare’in dilimize çevirilmiş satırlarıyla değil, gerçeklik hissi katılmaya çalışılırken kullanılan sokak ağzının suniliğinde. Karanlıklar içerisinde tanıttığı bütün karakterler ancak şehre gittiklerinde, kanlı canlı Müge Anlı olarak arz-ı endam eden Şebnem Bozoklu‘nun stüdyosunda spotların altına girince habis bir aydınlıkla buluşuyor. Ancak burada da ışıklar hiç kimseye iyi gelmiyor, çünkü herkesin “oynadığı” iyice ayyuka çıkıyor. Finalini de aynı çevrede, hem de fazlasıyla tahmin edilebilir bir yerde yapmayı tercih eden Müjdeci’nin bütün problemi nokta koyamamak iken kapanışa doğru depara kalkışması da Hamlet’teki aksamaların bir başka sebebi.

Mutaassıp afiş tercihiyle sosyal medyada tartışmaların merkezine oturan yapımın dijitaldeki izle unut yerli dizi seçeneklerinden bir adım öne çıktığına şüphe yok. Ancak bu konuma yalnızca fikriyle ulaşabildiği ve uygulamada üzerine çok da düşünülmemiş hikâye tasarımlarıyla meselesiz kaldığını not düşmek gerek. Öyle ki faytonculara ve hayvan istismarının türevlerine karşı net bir tavır almak yerine hepimiz berbat insanlarız diyerek geçiştirmekle yetinişinde bile ihmalkârlığın kokusu var.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information